İçeriğe geç

Alatay mı Akatay mı?

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Alatay mı Akatay mı?

Bölüm 1

Alatay mı Akatay mı?

​Günlerden Cumartesi günü öğle akşam yemeğimizi yedik çayımızı demledik ve ailecek bahçemize sandalyeler koyduk. Fazla büyük olmayan bir kamp ateşi yaktık ve sohbet etmeye başladık. Sonra küçük kuzenim "Anneanne bize masal anlatsana!" dedi. Hevesli bir şekilde anneannem ise gülümsedi ardından kuzenimin başını okşayarak: "Size şimdi anlatacağım şey bir masal değil ama destan. Küçüklüğümden hep ninelerimiz bize anlatırdı o kadar eski ve değerli! Torunum hiç Alatay ve Akatay destanını duydunuz mu?"

​dedi ve anlatmaya başladı: "Yıllar önce Türk boylarının çok değer verdikleri bir atları varmış. Bu atın ismi Gökçe'imiş. Türkler bu ata hep diğerlerinden fazla yem ve su verirler, sadece bununla kalmaz, işi en az yapan o olurmuş. Türkler temiz olsa bile her gün tırnaklarının altındaki nalları değiştirirlermiş, tüylerini her 2 saat başı tararlarmış ve daha fazlası hatta bazı günler onunla ilgilenmekten diğer atlara baklamazlarmış bile. Sebebi ise çok güzel olmasıymış, evet yanlış duymadınız. Sadece güzel olduğu için bu kadar ilgi görüyormuş

​ İnsanlar Gökçe'ye ve baktıklarında kömür gibi gözlerinden,sapsarı saçlarından pırıl pırıl duruşundan etkilenirlermiş. Bu yüzden en sevilen at oymuş ama bu durum Gökçe'yi pek kibirlendirmiş. Kendini hep diğer atlardan daha üstün görürmüş hatta bazen işin dozunu fazla kaçırıp kendini insanlardan bile üstün görüp kibirlendiği zamanlar olmuş. Hep 'Ne yaparsam yapayım, bensiz bir şey yapamazlar' kafasındaymış." Anneannem konuşmaya devam ederken bir anda kardeşim lafını böldü: "Kibir ne demek ki?" Anneannem yeniden gülümsedi.

​"Kibir kendini hep diğer canlılardan üstün görmek demektir. Benim güzel kızım kibirli bu davranışları sergileyenlere denir. Babam, anneannemin sözünü bitirince kahverengi gözlerini etrafta gezdirerek: "Yeni nesil ne diyordu ona? Ego mu ne? İşte anla aynı anlamda sanırım." dedi ve anneannem anlatmaya devam etti: "Bir de bu Türk boylarının hiç sevmedikleri, her zaman dışladıkları bir atları varmış. Hep diğer atlardan daha az yemek ve su alırmış, tüyleri 2 ayda bir taranırmış, nalları uzun süre değiştirilmezmiş ve dahası bunun sebebi ise çirkin olmasıymış

Evet yanlış duymadınız, sadece çirkin diye yapılırmış tüm bunlar o zavallı hayvana." "Anneannem bunları anlatırken bu hayvanın ismi yoksa çirkin diye ismini mi koymamışlar?" diye düşündüm ve anneannemin sözünü kesmek zorunda kaldım. "Anneanne bu hayvanın ismi ne yoksa çirkin diye ismini mi koymamışlar?" dedim. Anneannem ise gözlüğünü çıkardı ve gözlüğünün camını eteği ile silerek: "Hay aklınla bin yaşa! Lazım az kalsın unutuyordum, bu hayvanın ismi Yadigar'dı" dedi. Sessizce kendi kendime tekrar ettim adını: "Yadigar" diye.

Bölüm sonu

3 yorum