Aras’ın kendi masasına dönmesiyle birlikte, Efsun ve kızlar da derin bir nefes alarak malzemelerini hızlıca çantalarına tıkıştırdılar. Atölyenin büyük duvar saatine bakan Hivda, "Kızlar hadi, dersin başlamasına beş dakika kalmış. İlk günden hocayı bekletmeyelim, yeni projenin kritiği var," diyerek ayaklandı.
Efsun çantasının fermuarını çekerken, gayriihtiyari son bir kez cam kenarındaki masaya doğru baktı. Aras çoktan kendi projesine gömülmüştü; elindeki cetvelle çizimini inceliyor, Poyraz’la kısık sesle bir şeyler konuşuyordu. Az önce atölyeyi buz kestiren o sert çocuktan eser kalmamış, tamamen işine odaklanmış bir mimara dönüşmüştü. Efsun, içindeki o tarifi zor ama tatlı rekabet hissiyle arkasını döndü ve kızların peşinden atölyeden çıktı.
Zemin kattan asansörle fakültenin üçüncü katındaki İç Mimarlık 1. Sınıf Stüdyosu'na çıktılar. Stüdyonun kapısını açtıklarında içeriye buram buram kahve ve uykusuzluk kokusu yayıldı. Sınıftaki herkes çoktan masalarına yerleşmiş, yeni projenin teknik şartnamelerini inceliyordu.
"Geçin kızlar, geçin," diyerek onları karşılayan, bölümün o disiplinli ama vizyoner hocası Haldun Bey’di. Gözlüğünü burnunun ucuna indirip sınıfa doğru döndü. "Evet arkadaşlar, ilk projedeki çocukça hatalarınızı geride bıraktık. Şimdi gerçek bir tasarımcı gibi düşünme vakti. Önünüzdeki sergi salonu projesinde sadece duvarları boyamayacaksınız; o mekandaki ışığı, insan sirkülasyonunu ve her bir malzemenin hissini tasarlayacaksınız. Bugün herkes konsept fikirlerini masaya koysun."
Efsun, çantasından büyük eskiz defterini çıkarıp masanın üzerine serdi. Kalemi eline aldığı an, atölyedeki o laf atan üst dönemler de, bowling salonundaki o gerginlik de zihninden tamamen silindi. Sadece önündeki boş beyaz kağıt ve kafasında uçuşan fikirler kalmıştı.
Açelya yan masadan Efsun’a doğru eğilip fısıldadı: "Benim kafamda acayip bir aydınlatma fikri var ama ölçeği tutturabilir miyim bilmiyorum."
Efsun gülümseyerek kendi defterine ilk çizgiyi attı. "Tutturursun, sabaha kadar buradayız nasılsa. Başlayalım bakalım."
Ders harıl harıl devam ederken, Efsun hayatının bu yeni temposuna tamamen alıştığını fark etti. Bir yanda dükkandaki yarı zamanlı işi, bir yanda yurt hayatı, bir yanda dostları ve tabii ki... her köşede karşılaştığı o gizemli mimar. Bu dönemin çok daha hareketli geçeceği şimdiden belliydi.
*Perşembe*
Hafta ortası, mağazanın en sakin olması gereken saatlerdi ama Efsun ve Açelya için işler hiç de öyle yürümüyordu. Yeni gelen İtalyan marka eskiz defterlerini ve profesyonel marker kalemleri raflara dizmekle meşgullerdi. Üzerlerindeki haki yeşili önlüklerle harıl harıl çalışırlarken, mağazanın kapısındaki rüzgar çanı neşeyle şıkırdadı.
İçeriye, elinde kalın bir Anayasa Hukuku kitabıyla Belinay girdi. Dersin ağırlığından bunaldığı her halinden belliydi.
"Kızlar! Kurtarın beni, beynim yandı resmen!" diyerek doğrudan Efsun’un düzenlediği reyonun yanındaki masaya oturdu Belinay. Kitabını masaya adeta bir bomba gibi bıraktı.
Açelya elindeki defter kolisini bırakıp güldü. "Hoş geldin Belinay. Hayırdır, Duman seni kütüphaneden mi kovdu?"
"Ah, sorma Açelya," diyerek iç çekti Belinay, saçlarını geriye atarken. "Abim ve Arda kütüphanede resmen kamp kurdular. Biri ceza hukuku tartışıyor, diğeri madde analizi yapıyor. Çenem düştü, 'Ben kızların yanına gidiyorum' deyip kaçtım. Hem siz ne tatlı olmuşsunuz böyle ya, şu önlükler resmen enerjinizi değiştirmiş."
Efsun, elindeki marker kalemleri renk kodlarına göre dizerken Belinay’a döndü. "Valla iyi ki geldin, biz de sabahtan beri koli açmaktan sıkılmıştık. Ama müdür görmeden o kitabı biraz sakla istersen, ders çalışmaya geldin sanmasın."
Belinay tam kitabını çantasına tıkıştırıp kızlara yeni yurt dedikodularını anlatmaya başlayacaktı ki, mağazanın kapısı bir kez daha açıldı. İçeri giren kişinin uzun boyu, siyah rüzgarlığı ve elindeki boş proje tüpü, kızların dikkatini anında o tarafa çekti.
Gelen, Aras’ın yakın arkadaşı Poyraz’dı.
Poyraz, elindeki proje tüpünü hafifçe sallayarak mağazaya göz gezdirdi. Mimarlık fakültesindeki o cool ve mesafeli havası buranın loş ışıklarında da kendini belli ediyordu. Doğrudan teknik çizim kağıtlarının olduğu reyona doğru ilerlerken, masanın kenarında hararetle konuşan kız üçlüsünü fark etti. Gözleri önce Efsun ve Açelya’ya, ardından da masada oturan Belinay’a kaydı.
Poyraz, adımlarını hafifçe yavaşlatıp bizimkilerin olduğu tarafa doğru yaklaştı. Yüzünde, o bowling salonundaki gerginlikten uzak, oldukça samimi ve hafif muzip bir tebessüm belirdi.
"Bak sen, kadro burada toplanmış," dedi Poyraz, ses tonundaki o rahat tavırla. "Kolay gelsin kızlar. Sizin dükkan olduğunu bilsem daha sık uğrardım."
Efsun, elindeki kalemi kutusuna bırakıp hafifçe gülümsedi. "Hoş geldin Poyraz. Malzeme bakmaya mı geldin?"
"Aynen, Aras’la yeni bir yarışma projesine girdik de... Devasa bir pafta hazırlamamız lazım. Bana en kalınından 100’lük aydınger ve birkaç tane tüy bırakmayan siyah mürekkep lazım," dedi. Tam o sırada gözleri, Efsun’un arkasından ona meraklı ve hafifçe meydan okuyan gözlerle bakan Belinay’la kesişti.
Belinay, Poyraz’ın o rahat ve uzun boylu duruşunu süzdükten sonra, masanın üzerindeki kalın hukuk kitabını işaret ederek araya girdi: "Mimarların derdi de hep pafta, mürekkep zaten. Biz burada bin sayfalık kanun ezberliyoruz, beyefendiler hala kağıt kalınlığı seçiyor."
Poyraz, Belinay’ın bu ani ve tatlı çıkışıyla hafifçe duraksadı. Ardından tek kaşını kaldırıp masaya, Belinay’ın tam karşısına doğru bir adım yaklaştı. Gözlerindeki o flörtöz ve ilgili parıltıyı gizleme gereği duymamıştı.
"Kanun ezberlemek zor tabii," dedi Poyraz, sesini hafifçe alçaltıp Belinay’ın gözlerinin içine bakarak. "Ama o bin sayfalık kanunları yazmak için de önce bizim gibi adamların o binaları düzgün çizmesi gerekiyor, haksız mıyım?"
Belinay, Poyraz’ın bu anında karşılık veren ve geri adım atmayan tavrına karşı hafifçe gülümsedi. Sandalyesinde biraz daha dikleşti. "Düzgün çiziyorsanız sorun yok tabii. Ama bowling salonundaki o arkadaşının çizgileri pek düzgün görünmüyordu, fazla ger gergindi sanki?"
Poyraz, Belinay’ın lafı bowling gecesine getirmesiyle hafif bir kahkaha attı. "Baran öyledir, dışarıdan sert görünür ama işinde iyidir. Hem... o gece benim bir suçum yoktu, ben gayet sakindim. Fark etmedin mi?"
Belinay, Poyraz’ın o doğrudan bakan gözlerine karşı hiç istifini bozmadan kahvesinden bir yudum aldı. "Bilmem, dikkat etmemişim. Arkadaşının gürültüsünden seni görmeye fırsat kalmadı herhalde."
"O zaman bu bir kayıp," dedi Poyraz, sesindeki o flörtöz tonu iyice belirginleştirerek. "Kendimi hatırlatmak için daha sık gelmem gerekecek demektir."
Açelya ve Efsun, reyonun arkasından birbirlerine bakıp sessizce gülümsediler. Belinay’ın o cana yakın ama lafını esirgemeyen duruşuyla, Poyraz’ın o kendinden emin ve flörtöz tavrı arasında mağazanın ortasında resmen kıvılcımlar uçuşuyordu.
Efsun, ortamdaki bu tatlı gerilimi hafifçe bölmek için araya girdi, tezgahın altından büyük rulo halindeki aydınger kağıdını çıkardı. "İstediğin kağıtlar burada Poyraz. Mürekkepleri de kasanın yanındaki reyona dizdim, istersen beraber bakalım?"
Poyraz, gözlerini Belinay’ın üzerinden zorlukla çekip Efsun’u onayladı. "Olur, bakalım." Tam arkasını dönecekken Belinay’a doğru hafifçe eğildi. "Kitabında başarılar, geleceğin hakimesi. Umarım bir gün mahkemede karşı karşıya gelmeyiz."
Belinay göz kırparak karşılık verdi: "Karşı karşıya gelirsek, iyi bir savunma hazırlasan iyi edersin mimar bey."
Poyraz gülümseyerek kasanın olduğu tarafa doğru ilerlerken, Açelya anında Belinay’ın yanına çöktü. "Kızım! O neydi öyle? Resmen gözleriyle yedi seni çocuk!" diye fısıldadı heyecanla.
Belinay ise yanaklarındaki o hafif pembeliği gizlemeye çalışarak omuz silkti. "Aman, klas mimar havaları işte. Ama yalan yok, fena çocuk değilmiş..."