İçeriğe geç

Akitoya FANFIC🤍

Bölüm 1 · 29 dk okuma

Akitoya FANFIC🤍

Bölüm 1

Bu bölüm tam bir cilde eşittir.

yazar notu:

BAŞTAN SOYLINSTADANEYEYIM BU ILK FANFIC YAZIŞIM YARGILAYABILIRSINIZ @venti.is_here

(Not: hikayedeki karakterlerin kişilikleri aynı olsada canon hikayelerinden alıntılar azdır. Genel olarak olaylar Au de gerçekleşmektedir)

BÖLÜM: Giriş

Ne ara o sıcak yaz günleri geçip gitmişti, yerini sonbaharın o eşsiz manzarası almıştı.Gökyüzü o kadar mavi değildi. Daha bi griydi. Arada yağmur yağardı etraf çamur olurdu. Okuldan gelen kız öğrenciler, asfalttan hızla geçip üzerlerine

Su sıçratan arabalara saydırırken kimisi ise rahat takılıp yağmur altında dans edip eğleniyordu. Peki erkekler? Erkekler napıyordu? Erkekler, ya bu ikisinin arasındaydı yada bu ikisinin sınırının fazla dışındaydı. Nasıl yani, dediğinizi duyar gibiyim. Örneğin Toya Aoyagi. Yağmuru seviyordu. Bazen sadece yağmurun altında öylece durup, gözlerini kapatıp yüzüne gelen yağmur damlalarını hissetmek istiyordu. Ancak yapamıyordu. Çünkü ıslak kıyafetleri ile eve geldiğinde. babasının ona bu konu hakkında güzel bir azar çekeceğinden çok emindi. Akito Shinonome ise bunun tam tersiydi. Yağmur yağarken o kadar sakin yürürdü ki bazen koşardı hatta sebepsiz yere yol ortasında durup gülerdi. Ama hiçbiri bundan keyif aldığı için değildi. Bu sadece Akitonun duvarları yumruklamamak için kendini durdurma şekliydi.

Sakin ol.. Sakin ol…. Sadece sakin ol.. yağmurda duracak… ancak yağmur durduktan sonra üstün ıslak kalacak…

Okuyacağınız hikaye, böyle bir ikilinin hikayesi…

BÖLÜM: Toya: kapısı açık kafeste hapsolmak.

Okullar yeniden açılmış ve yaz tatili sona ermişti. Yaz tatilinin sona ermesini kimse istemez. Sonuçta arkadaşlarınla ailenle vakit geçirebileceğin tek tatil zamanındır. Yaz tatili kimse senin ne yaptığına nereye gittiğine karışmaz. Yada eve gelince endişelenmen gereken bir ödevin yoktur. Mükemmel bir zamandır. Ancak tabi bunu dahada mükemmelleşmenin yollarıda vardır. Mesela lunaparka gitmek, konsere gitmek, lüks bir otelde tatil yapmak. Yada arkadaşlarınla atari salonlarına kapanıp saatlerce oyun oynamak, şarkı ve dans… bunları yapmak için gereken şey ise sadece paradır. Paran varsa bunları yapabilirsin. İstersen her gün. Arkadaşlarının olması da bu işi üst seviyeye çıkarır. Arkadaş bulmak kolaydır. Paranı sallasan çok kolaydır. Tabi iyi bir arkadaş bulmak daha zor olsada kaynaştıkça kolaydır. Parada var. Ancak biliyor musunuz. Bunların hepsi boş şeyler… tabi şeyiniz yoksa… özgürlük. Evet.. Toya Aoyagi böyle bir hayat yaşıyordu.

Toya küçüklüğünden beri müzikle yaşadı. Müzik sevmeyen yoktur. Hayat sonuçta bir müziktir ve her nota hayatının ayrı bir anıdır. Ancak belli yaştan sonra insan hangi notalara basması gerektiğini kendi seçebilir. Ister sakin ince melodiler, istersede agresif melodiler. Ancak Toya için öyle bir seçim asla olmamıştı… sanki arkasında ona doğru hızla gelen bir araç vardı ve doğru notalara basmazsa o araç dahada hızlanıp kendisine çarpacaktı.

Hani eskiden derslerde başarılı olmak için bazı şeylerden vazgeçmemiz gerekir ya, eninde sonunda bu fedakarlıkların karşılığını almak için. Ancak Toya için durum farklıydı. Sadece Fedakarlık yapıyordu. Karşılığında birşey alma beklentisi yoktu. Çünkü herkes ondan en iyi olmasını bekliyordu. Toyada sadece en iyisi olmaya programlanmış bir robot gibi çalışıyordu…

Ancak neyseki Toyanın psikolojisine bu durum fazla etki etmiyordu. Sonuçta birazda olsa dışarıya çıkabiliyordu. Başkalarının özgürlüğünü kıskanmıyordu.. ancak yoruluyordu… babasını memnun etme çabalarından, hergün piyanonun beyaz tuşlarına dokunmaktan.. yorulmuştu artık. Yorgunluktan dolayı hastalanıyordu, tüm gününü uyuyarak geçiriyordu ve öğün atlıyordu, sırf biraz olsun müzikten uzak kalmak için. Ve hayatın müzik olduğu bu dünyada müziksiz kalmak hayatınızda verebileceğiniz en kötü karardır. Toya müziği seviyordu yeteneğini de seviyordu. bu yeteneğini babasını memnun etmek dışında kullanabileceği birilerini tanımıyordu ve asla bu lanetinden kurtulamayacağına inanıyordu.. en azından şimdilik.

Toya annesini çok küçükken görmüştü. Annesini seviyordu Toya. Her Gün telefonla konuşuyordu. Annesinin varlığı Toyaya motivasyon sağlayan tek şeydi. Lakin başka ailesi yoktu. Piyanoyu sevmesini sağlayan kişi annesiydi. Ona piyanoyu öğretmişti. ve bu Toyanın hoşuna gitmişti. Parmakları ile çaldığı o melodiler ona iyi hissettiriyordu. Taa ki bir gün annesinin önemli bir iş gezisi çıkana kadar.. Annesi bunun için yurt dışına taşınmıştı ve Toya ile Babası baş başa kalmıştı. Toya annesini bekledi. Hergün onu aradı ve konuştular. Annesi hep aynı şeyleri soruyordu “yemeğini yiyor musun”, “derslerin nasıl”, “piyano çalışmaların nasıl”.... Toya eskiden her soruya teker teker cevap verirdi ama artık son soruya geldiğinde… “hm…” diyip geçiştiriyordu. Toyanın babası ünlü bir müzisyendi. Ve Toya küçükken bununla gurur duyuyordu, çünkü piyanoyu annesinden daha iyi öğretebilecegine inanıyordu. Ancak işler umduğu gibi gitmedi. Babası ile olan her dersinden sonra piyanodan daha çok soğumaya başlamıştı. Sırf babası ona birşey öğretemesin diye tüm gün uyumaya başlamıştı. Tüm gün uyuyunca tabi yemekte yiyememişti. Buda tabi onu hasta ediyordu. Toyanin aklinda hep, eğer hasta olursam birşey öğretemez diye düşünüyordu ancak kendisine verdiği zararın farkında değildi… İşte. Toyanın o çok eğlenceli yaz tatili böyle geçmişti.. Kim bilir, belki okula gittiğinde durumunu tersine çevirirdi..

BÖLÜM Akito: ormanda kaybolmak

Bir mahalle düşünün. Her gün kavga çıkar, yada her gece insanlar uyurken bir kaç gangstar mahalle ortası müzik açar oynamaya başlar. Bu durumda aşağı inip “Napıyosunuz lan, Defolun!” Gibi birşey söyleyebilir miydiniz? Yada yanlış sordum. Aileniz buna izin verir miydi? Bu durumda Akitonun ne yapacağını az öncede söylemiş oldum böylelikle.

Akito böyle bir durumda bile cesur davranabilir. ve evet. Bu babasının umrunda bile olmaz.

Akito zengin bir aileden gelmiyordu ama aşırı fakir bir aileden de gelmiyordu. Yinede bir baba iki çocuk olduğunu düşünürsek maddi durumlari o kadar iyi değildi.

Kardeşi, Ena dijital resim çizmeyi seviyordu. Genelde babası ile hiç konuşmazdı. Acıkınca kendi yemeğini kendisi koyabilirdi. Ve hiç odasından çıkmadan saatlerce resim çizerdi.

Akito ise, sokak müziğini seviyordu. Sokakta insanların bahis oynadığı rap yarışmalarına katılıyordu. Bazen kazandığı oluyordu tabi. Arkadaşları ile de takılıyordu. Ancak mutlu değildi. Çünkü.. fazla özgür olmanın da eksileri vardır.

Daha iyi anlamanız için sizden örnek vereceğim. Örneğin babanızdan dışarı çıkmak için para isterseniz size verecektir. Çünkü aranızda sınırlar vardır ancak bu sınırlar aynı zamanda bir bağdır. Kontrolsüz iseniz bu bağlar ile sizi kontrol edebilirler. Örneğin harcayabileceğiniz miktarda para verirler. Yada başınıza tehlike gelmesin diye size bir saat aralığı verirler. Ancak Akitonun Ailesinde böyle birşey yoktu. Kardeşi sınırsızca resim çiziyor. Kendisi boş boş sokaklarda geziniyordu ve bu durum onun canını sıkıyordu.

Akitonun yaz tatili ise böyle geçmişti. Fazlasıyla özgür.. ancak keyifsiz. Kim bilir, belkide bu sevmediği okul dönemi onun fikrini değiştirebilir.

BÖLÜM Kamiyama Lisesi

okulun ilk günü çok hareketli geçiyordu. Çoğu öğrenci kapıda bekliyordu yada içeride bahçedeki banklarda oturuyordu. Binanın etrafındaki ağaçlar okulun havasını güzelleştiriyordu. Bahçeden yeni öğrencilerin birbirleri ile kaynaşma sohbetleri duyuluyordu. Bununla birlikte bahçede bazı kulüp çadırları vardı. okulun ilk gününden herkes yeni öğrencileri kulübüne çekerek kulüplerini büyütmeye çalışıyorlardı.

Toya, okulun önüne geldiğinde biraz durdu.Yeni okulunun havasını koklamaya çalıştı. Evinin hanımları Toyanın Lisesinin ilk yılı güzel görünmesi için çok uğraşmışlardı. Ne yalan söylesin, işlerinde o kadar iyilerdiki seçtikleri okul forması ona tam oturuyordu. Toya bu konuda ne kadar minnettar olsada pantolonun kumaşının tenine her tarafından yavaş yavaş temas etmesi onu biraz rahatsız ediyordu. ‘’Belkide babama birkaç beden büyük almasını söylemeliydim.’’ diye geçirdi içinden.

‘’HAA!? NE DEMEK OLMAZ BE?’’

Toya hafif bir ürpertiyle sesin geldiği yöne doğru kafasını çevirdi. Turuncu saçlı bir çocuktan geliyordu ses. gözleri açık yeşildi, hoş bir yüzü de vardı.Ancak kıyafetleri için aynı şey söylenemezdi. Okul gömleğini doğru giymişti. kravatı biraz yamuktu ve gömleğin alt tarafları biraz kırışıktı. Ütülenmiş gibi gözükmüyordu. Daha çok alelacele elle düzleştirilmiş gibiydi. Ancak herşeyden önce Pantalon yerine eşofman giymişti. Paçasız bir eşofmandı. Oldukça boldu ancak eşofman olduğu kumaş çizgilerinden belli oluyordu. Paçaları ayakkabılarının tabanına kadar uzanıyordu.Açıkçası eşofmanın rengi neredeyse okul pantalonu ile aynı renkteydi.

‘’Üzgünüm canım, ama bu kılıkla okulumuzda serseri gibi dolaşmanı istemiyoruz.”

“NE DEDİN??”

(üzgünüm sayfa kaydı ;_;)

Bu kadarıda fazlaydı. Tamam belki okulun kılık ve kıyafet kurallarına tam uymuyyordu ama yinede bu kadar ileri gitmeye gerek yoktu. Toya araya girmek için elini uzattığı an:

“Herkesi kendiniz gibi sanıyosunuz…”

“Anlamadı-”

Turuncu saçlı çocuk önündeki çocuğa doğru yürüyüp yakalarından tuttu. Toya bunu görünce şaşırdı. Onun mağdur olduğunu sanmıştı. Ancak aslında kendisini savunmada haddinden daha iyiydi.

“Sadece altımdaki eşofmanı alabilmek için bile kaç hafta Part-time çalışmam gerekti haberin yok. sizin gibi insanlardan nefret ediyorum. Yokluk nedir bilmiyorsunuz.”

“şimdi çekil önümden” Deyip, çocuğu yavaş ama sert bir şekilde yolundan çekti.

“H-hey-” Çocuk arkasından seslenecekti. Ancak durdu, Üniformasından tutulduğunu hissedince. Çocuk arkasını döndüğünde bakakaldı. 1.70 boylarında, değişik saçı ve gri gözleri olan bir çocuk duruyordu. Görünüşü çekici olsada bakışları yumuşaktı.

“Bırak gitsin”

Yapacak birşey yoktu. Sonuçta çocuğun peşinden koşacak hali yoktu.

“Üzgünüm dostum, normalde böyle bir şeyin yaşanmaması gerekiyordu.” Çocuk kafasını kaşıdı.

“Önemli değil.” Gülümsedi. ”Kim olduğunu biliyor musun?”

“Ah, hayır ama geldiği istikamet soldaki Vivid sokağına çıkıyor- Ah bekle.” Çocuğun gözü toyanın göğsündeki isimliğe takılmıştı.

Toya kaşını kaldırdı ve çocuğun baktığı yere baktı.

“Aoyagi mi?” dedi çocuk şaşkınlıkla. “Sen Aoyagi Harumichinin oğlumusun yoksa??”

Toya babasının adını duyunca biraz bozuldu ama yinede gülümsedi. “Evet öyleyim” demedi, yada “Neden soruyorsun ha!?” gibi sert de çıkışmadı.

“İçeride neler oluyor? Bahçe epey kalabalık.”

Çocuk bir anda soğukkanlılığını geri kazanıp açıkladı.

“Ah, içeride kulüp çadırları var; Resim, Spor, Oyun, Kitap yada Müzik kulüpleri. Herkes yeni üyeler kazanmaya çalışıyor.”

Toya içeri kafasını uzatıp bakmaya çalıştı.

“A-ah ben seni daha fazla tutmayayım.” Toyayı çok oyaladığını farkeden çocuk toyanın yolundan çekildi. Toyada son kez teşekkür edip İçeri girebildi.

Akito, dışarıdaki çocuğun yakasına yapıştığı için kendini biraz kötü hissediyordu. Ama ne yapabilirdi ki? sinirlerine hakim olamıyordu bazen. şu dibine kadar geli “Kulübümüze gelmekle ilgilenir miydiniz?” diyenlerde cabası. Kimisini sakin bir dille kimisinide sert bir dille geri çeviriyordu. Tanrım, bir kulübe katılmak istiyordu yoksa sefil gibi yaşamaya devam edecekti. Ancak ne yapacaktı ki?

Futbol? Eskiden birkaç kere mahallede oynamıştı ancak, onun dışında sınıflar arası maç yapacak potansiyelde görmüyordu. Zaten futbolcular çok agresif oluyordu ve onlarla uğraşacak sabrı kendisinde görmüyordu. Agresif olabilirdi, ama en azından dürüsttü.

Basketbol belkide? Boyu uzundu, çeviktide. Ancak basketbol kulübünün önündeki enaz 190 herifleri görünce vazgeçti. Sonuçta basketbolda avantaj, yapılı olmaktan geçiyordu.

Resim? Hayır… Belki Ena için iyi seçimdi ancak kardeşi ona resim öğretmektense ölmeyi yeğlerdi. En azından böyle düşünüyordu, çizim yapmayada merakı yoktu.

Kütüphane, İlk yardım yada Gezi kulübü? Sosyallikten kastı bu değildi.

“Off.. kulüp bulmak çok zormuş.”

Tam böyle düşünürken, bir kız elinde kutular ile ona çarptı. elinde çadır kurmak için gerekli ekipmanlar vardı. Sanırım kulübü için çadırını kurmakta geç kalmıştı. Akito kıza bağırmak üzereyken kız, “Çok pardon, çok pardon” diyerek oradan uzaklaştı. Akito sadece arkasından bakakaldı. Siyah, uçları mavi uzun dalgalı saçlar..kimdi bu kız acaba?

Toya çadırlar arası geçip gidiyordu. Kendine en uygun kulübü arıyordu. Herkes Toyanın fiziğini ve kişiliğini görünce kulübüne almak için çalışıyordu. Toyada hepsine geri döneceğini bildirip ayrılıyordu. Kulüp bulmak gerçekten çok zordu.

Ancak sabah saatleri bitmek üzereydi, artık saat 12 ye doğru geliyordu. Yakında sınıflara gireceklerdi. Şimdiden bahçenin boşaldığı hissediliyordu. Çoğu kulüp başkanı çadırlarını toplayıp gidiyordu. Geriye sadece 2-3 çadır kalmıştı. Toyada kalan bu birkaç tanesine daha bakıp gitmeye karar vermişti, ancak.. çadırlardan birinin başlığı.. dikkat çekiciydi.

“VIVID SQUADS MÜZIK GRUBU IÇIN BIR ADET MENAJER VE MÜZISYEN ÖĞRENCI ARANIYOR”

Toya şaşırdı. Böyle bir çadırın daha önce orada olmadığına yemin edebilirdi. Başka biri daha şaşırmış olacak ki karşıdan biri daha yürüyordu. Toya müzikle arası iyi olduğundan şansını denemeye karar vermişti. Çadıra doğru yürüdü ve önünde durdu.

“Afedersiniz-”

“Afedersin-”

“Hm?”

Toya kafasını çevirdi. Sözünü böldüğü için özür dileyecekti, ama durdu. Bu sabah gördüğü çocuktu.

“Şey kusura-”

Turuncu saçlı çocuk, “Her neyse” diyerek yürümeye başladı ve oradan uzaklaştı. Toya içinden, “Nesi var?” Diye düşünmeden edemedi.

“Ah.. Ah Akito.. o hep böyleydi..” dedi tezgahtaki uzun saçlı kız

“Demek adı Akito…” diye düşündü Toya.“Onu tanıyor musun?” Diye sordu.

“Ups.. öncelikle kendimi tanıtmalıyım sanırım heheh.. ben An Shiraishi. Kısaca An diye seslenebilirsin. ve Evet tanıyorum. Aynı mahallede büyüdük. Pek iyi anlaştığımız söylenemez ama arada sahip çıkıyordum işte. Az önce ona çarptığımda yüzünü tam görememiştim. Ama belliki hiç değişmemiş. Onun aksine ben çok değiştim. Muhtemelen beni tanımamıştır bile” An bunları söylerken kıkırdıyordu. Dirseğini masanın üzerine koymuş ve çenesini eline dayamıştı.

Toya bir süre An’in dediklerini dinledi.

“Anladım. Pekala kulübüne ismimi yazdıracağım..”

“Ciddi Misin?? Yaşasın artık 3 kişiyiz.”

Koca okulun müzik kulübünde sadece 3 kişimi vardı yani? üstelik bir menajer bir müzisyen aradıklarına göre ondan önceki iki üyeden biri müzisyen diğeri menajerdi.

“Sen müzisyen misin?

“Evet bende müzisyenim:3”

Toya vakit kaybetmedi sonuçta bi kulüpte bulunmak istiyordu. Başvuru kağıdını doldurmaya başladı, adını, soyadını, adresini…

“Adres ne için ki?” diye sordu Toya.

“Eğer gösteriler için buluşup prova yapmamız gerekirse diye evinin okula olan uzaklığını bilmem gerekiyor.”

Mantıklıydı. Başvuru kağıdını doldurduktan sonra An’e verdi, tam okul binasına girecekken:

“Ah Toya, senden birşey rica edebilirmiyim?”

“Tabi, buyur?”

“Eğer Akitoyu görürsen kulübe gelmesini söyle olur mu?”

“Tabi söylerim, ama sınıfını yada yüzünü tam bilmiyorum. Onu nasıl bulacağım?”

An kıkırdadı, “O kendini belli eder sen merak etme.”

Toya sadece başını salladı. ve okul binasına yürüdü. Okul zili henüz çalmamıştı ama

çalmasına az vardı.

Okulun koridorları bile çok karmaşıktı. Bununla birlikte gürültülüydü. Daha kötüsü, Toya galiba bu okulda biraz fazla dikkat çekiyordu.Tüm kızlar ona bakıyordu. ve fısıldaşıp kıkırdıyolardı.

“şu çocuğu gördün mü?, Tanrım çok tatlııı””

“Aoyagimi? Şu ünlü müzisyen Aoyagi Harumichinin oğlu olabilirmi acaba??”

“Ne diyosun? Müzisyen birde, TANRIM ÇOK HAVALII”

toya çoğunu görmezden gelmiş olsada aslında okulda çok fazla sorun yaşamayacağını bilmek onu rahatlatmıştı.

O sırada Akito sınıfını arıyordu.

“Afedersini-”, “Bakarmısını-”,”Hey-”. Görünüşe bakılırsa Akito kıyafeti yüzünden görmezden geliniyordu. Malum bu halde Tam serkeş görünüyordu. “Lanet olsun-”

“Yardım mı lazım?”

Akito karşısına baktı. Mor saçlı, sarı gözlü bir çocuk kendisine sırıtıyordu. “Ah, teşekkürler lütfen.”

“1-A sınıfı okulun 3. katında. Merdivenlerden çıktıktan sonra sola dön.” Akitoya bakarak, “Ben Rui Kamishiro. 2-C sınıfından. Memnun oldum” sırıtarak.

“Akito shinonome..”

“hmm? Bildiğim kadarıyla 2-D sınıfında bir shinonome daha var. Kardeş falan mısınız?”

dedi Rui. Gözlerini kısmış ve sırıtarak bakıyordu.

“ Uh… Ena..” diye iç geçirdi Akito. “ Aslında ona sorabilirdim. Ama o kız okula benden önce gitti. Üstüne sınıfı nerde onuda bilmiyorum.”

“”Hahahwahah, Aranız pek iyi değil sanırım hm?”

“Kesinlikle değil.”

Rui İç çekti. Akitonun muhabbeti hoşuna gitmeye başlamıştı. “Her neyse. Okulumuzu nasıl buldun?”

“Fazla büyük”

“Oh? evet çok fazla kulüp odası var.. Ne yalan söyleyeyim bu benide yoruyor. 3-4 kat merdivenle çıkıp sınıfa gitme falan… Tanrım çekilmez cidden.”

Akito, Ruinin sürekli bi muhabbet başlatmaya çalıştığını farketmişti. Aslında muhabbeti devam ettirmek istiyordu. Ama kafası bomboştu.

“Sen hangi kulüptesin Rui- şey yani Rui senpai?”

(Y.z: Bunu yazmadan önce 20 kere düşündüm QHWGSKQWDLK)

“HAHAAJQJQJJSQJ” Rui bu lafın üstüne kahkahalarını tutamadı. Buda Akitonun dahada utanmasına sebep oldu. Yok olmak istiyordu.

“S-..Hehewewew- Senpai demene gerek yok Akito.. direk Rui diye seslenebilirsin..” göz yaşlarını sildikten sonra nihayet ciddileşti. “Bir dakika sen kulübe falan katılmadın mı?”

Rui bir kaşını kaldırdı.

“Hayır.. tam olarak neye katılmam gerek bilmiyorum..”

“Hmm, Ben Tiyatro kulübündeyim ama.. uyum sağlayacağını düşünüyosan gelebilirsin.”

“Sahi mi?”

“Evet, neden olmasınki” Rui sırıttı.

“Şey ama.. ya başvuru falan-”

“Salla başvuruyu :D” Akitonun sözünü kesti sonrada arkasını döndü. “Yemekhanede buluşalım. Olur mu?” Diye göz kırptı, ve uzaklaştı.

Akito bir süre Ruinin arkasından bakakaldı..

.

.

“Yemekhane nerede?”

(Y.z: Bu arada, Bu AUde Kamiyama ve Miyamasuzaka Adında 2 lise yok. sadece Kamiyama adında tek bir lise var. Neden Miyamasuzaka değil Kamiyamayı seçtim derseniz. Kamiyama kelimesini hatırlamak daha kolay tmm?? Sonra Emu, honami vs neden Kamiyamada seni cahil derseniz ağzınızın üzerine bir tane çakarım.)

4. BÖLÜM: Konferansta beklenmedik

‘’Evet çocuklar yeni dönem başladı. Herkesten kendisini tanıtmasını isteyeceğim’’

Herkes kendisini tanıtırken, Toya kafasını sıraya koymuş ve kendisine gelen teklifi düşünmekteydi.

(2 saat önce)

“SELAM. GENÇ”

“Ah… şey merhaba..”

“BEN TSUKASA TENMA. MEMNUN OLDUM.”

“M-Merhaba.. şey neden bağırıyorsunuz?”

“Ah…haha… sadece heyecanlandım. Pekalaaa, HMH. söyle bakalım napıyosun koridorda böyle”

“Şey… sınıfımı bulamamıştım”

Bu çocuk kimdi böyle? Hiç olgun durmuyordu. Tsukasa tenma…belkide oda kendisi gibi yeni gelmişti.

“Ahh.. sen 1-B sınıfındaymışsın. O Alt katta bu katta değil.”, dedi gururlu bir gülümseme ile

“Teşekkür ederim.. okulu daha önce gezdiniz sanırım baya bilgilisiniz.”

“Evet 2. Yılım.”

“Ne güz- Pardon ne?” 2. SINIF? ONUN GIBI BIRI?, diye düşündü toya içinden.

“Ehh..? Anlamadı-”

Toya dediğinin saçmalığının farkına varınca:

“Y-yok birşey içimden söyleyeceklerimi dışarı vurdum yanlışlıkla.”

“Oh anladım. Aklın baya karmaşık olmalı hehe. Panik yapmana gerek yok okuldaki öğretmenler çok yumuşak kalpli insanlardı-”

O sırada Tsukasanın omzuna biri çarptı.

“Pardon.”

O sırada Toya çocukla gözgöze geldi. Zaman yavaşlamış gibiydi. Sanki birileri o anı kameraya çekiyormuş gibi. Toya çocuğun yeşil gözlerine baktı. Tanıdık geliyordu.. ancak çocuk Toyanın üzerindeki bakışları fark etmiş olacak ki gözleri büyüdü ve hemen bakışlarını çevirip adımlarını hızlandırdı. O sırada Toyanın kafasına dank etti. Ancak hızlıca arkasını döndüğünde tek gördüğü sınıfını arayan öğrencilerle dolu bir koridordu. Çocuktan iz yoktu. Gerçi bekle bir dakika… Neden bu kadar heyecanlanmıştı ki? Evet.. nedeni belliydi.. o çocukla..

“Hey-”

O çocukla daha önce 3 kez daha karşılaşmıştı.

“Orta sıradaki, hey”

Kapı girişinde,.. çadırda.. ve o an.. koridorda-

“Hey sen, kafasını sıraya koyan”

“Ha?”

Toya o kadar dalmıştı ki sınıfta olduğunu unutmuştu.

“Ah.. pardon. Ben Toya Aoyagi, 16 yaşındayım, hobilerim piya-.. müzikle ilgileniyorum ve atari salonlarında oyun oynamayı seviyorum. Memnun oldum”

Hafifçe eğildi ve geri yerine oturdu. Sınıftaki kızlar ise çoktan kıkırdaşıp görüşmeye başlamıştı. Toya ise daha farklı şeyler düşünüyordu. O sırada Tsukasanın ayrılmadan önce ona yaptığı teklif geldi:

(2 saat öncesi)

“Hey Toya-chan bi kulüptemisin”

“Hm? Ah.. müzik kulübü gibi bir şeye kaydoldum ama.. çok küçük bir kulüptü..”

“Ah.. kötü olmuş ya… neyse bende tiyatro kulübündeyim. İstersen gelip salonumuza bi tur atabilirsin.”

“Teşekkürler. Gelmeye çalışacağım.”

Belkide şans vermeliydi?

.

.

.

Teneffüs zili çalmıştı. Herkes sınıftan çıkmıştı. Toya ise sınıfta tek başına kalmıştı. 3 aydır piyano çalan birisine göre, bir anda sessiz sedasız bir sınıfta tek başına kalmak ona iyi gelmişti ama bu sessizlik 3 dakika falan sürdü çünkü tsukasanın yüzünü kapıya dayamış şekilde beklediğini gördü.

“Tsukasa senpai.”

Toya yerinden kalktı ve kapıya doğru yürüdü.

“Pekala GIDELIIM.” Dedi tsukasa neşeli bir şekilde.

“Evet gidelim.” Diye gülümsedi Toya.

Ve birlikte Konferans salonuna doğru yürümeye başladılar. O sırada Toya burada bir çok kulübün varlığını fark etti. Bir çok kulüp ve kulüp odaları vardı. Ama nedense hiçbir şekilde müzik kulübü yoktu. Neden acaba? Acaba o kadar küçük bir kulüp ki odası bile yoktu?

“Geldikk.”

“Burası okulun bodrum katı gibi bir yerdi. Aşağıda olmasına rağmen karanlık değildi. Tsukasa kapıyı açtığında…

Burası bir konferans salonundan ziyade küçük bir opera salonuna benziyordu. 2 sıra halinde kırmızı kadifemsi koltuklar vardı ve sadece bu kadar değildi. En arka koltukların yaslandığı duvarın 2 metre yukarısında bir kat daha vardı ve aynı şekilde seyirci koltukları ile doldurulmuştu. Sahne ise şahane gözüküyordu. Genişti ve çapıda büyüktü. Burada tanınan sanatçılar bile konser verebilirdi.

“Burası bizim kulüp mekanımız.” Dedi Tsukasa gülümseyerek. “Beğendin mi?”

Toya hala büyülenmiş halde sahneye bakıyordu. Cevap vermiyordu. Sadece sahneye doğru bakışlar atıyordu.

“Hey hey, o kadar mı beğendin?” Diyerek kıkırdadı ve dostça Toyanın sırtına vurdu. Keşke vurmasaydı.

Toya o kadar dalmıştı ki o küçücük vurmanın etkisiyle birazcık ileri atılmıştı. Ancak keşke sadece ileri atılmış olsaydı. İleri atılmanın dengesizliği ile Toyanın ayak bileği burkuldu ve dengesi dahada bozuldu.

Tsukasanın yüzündeki tebessüm bir anda silindi. Yapabildiği tek şey, toyanın sonraki adımının takıldığı yer olan merdivenden aşağı yuvarlanmasını izlemek oldu.

“TOYAA”

..Ah.. zaten bu günün iyi geçeceğini söylemekle hata etmişti.. bir süreliğine zaman durmuş gibiydi. Ama aslında yuvarlanmaya devam ediyordu. Ve düşüşünü yavaşlatacak birşey yoktu. Dümdüz duvara çarpacaktı.

.

.

“Bu yemekhane neredeydi-.. huh?!”

.

.

herşey çok ani gelişti. Akito yemekhaneyi biraz yanlış bir yerde aramıştı. ve konferans salonunun yan kapısından içeri girmişti. Bu kapıyı genelde seyirciler kullanıyordu. Yani tam zemindi. Öndeki seyirci koltuklarından yürüyüp merdivenin hizzasına geldiğinde herşey için çok geçti.

Akitonun Toyaya, Toyanın akitoya bakması bir oldu. İkisininde yüz ifadesi şok içindeydi. Sanki tekrar zaman durmuş gibiydi. Akito şok içerisinde kendisine doğru fırlayarak gelen Toyayı izliyordu. Geri çekilmemişti bile. Toya ise sadece…

4. Kez gördüğü çocuğun suratına uzun uzun baktı…

.

.

“Hey- Toya.”

“Akito!!..”

“Tanrım kendinize gelin..”

.

.

.

Toya uyandığında bembeyaz bir ışık karşıladı onu. Cennettemiydi?.. ahh.. hayır sadece revirdi burası. Yattığı yerden doğruldu. Ayaklarını yere atmak için uzatmaya çalıştı ama sol bileği o kadar büyük bir acıyla yandı ki bağırmamak için kendini zor tuttu. Tam o sırada yanındaki yatağa baktı. Yine o çocuk..

… Yine buradaydı. Toya çocuğa uzun süre baktı.. düşmeden önceki son anlarını hatırlamaya çalıştı ama olmadı.

“AA TOYA UYANMIŞSINNN..”

“Ah.. tsukasa ku-”

Tsukasa Toyaya bir anda koşup sarıldı. Ve bağıra çağıra ağlıyordu.

“ÖZÜĞH DİLERHIGM.. HEPSI BENIM HATAMDIHH..”

“Sen onu boşver o hep öyleydi.” odaya bir çocuk daha girdi.

Toya bir yandan kendisine sarılan tsukasayı sakinleştirmeye çalışırken bir yandanda çocuğu dinlemeye çalıştı.

“Siz kimsiniz?”

“Ben Rui kamishiro” dedi gülümseyerek, ardındanda tsukasanın okul üniformasını tutup kaldırdı “Bu salak ile aynı sınıftayız” gülümsemesini hiç bozmadı.

“HEY RUII-”

“Shh, azıcık kes şu sesini tsukasa, revir burası. Ayrıca bağırıp durma yanda bir hasta daha var.” Yan taraftaki Akitoyu göstererek.

“... haklısın galiba”

Toya bir süre daha sessiz kaldı..

“Acaba.. neler olduğunu söyleyebilirmisin.. tsukasa senpai?”

Tsukasa, ruinin elinden kendini kurtararak anlatmaya başladı:

“Akito, yemekhaneyi ararken yanlışlıkla konferans salonuna girmiş. Sonra sende onun üzerine düştün.”

Toya burada hem şok olmuş hemde biraz kızarmıştı “Üzerine mi.. düştüm?!”

“Evet. Ancak sen üzerine düştüğün varkit oda sahnenin alt kısmına kafasını çarpmış, en son “lanet olsun” dediğini hatırlıyorum. Sonrasında bilincini kaybetti. Ardındanda Rui geldi zaten”

Sonrasında Rui anlatmaya başladı. “Senin bilincini bir şekilde açık tutmayı başarabildik, Ancak Akitonun bilincini ben geldiğimde tamamen kapalıydı.”

Bunlar anlatılırken toya dikkatle dinliyordu. Ve kötü hissediyordu. Ders zili çalınca ve Rui ile tsukasa gidincede bu his içini kemirmeye devam etti. Ancak artık yaklaşık 4 kez gördüğü bu yüzün tam olarak kim olduğunu kafasına yazmıştı. O Akitoydu. Kendisi gibi 1. Sınıfa gidiyordu.

“Hey.. neye bakıyorsun?”

O kadar dalmıştıki… Toya akitoya dikdik bakıyorduki oysa Akito çoktan uyanmıştı.

“Aah.. p-pardon.. bazen dalıyorum öyle”

daha öncede böyle düşünmüştü ancak.. bu çocuğun yüzü gerçekten çok hoştu. Üstelik seside sert gelsede içinde bir nezaket vardı sanki…

.

.

Akito Toyayı o şekilde görünce yüzü yumuşadı.

“İyi misi-”

“ASIL SEN İYIMISİN??”

“H-hey sakin ol be, iyiyim ben kafamı çarptım sadece.”

“Özür dilerim, benim yüzümden kafanızı çarptınız”

“Hayır.. sorun yok.. çekilebilirdim, nede olsa..” Sahi.. o sıra merdivenin önünden çekilmek için zamanı vardı, neden çekilmemişti ki? Yoksa… yoksa..

Derin bir sessizlik oldu. Akito ağzını açar gibi oldu. Ancak sonra vazgeçti. Yerinden ayağa kalktı. ve Toyaya doğru yürüdü. Toya ifadesiz bir şekilde bunu izliyordu, ancak Akito giderek yaklaşıyordu.

“Ş-şey napıyorsu-” Toyada ayağa kalkmaya çalıştı, ancak sol bileği buna izin vermedi onu yerinde tuttu.

“Kımıldama.”

Akito çok yakın duruyordu. Yüzleri arasında 10 santimetre falan vardı. Toyanın yüzü hafif kızarmıştı.

Akito kafasını Toyanın omzuna götürdü ve kafasının arkasına baktı. Aslında amacı Toyanın kafasının arkasına darbe alıp almamış olduğunu kontrol etmekti, ancak…

Bu çocuk çok güzel kokuyordu.

Akito Toyanın boynuna biraz daha yaklaştı. Burnu neredeyse omuzu ile boyunu arasındaki hassas noktaya değecekti. O sırada Toyanın açısından kalp atışları giderek hızlanıyordu. Ve dahada kızarmıştı. Bununla birlikte hafifte olsa titriyordu.

Ancak sonrasında akito “ben ne yapıyorum?” deyip kendini geri çekti. Amacı sadece başına darbe alıp almadığını kontrol etmekti, niye onun kokusunun büyüsüne kapılmıştı? Onu geç, kafasına darbe alıp almamasi onu niye ilgilendiriyor ki?

“İ-iyiki kafanı bir yere çarpmamışsın ben sadece…”.. Akito Toyanın haline bakarak bile konuştukça battığının farkına varmıştı. O yüzden daha basit bir soru sormak istedi.

“Adın.. adın nedir?” Bunu toyadan bakışlarını kaçırarak söyledi.

“Toya.. Toya aoyagi.”

Akito şaşırdı. Aoyagileri duymuştu ancak hiç konserlerine gitmemişti. Tarzıda değildi.

“Toya, sana Toya diyeceğim”

“Ah peki..?”

“Ve..?”

“Ve ne?”

“Sürekli karşıma çıkıp duruyorsun, tesadüf olsa tamam diyeceğimde her karşılaştığımızda bana tip tip bakıyorsun. Tanrım…”

Toya yeniden kızardı. Akitoda bu kadar fazla karşılaşmalarını farketmişti. Üstelik her karşılaştıklarında Toyanın ona tiptip baktığınıda. Utanç vericiydi…

“Ee bana bir şey mi söylemek istiyorsun, Toya?”

“Ah doğru ya” şu 4 saat içinde o kadar çok şey yaşanmıştıki An’in söylediği şeyi Akitoya iletmek tamamen aklından çıkmıştı. Ancak Rui ile birlikte gezdiğinden Tiyatro kulübünde hali hazırda bulunduğunu düşündüğünden sormamıştı.

“Yani, şu an bir kulübün olduğu için muhtemelen bu söylediklerim bir şey ifade etmeyecek.”

“Ne? Kulüpte falan değilim.”

“Değil misin?? Ancak değilsen Rui ile takılman, tiyatro salonuna gelmen?”

“Tiyatro kulübünde olduğumu düşünmeni bu mu sağladı acaba… işin aslı.. O sırada o lanet tiyatro salonuna gitmeye hiç niyetim yoktu, yemekhaneyi arıyodum sadece.”

“Oh.. anladım” Toya kıkırdamamak için kendini zor tuttu ama küçük bir tebessümü ağzından kaçırdı. Akitoda doğal olarak kızardı.

“Hey, komik mi Lan?”

Her neyse, her neyse. Hal durum böyle olduğu için Toya Akitoya An ile konuştuklarını aktardı. Özelliklede An’in kulübe gelme ricasını vurguladı.

“Anladım. O çatlak kız sana bunları söyledi demek..”

“Seninde müzikle aranın iyi olacağını hiç düşünmemiştim Akito-kun”

“Saygı eki kullanmana gerek yok aynı yaştayız. Eh.. benim müziğim sizin gibilerden farklı.”

“Sizin gibilerden derken?”

“Aileni tanıyorum. Klasik müzikle uğraşıyor değil mi?”

“Ha?” Toya bir kaşını kaldırdı.

“Teşekkürler ama, müzik tarzınız cidden ilgimi çekmiyor.”

Akito revirin kapısına doğru yürürken birinin bileğini tuttuğunu hissetti.

“BEKLE!”

“SEN SALAKMISIN SOL BİLEĞİN HALA-”

“BENI BÖYLE NITELENDIREMEZSIN.”

“HA?!”

Toya Akitonun bileğini tutarken kafasını yavaşça eğdi. Sol bileği hala acıyordu evet. Ama bu konuşmasına engel değildi.

“Bende senin hakkında bir şeyler biliyorum… An bana, sokak müziğini çok iyi yaptığını söyledi…”

Akito, dişlerini sıktı, ağzını açıp birşeyler söylemeyi ve bileğini Toyadan kurtarmak istedi, ancak sanki bir güç ona engel oluyordu.

“Ailemi tanıyor olabilirsin.. Ama beni tanımıyorsun ki. Ben…Ben”

Kafasını hızlıca Akitoya çevirdi. Gözleri parlıyordu ancak ifadesi ciddiydi.

“Ben bu kulübe klasik müzik yapmak için gelmedim.”

“Banane bundan.. lanet olsun.”

“Ha?”

“Senin klasik müzik yapıp yapmaman umrumda mı zannediyorsun? Kulüpte bulunmak istemiyorum? Anlıyor musun bunu? İstemiyorum. Sizin gibi yapışkan ısrarcılardanda nefret ediyorum.”

Elini sertçe savurdu. ve Bileğini Toyadan kurtardı, ancak Toya sol bileginin üzerine hala düzgün basamadığından yere düştü. Akito tam dönüp gidecekken son bir kez arkasına baktı. Ve yumrukları sıkıp kapıyı çarptı.

Dışarı çıktığında yaptığı ilk şey duvarları yumruklamak oldu.

“Lanet olsun.. sikeyim be..”

Aslında Akitonun o gruba katılmamak için hiçbir sebebi yoktu.. Sahi..

En son ne zaman müzik yapmıştı? Ah.. belki ortaokul yıllarında…

Annesinin onu terk ettiği yıllarda müzik yapmayı bırakmak zorunda kalmıştı. Hayatı olan müzikten vazgeçmek… çok zor gelmişti. Ena liseye geçtiğinde o hala çalışıp eve para getirmeye çabalıyordu. Ancak aklı hep müzikteydi. Hep müzikteydi. Buda sürekli işini aksatmasına sebep oluyordu.

Babasından yediği dayaklar, maaşının kaç kere kesilmesi, iş yerinden ihbar alması… Hepsi müziğin suçuydu..

Sahi müzik bu kadar kötü bir şeyse neden müzik yapıyordu ki? Sadece hayatına zarar veren bir şeyi hayatının merkezi yapmana ne gerek vardı ki?

Ancak Akito.. şuana kadar hep müzikten nefret etmesine rağmen. Atladığı birşey vardı. Akito…

Müzikten nefret etmek bir yana, müziğe bağımlıydı.

Madem müzikten nefret ediyordu, o zaman neden ilk An’in standina gitmişti? Neden Toyanın teklifini böyle hayvanca bir tavırla reddettiği için kendini çok kötü hissediyordu?

“Akito?.. Akito?”

“Ha?” Arkasını döndüğünde, Rui yüzünde hafif endişeli bir yüz ifadesiyle ona bakıyordu.

“Akito.. iyi misin? Revirden çıkmışsın, ağrıların bu kadar kısa sürede geçmiş olamaz.”

“...” söyleyecek söz bulamıyordu. Ne diyecekti?

“Rui… ben.. ben çok büyük bir hata yaptım..” bunu söylerken sözleri titriyordu.

Rui ise hayatında hiç olmadığı kadar ciddiydi. Bir elini Akitonun omzuna koydu.

“Okulun ilk günü için fazla şey yaşadın.. üzgünüm..”

.

“Konuşmak istermisin?.."

4. BÖLÜM: Anlamayı dene.

Okulun bitmişti, bahçe fazlasıyla sessizdi. Aynı şekilde okul binası da, sadece birkaç hademenin paspas seslerinden başka birşey duyulmuyordu. Akito ve Rui ise okulun arka tarafında oturmuştu. Hafif öne eğilmiş ve yüzünü kapatmıştı. Rui ise ona bakıyordu.

Akitonun anlattıklarından sonra etrafa bir sessizlik hakimdi. Bir süre sonra Rui yüzünü başka tarafa çevirdi ve konuştu.

“Akito, sen neden müzik yapıyorsun?”

Akito buna cevap vermedi. Yüzünü aynı şekilde tutmaya devam etti. Yaptıklarının pişmanlığını kafasından atamamıştı. Cevap gelmeyince Rui devam etti.

“Bende müzikle uğraşıyorum biliyormusun?”

İşte o an, akito kafasını kaldırıp ruiye baktı.

“Nasıl? Ama sen tiyatro-”

“Ancak, müzikle çok ilgilendiğim söylenemez. Daha çok tiyatro ile ve robotlar yapmayı seviyorum.” Göz kırptı.

“İyide.. müziği nasıl yapıyorsun o halde?”

“Anlamadım, hem tiyatro, hem müzik, hemde robotikle uğraşıyo olamazmıyım?”

“H-hayır hayır.. demek istediğim o değildi.”

“Sorun ne o zaman?”

“Sadece.. benim müzik dışında ilgilendiğim birşey yoktu..Ancak yinede keyif alamıyordum. Sen bunca şeyin içinde müzik yapıp.. nasıl keyif alıyorsun?”

Rui şaşırdı. Mantıklı bir soruydu. Gülümsedi hatta biraz güldü bu soruya. Akito ise hala cevap bekliyordu.

“Pekala Akito.. Sorunun cevabini almak için bir soruyu cevaplaman gerekiyor. Bunları yaparken..”

“Yalnız Mıydın Akito?”

Bu soru resmen Akitonun ruhuna mermi gibi çarptı. Yalnız değildi tabiki.. yalnız bi düşününce, Akitonun yaptığı müziği kimse övmüyordu. Sadece Battle yarışmalarında kazandığı sürece birkaç arkadaşı destekliyordu. Bunca zamandır böyle kendini müzik yaptığına mı inandırmıştı cidden?

Rui, Akitodan cevap gelmeyince gözlerini kapattı.

“Toyanın yanındaki sarışın çocuğu görmüşsündür değil mi?”

“Ah, evet gördüm.”

“Hm.. işin aslı, o olmasaydı..

Belkide müzikle asla tanışamazdım.”

Akito anlamıştı, Lazım olan en iyi enstrümanlar yada bir sahne değildi. Bir arkadaştı. Seni destekleyecek bir partnerdi.

“Ancak… partner derken.. “onu” kastetmiyorsun değilmi?”

Ruinin yüzündeki ifade değişti.

“Tam olarak “onu” kastediyorum”

“IMKANSIZ..Ben.. bir daha onun yüzüne nasıl bakacağım…?? Benle görüşmek istemeyecek.. yüzümü görmek bile istemeyecek..”

“Hey Akito, sen Tsukasa ile benim hep sıkı fıkı olduğumuzu mu sanıyordun?”

“Ha? Nasıl?”

Rui gülümsedi, “Her partner gibi, bizde kavga ettik. Hemde ilk performansınızdan hemen sonrasında. Ona bir daha kulübe gelmeyeceğimi bile söyledim. Ancak.. bu onu durdurmadı.. ve gördüğün gibi, iyi bir ikiliyiz diyebilirim. Bazen sinirimi bozsada, onsuz müzik yapabileceğimden şüpheliyim”

Rui elini yumruk yapıp, Akito’nun göğsüne yumuşakça vurdu.

“Eğer Işığını bulduysan Akito, peşinden koşmalısın. Kavga etsende, Etmesende. Önemli olan geçmişine en uygununu seçmek değil, gelecek için istediğin yolu seçmendir.”

Akito bir süre sadece Rui ile bakıştı, batan güneşin ışığı yüzüne yansıyor ve yeşil gözlerini dahada parlatıyordu.

“Ama Akito, Bana kalırsa, Toya sadece senin için bir ışık değil..

Sende onun için bir ışıksın.

ve Eğer ikinizde ışığınıza ulaşırsanız..

“Hapşu-”

● ● ●

“Çok yaşa” dedi Akito, Tam pür dikkatle dinlerken bu hapşırık biraz garip olmuştu.

“Hep beraber..Hep beraber, hava serinlemeye başladı. Kalksak iyi olur Akito.”

“Eee ne diyecektin?”

“Ne ne diyecektim?”

“Sözünüz yarım kaldı ya?”

“Hee o mu? Bilmem.”

“Ne demek bilmem?”

“Aklıma birşey gelmedi :b, tiyatrocu olabilirim ama bu kurgu bana bile fazla”

(Y.z: aslında söyleyecek başka bir sey bulamadim :D)

Akito biraz bozuldu, bari son kelimeleri duysaydı…

“Of ya..”

“Ama ne demek istediğimi anladın var sayıyorum.. anladın değilmi?”

Akito sadece kafasını salladı. Bir süre sonrada vedalaştılar, Akito ise duvara yaslanıp Enanın Etütünün bitmesini bekledi. Bir yandanda Rui ile konuştuğu şeyleri düşünüyordu. Gerçekten bu kadar etkileneceğini düşünmemişti. Rui resmen aklını okumuştu.

Bir süre bekledi ama gelen geçen olmadı. Ancak sonrasında 2 tanıdık ifadenin okuldan çıktığını gördü. Tsukasa ile Toyaydı. Onlarda mı okuldan ayrılmamıştı?

“Teşekkürler tsukasa senpai, anlattıklarınız gerçekten etkileyiciydi”

“AH-HAYIR HAYIIR.. EĞILMENE GEREK YOK.”

Tsukasanın eli ayağı birbirine dolaşmış gibiydi. Tam kimse farketmedi derken bir anda Tsukasa kafasını çevirdi.

“Hm?”

“Birşey mi oldu tsukasa senpai”

“Hmmmmmmmmmmmmmmmmm”

“??? Tsukasa.. senpai?”

“Yok birşey, birini gördüm sandım heheheheheh”

“Ah.. peki o zaman.. güle gülee”

Dediler ve yolları ayrıldı. Tsukasada tuttuğu nefesini geri bıraktı. Az kalsın yakalanıyordu.. Kendisi Rui ile konuşmak için kalmıştı, ancak Tsukasa ile Toya neden okulda kalmıştı ki? Ayrıca Toya “anlattıkların” derken neyi kastediyordu? Herhalde Tsukasa ile Toya arasında bir muhabbet geçmiştir diyerek bu konuyu boşverdi.

Aradan bir süre daha geçti, güneş neredeyse batıyordu.

“Nerde kaldı bu Ena?... Tanrım beni sürekli uğraştırıyor. Umarım Etüt diye Sanatını konuşturmuyordur.”

Diyip okul binasına geri döndü.

Enanın sınıfını Ruiden öğrenmişti. Kapıyı açınca, Enanın sıraya kafasını koymuş yattığını gördü.

“Lanet olsun.. ben niye bu kadar bekledim ki, keşke direk eve gitseydim.”

Tam Enayı dürtmek için uzanırken;

“Hey, Akito uzun zaman oldu. Nasılsın?”

Akito arkasından gelen tanıdık sesi duyunca arkasını döndü, Pembe saçlarını yandan kırmızı bir kurdele ile toplamış ve kız üniforması giyiyordu.

“Mizuki?? Ne işin var burda?”

Akito, Mizukiyi tanıyordu. Genelde Enanın evine misafir ettiği bir arkadaşıydı. Genelde onunla en çok takılan Ena olsada, Akitoyada bir şeyler getiriyordu. Genelde bunlara Tatlış şeyler derdi Mizuki. Akito bu hediyeleri genelde kabul ederdi ancak, sonrasında gidip mahalledeki kız çocuklarına verirdi. Getirdiklerinin ne denli saçma olup Akitonun zevkine ne kadar uymadığını tahmin edersiniz.

“Enayımı bekliyordun?”

“Evet.. keşke beklemeseymişim ne büyük zaman kaybı..uyandırmayada gönlüm el vermiyor”

Mizuki Akitonun yanından yürüdü ve önünde durdu. Yüzünün biraz asık olduğunu fark etti.

“Yorgun görünüyorsun.” Dedi

Akito yanağını eliyle tuttu:

“Öyle Mi görünüyorum?”

“Evet, istersen sen git. Ben Enayı sizin eve bırakırım” dedi, Mizuki gülümseyerek.

Akito sadece kafasını salladı. Ve sınıfın kapısından çıktı. Merdivenlerden inmeye başladı, tam merdivenlerden inerken kendi sınıfını gördü.

Biraz durduktan sonra içeri girmeye karar verdi. Karanlıkta sınıf biraz garip görünüyordu. Ayrıca ürkütücüydü de. O sırada bir sıranın üzerinde isimlik gördü.

An shiraisihi

“Yapmalı mıyım? Lanet olsun.. kaybedecek neyim varki?”

●

●

Okulun 2. Günü Toya sınıfta otururken bir kız dikkatini çekmişti. Sarı saçlarını iki yandan toplamıştı, ve düşünceli bir hali vardı. Sırasında birkaç kağıt ve kulağında

Kulaklık vardı. Toya tam önüne dönecekken kızın kalemliği yere düştü. Kulaklığından dolayı farketmemiş olacakki işine devam ediyordu.

Toya ayağa kalktı ve kalemliğe uzandı.

“Şey.. kalemliğiniz-” o sırada masadaki isimliğine baktı Kohane Azusawa.

Bir yerden tanıdık geliyordu. Aa doğru ya An kohane adlı bir üyelerinin daha olduğunu söylüyordu. Masasındaki nota kağıtları bunu kanıtlıyordu. Oda müzikle uğraşıyordu.

“Şey kalemliğiniz düşmüş” bu sefer dürterek söyledi.

Kız bu dürtmeyle biraz ürktü ama sonrasında kulaklığını çıkardı.

“H-ha.. teşekkür ederim.. farkedememişim..”

“Önemli değil, müzik kulübünde misin?”

“Evet, yoksa sen An’ın bahsettiği-”

“Muhtemelen, Ben Toya Aoyagi. Memnun oldum”

“Bende Kohane Azusawa, Bende memnun oldum.. ha bu arada An öğle arası bizi sınıflarına çağırdı.”

“Anladım. Beraber gidelim o zaman.”

“Tamamdır.” Dedi kohane gülümseyerek.

Toyada geri gülümseyerek karşılık verdi. Ancak aklı başka bir yerlerdeydi. Derse odaklanamadı, aklı sürekli Akitodaydı. Başlarda onun neden böyle tepki verdiğini anlamasada, Tsukasa ile konuştuğunda herşey dahada netleşmişti.

(1 gün önce, Rui ve Akito ayrıldıktan sonra)

“Toya! Iyimisin??”

“İyiyim.. dengemi kaybettim sadece..”

“Sorun sadece bu değil haksız mıyım?”

“ …Değil. Anlamıyorum, neden böyle bir tepki verdiğini anlamıyorum. Ben yanlış birşey mi söyledim?”

“Hey hey, neden hemen hatayı kendinde arıyorsun? Gerçi evet sonuç olarak bilmedende olsa damarına basmış olabilirsin yani senin suçun evet, ama bilmiyorsan yapabileceğin birşey yoktur yani aynı zamanda senin suçun değil.”

“Nasıl.. yani, nasıl damarına bastım ki?”

Tsukasa önce Toyayı destekleyerek yerden kaldırdı ve revir yatağına geri oturttu.

“Toya.. bazen çevrenden soyutlaştığın oluyor mu?”

“Hayır, yada bazen..”

“Piyano çalarken oluyor sanırım”

“Eve- bir dakika piyano çaldığımı nerden biliyorsun?”

tsukasa gülümsedi. “Parmakların düzleşmiş, ve klasik müziğe epey duyarlı gibisin, ayrıca Aoyagilerdensin yani piyanoda iyi olmalısın. Müzik kulübüne katıldığınıda düşünürsek çok zor olmadı. Ayrıca bende piyano çalıyorum. Anlamak zor değil.”

“Piyano mu çalıyorsunuz? Inanılmaz Tsukasa senpai”

Tsukasa bunları duyunca ayağa kalkıp göğsünü kabarttı.

“He He He Heeee.. tabiki BEN İNANILMAZIM.”

Toyada gülümsedi. “Peki bunun çevreden soyutlanmayla ne alakası var?”

“Sadece bir örnekti. Herkesin çevreden birazda olsa soyutlanmaya ihtiyacı vardır. Mesela sen çevreden soyutlanmışsın ve şuan çok iyi piyano çalabiliyorsun. Ancak..”

“Ben Akitonun çevreden soyutlanmasının ona bir fayda sağladığını görmedim.”

“Ne demek istiyorsunuz? Akitoda müzik yapıyor.”

“Önemli olan müzik yapması değil..

… Müziği ne için yapması.”

.

Öğle arası zili sonunda çalmıştı.

Kohane ve Toyada merdivenlerden aşağı indiler ve Anın sınıfına yanı 1-Bye indiler. An orda onları bekliyordu ve gülümseyerek karşıladı.

“Selam millett hoşgeldinizz”

“Hoşbulduk” dediler Toya ve Kohane.

“Hmm? Sanırım şuanlık 3 kişiyiz ha?”

“Şey.. özür dilerim” dedi toya.

“Neden?” Dedi An bir kaşını kaldırarak.

“Çünkü Akitoyu getiremedim.. Onun kalbini kırdım ve muhtemelen kulübe gelmek istemeyecek…”

An bu sözler üstüne gülümsedi ve sonra gülmeye başladı..

“Hahah.. sorun bumuydu? Merak etme sen.”

“Ha?”

O sırada sınıfın kapısı açıldı. Herkes kapıya baktı. Kapıda Akito duruyordu, Başka tarafa doğru bakarak.

“Geldin demek, kulübümüzün 4. Üyesi.”

Kohane hiçbirşey demeden izliyordu.

“Akito, ama nasıl sen-”

“Özür dilerim.”

Toya şaşırdı. Akito önünde eğilmişti ve özür diliyordu.

“E..eğilmene gerek yok kaldır kafanı lütfen-”

Akito kafasını indirmeyince Toya, Akitonun seviyesine indi ve omzunu tuttu.

“Niye tüm suçu üstlenmeye çalışıyorsun.. senin hislerini bilmeden konuştum..”

“Yinede sana o kadar sert davranmamalıydım.. o sırada bana karşılık verecek durumda bile değildin..” dedi. Gözleri hala akitonun sarılı bileğindeydi. O sırada Toya doğru düzgün yürüyemiyordu bile. Şimdi dahada pişman olmuştu.

“Peki.. baştan başlayalımmı o zaman?.. Ben Toya Aoyagi. Sen?”

“Ben.. Akito. Akito Shinonome.”

“Akito. Peki kulübümuze hoşgeldin. Iyi anlaşalım.” dedi ve gülümsedi.

An ise arkada Kohaneyi yanına çekmiş önlerindeki sahneyi izliyor ve kıkırdıyordu.

Akito ise Toyaya baktığında, onun bir ışık olmadığını anladı.

Onun için bir ışıktan fazlası olacaktı…

BONUS:

Toya: Sormayı unuttum, senin kafan iyileştimi Akito? O gün beni sen tutmuştun.

Akito: haa, evet daha iyi.. o gün korkunçtu. Birdaha konferans salonuna adımımı atmayacağım ya..

An: Hevesinı kırmak istemem Akitocuğum ama.. biz Tiyatro kulübü ile aynı mekanı paylaşıyoruz.

Toya: Oh.. yani konferans salonu-

Akito: LANET OLSUN YAA!!-

(Y.z: AKBSKSJSHSKSBSSLDH Bu bölümü yazmak tam bi işkenceydi. Evimden çok uzaktaydım konforsuzdum ve kısıtlı zamanım vardı. Şuan bile arabadayım ve uykum gelmeye başladı. Sonraki bölüm önemlu birşey olmaz dicem ama ben her bunu söyledigimde birseyler oluyor hihihi.. sonraki bolumu heyecanla bekleyin🥰🥰🥰)

Bölüm sonu

4 yorum