İçeriğe geç

ALAZ

Bölüm 1 · 13 dk okuma

ALAZ

Bölüm 1

ALAZ

Görev brifingi odasının boğucu sessizliği, sadece klimanın homurtusuyla bozuluyordu. Yüzbaşı Can Ateş, masanın üzerindeki hologram haritaya gözleri takılı bir halde bekliyordu. Görüntüler, birbiri ardına geliyordu: Afganistan'ın engebeli dağları, Pakistan sınırındaki kaçak yollar ve son olarak da Kabil'in kalabalık pazaryeri. "Bu bir operasyon değil, bir hayalet avı," diye fısıldadı Can. Yanında oturan ve aynı zamanda en yakın arkadaşı olan Kıdemli Üsteğmen Demir, omuz silkti. "Hayaletler de vurulabilir, unutma. Özellikle de peşlerinde Can Ateş gibi biri varsa." Can gülümsedi. Bu görev, kariyerinin dönüm noktası olabilirdi. "Proje: Alaz" adı verilen bu operasyon, terör örgütü lideri Şehrazad'ın elindeki nükleer bombayı bulmayı ve etkisiz hale getirmeyi amaçlıyordu. Ancak, Şehrazad bir efsaneydi. Ne yüzü ne de gerçek kimliği biliniyordu. Sadece adı, korku ve yıkım anlamına geliyordu. Kapı aniden açıldı ve içeriye MİT'in operasyon şefi Albay Yılmaz girdi. Yüzündeki gergin ifade, durumun ne kadar kritik olduğunu gösteriyordu. "Beyler, elimizdeki tek bilgi şu: Bomba aktif hale getirildi. Geri sayım başladı ve 48 saatimiz var." Odadaki herkesin nefesi kesildi. 48 saat… Bu, zamanın kuma dönüşüp avuçlarının arasından akıp gitmesi demekti. "Şehrazad'ın izi, Kabil'deki eski bir Rus istihbarat binasına kadar sürüldü," diye devam etti Albay Yılmaz. "Ancak, içerisi bir labirent ve tuzaklarla dolu. Ekibiniz oraya sızacak, bombayı bulacak ve imha edecek. Görevde tek bir hedef var: Bomba." Albay Yılmaz, Can'a baktı. "Yüzbaşı, bu görevde hata lüksümüz yok. En ufak bir yanlış, milyonlarca insanın hayatına mal olabilir." Can başını salladı. "Anlaşıldı komutanım. Ekibim hazır." Ekip, yedi kişiden oluşuyordu: Can (lider), Demir (keskin nişancı), Arda (elektronik savaş uzmanı), Zeynep (istihbarat analisti), Bora (yakın dövüş uzmanı), Koray (sıhhiye) ve son olarak da gizemli bir geçmişe sahip olan, sessiz ve tehlikeli bir kadın olan Leyla. Leyla, CIA'den transfer edilmişti ve Şehrazad'ın hareketlerini en iyi o takip ediyordu. Ancak, Leyla'nın yüzünde sürekli bir sır perdesi vardı. Ne görevden ne de diğerlerinden bahsediyordu. Sanki sadece bombayı bulmak için oradaydı. Gece, Kabil'e doğru yola çıktılar. Uçağın titrek ışıkları altında Can, görevin tüm detaylarını bir kez daha gözden geçirdi. Zihninde, Şehrazad'ın hayali yüzü canlanıyordu. Kimdi bu adam veya kadın? Neden tüm dünyayı tehdit eden bir bomba yapmak için bu kadar uğraşıyordu? Yanındaki koltukta oturan Leyla, sessizliğini bozdu. "Şehrazad, bir teröristten çok daha fazlası. O, bir idealist. Ona göre, dünya yozlaştı ve yeniden kurulmalı. Ve bu yeniden yapılanma, bir nükleer ateşle başlayacak." Can, şaşkınlıkla Leyla'ya baktı. "Nereden biliyorsun?" Leyla'nın gözleri, karanlıkta parlayan iki yıldız gibiydi. "Bazı şeyler, sadece hissedilir. Ve ben, onunla aynı havayı soludum." Bu cümle, Can'ın içinde bir şüphe tohumu ekti. Leyla, Şehrazad'la nasıl aynı havayı solumuştu? Kimdi bu kadın? Uçak, Kabil'e inmek için alçalırken, Can bu soruları bir kenara bıraktı. Artık düşünme zamanı bitmiş, harekete geçme zamanı gelmişti. Kapılar açıldığında, soğuk ve kirli hava yüzlerine vurdu. Görev başlıyordu. . Bölüm 2: Labirentin Kapıları Kabil'in tozlu sokakları, gecenin örtüsü altında sessizliğe bürünmüştü. Ekip, eski Rus istihbarat binasına doğru ilerlerken, her adımda diken üstündeydi. Binanın etrafı, yıkık dökük duvarlar ve dikenli tellerle çevriliydi. Sanki unutulmuş bir hayalet gibi, şehrin merkezinde dimdik duruyordu. "Giriş, güney cephesindeki havalandırma tünelinden olacak," diye fısıldadı Can telsizden. "Arda, termal tarama yap." Arda, elindeki cihazla binayı tararken, ekrandaki görüntüler binanın içindeki hareketliliği gözler önüne serdi. "İçerisi dolu, Yüzbaşım. En az on beş adam var. Ve... bir de mekanik sensörler görüyorum. Her köşe başında tuzaklar olabilir." Leyla, sessizliğini bozarak, "Şehrazad, misafir sevmez," dedi. "Buraya sadece en güvendiği adamlarını koyar. Burası, onun kalesi." Can, Leyla'nın bu bilgiyi nereden bildiğini bir kez daha sorguladı ama zamanı yoktu. "Demir, sen çatıda yerini al. Bize giriş anında koruma ateşi sağlaman gerekebilir. Zeynep, sen de bu bölgenin elektrik şebekesini çökert. Işıklar, dikkatlerini dağıtmak için birebir." Ekip, görevine başladı. Demir, bir kedi çevikliğiyle çatıda pozisyon alırken, Zeynep'in komutuyla Kabil'in o bölümü aniden karanlığa gömüldü. Şehrazad'ın adamları, neye uğradıklarını şaşırdılar. Bu karmaşadan yararlanan Can, Bora ve Koray, havalandırma tüneline doğru ilerlediler. Leyla ise onlardan bağımsız, kendine özgü bir yol izliyordu. "Leyla, nereye gidiyorsun?" diye sordu Can. "Plan bu değildi." "Şehrazad'ın güvenlik sistemi, tahmin ettiğinizden daha karmaşık," diye cevapladı Leyla. "Ana server'ı devre dışı bırakmamız gerekiyor. O, birinci katta." Leyla'nın gözü kara adımları, Can'ın içinde bir endişe dalgası yarattı. Bu kadın, sanki binayı avucunun içi gibi biliyordu. Can, telsizden Arda'ya seslendi. "Leyla'nın konumunu takip et. Herhangi bir tehlike anında uyar." Havalandırma tünelinden binaya sızdılar. İçerisi, küf kokan ve karanlık bir labirentti. Her adımda, bir sonraki köşede neyin beklediğini bilmeden ilerliyorlardı. Bora'nın bir anda durmasıyla ekip de durdu. "Bir tuzak," diye fısıldadı Bora. "Lazer sensörler var." Can, duruma baktı. Sensörler, yerden bir buçuk metre yükseklikteydi. Bu, normal bir insanın üzerinden atlayamayacağı bir seviyeydi. O sırada Leyla'nın sesi duyuldu. "O tuzakları atlatmak için sensörlerin altına girmeniz gerek. Oraya Şehrazad, sadece kendi adamlarının geçebileceğini düşünerek yerleştirdi." Can'ın yüzünde bir şüphe belirdi. "Nereden biliyorsun?" "Benimle tartışma, Yüzbaşı," diye yanıtladı Leyla. "Zamanımız kısıtlı." Ekip, Leyla'nın talimatlarına uyarak sensörlerin altından geçmeye başladı. Onlar ilerledikçe, her katta yeni bir tuzak, yeni bir engel onları bekliyordu. Ancak Leyla, hepsini önceden biliyor gibiydi. Sanki Şehrazad'ın zihnine erişebiliyordu. Bu durum, Can'ın kafasındaki şüpheleri daha da artırdı. Sonunda, ana koridora çıktılar. Burası, eski bir komuta merkezine benziyordu. Bilgisayar ekranları, haritalar ve dosyalarla doluydu. Leyla, doğruca bir masaya yöneldi ve bir dosya dolabını açtı. İçinde, Şehrazad'ın planlarının detaylı bir listesi vardı. Can, şaşkınlıkla Leyla'ya baktı. "Neyin peşindesin sen?" Leyla, elindeki dosyayı Can'a uzattı. "Şehrazad'ın amacı sadece bombayı patlatmak değil. O, asıl hedefi gizlemek için bu bombayı bir yem olarak kullanıyor." Can dosyaya göz gezdirdiğinde, elindeki kağıtlarda yazanlar kanını dondurdu. Bomba sadece bir oyalama, asıl tehdit çok daha korkunçtu. Bölüm 3: Yem ve Asıl Hedef Can, elindeki kağıtlara dehşet içinde bakıyordu. Haritalar, biyolojik silahın formülleri, dağıtım ağları... Bu, basit bir terör eylemi değildi. Bu, küresel bir felaketti. Şehrazad, nükleer bombayı, tüm dünyanın dikkatini Kabil'e çekmek için kullanıyordu. O sırada asıl hedefi, Avrupa'nın büyük şehirlerine biyolojik silah yüklü insansız hava araçları göndermekti. "İmkansız," diye mırıldandı Can. "Bunları tek başına yapması mümkün değil." "Yanlış," dedi Leyla, sesi buz gibiydi. "Şehrazad, uluslararası bir suç örgütünün lideri. Arka planında, sadece teröristler değil, aynı zamanda eski istihbarat ajanları, bilim insanları ve hatta bazı politikacılar var." Can, Leyla'ya döndü. "Sen... sen bunların hepsini biliyor muydun?" Leyla'nın gözlerinde, uzun zamandır sakladığı bir acının izleri vardı. "Evet, biliyordum. Ve bu yüzden buradayım. Şehrazad, yıllar önce benim ailemi de kullandı. Onları, bu projede çalışmaya zorladı. Biyolojik silahın temel formülünü, babam geliştirdi." Bu itiraf, odaya bomba gibi düşmüştü. Can, Leyla'ya güvenip güvenemeyeceğini bilemiyordu. Bir yandan, anlattıkları akla yatkındı. Diğer yandan, neden bu kadar geç söylemişti? "Leyla, neden bize daha önce söylemedin?" diye sordu Can, sesi titriyordu. "Çünkü güvenemezdim," diye yanıtladı Leyla. "Bu örgüt, her yere sızdı. İçinizde bile bir köstebek olabilir. Eğer planı ortaya çıkarırsam, hem benim hem de sizin hayatlarınız tehlikeye girerdi." O sırada, telsizden Demir'in sesi duyuldu. "Yüzbaşım, yaklaşıyorlar! En az yirmi kişi. Kapılar kapanıyor, çıkışınız yok." Can, Leyla'nın yüzüne baktı. Gözlerinde, yalan söylemediğine dair bir ifade vardı. Belki de bu, bir güven testinden fazlasıydı. Belki de Leyla'nın tüm bu sırları, onları korumak içindi. "Leyla, bize güvenmek zorundasın," dedi Can. "Şimdi, bize Şehrazad'ın asıl planını anlat. Bombaların nerede olduğunu biliyor musun?" Leyla başını salladı. "İki bomba var. Biri burada, diğeri ise İstanbul'a giden bir kargo uçağında." Can'ın kanı dondu. İstanbul... Kendi şehri... "Ekibe haber verin," diye emretti Can. "Şehrazad'ın asıl hedefi İstanbul. Uçağı durdurmamız gerek. Zeynep, kargo uçağının konumunu ve uçuş numarasını bul. Arda, İstanbul'daki ekiplere acil yardım çağrısı yap." Tam o sırada, odanın kapısı şiddetli bir darbeyle açıldı ve Şehrazad'ın adamları içeri daldı. Mermiler havada uçuşmaya başladı. Can, Leyla'yı korumak için önüne atıldı. "Demir, koruma ateşi aç!" diye bağırdı Can. "Koray, Bora, hazır olun!" Çatışma başlamıştı. Her köşe başında bir düşman, her adımda bir tehlike vardı. Can, Leyla'yla birlikte bir masanın arkasına saklanırken, aklı sadece tek bir yerdeydi: İstanbul'a giden kargo uçağında. Zaman daralıyordu ve bu çatışmadan sağ çıkıp çıkamayacakları belirsizdi. Ama bir şey kesindi: Şehrazad'ın planını durdurmak için her şeyi yapacaklardı. Bölüm 4: Kaçış ve Yeni Bir Görev Mermiler vızıldıyor, patlamaların gürültüsü eski binanın duvarlarını titretirken, Can ve Leyla kendilerini masanın arkasına siper etmişlerdi. Can'ın aklı, Leyla'nın sözleriyle doluydu: "Şehrazad'ın asıl hedefi İstanbul." Bu düşünce, onu sadece hayatta kalmaya değil, bu durumdan bir an önce kurtulmaya ve uçağı durdurmaya itiyordu. "Demir, durum ne?" diye bağırdı Can. "Çok fazlalar Yüzbaşım! Cephanemiz azalıyor!" Demir, çatıdan hassas atışlarla düşmanları indirmeye çalışıyordu. Koray ve Bora, koridorda düşmanla burun buruna gelmiş, canla başla savaşıyorlardı. Can, Leyla'ya döndü. "Buradan çıkmamız gerek. Başka bir çıkış var mı?" Leyla, gözü kapalı bir şekilde haritayı zihninde canlandırdı. "Evet, mutfak bölümünde bir acil servis tüneli var. Direkt kanalizasyona çıkıyor." Can, telsizden ekibine emri verdi. "Herkes mutfak bölümüne çekilsin! Acil çıkışa doğru ilerliyoruz!" Bora, son mermisini sıkıp bir bombayı düşmanların arasına attı. Patlamanın yarattığı kargaşadan faydalanarak mutfak bölümüne doğru koşmaya başladılar. Koray, yaralı bir şekilde sürünerek Can'ın yanına geldi. Bacağından vurulmuştu ama yüzünde hala bir kararlılık ifadesi vardı. "İyiyim Yüzbaşım, devam edebilirim." Mutfak bölümü, paslı borular ve kirli fayanslarla kaplıydı. Leyla, paslı bir kapıyı gösterdi. "İşte burası." Kapıyı açtıklarında, içeriye pis bir koku yayıldı. Aşağı doğru inen dar bir merdiven, kanalizasyon tüneline çıkıyordu. Demir, çatıdan son bir destek atışı yapıp ekibinin yanına indi. Zeynep, dışarıdan onlara son bir kez bilgi verdi. "Uçak kalkışa geçti! 30 dakika içinde İstanbul hava sahasında olacak!" "Tamamdır Zeynep, biz de peşindeyiz!" diye bağırdı Can. Kanalizasyon tünelinde ilerlerken, Can, Leyla'ya baktı. "Şimdi bize her şeyi anlatacaksın. O uçağın kargo bölümünde ne var ve onu nasıl durduracağız?" Leyla, yürürken anlatmaya başladı. "Bomba, basit bir biyolojik silah değil. Bir virüs. Ve bu virüs, sadece belirli bir genetik kodla aktif hale geliyor. Babam, bu virüsü tasarlarken bir 'panzehir' de geliştirdi. Ancak, panzehirin formülü, Şehrazad'ın elinde." "Peki sen nereden biliyorsun bunları?" diye sordu Can, şüpheyle. Leyla durdu ve duvardaki bir boşluğa baktı. "Ben... bir zamanlar Şehrazad'ın en güvendiği adamıydım. Onun sağ koluydum. Ama ailemi bu işe zorladığını öğrendiğimde, ondan kaçtım ve her şeyi ifşa etmek için MİT'e sığındım. O panzehirin formülünün bir kısmı bende." Bu itiraf, Can'ın tüm şüphelerini bir kenara bırakmasını sağladı. Leyla, bir kahraman olmasa da, bir kurbandı. Ve şimdi, ailesinin adını temize çıkarmak için savaşıyordu. Can, "Demek uçağı durdurmak ve bombayı etkisiz hale getirmek için panzehire ihtiyacımız var," dedi. "Peki elindeki formülün bir kısmı ne işe yarar?" "Tek başına hiçbir işe yaramaz. Şehrazad'ın elindeki diğer parçayı da bulmamız gerekiyor." Kanalizasyon tünelinden çıktıklarında, havaalanına doğru ilerleyen bir cipe bindiler. Zaman daralıyordu ve önlerinde sadece tek bir hedef vardı: İstanbul'u kurtarmak. Bölüm 5: İstanbul'a Karşı Yarış Kanalizasyondan çıkıp bir ara sokakta buldukları eski bir pikapı çalıştırdılar. Sürücü koltuğunda Bora, arkada ise Can, Leyla ve Koray oturuyordu. Demir, pikabın arkasında silahını hazır tutuyordu. Hedef: Kabil Havalimanı. "Zeynep, uçağın durumu ne?" diye bağırdı Can. "Uçak havalandı, Yüzbaşım. Kargo uçağıyla irtibat kurmaya çalıştım ama başarılı olamadım. Sanki hayalet gibi," diye yanıtladı Zeynep, sesi endişeliydi. Leyla araya girdi. "Kargo uçağı, Şehrazad'ın adamları tarafından kontrol ediliyor. Uçuş rotası normal gözükse de, içerideki sistemler manipüle edilmiştir. Muhtemelen rotası, Türkiye hava sahasına girdikten sonra değişecek." Can, Leyla'ya döndü. "Peki İstanbul'daki bombaya ne olacak? Onu nasıl durduracağız?" "Bombayı etkisiz hale getirmek için panzehire ihtiyacımız var, ama panzehirin formülü Şehrazad'ın elinde. Ancak... bir de 'anahtar' var," diye fısıldadı Leyla. "Panzehirin çalışması için gerekli olan bir DNA dizilimi. Bu anahtar, Şehrazad'ın oğlunda saklı." Can'ın kaşları çatıldı. "Oğlu mu? Kim bu?" Leyla'nın yüzü gölgelenmişti. "Şehrazad'ın oğlu... yani benim kardeşim." Bu sözler, Can'ın tüm dünyasını başına yıkmıştı. Leyla, sadece bir kurban değil, aynı zamanda Şehrazad'ın ailesinin bir parçasıydı. Peki, onlara ihanet etmeyeceğine nasıl güvenebilirdi? "Neden şimdi söylüyorsun bunları?" diye sordu Can, sesi soğuktu. "Çünkü gerçeği bilmeniz gerekiyordu," diye cevapladı Leyla. "Kardeşim, bu projede kullanılmak için özel olarak eğitildi. O, biyolojik silahın panzehirini taşıyan tek kişi. Ama aynı zamanda Şehrazad'ın en büyük zaafı. Eğer onu bulursak, Şehrazad'ı hem durdurabilir hem de panzehiri elde edebiliriz." O sırada Bora, pikabı ani bir frenle durdurdu. Önlerinde, Kabil'in dar bir sokağında, Şehrazad'ın adamları bir barikat kurmuştu. "Barikat var! Çok fazla adam!" diye bağırdı Bora. Demir, pikabın arkasından nişan alırken, Can telsizden Arda'ya seslendi. "Arda, bize bir çıkış yolu bul! Konumumuz..." Sözünü tamamlayamadan, pikapın lastiklerine ateş açıldı. Pikap yoldan çıktı ve bir duvarın kenarına çarptı. Ekip, sarsıntıyla kendilerini dışarı attılar. Çatışma yeniden başlamıştı. Koray, yaralı bacağına rağmen siper alarak ateş etmeye başladı. Can ve Demir, ön cephede düşmanla savaşırken, Leyla, bu kez saklanmıyordu. Elindeki silahla, düşmanlara karşı ateş ediyordu. Gözlerindeki soğuk ifade, bir savaşçıya aitti. Ancak düşmanlar çok fazlaydı ve mermileri azalmaya başlamıştı. Tam o sırada, bir patlama sesi duyuldu. Arda, uzaktan kumandalı bir dronu patlatarak, düşmanların dikkatini dağıtmıştı. "Yüzbaşım, havalimanına giden bir kestirme yol buldum! Ama çok riskli!" diye bağırdı Arda. Can, "Risk, bizim ikinci adımızdır!" diye yanıtladı. Ekip, yaralı Koray'ı da yanlarına alarak, Arda'nın gösterdiği yola doğru koşmaya başladı. Ancak arkalarından, onları takip eden bir karartı vardı: Şehrazad'ın kendisi. Bölüm 6: Pistte Ölümcül Dans Ekip, havalimanının etrafındaki patikaları kullanarak, büyük bir deponun arkasından piste sızmayı başardı. Ufukta, kargo uçağı, kalkış için son hazırlıklarını yapıyordu. Dakikalar, hatta saniyeler bile çok kıymetliydi. "Arda, uçağın kalkışını geciktirebilir misin?" diye sordu Can. "Uçağın sistemlerine sızmaya çalışıyorum, Yüzbaşım. Ama güvenlik protokolleri çok güçlü. En fazla beş dakika kazanabilirim," diye yanıtladı Arda, ter içinde. Beş dakika... Bu, ya her şeyin sonu ya da yeni bir başlangıcı olabilirdi. Can, Leyla'ya döndü. "Plan ne? Uçağa nasıl sızacağız?" Leyla, gözleriyle pisti taradı. "Uçak, son kontrollerden geçmek için duracak. O sırada, arka kargo kapısından içeri girmeliyiz. Kapıyı açmak için uzaktan bir sinyal göndermem gerek. Ama bu sinyalin menzili çok kısa." "Ben hallederim," dedi Demir. "Benim keskin nişancı tüfeğim, sinyali güçlendirmek için bir anten görevi görebilir." Can, bu planın ne kadar riskli olduğunu biliyordu. "Demir, bu çok tehlikeli." "Yüzbaşım, bu görevden sağ çıkmak için geldik. Ama bu şehrin kaderi, bir merminin ucunda." Demir, bir kamyonetin arkasına gizlenerek pozisyon aldı. Leyla, elindeki küçük cihazı Demir'e verdi. "Sadece bir şansımız var. Sinyali verdiğim an, tüfeğini doğru açıyla tutman gerek." Uçak durdu. Demir, nefesini tuttu ve Leyla'nın komutunu bekledi. "Şimdi!" Sinyal gönderildi. Tüfek, bir anten gibi sinyali güçlendirdi ve uçağın kargo kapısı yavaşça açılmaya başladı. Can, Koray ve Bora, hemen harekete geçtiler. Koşarak uçağa doğru ilerlerken, Şehrazad'ın adamları da onları fark etmişti. Mermiler, yine vızıldamaya başladı. "Kapa kapıyı!" diye bağırdı içeriden bir ses. Can ve ekibi, kapının tamamen kapanmasına saniyeler kala kendilerini içeri attılar. Kargo bölümü, kasalarla doluydu. Can, Leyla'nın uçağın konumunu gösteren haritasına göz attı. Bombanın olduğu sandık, en arkadaydı. "Bora, ön tarafı temizle! Koray, Leyla'yla birlikte bombaya doğru ilerleyin! Ben de arkanızı kollayacağım!" diye emretti Can. Ekip, ayrı ayrı hedeflere doğru ilerlerken, uçağın pilotu telsizden konuştu. "Kargo bölümünde bir sorun var. Kalkışa geçmek zorundayız!" Uçağın motorları gürlemeye başladı. Uçak, hızla piste doğru ilerlerken, içerideki çatışma da kızışıyordu. Can, bir düşmanla burun buruna geldi. Yakın dövüş uzmanlığıyla, düşmanı hızla etkisiz hale getirdi. Ancak önlerinde daha fazla düşman vardı. O sırada Koray, bombanın olduğu sandığa ulaşmıştı. "Yüzbaşım, bomba burada! Ama bir şifreyle kilitli!" diye bağırdı. Leyla, hemen Koray'ın yanına gitti. "Formülün ikinci kısmı, Şehrazad'ın beyninde. Ama bir de yedek anahtar var. Sadece kardeşim onu biliyor." Tam o sırada, bir patlama sesi duyuldu. Uçağın kapısı açılmış ve içeriye maskeli bir figür girmişti. Figür, elinde bir silahla Leyla'ya doğru ilerliyordu. "Leyla, benim," diye fısıldadı maskeli figür. "Şehrazad..." Maskeyi çıkardığında, karşısında duran kişinin Leyla'nın abisi olduğunu gören Can, şaşkınlıkla donup kaldı. Leyla'nın abisi, aynı zamanda Şehrazad'dı. Bölüm 7: Yüzleşme ve Son Darbe Uçağın titrek ışıkları altında, Can'ın tüm dünyası altüst olmuştu. Karşısında duran, maskesini indirmiş olan adam, Leyla'nın kardeşiydi. Ama o, sadece bir abi değil, tüm dünyayı tehdit eden Şehrazad'dı. "Kardeşim..." diye fısıldadı Leyla, sesi titriyordu. "Neden?" Şehrazad, Leyla'ya baktı. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir nefret vardı; sadece soğuk bir kararlılık vardı. "Benim adımı, ailemizin onurunu korumak için aldım. Babamızın formülünü, yozlaşmış dünyanın elinden kurtarmak için. Bu sistem, onu kullandı ve sonra da bir kenara attı. Şimdi ise benim elimde. Ve ben, bu sistemi yeniden kuracağım." Can, bu soğuk, hesapçı ifadenin ardında yatan tehlikeyi hissedebiliyordu. Bu adam, sadece bir terörist değil, aynı zamanda idealleri için her şeyi feda etmeye hazır bir fanatikti. "Yaptıkların, sadece yıkıma yol açacak," dedi Can, silahını Şehrazad'a doğrultarak. "Milyonlarca insanın hayatını tehlikeye atıyorsun." "Öyle mi?" diye alaycı bir şekilde güldü Şehrazad. "Peki sizin yaptığınız ne? Başkalarının hayatları pahasına kendi çıkarlarınızı korumak. Bu bomba, sadece bir sembol. Asıl virüs, yozlaşmış sistemin kendisi." O sırada, uçağın kontrol kabininden bir ses duyuldu: "İstanbul'a 10 dakika kaldı!" Zaman daralıyordu. Can, Şehrazad'la aralarındaki ideolojik çatışmaya devam edemezdi. Şimdi, harekete geçme zamanıydı. "Koray, bombanın olduğu sandığı açmaya çalış! Şifre ne olursa olsun, bir yolu olmalı!" diye bağırdı Can. "Leyla, sen de kardeşinle ilgilen!" Şehrazad, gözlerini Leyla'ya çevirdi. "Gel beniml

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.