İçeriğe geç

AL'ANCA

Bölüm 3 · 2 dk okuma

AL'ANCA

Bölüm 3

3- Karar

Dedenin otağı pek gösterişli olmasa da hayli büyük ve konforluydu. Bolca misafir ağırladığı belliydi. Usul gereği çadırın üç yanına “U” şekilde dizilmiş olan minderler kaliteli olmakla beraber üzerlerine bolca oturulduğu için yumuşacıktı. “U”nun sağ tarafında annemle birlikte oturuyorduk, karşımızda ise Seyis Tisel vardı. Dede’nin minderi ise U’nun üzerinde bir nokta gibi duruyor, ortamızda yer alıyordu.

Davamız pek kıymetli bir dava olmadığı için aralarındaki en genç kişi bizi yargılamaya gelmişti. Dede Irman yarısı grileşmiş saçları ve pek az kırışık bulunan yüzüyle birçok genç erkekten daha sağlıklı görünüyordu.

“Aranızdaki husumeti biliyorum,” dedi Dede Irman. Sesi net ve gürdü. “Aslında buraya ne zaman düşeceğinizi merak ediyordum. Konuşmaya küçük olan başlasın.”

Annem bana usulleri öğretmişti. Sofrada tuz ve iki parmak su vardı. Bu bildiğimiz tuzlardan değildi, solucan tuzu denen işe yaramaz bir tozdu. Dokusu bildik tuz gibiydi ve dile temas edince ağzı kurutuyordu ama yemeklere tat vermek yerine ekşitiyordu. Kısaca işe yaramazdı. Tuzu suya kattım, bir güzel karıştırdım. Sonra ağzımda çalkaladım ve yuttum. Tuz ağzımı yakar, dilimi damağımı kuruturken konuşmaya başladım. “Seyis Tisel hakkı olmamasına rağmen beni taşlayıp duruyor…” Daha fazla konuşacaktım fakat boğazım öyle fena karıncalandı ki durmak zorunda kaldım.

Seyis Tisel de tuzunu suya karıştırdı, üstelik ona benimkine kıyasla çok daha fazla tuz verilmişti. Tuzlu suyu ağzında çalkaladı ve beş parmağını alnına koyarak “Dede,” diye konuşmaya başladı. Bu bizim için çok büyük saygı ifade eden bir işaretti ve ben bunu yapmayı unutmuştum. “Çocuk beni durmaksızın gözetleyip rahatsız ediyor.”

“Ahırına bakıyorum,” dedim öksürmemek için kendimi zor tutarak. Damağım zımpara gibi olmuştu. “Herkese açık bir yer. Bakılmasını istemiyorsan etrafını kapat…” Öyle fenaydım ki gücüm ancak en gerekli şeyleri söylemeye yetiyordu.

Seyis Tisel sanki buradan çıkınca nenesini kör bıçakla doğramasını söylemişim gibi baktı bana. “Atlar açık havayı sever! Onlar kapatılamaz!”

“O zaman mahrem bir şey yok demektir…”

“Neden gözlüyorsun onu?” diye sordu Dede Irman.

“Öğrenmek için… Sorsam da öğretmezdi.”

“Tabi öğretmezdim seni…”

Dede Irman elini kaldırarak onu susturdu. “Tisel, en durgun atın bile bir çifteyle insan öldürebileceğini düşünüyor musun?”

Seyis Tisel konuşmak yerine başıyla onayladı.

“Konuş,” dedi Dede Irman.

“Evet.”

“Peki bir gün o çifteyi sen yersen ne olacak Tisel? O atlara kim bakacak?”

“Yapmazlar…”

“Bir anne de çocuğunun kendisini öldürmeyeceğini düşünür ama Gülce’nin başına ne geldiğini biliyorsun. Bir baba oğlunun kendine bakacağını düşünür ama Eris’ın açlıktan öldüğünü de biliyorsun.”

Tisel sustu. Cevap vermek yerine öylece oturdu.

“Ne dersin seyis, sence de bir çırak almanın vakti gelmedi mi?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.