Karanlık hücresinde oturuyordu. Rutubet üzerine sinmişti. Yaralarla dolu bedeni sızlıyordu. Vakti gelmişti. Yine işkenceye gidecekti. Bileklerindeki zincirleri tıngırdatarak keçeleşmiş saçlarını geriye itti. Adım sesleri duydu. Kapı açıldı ve içeriye floresanın ışığı vurdu. Ayla ayağa kalktı. Gardiyan, kızın ellerini ve ayaklarını yere çivileyen zincirleri çözdü ve bileklerine kelepçe taktı. Aylanın gözleri koridordaki parlak ışık yüzünden acıdı. İki koridor geçtiler, asansörle üç kat aşağıya indiler. Tekrar iki koridor geçtiler ve Aylanın asla unutamayacağı siyah kapının önünde durdular. Gardiyan kapıyı açıp Aylayı içeriye itti. Ardından kapıyı kapattı. İşkence bitene dek dışarıda bekleyecekti. Ayla doğrulup karşısındaki adama baktı. İki metre vardı. Çok iriydi. Odanın kan sıçramış duvarlarına baktı ardından adamın bembeyaz gömleğine. Sırıttı. İç çekip sandalyeye oturdu. Ellerini bağlama yerlerine koydu ve adamı bekledi. Adam deri kemerleri ellerine ve ayaklarına bağladı. Bilerek haddinden fazla sıktı. Yüzü ifadesizdi. Ayla ise pis pis sırıtıyordu. Adam kenardan ince bir bıçak aldı. Aylanın siyah üniformasının kolunu açtı. Temiz, kesik açılmamış bir yerden kesik açtı sonra yavaşça kesiğin kenarlarından derisini soymaya başladı. Ayla çığlık atana dek devam etti. Sonra üzerine tuz bastı. Aylanın bunu ilk yaşayışı değildi. Yaşadığı rutin işkencelerden biriydi. Kolları ve bacakları bu kesiklerle doluydu. İki yıldır hemen her gün benzer şeyler yaşıyordu. Yalnız haftada bir gün vardı ki o gün Ayla için cehennem gibiydi. O gün işkenceye gitmektense bu
kesik-tuz oyununu ömrünün sonuna kadar her an yaşamayı yeğlerdi. Aklını oynatmıştı o haftalık işkence yüzünden. O işkencenin anıları aklına dolmaya başladığında siyah kapı açıldı. İçeriye altın saçlı deniz gözlü bir adam geldi. Üzerindeki lacivert takım ve dudağındaki gülümsemeyle başka bir ortamda olsa insanlar bu adamı melek sanırlardı. Ama Ayla için şeytanın yer yüzündeki büyük elçisiydi. Doğrulmak istedi ama ellerini bağlayan deri kemerler müsaade etmedi. Aylanın gözlerinde kontrolsüz bir öfke vardı. Poyraz beyaz gömlekli adama çıkmasını söyledi. Adam başını yerden kaldırmadan geri geri yürüyerek dışarı çıktı. Poyraz tiksintiyle kız kardeşine bakıyordu. Poyraz sarı saçlıydı, Aylanınsa kömür karası saçları vardı. Poyraz mavi gözlüydü, Aylanın ise zeytin gibi gözleri vardı. Poyraz neyse Ayla zıttıydı. Tek ortak noktaları babalarından gelen kontrolsüz öfkeleriydi. Poyraz yavaş adımlarla Aylanın yanına geldi. Deri kemerleri bir bir çözdü. Ayla doğruldu. Dimdik durup Poyraza baktı. Poyraz tiksinerek Aylanın keçeleşmiş saçlarını okşadı. "Söylersen, eğer kaydın yerini söylersen biter. Bunların hepsi biter ve evine kavuşursun Prensesim." Aylanın alnına öpücük kondurup geri çekildi. Aylaya öyle bir bakıyordu ki Aylaya göre Poyrazın içine yılan kaçmıştı. İrisleri dikleşse hiç şaşırmazdı. "Tıslaman bittiyse yarım kalan bir işkencem vardı. Daha ben uyanıkken diri diri derimi kesecekler, dikecekler. Sonra yine kesecekler, yine dikecekler. İzlemek istiyorsan buyur ama bir daha kulağımın dibinde tıslama." Poyraz bu lafların üzerine Aylaya sert bir tokat attı. "Sen uslanmazsın." deyip odadan çıktı. Ayla sandalyeye yaslanıp tavanı seyretti. Beyaz gömlekli adam geri gelmişti. Yarasını temizleyip geri dikti. Ayla bekledi. Tekrar kesmesini, ateşle yakmasını, dayak yemeyi, boğazına yapışmasını... Ama hiç biri olmadı. Gardiyan içeri girip Aylanın ellerini kelepçeledi. Geldikleri yoldan geri dönmeye başladılar. Gardiyan " Prens hazretlerine şükredin. Sizi öyle görmeye dayanamadığı için bugün erken bitti." dedi. Ayla sırıttı. Onu bu deliğe atan da aynı prens hazretleriydi.... Ayla her şeyin çocukluklarında olduğu gibi kalmasını isterdi. İki ağabeyinin sevgili küçük kız kardeşleri olarak... Ama olmadı araya hırslar girdi. Örtülmesi imkansız günahlara bulaştılar. Kardeşken rakip oldular. Poyraz bundan on yıl önce Ayla için canını verirdi. Ayla da aynını Poyraz için yapardı. Ama durdukları saf değişince Ayla günahkar ve onursuz olmuştu. Poyraz Aylayı buraya atarken acımamıştı. Şimdi ise dayanamadığını iddia ediyordu. Belki utanç duymuştu. Ayla bu düşüncenin yanlışlığıyla başını iki yana salladı. Hücresine geri dönüp yere oturduğunda gardiyan kucağına bir kağıt parçası fırlattı. İçerisinde "Başlıyoruz." yazıyordu.
***
