İçeriğe geç

AKVARYUMA YÜZEN BALIK

Bölüm 2 · 8 dk okuma

AKVARYUMA YÜZEN BALIK

Bölüm 2

2.BÖLÜM

Keyifli okumalar 🕊

Instagram: arsnin.melegi (takip etmeyi unutmayın)

Ve lütfen oy verip yorum yaparak destek olun :)

2.BÖLÜM "TUTSAK"

(Yazarın anlatımıyla)

(14.04.2002)

"Berva kızım hadi gel elbiseni giydireyim, baban gelecek."

Küçük kızın annesi kızına sesleniyordu kızının bugün doğum günüydü, daha dün gibi anımsıyordu kucağına aldığı o anı. Bugün küçük kızı beş yaşına girecekti. Küçük kız elinde oynadığı bebeği yere bıraktı ve sevinçle annesine doğru koştu karşısına geçip, ellerini annesine doğru uzattı ve zıpladı annesi onu kucağına alıp sarmaladı. Küçük kız annesinin yüzüne onlarca öpücük kondurdu.

Öpücükleri arasında, "Anne seni ve babamı dünyalar kadar seviyorum." dedi.

"Bizde seni meleğim." dedi meleğinin kokusunu içine çekerek ardından küçük kızın her iki yanağına öpücük kondurdu.

"Hadi tatlım elbiseni giydirelim." diyerek küçük kızın odasına yürüdüler.

Annesi küçük kızın elbisesini giydirdi, saçını örüp, minik burnunun ucuna ufak bir öpücük kondurdu. Küçük kız annesinin gözü önünde gün be gün büyüyordu. İlk adımı, ilk konuşması, ilk düşüşü sanki dün gibiydi lakin kızı artık beş yaşındaydı. Genç kadın bunları anımsarken evin zili çaldı.

Küçük kız heyecanla, "Babam geldi! Babam geldi!" diye seviniyordu.

Küçük kız odasından çalan kapıyı açmak için koşarak çıktı. Açtığı kapının ardında, elinde pastası ile babası bekliyordu. Küçük kız sevinçle olduğu yerde zıplarken annesi eşinin elinden pastayı aldı. Genç adam ellerinin boş kalmasıyla kızının boyuna denk gelecek şekilde çökerek kollarını açtı.

Küçük kız babasının boynuna kollarını sararak, "Doğum günümü unutmamışsın baba," dedi mutlulukla.

Genç adam, "Hayatımda en mutlu olduğum günü nasıl unutabilirim?" diye konuştuğunda çöktüğü yerden kucağındaki kızıyla ayağa kalktı.

Küçük kız ve babası beraber salona girdiklerinde annesi pastayı masaya koyuyordu. Annesi her zamanki gibi masayı donatmıştı. Pastanın üzerine yerleştirdiği mumları yaktığında genç adam kucağındaki kızını yanındaki sandalyeye bıraktı ve "Hadi dilek tut." dedi.

Küçük kız içinden 'Hep bir arada olmalarını ve hep mutlu olmalarını' dileyerek annesinin yaktığı mumları üfledi.

Annesi sol yanağını, babası sağ yanağını aynı anda öperek, "İyi ki doğdun meleğim." Dediler, kızlarına sarılarak o an bu doğum gününde söndürdüğü mumların bile aydınlatmayacağı günlerin gelişinin sesi işitildi.

Evin zili çaldı, genç adam kaşlarını çattı. "Bu saatte gelen kim acaba? Birini mi bekliyordun?" diye sordu karısına. Sorusuyla birlikte cevap beklemeden kapıya yöneldi.

Kapı kolunu indirip gelen kişiyi görmek için hedef alan gözleri, üç silahlı adam gördü. Yüzleri siyah maskeyle kapalı olan üç adamlardan biri silahını genç adama yöneltti. Genç adam korkuyla bir adım geriye sendelediğinde kapı kolunu daha sıkı kavradı ve onların içeri girmesini engellemek isteyerek saniyeler önce açtığı kapıyı yüzlerine kapatmaya çalıştı. Ama nafileydi üç adama karşı güçsüz kalan adam kapının ittirlmesiyle geriye doğru düştü.

"Merhaba Mehmet bizi beklemiyordun galiba ama ecel geliyorum demez, patronun selamı var!" silahı havada tutan adamın sesi evde yayıldı. Kalçası üzerine yere düşen adam ayağa kalkmaya çalışırken konuşan adam çabasını sonlandırdı.

Küçük kızın gözleri önünde silahın tetiğini çektiği an genç adam, sırt üstü yere düştü. Genç adamın düşüşüyle, küçük kız ve annesi çığlık attı. Ateş eden adam küçük kızın annesine bakarak sırıttı ve onlara doğru yavaş yavaş yürüdü. Gözleri ikisinin arasında mekik dokuyarak onlara adım adım yaklaştı.

Önlerinde durdu, "Merhaba yenge küçük kızınızın son doğum gününü kutluyorsunuz ve beni çağırmıyorsunuz çok kırıldım!" Sahte sitemli sesiyle, kafasını sağa sola salladı. Küçük kıza dönüp, "İyi ki doğdun prenses nice yıllara..." dediğinde mutluluk kelimesini kullanmamaya dikkat etti.

Elinde olan silahını kaldırdı ve namlunun ucunu annesinin alnına dayadı. Küçük kızın annesi, "Yalvarırım yapma!" genç kadın her iki elini birbirine yaslayarak karşısında az önce hayat arkadaşını öldüren adama yalvardı.

Küçük kız hıçkırarak, "Anne korkuyorum..." diyordu. Annesinin bacaklarına minik kollarını sarmıştı.

Adam karşısında seslerinin kulaklarında oluşunu umursamayarak bir dakika önce yaptığı eylemi tekrar yaptığında genç kadın, bir et parçasını anımsatan bedeniyle yere yığıldığında kızıyla birbirine bağlı olan elleri birbirinden ayrıldı. Birbirinden ayrılan elleriyle kızın kolları arasından sıyrılmıştı annesi. Küçük kızın ağzından güçsüz bir çığlık kaçtı. Annesine ve babasına dolu gözlerle baktı.

Birkaç adım uzağındaki annesinin başına gelip. "Anne... korkuyorum bu... adamlar bana zarar... verecek." Hıçkırıkları arasında titreyen sesiyle annesine sesleniyordu.

Tetiği çeken adam, hıçkırarak ağlayan kızın önüne geçip kızın çenesini parmaklarıyla tuttu ve silahı kavrayan elinin parmak uçlarıyla hafifçe gözyaşlarını sildi. "Sana zarar vermeyiz prenses sen iyi birisin günahsız, tertemizsin. Ama onlar günahkar onlar hak etti." yumuşak bir sesle dile getirdiği sözlerle küçük kızı sakinleştirmeye çalıştı.

Küçük kız, "Hayır onlar çok iyiydi. Asıl sen... kötüsün... onlara zarar... verdin uyandıklarında... seni söyleyeceğim," dedi hırçın bir sesle.

Adam kaşlarını çattı. "Onlar artık uyanmayacak ve sen artık bu hayatta tek başınasın zorlukların üstesinden tek başına geleceksin."

Küçük kız, "Hayır annem beni bırakmaz korktuğumu biliyor." Ailesinin geri döneceğine inanır bir sesle konuşmuştu.

Adam, "Bu hayatta hiçbir şeyden korkmamalısın prenses." dedi.

Küçük kız korku ile gözlerini adama çevirdi biliyordu korkacaktı, güçsüzdü, daha hayatın nasıl acımasız olduğunu görmemişti.

"A... ama ben n... nasıl tek başıma kalacağım?" dedi küçük kız.

Adam "Merak etme prenses hayat sana acımasızsa, sen daha acımasız olmayı öğreneceksin ve tek başına ayakta kalacaksın." dedi.

Ayağa kalktı son bir kez küçük kıza baktı ve adamların yanına gitti. Ağır adımlarla solundan çıktılar. Küçük kız adamların gitmesiyle daha çok korktu annesini ve babasını öldürmüş olabilirlerdi, ama kız yanlarında korkmuyordu. Küçük kız geri kalan hayatında tek başına devam edecekti tüm zorlukları kendisi sırtlayacaktı...

GÜNÜMÜZ

Bu zamana kadar tek başıma hayatın zorluklarıyla karşılaştım tek başıma üstesinden geldim. Düşüp dizim kanayınca, soğuktan tir tir titreyince, suçum olmadan suçlandığımda, şimşek çakınca sığınacak kimsem yoktu. Hep tektim kendim kurtardım, kendim sardım yaralarımı, kendim ısıttım soğuktan titreyen bedenimi, haksızlığa uğradığımda haklı çıkardım kendimi.

Ama şimdiki durum farklıydı karşımda beni her an öldürecekmiş gibi bakan, ateş gibi alevli gözleri olan korkusuz bir adam. Beni kollarımdan megane gibi tutmuş bırakmıyordu. Gözlerinden ateşler fışkırıyordu, nefes alış verişi hızlıydı, kaşlarını çatmış alnı kırışmıştı, çenesi kasılıp seğiriyordu, korkunç bir cellata benziyordu.

"Sana sen kimsin dedim, uzatma söyle!" dedi, tane tane bağırarak, irkildim. Sorusu emir verir gibiydi cevap vermeliydim yoksa canımı yakacaktı.

"B-benim adım Berva." dedim kekeleyerek, korkudan sesim titriyordu.

"Neden depoya girdin?" diye sordu bu sefer.

Bağırmıyordu ama sesi yüksekti. "O serseriler beni kovalıyordu..."

"Uzatma da anlat! Her şeyi ben mi sorayım!?"

"Şey ben barda çalışıyorum işten çıktım, eve gidecektim ama caddeden o üç serseri çıktı, bana sataştılar, bende korktum koşmaya başladım, sonra buraya kadar geldim peşimi bırakmadılar. Bu depo karşıma çıktı tek kaçış noktam buydu ve depoya girdim. Özür dilerim depona girmemem gerekiyordu." dedim nefes nefese bunları söylerken sözlerime derin bir nefes alarak devam ettim. "Ve teşekkür ederim beni ele vermediğin için."

"Tamam." başka hiçbir şey demeden dedi sertçe.

Kollarımı yavaş yavaş gevşetti ayaklarım titriyordu kollarımı tamamen bıraktığı an tuttuğu yerler karıncalanıyordu, boşluğa düşmüş gibi geriye doğru sendeledim. Dengemi tekrar kazandığımda ona bakmadan arkamı dönüp yürümeye başladım iki üç adım attım ama adam sol kolumu tekrar tuttu kafamı omzumun üzerinden arkama çevirdim.

"Nereye?"

"Evime." dedim rahat bir tavırla.

"Gidemezsin!" dedi.

Kaşlarımı çattım, gene başladık!

"Ne demek gidemezsin?" dişlerimin arasından sertçe nefesimi bıraktım.

"Çünkü bir kez bu depoya girdin kuralları çiğnedin."

Hafif bir kahkaha attım sinirle ve bedenimi ona çevirdim. Ne demek 'bor koz bo dopoyo gordon!' bu adam ne saçmaladığının farkında mıydı acaba?

"Ne kuralı, ne saçmalıyorsun?"

Artık sinirden köpürüyordum.

"Şu demek; Benim depoma giren bir daha çıkamaz çıksa bile cesedi çıkar." dedi gayet rahat bir tavırla.

"Saçmalama ne cesedinden bahsediyorsun!" dedim korku içinde.

"Çok konuştun, çok konuşanlardan nefret ederim." diye mırıldandı bıkkınlıkla.

Ardından kolumdan çekiştirerek depoya yürütmeye çalışarak. Onun aksine, "Ne yapıyorsun? Bırak kolumu. Çekiştirip durma bir daha o depoya girmem." bağırırken kolumu ondan kurtarmaya çalıştım ama nafile çabaydı adam kelepçe gibi sıkıyordu.

Bağırışlarımı, çırpınışlarım boşaymış gibi beni depoya sürükledi kapıyı kilitleyip, önüne döndü yürümeye başladı. Deponun ortasında duran ikili koltuğa kendini bıraktı geniş masanın üstünden sigara paketini aldı ve içinden bir sigara dalı çıkarıp paketini masaya fırlattı sigarasını ağzına götürüp yaktı. Elmacık kemiklerini belli edercesine dumanı çekti ciğerlerine. Ben onu izlerken o ben yokmuşum gibi davranıyordu. Ona doğru yürüdüm karşısına geçip durdum. Hem beni buraya getiriyor hem beni yok sayıyordu .

"Neden? Bırak beni gideceğim." dedim büyük bir sinirle.

Adam yüzüme bakmamaya devam ederek sigarasını dudaklarının arasına götürdü, yanakları içe gömüldü, elmacık kemikleri ben buradayım diyordu, sigara turuncu kıvılcımlarla yanıp aynı hızla kaydoldu söndü.

Lan o zararlı!

"Gitmeyeceksin!" kafasını geriye yatırıp gri dumanı ağzından üfledi.

Adamı şu an öldürmek istiyordum yüzüme bile bakmıyor ve gitmeyeceksin diyordu. Bu beni ne zannediyordu!

"Gideceğim ve sen bana engel olamayacaksın." dediğimde adam omuz silkti.

"Git! O kapıdan adımını attığın an nefes alamıyor olacaksın."

Yapamazdı değil mi? Bu kadar cani olamazdı! Kafamı salladım, arkama döndüm kapıya doğru titreyen bacaklarımla yürüdüm. Elimi kapının koluna uzatacağım anda depoyu inleten bir silah sesi duyuldu. Ellerim havada asılı kaldı, sertçe yutkunup gözlerimi kapattım, deli gibi çarpan kalbimi durdurmaya çalıştım. Ellerimi yumruk yaparak indirdim, gözlerimi açıp, derin bir nefes alıp titreyen vücudumla arkamı döndüm, bir elinde sigarası, bir elinde silahı.

"Git!" dedi tekrardan durgun sesiyle.

Sadece üç harf, bir kelime, bir hece. Sadece bu, bunun altında yatan anlamlar vardı! Anlamıştım beni bırakmayacaktı. Beynim buradan kaçıp gitmem için çığlık atsa da, bedenim benden habersiz ona doğru yürüdü. Çaprazındaki tekli koltuğa oturdum. Ellerimi birleştirip kucağıma bıraktım ciğerlerime derin bir soluk alıp yüzüne titreyen göz bebeklerim ile baktım. Sırıtıyordu sigarasından son bir nefes aldı ve hayatımı değiştirecek olan o cümleleri kurdu.

"Öyle basit bir tesadüfle buraya geldiğine inanmamı gerçekten bekledin mi?" sustu ve gözleri gözlerimi delip geçmek ister gibi bakarken devam etti. "Seni kimin yolladığını bulana kadar benimsin."

Bölüm sonu

4 yorum