Yeni bölüm sizlerle....
Keyifli okumalar 🤗
Hastaneden çıkmış, arkadaşını bile yanında istememişti. Yalnız kalmak istiyordu her zaman olduğu gibi.
Aras, dünyanın iğrenç sokaklarında yürüyordu. Etrafında ki insanların yüzüne bakınca gördüğü tek şey iğrençlikti.
Yürümeye devam ediyor, hem de kafasında dönüp duran şeyleri düşünüyordu.
Ne yapacaktı Aras. Nereye gidecekti. Nasıl toparlayacaktı?
Yürüdüğü sokaklardan önüne gelen iki sokaktan birini seçip oraya girdi.
Hayatta öyle değil miydi? Sana iki seçenek sunardı. Bu sunduğu yolun hangisini seçersen seç, dikenli bir yol olduğunu unutmamalıyız.
Aras seçtiği yolda yavaş yavaş yürüyordu.
Aras 1.82 boylarında, esmer tenli, girdiği her ortama ayak uyduran ama hayata ayak uyduramayan biri.
Yürüdüğü yolda kızların bakışı onu etkilemiyordu. İstediği bu değildi. Görünmek istemiyordu. Dikkat çekmek değildi niyeti.
Sokağın ortasında bulanan parka doğru yürüdü. Kafasını salıncakta sallanan çocuklara baktı. Küçükken ki Aras geldi aklına. Eski benliği olan o Aras...
Neydi şimdi bu hayat bize geçmişi hatırlattıkça mutlu mu olacaktık?
Aras parkta oynayan çocukları tek tek incelemek için boş bank bulup oturdu.
Çok vakit geçmeden yanına biri oturdu. Giyim tarzı buraya uymayan buraya ait olmadığı o kadar belli ki.
Aras kafasını yanında ki adama çevirmeden:
“ Ne istiyorsun?”
“ Benimle çalışmanı.”
“ Bunu konuşmuştuk öyle hatırlıyorum.”
“ Ee o zaman şartlar farklıydı. Şimdi ise şartlar bambaşka.”
“ Ne şartları ya ne şartları. Yine aynı benim hayatım değişen bir şey olmadı.”
“ O bataklığa defalarca batmaktan bıkmadın mı?”
“ Bıkmam hiç bir şeyi değiştirmez, alıştım ben bu kavgaya.”
“ Sen tamam desen o bataklık sana çiçek bahçesi olacak. Bunun farkına varmıyorsun.”
Aras sinirlendiğini belli etmemek için çabalarken konuşmaya başladı:
“ Ne istiyorsunuz benim hayatımdan ya ne? Benim hayatım değişmez. Değiştirecek kimse de yok. Hem sen niye bana yardım etmek istiyorsun neden?”
“ Bunun sebebini şimdi sana söyleyemem. Ama zamanı gelince anlayacaksın neden böyle yaptığımı. Senin evet demen lazım izin ver. Hayat seninle oynamasın, sen onunla oyna.”
“ Burak hayatına baksana sen. Ben böyle mutluyum he- .”
Aras’ın sözünü keserek:
“ Benim ağzımı bozma Aras. Mutlu filan değilsin. Ya bak şuraya bak iyi bak sen onlar gibi mutluyken şuan değilsin onlar gibi olmak istiyor bir tarafın bir diğer tarafın ise istemiyor. Korkuyorsun olmak istemediğin biri olmaktan korkuyorsun. Denemeden korkuyorsun. Kaç kaça bildiğin kadar kaç. Ama bir şey değişmeyecek. Kendini ölüme götürmekten başka bir şey olmayacak.”
Aras susuyordu. Burak devam etti konuşmasına:
“ Bu bataklığın içinden çıkmak istediğini biliyorum. Ama yapamıyorsun tek başına. Sana el uzatıyorum. Sen elinin tersiyle itiyorsun. Her sabah o müdürden laf yediğini biliyorum. Buna karşı çıkmayıp sadece hayatın sana verdiği kadarıyla ilerliyorsun. Pardon ilerlemiyorsun hayatın sana verdiği kadar diyorsun her şeye öyle bakıyorsun. Yetmedi mi kendini kandırman.”
Aras :
“ Onlar benim iyiliğimi istiyor. Öyle davranıyorlar.”
“ Tamam öyle olsun. Öyle olsun Aras.”
“ Şimdi gidebilirsin Burak.”
Burak hemen ayağa kalkıp gideceği sırada Aras:
“ İnanabiliyor musun benim bu hayatla oynayabileceğimi?”
“ İnanıyorum.”
“ Anladım.”
Burak hiç bir şey demeden gitti.
Burak, Aras’ın iyi olması için çabalayanlardan birisiydi. Burak ‘ Bu hayatta her şeyi kaybedebilirsin ama kendini değil.’ Diyenlerden. Aras’a her şeyi göstermek istiyordu. Bu hayat ne kadar acımasızsa, bir o kadar da merhametli olduğunu göstermek için çabalıyordu. Bu çabasının boşa gitmeyeceğini biliyordu. Başaracaktı istediğini alacaktı Burak.
Burak 1.78 boylarında kumral saç hafif buğday tenli tek istediği babasının vasiyetini yerine getirmek için uğraşan, otoriter. İstediğini almadan vazgeçmeyen biri.
Burak her zaman ki sakinliğiyle evinin bahçesine arabasını park etti. Kapıda emrinde binlerce kişi vardı. Ama kimse bilmezdi neden Aras gibi biriyle uğraşmak istiyordu. Hayatına dokunmak neden istediğini kimse bilmiyordu.
Burak evin kapısından içeriye girince salon da oturan kendisini bekleyen kıza baktı. Kız o kadar neşeli bir şekilde oturup Burak’ın neler söyleyeceğini bekliyordu.
Burak:
“Hiç öyle bakma küçük hanım hiç bir şey olmadı, yine aynı. Bunun inadı katırda da yok. Anlamıyorum niye bu kadar inat ediyor.”
“ Ah çok inatçı olduğunu bilmiyor muydun. Seni bile bıktırmak üzere.”
“Deniz şansını çok zorlama istersen abiciğim.”
“Of ya Aras’a sinirlenemiyorsun. Bana sinirleniyorsun. Bir şey demedim ya.”
Deniz aynı deniz gibiydi masmavi gözleri. Yanık buğday teni güzelliğini ortaya çıkarıyordu.
Deniz hızla ayağa kalkıp:
“ Gidip bir şeyler yapacağım. Buraların havası pekte iyiye gitmiyor.”
“Cadıya bak ya. Neymiş efendim buraların havası pekte iyiye gitmiyormuş. Cadısın işte.”