Keyifli okumalar🕊
5.BÖLÜM "GÜVEN'İN KIRIKLARI"
Nasıl hissedeceğimi bilmiyorum. Hayatımın bu yönünü daha doğrusu kaybolduğum bu zamanları asla sevmedim. Rutinlerden çıkmak istiyorum. Her gün yüzünü gördüğüm insanlara ara vermek istiyorum.
Zaman o kadar hızlı akıyordu ki tutamıyordum. On gün geçmişti bu eve gelişimden sonra geçen zaman. Ama hala sanki ilk günmüş gibiydi her şey aynı devam ediyordu. Sabah uyanıyordum Talha olmadan Hacer Hanımın hazırladığı kahvaltıyı yapıyordum. Sonra bütün gün televizyonda bir şeyler izliyordum bazen uyuyakalıyordum Talha'nın beni yatağıma götürdüğünü biliyordum. Bazen erken eve geliyor izlediğim şeyler hakkında benimle sohbet ediyordu ya da içki içerken sessizce beni izliyordu.
Yine on günden farksız bir şekilde televizyon izlerken koltuğa uzanmış üzerimi örtmüştüm. Anahtar sesinin gelmesiyle yerimden doğrularak koridorun olduğu tarafa baktım. Birkaç saniye sonra Talha görüş açıma girdi. Saçları yine dağınıktı, omuzları düşmüştü, düzgün olan takım elbisesi şu an kırışıktı.
Benden bayağı bir uzun ve cüsseliydi onun yanında ufak kalıyordum. Yaş farkımızın en az altı olduğunu tahmin ediyordum. Pek uzun sayılmayan siyah saçları hep dağınıktı onları düzeltmek için çaba sarfetmiyordu. Uzun kemerli bir burnu, dolgun açık kahve dudakları, ela gözleri ve yüz hatlarını hep saran sakalları onu gayet hoş gösteriyordu.
"Hoş geldin." dedim benimle kesişen gözlerinden sonra.
"Yeni bir dizi mi?" diye sordu televizyona göz ucuyla baktıktan sonra.
"Evet daha yeni başladım, mini bir dizi izleyecek misin?" diye sordum heyecanla. Kendi başıma diziler izlemekten ve bir şizofren gibi dizi hakkında yorum yapmaktan sıkılmıştım.
Gülümsedi, "Üzerimi değiştirip geliyorum." dediğinde ben de gülümsedim.
Dizinin ilk birkaç dakikasını izlediğim için başa sardım ve gelmesini bekledim. Birkaç dakika sonra giyindiği eşofman ve kazakla çaprazımdaki tekli koltuğa oturdu elinde bir içki şişesi vardı.
"Başlat." dedi heyecansız bir sesle, heyecanlı yüzüme bakarken.
Başımı salladım ve henüz bir ay önce yayımlanmış olan diziyi başlattım. Dizinin konusu otuz yaşında genç bir kadının, lise son sınıfta olan öğrencisiyle olan aşkıydı. Dizinin ilk beş bölümü bittikten sonra sessizce diziyi izleyen onun sesini işittim.
"Kadın bayağı iyi yapıyor." demişti.
"Ne?" dedim şaşkınlıkla ona dönerek. "Kadının yaptığı büyük bir hata. Öğrencisiyle bir kocası varken cinsel ilişkiye giriyor. Bu mide bulandırıcı." yüzümü ekşittiğimde kısık sesle gülmüştü.
Gülüşünün arasından, "Ve Berva medeniyetle tanışıyor." dediğinde sinirlendim.
"Ya ciddi misin? Kadın evli kocası da onu seviyor sadece bir arzu yüzünden hem kocasını aldatıyor hem de henüz on sekiz yaşında olan bir çocukla oluyor." Hızlı hızlı konuşmama gözlerini devirdi.
"O çocuk dediğin şehirdeki herkesi sikmiş, bir öğretmeni kalmış onu da sikti. Reşit ve memnunlar bunu niye bu kadar abarttın." gözlerini benden ayırdı içkisini içti ve televizyon ekranına döndü keyifle. "Başlat. Onları izlemek güzel."
Öfkeyle diziyi devam ettirdim. Bir sahnede kadın başka bir adamla birlikte olurken yüzüme tokat at diye yalvarıyordu. Bunu izlerken öfkem azalmak yerine daha da arttı ve diziyi durdurum. Kadının rölü beni çileden çıkartıyordu.
Bana şaşkınca döndü. "Hey devam ettir. En güzel yerinde durdurdun." Kadının bu tavırları hoşuna gidiyor onun için izliyordu.
"Kadın midemi bulandırıyor." dedim öfkeyle Talha'ya bakarken.
"Benim hoşuma gidiyor, seks sırasında bu olağan bir şey ve bundan zevk alırsın." dediğinde gözlerime birkaç saniye bakakaldı.
"Kadının kendisine saygısı yok hayatı mahvoldu ama hala azgınlığı peşinde, izlemeyeceğim." dedim sinirle.
"Tamam başlat sen izleme izleyeyim zaten az kaldı bitirip uyuyacağım, yorgunum."
Onu dinleyerek devam ettirdiğimde gözlerim onda kaldı. Gözlerim televizyona dönmesin diye onu izledim. Düz bir yüz ifadesiyle izlerken arada bir içkisinden kalanı içiyordu onu izlediğimi bilmesine rağmen bana dönüp bakmamıştı. Ne kadar süre onu izledim bilmiyorum göz kapaklarım ağır gelmiş uyku beni sıcak kollarına aldığında ben tekrar koltukta uyuyakalmıştım.
Bedenimin taşındığını ve bedenimi saran kolları hissediyordum. Kollarım bir şeye sarılırken yüzüm sıcak güzel kokan bir yerdeydi. Taşınan bedenim yumuşak bir yüzeyle buluştuğunda kollar beni bıraktı ama sıcağa sinmiş yüzümü ayırmak istemeyerek mırıldandım. "Hayır." demiştim ayrılmaması için.
Ayrılmadı.
Hemde bu kollar bana daha sıkı sarılmış tüm bedenim ısınmıştı. Hoş kokuyla uykuma devam ederken burnumu oraya sürttüm. Bedenimdeki kollar sıkılaşırken bir sesin çok uzaklardan kulağıma geldiğini hissettim.
"Bütün gün bunu beklemiştim." kolların sırtımda hareketlendiğini hissettim. "O sikik diziyi sen uyuyakal diye izledim. Bu an için." Sonra saçlarımda sıcak bir nefes hissettim.
Bedenim ısınmış tekrar uykunun kollarına sığınırken her zamanki gibi mutluydum.
******
'Berva Hanım, Talha Bey hazırlanmanız gerektiğini yarım saate sizi gelip alacağını söyledi' Kağıdı okuduktan sonra heyecanla gülümsedim.
'Nereye gideceğimizi söyledi mi' sorumu yazarken yüzüne baktım bir yanıt için ama başını iki yana sallayarak bilmediğini belirtti.
Hacer Hanımla anlaşmamız kağıt üzerindeydi sürekli böyle konuşuyorduk. Hayatının engelleri doğuştanmış ve bir çözümü yokmuş hatta Talha'nın da bunun çözümü için çok çabaladığını söylemişti. Gün içi televizyondan sıkıldığım ve bir şeyler yediğimde Hacer Hanımla konuşurduk. Dediği gibi onunla iyi anlaşıyordum ve onu sevmiştim. Uzun zamandır burada çalıştığını ve Talha'yı üçüncü çocuğu gibi gördüğünü söylemişti.
Talha'yla o diziyi izlediğimizden beridir karşılaşmıyorduk. Sabahları uyandığımda evde değildi geç saatlerde gelip erken gittiğini söylemişti Hacer Hanım. Evde sıkıldığımı fark eden Hacer abla sürekli benimle sohbet etmek istiyordu ama durumu malum olduğu için pek iç açıcı olmuyordu bu istek.
Şimdi de bana hazırlanmamı söylüyordu. Nereye gideceğimizi bilmeden nasıl hazırlanacağımı bilmeden saf mutlulukla bana verilen odaya girdim ne giyineceğimi düşünürken dolaba yerleştirdiğim kıyafetlerden bir kot pantolon ve kazak çıkarttım. Kasım ayının ortasında olduğumuz için havalar iyice soğumuştu, bunları giyineceğime kanaat getirerek hazırlanmadan önce duşa girdim.
Üzerimi giyinmiş, saçlarımı kurutmuştum. Kaç dakikada hazırlandığımı bilmeden odadan çıktım ve merdivenlerden aşağıya inmeye başladım. Salona geçtiğimde Talha'nın mutfak kapısının önünde Hacer Hanımla işaret diliyle konuştuğunu gördüm. Onlara yaklaştığımda hissetmiş gibi bana döndüğünde göz göze geldik.
Beni baştan aşağıya süzdü, henüz hangi renk olduğuna karar veremediğim gözleri koyulaştı. Saniyeler sonra dudakları aralandığında gözleri gözlerimdeydi. "Hazırsan çıkalım."
"Hazırım ama nereye gideceğimizi bilmediğim için rahat bir şeyler giyindim." dedim üzerimi göstererek.
"Sorun etme gel benimle." dedi önümden yürüyerek.
Onu dinleyip bize bakan Hacer ablaya içtenlikle gülümseyip elimi salladım heyecanla. Koridora geçtiğimde o dışarıya çıkmıştı bile ben de montumu alarak peşinden çıkıp kapıyı kapattım. Soğuk hava yüzüme çarparken zorlukla nefes alarak hızlı adımlarla peşinden ilerleyip bahçeden çıktık.
Arabaya geçtiğimizde yine aynı koku burnuma sızdı. Sigaraya karışmış parfüm kokusuyla birlikte derin bir nefes aldığımda kemerimi bağladım. Araba hareketlendiğinde iki hafta boyunca evden çıkmayan bedenim heyecenla dolmuştu. Etrafa bakınırken bir mahkum gibiydim.
Bunu fark etmiş gibi dakikalardır sessiz olan arabada onun sesi yankılandı. "Evde çok mu sıkılıyordun?" diye sorduğunda dışarıyı izleyen mutlu gözlerim ona döndü.
"İki haftadır dışarı çıkmıyorum. Hacer Hanımla da sadece birkaç kelime konuşuyoruz. Sen de geceleri geliyorsun seninle karşılaşmıyoruz bile." son cümlemle birlikte bana döndü birkaç saniye gözlerime daldığında derin bir nefes alıp yutkundu.
Önüne dönerken, "Söyleyebilirdin. Yoğun olduğum için sıkıldığını fark edemedim." dediğinde arabayı yavaşça durdurdu. "Hacer Abladan öğrendim."
"Rahatsız etmek istemedim." diye mırıldandığımda kemerimi çözdüm elim kapıyı açmak için uzandığında sesini işittim.
"Rahatsız olmam, İstediğin her şeyi söyle." cevap vermemi beklemeden arabadan hızla indi.
Onun ardından indiğimde hemen yanıma varmıştı. Gözlerim geldiğimiz yeri merakla tararken bir mekana geldiğimizi anladım. Kapının iki tarafında korumalar varken kaşlarım çatıldı. Neden buraya geldiğimizi sormak isterken Talha'nın sağ eli tüy kadar hafif bir dokunuşla montumun üzerinden belime dokundu. Yüzümü soluma hızla çevirdiğimde karşısına sert bir yüz hattıyla baktığını gördüm.
"Neden buradayız?" diye sorarken bana döndü.
Gözleri yüzümün her bir noktasını inceledikten sonra bana cevap vermeden önüne döndü. "Gel." dedi sadece ve belimdeki eliyle bana yön verdi.
Ona istemeyerek ayak uydurdum yirmi üç yıllık hayatımda ilk kez bu ortama gireceğim için huzursuz hissederken mekandan içeri girdik. Karşımdaki girişte de birkaç takım elbiseli adam yanımda duran Talha'yı gördüklerinde başlarını eğdiler. Onları arkamızda bıraktığımızda karşımıza uzun sayılmayan geniş renki bir koridor çıktı.
Koridorun bitişiyle genişleyen duvar, gözlerimin kamaşmasını sağlayan ışıklarla karşılaştı. Renkli ışıklar gözlerimi alırken etrafta gezdirdim gözlerimi. Çalışan iki garson ve bar tezgahının önünde oturan Giray'ı ve yanında duran kısa saçlı kadından başka kimse yoktu içeride.
İçerisi sessizdi ve temizlik yapılmış gibi görünüyordu. Bara doğru yürürken Giray ve kadının gözleri direkt beni buldu. Talha'nın belimde olan eli benden uzaklaşırken adımlarım yavaşladı o önüme geçti.
"Durum?" dedi Talha yanlarına benden birkaç adım önce varırken.
Giray hızla benden gözlerini almış ona yönelen soruya cevap verdi. "Bildiğin gibi abi bir gelişme yok." sonra tekrar bana baktığında. "Hoş geldin Berva." dedi.
"Hoş buldum." dediğimde Talha gözlerinin bende olan kadının hemen yanındaki tabureyi hafif çekerken tekrar elini belime yerleştirdi. "Otur." dediğinde tedirgince oturdum. Sırtım onun bedenine değerken gözlerim beni seyreden kadına kaydı. Bana gülümsedi.
Kısa siyah saçları dalgalıydı, dudakları benimkinden dolgun kırmızıya boyanmıştı, renkli ışıklar altında bile belli olan renkli gözleri bana sevecen bir halde bakıyordu. Üzerine benim aksime gayet açık bir mini elbise giyinmişti.
Onu incelerken solumda hissettiğim nefesle irkildim. Talha kulağıma yanaşmış nefesi saçlarım arasından tenime sızarken kalbim hızlandı. "Birkaç işim var sıkılırsan karşıdaki koridorda sondan ikinci odadayım." dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.
Dilim tutulmuş bir cevap verememiştim ona. İçimi gıdıklayan sıcaklığını iliklerime kadar hissetmiştim. Nabzım ve kalbim hızlı atışlarına devam ederken yüzünü benden uzaklaştırdı. Yaslı olduğum bedeni arkamdan ayrılırken içimde boşluk hissi oluştu. Arkasına bakmadan Girayla birlikte dediği koridora yürürken yanımdan ince bir ses geldi.
"Neva." yanımdaki kadının ince hoş sesiyle ona döndüğümde elini bana uzatmıştı. "Giray'ın kız arkadaşıyım."
Bana gülümseyerek baktığında ona karşılık vererek gülümseyip elimi uzattım. "Berva ben de tanıştığıma memnun oldum."
"Ben de." dedi heyecanla ardından bana doğru eğildi. "Giray senden biraz bahsetti." dediğinde gülen yüzü solmuştu. "Talha'ya güvenebilirsin. Bu işi açığa çıkartır." içim rahatlar gibi oldu.
"Bilmiyorum, iki hafta oldu ve hiçbir gelişme yok. Onun evinde öylece bekliyorum." dedim parmaklarımla oynarken içim yaşadığım hayatın huzursuzluğuyla daraldı.
"Güvenliğin için seni yanına aldı." elini ellerimin üzerine koyduğunda içtenlikle güldü. "Kendini kötü hissetme her şey ortaya çıktığında bu günler geride kalacak."
"Eski düzenimi özledim. Kimsenin korunmasına ihtiyaç duymadığım zamanlara geri dönmek istiyorum. Yabancı birinden medet umuyorum, evinde kalıyorum," üzerimdekileri gösterdim. "Onun aldıklarıyla giyiniyorum." daha az önce tanıştığım kadına çaresizce yakınıyordum. Sanırım Neva bana samimi bir şekilde yaklaştığı içindi bu hallerim.
"Umursama bunları Talha'nın alacak gücü de var barındıracak gücü de var." dediğinde kaşlarımı çatmak istedim.
"Onun gücü kendine ondan bir şey beklemiyorum sadece neyin ne olduğunu anlamak ve eskiye dönmek istiyorum."
Sert sözlerimden sonra. "Biliyorum kusuruma bakma." dedi çekinerek. ardından ruh hali hemen değişti "Akışına bırak hayatım." dedi sesi şenlenirken. "Bak ben işimi gücümü bıraktım sadece Giray'ın aşkını tadıyorum."
Cümlesi tamamlannırken yüzümde gülümseme oluşmuştu. Geldiğini fark etmediğim Giray Neva'nın yanağını öperken, "Bebeğim." dedi gözlerine bakktı. "Seni eve bırakayım mı?"
Neva, "Şimdi mi?" şaşkınca sorduğu soruyla bana döndü. "Sohbet ediyorduk sen işlerini hallet biraz daha kalayım." sesi üzgün çıkmıştı tekrar yüzünü Giray'a döndü.
"Yoğunum, tek boş anım şu an seni eve bırakıp bir yere uğrayacağım." dediğinde Neva sıkıntılı bir nefes aldı.
"Tamam." dedi ayağa kalkarken çantasını ve uzun kabanını aldı. Bana yaklaştığında aniden boynuma sarıldı ve, "İlk fırsatta tekrar buluşalım." dedi.
Benden uzaklaştığında onun mutluluğundan uzak bir sesle, "Olur." diyebildim sadece.
Onlar mekandan çıktığında sadece ben kalmıştım. Yüzümü bar tezgahının diğer tarafında kalan garsona çevirdiğimde göz göze geldik, tebessüm etti. Hızla, "Bir şeyler içer misin?" diye sorduğunda gözlerim refleksle arkasında olan içecek şişelerine kaydı.
"Vişne suyu?" dedim sorarcasına çünkü arkasındaki şişelerde sağlıklı bir içeceğin olduğunu düşünmüyordum.
"Hay hay." demişti bana meyve soyu hazırlarken gözleri sürekli üzerimdeydi.
Gözlerim etrafta gezindiğinde büyük bir mekan olduğunu ve son derece lüks olduğunu fark etmiştim. Gözlerim hala etrafı keşfederken üzerimdeki montu çıkartıp az önce Hazal'ın oturduğu taburesine bıraktım.
Birkaç dakika sonra önüme konulan meyve suyuyla etraftaki bakışlarım garsonu buldu. "Afiyet olsun." dedi gözlerime farklı bir şekilde bakarken.
Sadece tebessüm ettiğimde, "Tuna." ismini söylerken koyu renkli gözleri yanıtımı bekledi.
"Berva." dedim vişne suyumu içerken.
"Buraya ilk defa mı geliyorsun?" dediğinde başımı sallamakla yetindim. Yönümü tamamen ona dönmüş içeceğimi içerken onu dinliyordum. "Etrafa bakışından anlaşılıyor." dediğinde gülüyordu.
Bende gülümsedim çekingence, "Bu tür yerlere hiç gitmedim," dediğimde gözlerim gözlerindeydi. "Senin gibi garsonum bir kafede."
"Meslektaş çıktık desene." dediğinde gülüşü büyümüştü.
Sıcak tepkisiyle, "Evet." derken bana doğru eğildi. "Bir kahveye hayır demem." gözleri parlıyordu.
Dudaklarım onu onaylamak için ayrıldığında belimde bir el hissettim. "Kahve fincanıyla sikerim seni." sağımdan gelen kızgın sesle birlikte ona döndüğümde öfkeyle Tuna'ya bakıyordu.
"Özür dilerim abi." Tuna'nın kısık sesi kulağıma gelirken, Talha beni nazikçe tabureden indirdi.
"Konuşuyorduk." dedim tabureden inerken öfkeli gözleri gözlerimi buldu.
Bana cevap vermeden montumu tabureden alıp beni yürüttü. Bana bir şey söylemeden bahsettiği odaya yürüdüğümüzde bedenim bedenine yaslıydı. Sonunda, "Gördüm amına koyayım." dediğinde kapıyı açıp içeri girmemi bekledi.
İçeri girmeden yüzümü buruşturarak ona baktım. "Fazla küfür ediyorsun." içeri girdiğimde belimdeki eli benden uzaklaştı, o da içeri girdiğinde kapıyı kapatıp montumu kapının arkasındaki geniş alana konulmuş ayaklı askıya astıktan sonra bana döndü.
"Nedensiz küfür etmiyorum." derken içeride olan geniş masaya yürüdü. Koltuğuna oturduğunda ayakta duran bana karşısındaki tekli koltuğu gösterdi.
"Tuna'nın gereksizdi." dedim karşısına otururken. İçeride masa dışında üçlü bir koltuk vardı.
"Tuna?" dedi tek kaşını kaldırıp tedirgin olmamı sağlayacak bir şekilde gülerken. "Bayağı bir ilerletmişsiniz." gözlerime bakarken gözlerinden sis bulutları geçiyordu.
Dudaklarımı ıslattım. Gözleri hızla dudaklarıma kaydı ardından tekrar gözlerimi bulduğunda gözlerini kaçırdı masanın üzerinde olan sigara paketinden bir dal alarak dudaklarına götürdü. Dudaklarım sızlarken konuşmaya zorladım kendimi. "Basit bir tanışmaydı."
Sigarasını içerken sessizce bana baktı. Koltuğuna sırtını tamamen yaslamış, bir eliyle sigarasını içerken diğer elini masanın üstünde ritimli bir halde hareket ettiriyordu. Sigara dumanı onun yüzüne gölge yaparken yutkundu.
"Kahve ısmarlayacak kadar tanışmışsın." sesindeki garip tonla kasılmıştı bedeni.
"Evet." dedim hiddetle. "Eğer iki haftadır çözemedeğin işi çözersen ona kahve ısmarlayacağım." beni böyle sorgulaması bedenime ani bir sinirin yayılmasını sağlamıştı.
Cümlem kulaklarına vardığında dakikalar önce bedeninde olan öfke tekrar nüksetmiş elini yumruk yapmış, çenesi kasılmıştı. Boğazından gelen boğuk öfkeli sesiyle, "Çözmezsem." dedi.
"Hayatıma eskisi gibi devam ederim." derin bir nefes alıp önüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp devam ettim. "Ve Tuna'ya kahve ısmarlarım."
Gözlerim onu seyrederken aniden ayağa kalktı bitmek üzere olan sigarasını masanın üzerinde olan küllüğe bırakıp koltuğunu geriye itti sert bir şekilde gözlerinde, öfkesinin had safhaya ulaştığını gördüm. Burun kemerini sıkarak, yanımdan sert adımlarla geçip odadan çıktığında ardında kaldım.
"Dengesiz." dedim arkasından.
Bana verdiği sözlerden sonra bugün çözmezsem diyordu. Ve sadece içeride geçirdiğim düzgün bir sohbet için. Kanım kaynarken gözlerimi yumup sakinleşmek istedim saçma tepkileri bedenimi germişti. Benim hayatımda olan bir şeyde beni sorgulayacak izni ona vermemişken o bunu yapıyordu.
"Abi bırak ölecek!" içeriden gelen yüksek sesle gözlerim hızla açıldı.
İçeriden kırılma seslerinin gelmesiyle korkakça ayağa kalktığımda küçük adımlarım kapıyı buldu. Kapıyı araladığımda önce Talha'nın öfkeli sesini duydum ardından boğuşma seslerini. Koridoru olabildiğince hızlı şekilde yürürken sesler daha da arttı.
"Lan bırak ölecek." Bu Giray'ın sesiydi. Koridor sonlanıp içeri adım attığımda başka bir adamın sesini işittim. "Abi bir kusuru mu oldu?"
"Kusuru ben yaptım." Talha üzerine eğildiği Tuna'nın yüzüne bir yumruk daha atarken sesi yüksek ve çatallı gelmişti.
Donmuş adımlarım hızla hareketlenirken beni ilk fark eden Giray olmuştu. Talha'ya dokunmuyor ama durmasını söylüyordu. "Talha?" dedim öfkenin sesimi yükseltmesine izin vererek.
Yanına vardığımda Tuna'nın yerde burnundan akan kanın, dudaklarına süzüldüğünü gördüm. İçim sızlarken bir adım daha yakaştım onlara. Talha sıkıca yumruk yaptığı elini tekrar yüzüne geçirdiğinde korkuyla irkildim. Nefes nefese kalmış bir halde onun yakasını kavradı ve kanlı yüzünü damarları belirginleşen yüzüne yakınlaştırdı.
Fazlasını istemeyerek, "Talha yeter!" dedim daha yüksek sesle, bir adım daha atıp ona yaklaştığımda kasılmış bedenine titreyen ellerimi uzattım.
Sert soluklar alırken sonmuş gibi gözleri kapanmak üzere olan Tuna'ya ellerim bedenindeyken, sert bir kafa attı. Tuna'nın aralık olan gözleri tamamen kapanırken benden habersiz dudaklarımdan dökülen çığlıkla Talha'dan uzaklaştım. Elleri yakasından ayrıldı, Tuna'nın bedeni sert bir şekilde yerle buluştuğunda o, bedenini dikleştirip derin bir nefes aldı.
Bana döndüğünde ellerim ağzımda, gözlerimden ne zaman aktığını bilmediğim yaşlarla ona baktım. Bedenim titriyordu. Gözlerini yumdu birkaç saniye tekrar açtığında ardımda kalan Giray'a baktı. Benimle bir daha göz teması kurmadan hızlı adımlarla geldiğim yöne yürüdü bir dakikadan daha kısa bir süre içerisinde geri geldiğini adım seslerinden anladım, gözlerim yerde hareketsiz duran adamdaydı.
Ellerim yumruk olmuş sadece ağlıyordum. Yanımda tepkisizce duran iki adam benim ağlamalarımı duyuyor ne bana ne de yerde duran adama dokunuyorlardı. Karşılarında gördüklerine tepkisiz kalışlarına hayret ederken sırtımda hissettiğim montumla irkildiğimde arkamı döndüm aniden. Öfkeli yüzü hala yerli yerindeyken Talha'nın montumu ellerinde tuttuğunu gördüm.
"Uzak dur benden." dedim bağararak.
"Sakin ol gel eve gidelim." dedi tekrar montumu giydirmek için uzanırken.
Bir adım daha geriye gittim. "Uzak dur dedim. Evine falan gelmiyorum. Bitti bu iş." gözlerimi yine aynı ifadesizlikle bizi izleyen iki adama çevirdim. Yüzümü ekşitip, "İğrençsiziniz." dedim bağırarak sesim boş mekanda yankılanırken bir daha hiçbirine bakmadan hızla onları ardımda bırakarak mekanın çıkışına yürüdüm.
Bedenime çarpan soğukla içim titrerken korumaların yanından geçerek caddeye çıktım. Merkezden uzak olan bu yeri az çok biliyordum. Adımlarımı soluma döndürdüğümde ardımda sert adımlar işittim kime ait olduğunu biliyordum. Aldırmadan yürümeye devam ederken soğuğun işlediği bedenimi korumak amacıyla kollarımı sıvazlarken hızlı adımlarla önüme geçti.
Adımlarım dururken gözlerim ayaklarındaydı. "Nereye?" dedi sıcak nefesi soğuk havada yüzüme çarptı.
Yüzümü kaldırıp sert çehresine baktım. Gözlerinin rengi sanırım elaydı. Çünkü sürekli değişiyordu. Ela gözlerine yaşlı gözlerle baktım. "Evime. Her şeyi boşverdim sana ihtiyacım yok." sola attım adımımı onu geçmek için.
Sert sözlerime karşı. "Hayır." sesi durgunlaşmış öfkesi uçup gitmiş gibiydi.
"Nasıl hayır?" dedim yüzümü kaldırmış kaşlarımı çatmıştım. "Senin saçmalıklarınla uğraşamam az önce sebepsiz yere birini dövdün belki öldürdün." yüksek sesle dediğimde aramızdaki o kısa adımı kapattı.
Ayakkabımın ucuna değdi ayakkabıları, elinde geldiğinden beridir tuttuğu montumu omzuma ağır bir şekilde bıraktığında elleri hala üzerimdeydi. "Özür dilerim fevri davrandım." dedi yüzüme yaklaştığında.
"Fevri davrandın?" dedim söylediğine inanmayarak. Bir cani gibiydi.
"Özür dilerim, gözlerim karardı düşünemedim hiçbir şey." gözlerime ardından gözlerimden akan yaşlara baktı. "Gitme," dedi kısık bir sesle. "Az kaldı zaten Giray bir şeyler peşinde."
Burnumu çektim heyecanla. "Gerçekten mi?" diye sordum ona. Eski düzenime döneceğim için her şeyi unutup mutlulukla dolmuştum.
"Evet." dedi başını sallayarak. Dudakları kıvrılmıştı heyecanımla. "Hadi giyin bunu burnun kızardı." hala üzerimde olan elini hareketlendirip giyinmeme yardım ettiğinde yüzümü tekrar kaldırıp ona baktım.
"Tuna iyi mi?" dedim düşüncelerim onunla dolarken.
Sert bir nefes aldı boğazından. "Sadece bayıldı it, kendine getirirler birazdan."
Ona yönelttiği sıfatı yok sayarak, "Onu kovma." dedim ileriyi bilerek. Elini tekrar belime koyup yürümemi sağladı.
"İşte orada duracaksın küçük hanım." dediğinde kaşlarımı şaşırarak kaldırıp ona baktım. "Benim iş sınırlarıma karışamazsın." dediğinde adımlarımı durdurdum otomatik bir şekilde o da beimle durduğunda yüzüme baktı.
"Dengesiz davranışların yüzünden çocuğun işine son mu vereceksin?" dediğimde mekanın kapısına baktı ardından tekrar bana döndü.
"Vereceğimi söylemedim." dedi gülümsediğimde gözleri gülüşüme kaydı orada biraz oyalandıktan sonra mutlu gözlerime baktı. "Vermeyeceğimi de söylemedim." dedi bu sefer.
Yüzüm hızla düşerken, "Adisin." dedim onu ardımda bırakıp açtığı arabanın yolcu bölümüne öfkeyle oturdum. Kapıyı sertçe kapatırken onun kendi tarafının kapısını açtığını gördüm.
"Değilim." arabaya geçtiğinde bana dönmüştü.
Yüzüm ona döndü. Durgun bakışlarım onun yüzünü incelerken dudaklarım birbirinden ayrıldı. "Kovma lütfen." Tuna işini kaybettiğinde kendimi suçlayacağımı biliyordum.
"Bakarız." dedi yüzünü önüne dönerken arabayı çalıştırdı.
"Yani?" dedim keyifle yerimde hareketlendim.
"Ne anladıysan o."
*****
Zamanın akışına ayak uyduramıyordum. O gece bugünümden yirmi gün önceydi. Onunla bu eve gelişim, onunla tartışsam bile bir orta nokta bulduğum, beni dinlediği, bana anlayış gösterdiği yirmi günü ardımda bırakmıştım.
Bugün Neva ve Giray'ın davetleriyle evlerine akşam yemeğine gidecektik. Onun için giyinecek birkaç kıyafet hazırladıktan sonra duşa girmiştim. Talha ise salonda birkaç telefon görüşmesi yapıyordu. Evde sıkıldığımı bildiği için Neva'yı sürekli buraya çağırıyordu.
Tuna'ya karşı sergilediği davranışlardan sonra onun iyi olup olmadığını sık sık sorduğum için defalarca küfür etse bile onun iyi olduğunu öğrenmiştim bugün. İşine tekrar geri döndüğünü de eklemiş artık sormamamı söylemişti.
Ilık suyun bedenimden süzülmesiyle duşakabinden çıkıp koşedeki havluyu göğsümde bağladım. Aynada ıslak yüzüme baktım, genel bir yüzüm vardı. Kahve geniş gözlere sahiptim, küçük ama yüzüme göre etli bir burun, orta kalınlıkta bir ağzım ve uzun bir yüzüm vardı.
Duşta çok oyalanmamam gerektiğini bilerek aynaya son kez bakıp kilitlediğim kapıyı açıp koridora çıktım. Karşımdaki odaya girmeden gözlerim odasından çıkan Talha'yla karşılaştı. O beni görmüş baştan aşağıya beni süzerken ben bütün bedenime yayılan sıcaklıkla utanarak ona baktım.
Ne kadar süre beni süzdü, yutkundu, kasıldı bilmiyorum çünkü şu an bedenimdeki utanmayla karşısında kalakalırken ne yapacağımı bilmiyordum. Gözleri gözlerimi bulduğunda yutkundu ve sakallarını kaşıdı boğuk zoraki bir sesle, "Su sıcak mıydı?" dediğinde bedenimi saran sıcaklıkla sorusunu sorguladım.
Saçma sorusuna cevap verme zorunluluğuyla kısık bir sesle konuştum. "Evet."
"Güzel. Çok güzel." Bedenimi bir daha süzdükten sonra derin bir nefes aldı ve gözlerime kaçamak bir bakış attıktan sonra, "Ben bir sigara içeyim." diyerek bana arkasını dönüp yürüdü.
Onun bana sırtını dönmesiyle algılarım dakikalardır yapması gerekeni yapıp odama geçerken utancımla. "Allah'ım." diye fısıldadım tavana bakıp ellerimi kalbime koyarken. Üzerimdeki havlu kısaydı sadece kalçalarımı ve göğsümü kapatıyordu. Bunu düşündükçe yüzüm kızarıyor bedenim utancın sıcaklığıyla yanıyordu. Rezil olmuştum.
Yavaş adımlarla yatağa yaklaştım, yatağın üzerine bıraktığım iç çamaşırlarımı hızla giyindim. Bu akşam aramızda olacak bir yemek olduğu için rahat giyinmek isteyerek geniş siyah bir pantolon belimde biterken üzerine gri bir kazak giyidim. Saçlarımı kurutup tokam olmadığı için açık bıraktığımda artık hazırdım.
Aşağıya inmem gerekiyordu ama utancım hala da üzerimdeydi burada oturup gitme zamanını beklemeyi düşündüm ama onunla gideceğim aklıma gelirken kendi düşündüğüme küfürler ederek odadan çıktım. Utancımı bir kenara koymam gerektiğini bildiğim için merdivenlerden aşağıya indim.
Gözlerim salonda onu ararken onun bahçede oturduğunu ve sigara içtiğini gördüm. Yanına yürüdüğümde geldiğimi biliyordu çünkü ayakkabılarım zeminde kısık sesler bırakıyordu. Yanına vardığımda yüzünü kaldırıp bana baktı, yanındaki boşluğa oturup sırtımı yaslarken hava kararmak üzereydi.
Sigarasının külü uzamış düşmek için bükülmüştü ikimiz de sessiz bir şekilde külün düşmesini beklerken onun kısık sesini işittim. "Bana güvenme." dedi kısık boğuk bir sesle sanki kendine konuşur gibi. "Her an," dedi ve sigarayı parmağında hareket ettirdi kül yeşilliklere, ayakkabısının dibine düştü. "Seni hayal kırıklığına uğratabilirim."
Gözlerim yerde dağılan külden, onun yan profiline döndü. Aramızda bir karış kadar mesafe vardı ve bedenimiz birbirine sürtünüyordu. "Güvenmiyorum." dedim onun gibi kısık bir sesle. "Yanındayım çünkü başka çarem yoktu. Eğer o geceyi aydınlatamadıysan söyle daha fazla hayatına dahil olmayayım."
Ağır bir şekilde sigarasında olan bakışları yüzümü buldu. Gözleri aynı ağırlıkla yüzümün her bir kıvrımını inceledi. Sonra dudakları kıvrıldı güler gibi oldu. Derin bir nefes aldı. "Oldun zaten." dediğinde kolumla birbirine sürten kolunu hareketlendirdi, sigarayı kavrayan eli belimi bulduğunda nefesimi tuttum. Bedenimi bedenine yaklaştırdı. Gözleri dudaklarıma kaydı, yüzü yüzüme bir milim daha yaklaştığında sigara kokan nefesi yüzümü yalıyordu. "Her yerimdesin Berva, görmüyor musun?"
Yakınlığıyla göğsüm kalkıp inerken elimi kaldırıp geniş omzuna koydum. "Talha." dedim ne diyeceğimi bilmeyerek. Sonunda gözleri dudaklarımdan ayrıldığında değişen göz rengine baktım.
"Senin yanında bencil oluyorum." kaşlarını çatmış kendine kızıyormuş gibi konuşurken yüzü biraz daha yaklaştı. Diğer elim aramıza, onun göğsüne konduğunda bir nefes ihtiyacıyla ayırdım dudaklarımı. "Beni neye düşürdün bilmiyorum ama çıkmak da istemiyorum." Yüzümde olan gözleri kapandığında belimdeki elini hareketlendirip beni tamamen bedenine yasladı. Yüzü yanağıma sürtündü, nefesi saçlarımdaydı.
"Talha." dedim tekrardan. "Ne yapıyorsun?" O yakınımdayken beyin algılarım çalışmıyordu artık. Neden bu hale gelmiştim bilmiyordum ama tüm bedenim onunlayken yetisini kaybediyordu. "Uzaklaşır mısın? Yemeğe geç kalacağız."
"Yemek?" benden uzaklaştığında yüzünde anlamsız bir bakış vardı. "Ne yemeği?" dedi bu sefer.
Yüzünü yüzüme hizalamıştı. Bedenimi ondan geriye çektim uzaklaşmak ve doğru bir cümle korabilmek için. Belimdeki eli benden uzaklaştı sigarasının külü yine uzamıştı. Kalçamı biraz geriye ittim gözlerim sigarasındayken ondan uzaklaşmamla derin bir nefes aldım. Sanki onunlayken dünyayla aramdaki bağ kopuyor gibiydi.
Derin bir nefes alıp ona baktım. "Neva bu akşam ikimizi yemeğe davet etti. Kabul ettim bende. Bir sakıncası var mı? Eğer işin varsa onu arayıp gelmeyecğimizi söyleyebilirsin." dedim ondan habersiz hareket ettiğim için kendime küfürler ederken.
"Hayır." dedi başını iki yanına sallayarak ayağa kalktı. Elini bana uzattığında elini tutmak zorunda kaldım.
"Emrivaki gibi oldu." birkaç adım attığımızda elimdeki elini çekerek adımlarını durdurdum. "Gitmeyelim başka bir gün senin planına göre gideriz."
Omzunun üzerinden beni dinliyordu. "Zaten evdeydim Berva, bir işim yoktu hem kafan dağılır gidelim." dediğinde tekrar önüne dönüp adımlamaya devam etti ardında olan benle.
"Düşüncesizce davrandım bir daha olmaz." dedim içim sıkıntıyla dolarken.
"Yine saçmalamaya başladın, sorun yok." evden elimde onun eliyle çıktığımızda birkaç adım sonra bana döndü aniden. "Berva?" dedi adlandıramadığım bir ses tonuyla.
"Efendim?" dedim onun gibi durup onun yüzüne bakarken. Soğuk hava bedenimizi sarmışken biz öylece dikilmiştik bahçenin ortasında.
"Gitme." dedi kısık bir sesle. Bir an yanlış duydum sandım o kadar kısık sesle döylemişti ki.
"Ne," sesim onun gibi kısık çıkmıştı sonra başımı salladım ve sesimi bularak, "Anlamadım?" dedim.
"Eğer bu işi aydınlatırsam." dedi sonra sustu gözlerini kırpıştırıp boştaki elini sakalına götürdü ve boğazını temizledi. "Gitme. Gitmeni istemiyorum."
Kulaklarım duyduğu cümleyi henüz idrak edemezken kalbim sanki bunun anlamını bilmiş gibi çırpındı. Ben bunun anlamını bilmiyordum, kalbim bunun anlamı neydi? Algılarımın hepsinin fişi çekilmişti şu an. Tek bir çalışan yanımla öylece yüzüne baktım.
Kalbim bedenimde pürdikkat çalışan tek şeydi.
Kalbim ne anlamıştı?
*****
Bölüm sonu.
Yavaş yavaş karakterler parmaklarıma ulaştı artık kendileri yazıyor❤️
Umarım beğenmişsinizdir.