Ben Lara. Günün yorgunluğunu atmak için kulaklığımı taktım ve bir parka oturdum. Arkadaşlarımla ayrılmanın zorluğu vardı. Tabi bir yandan yeni taşındığım şehire alışmaya çalışıyordum. Karşı tarafımda sanki benimle aynı kaderi paylaşan bir erkek vardı. Sigaramı içerken bir yandan göz ucuyla ona bakıyordum. O siyah saçları beyaz teni fındık gibi burnu dikkat çekiyordu. Daha sonra arkadaşları geldi konuşmaya başladılar bende geç olmadan eve gittim. Zile bastığım da kardeşim hızla kapıyı açmak için koştuğunda düşüp başını yarmış. Hastaneye gittiğimizde dikiş atılırken bakmamak için kafamı yana çevirdim. Parktaki çocuk.. onu gördüğüm de ilk görüşte aşka inandim resmen. Neden hastanede olduğunu bilmiyordum, sormaya da cesaretim yoktu. Eve gittim gece boyu aklımdan çıkmadı. Yarın o saatte yine parka gidicektim, bunu düşünerek uykuya daldım.
Sabah bazı işlerimi halledip çıktım dışarı gittim o parka. Arkadaşları oradaydı ama kendisi yoktu. Hiç düşünmeden yanlarına gittim, "o nerede" diye sordum. Şaşırdılar aralarından biri "kim" diye sordu. "O siyah saçlı beyaz tenli nerede, numarasını alabilir miyim? gerçekten çok hoşlandım" dedim. Ne dediğimi bilmiyordum resmen ağzıma geleni söyledim. Daha sonra numarasını aldım ve hemen uzaklaştım. Akşam yemeğinde nasıl yazıcam diye düşünüp durdum. Bir anda "selam arkadaşlarından numaranı aldım sakıncası yoksa konuşabilir miyiz" diye sordum. Numarayı kimin verdiğini veya neden istediğimi sormadan, sanki bunu bekliyormuş gibi "tabi konuşalım" yazdı. Kalbim çok hızlı atıyordu gerçekten ilk defa bu şekilde hissediyordum. Gece boyunca konuştuk tanıştık. İsmi Eren'miş. 2 hafta önce taşınmış. Uzun uzun konuştuktan sonra yarın görüşüp, yüzyüze daha iyi tanışacağımızı söyledi. Hiç düşünmeden kabul ettim. Tabi hayatımın dengesi bozulacağı aklımın ucundan dâhi geçmemişti.
Ertesi gün, yanına gitmek için hazırlandım. Annem yüzümdeki bu garip gülümsemeyi farketti. "kendini çok kaptırma dedi" herşeyden haberi varmış gibi. Babamı hiç konuşmaya gerek yok aslında, biz de hiç konuşmuyoruz yabancıyız sanki, tanımıyoruz birbirimizi. Herneyse evden çıktım ve hızlı adımlarla yanına gittim. O kadar utanıyordum ki yüzüne çok zor bakıyordum. Bir şekilde konuştuk yavaş yavaş, resmen tutulup kalmıştım ona. O günün sonunda eve geçtim çok mutluydum. Mesaj attım konuşma başlatmak için ama pek samimi gelmiyordu. Ben yazmadıkça yazmıyordu, bunları pek önemsemedim. Önümüzdeki üç hafta bu şekilde ilerledi. Sonralar da birlikte olabilir miyiz gibisinden bir soru sordum, beklemiyordum böyle bir cevap. "kafa yapılarımız uyuşmuyor" aslında normal karşılamak zorundaydım. Önümüzdeki iki ay boyunca hiç konuşmadık, o kadar çok yazmak istiyordum ki ama gururumu bi kenara öylece bırakamazdım. Evet yaptım, tekrar yazdım normal şekilde konuşmaya devam ettik. Üniversiteyi bitirmişti mahallenin bankasında çalışıyordu. Arasıra onu görebilmek için sadece para çekmeye giderdim. O ise bunu pek umursamazdı. Belki elde edememek beni daha çok sürüklüyordu, bilmiyorum kafam çok karışmıştı sürekli mesaj atıyordum attığım her mesaja samimi cevap veriyordu. Ona mektuplar yazıyordum, hediye alıyordum, beni beğenmesi için güzel fotoğraflar çekip paylaşıyordum. Bunu anlayamadım madem beni istemiyor neden ısrar etmeme rağmen engellemiyordu?
Aradan bir yıl geçti aynı şekilde devam ettik. Neden?nasıl?niye? unutamıyordum. Belki onunla konuştuğum için diye düşündüm. Konuşmayı bıraktım, 3 ay boyunca yazmadım, hatırlamamaya çalıştım. Nafile.. Ona benzeyen yüzler, sesler, kokular. Bir insan nasıl bu şekilde bağlanabilir, arada hiçbir şey olmamasına rağmen. Bir anda tekrar ona yazarken buldum kendimi, bu sefer daha samimi yanıtladı. Bu sefer benimle denemek istedi o anki mutluluğumu anlatamam, bir buçuk yıl sonra çabalarımın karşılığı oldu demek ha. Sanki evrenin en mutlusu bendim. Bir süreliğine şehir dışına gitmişti gelmesini bekledim. Sabahlara kadar konuştuk, sürekli fotoğraf attık birbirinize, ve uzun bi ayrılık sonrası tekrar görüşücektik. Bu sefer utanmıyordum ona aşıktım çünkü. Benden istediği bazı şeyler vardı tabi, ama önemsemedim. Kendimi değiştirdim, saçlarımı boyadım sevdiği markaların kıyafetlerini aldım, izlediği dizileri tek tek izledim. Beni beğenmesi için daha çok makyaj yaptım. Resmen kişiliğim değişmişti. Umrumda değildi o beni seviyordu bense köpek gibi aşıktım. Telefonda konuşarak ikimizde yürümeye başladık. Düz yolda yürüyordum karşımda uzun bir yol ve dönüş vardı. O köşeyi döndü onu gördüğüm an kalbim yerinden çıkacaktı, koştum bi anda sarıldım ilk defa temas ediyordum ona, ilk defa öpmüştü beni.
Birlikte yürüdük, sarıldık.
Ama geçmişi hiç konuşmadık o unutmuştu, silmişti hafızasından. Ben hiç unutmadım üzüldüğüm ağladığım günleri, o konuyu bende açmak istemedim. Mutluydum çünkü sevdiğim o adam yanımdaydı ya benim için imkansız değilmiş meğer. İlerleyen günlerde evine gittim, güvenerek evine gideceğim tek erkek Erendi. O gerçekten çok farklı biriydi. Ya da sadece aşık olduğum adamdı. Evlerinde birlikte birşeyler içtik yemek yedik, sarıldık, öpüştük. Ellerini belimden ve boynumdan hiç ayırmadı. Sadece dudaklarımdan değil ellerimden, anlımdan, gözümden öperdi. Ona öyle aşıktım ki ne istese yapardım. Eğer benimle cinsel ilişkiye girmek isteseydi hiç düşünmeden kabul ederdim. Böyle bir fırsatı vardı, bunun farkındaydı ama yapmadı Eren'in farkıda buydu.
İlerleyen günlerde sürekli konuşurduk tekrar, sabahlara kadar hayal kurardık. Beni çok sevdiğini onu bırakmamamı söylerdi. Tekrar onun evine gittim, asansörden indiğim anda kapıda bekliyordu. Sımsıkı sarıldı, dedimki gerçekten beni seviyor. Terli olduğu için duşa girmesi gerektiğini söyledi. Bende odasında bekliyordum, kıyafetlerine bakıyordum. Mükemmel bir tarzı vardı, daha sonra duştan çıktı. Birlikte televizyon izledik yattık yanyana, sarıldı arkamdan, daha sonra biraz daha oturduk. Sabahtan akşama kadar birlikte vakit geçirdik. Daha sonra gideceğimde bana doyamadığını söyledi. Bana bir anahtarlık verdi, ucunda tüylü bir kalp vardı. Masasından parfümünü aldı ve o kalbe sıktı. Dediki "bu sende kalsın eğer çok özlersen koklarsın" Ona deliler gibi aşıktım resmen tekrar sımsıkı bir sarılma ile dikkatlica eve gitmemi söyledi. Eve gittikten sonra çok mutlu bir şekilde anneme anlattım. Beni mutlu görmek annemi sevindiriyordu. Tekrar tekrar konuşurduk her konuyu farklı şekilde. İşinden dolayı çok sık buluşamazdık. Bir gün eren'in iş yerine gittim çok kalabalık olduğu için rahatca sarılamadim bile. Sanki kulağına birşey söyleyecek mişim gibi yaklaşıp ufak bi öpücük kondurdum boynuna. O gün garip davranıyordu biraz, orda on dakika durup eve gittim.
İşten çıktıktan sonra yazışmaya başladık tekrar. Ona dedim ki "bugün seni öptüm ya için rahat etti" buna hiç birşey demeden "Lara sana bir şey diyeceğim" dedi. O soğukluktan dolayi anlamıştım zaten.
+Ne diyeceksin.
- Ne diyim.
+Ne istiyorsan onu de.
Lanet olsun deme hiçbir şey deme eren lütfen.
-Ayrılalım
Hiçbir şey diyemedim. Dünya başıma yıkıldı resmen, sanki kendimi kaybettim. Saatlerce hıçkıra hıçkıra ağladım..