İçeriğe geç

Aionos Mürettebatı

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Aionos Mürettebatı

Bölüm 1

Aionos'a doğru.

Güneşin doğuşu, Zeit düşüncelerini bastırmak isterken sadece onu izleyerek oyalanabilirdi. Ne güzel suya yansıyordu. Aklındaki düşünceler onun peşini bırakacaksa, tüm gün bu manzarayı izlemek isterdi. Yanına sessizce gelen Hamit'i hemen fark etti. Ama görmezlikten geldi. Hamit bir süre sessizce bekledi, Zeit de sessizliğe ortak oldu. Hamit artık içindeki düşünceleri bastıramadı. Kelimelere döküp birilerine anlatmazsa delirecek gibiydi.

"Zeit, sence? Sence gerçekten o gemide canlı birilerini bulabilir miyiz?"

Zeit bir süre cevap vermedi. Görmezlikten geldi soruyu. Artık o da dayanamayacak olduğunu kabullendi. İçinden geleni söyledi.

"Bilmiyorum. Olabilir. Ama mantık bana eğer o mürettebatta yeni doğmuş bir bebek yoksa bu imkansız, diyor. Yine de.."

"Sinyal kendi kendine gönderilmiş olamaz mı?"

Zeit bunu bir soru olarak değil, bir fikir olarak gördüğü için cevap vermedi. Bu cevabı belirsiz sorulardan oluşan sohbet, Kemal'in sesiyle sonlandı.

"Gençler! Yemek oldu. Gelirken biriniz Ralph'i uyandırabilir mi?"

Zeit, Ralph'i uyandırmaya gönüllü oldu. Eliyle içeriyi işaret etti. Hamit anladı. Mutfağa doğru gitti. Zeit, Hamit'in ne kadar uzun olduğunu fark etti. Evet, kendileri de kapıdan geçerken eğiliyordu çünkü kapı küçüktü. Ama Hamit daha çok eğiliyordu. Neredeyse namazdaki eğiliş kadar.

Hamit'i izleyen gözlerini içeri kapısına çevirdi. Geminin kapısından eğilip kolidora geldi. Klostrofobisi olan biri için bu kolidor cehennem ızdırabına benzeyebilirdi.

Ralph'in kapısına geldiği zaman durdu. Ralph'in neden hala odasında olduğunu tahmin edebiliyordu. Ralph uyumuyordu, sadece derin bir dalış içerisindeydi. Kapıyı tıklattı, cevap yoktu. Yine tıklattı, cevap yoktu. En sonunda "Giriyorum" diyerek kapıyı açtı.

Ralph alt ranzada oturuyor, elindeki acil durum silahına -arama ekibinin nasıl bir acil durumu olabilirdi ki- kilitlenmiş gözlerle bakıyordu.

Düşünüyordu.

Zeit yanına yavaşça oturdu. Bir süre karşıya baktı. Bakışlarını önce Ralph'e, sonra tabancaya çevirdi. Tam ağzını açmıştı ki, beklenmedik bir soruyla karşılaştı.

"Zeit" dedi Ralph. "Gerçekten orada bir mürettebat olduğunu düşünüyor musun?"

Zeit cevap vermeden önce biraz tavana baktı.

"Mantık bana ora-"

"Ben sana mantık ne diyor diye sormadım." diye araya girdi Ralph. "Mantık ne diyor diye merak etseydim ona sorardım. Ben senin düşünceni merak ediyorum, evet ya da hayır. Çok basit."

"Ralph, bazı soruların yanıtı sandığın kadar kolay değil. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir."

Ralph şaşırmamış gibiydi. Beklediği cevabı almıştı. Önce biraz tavana bakıp gözlerini yumdu.

"Tavana baktığım sırada fark ettim. Yukarıda kocaman bir örümcek var."

Ralph irkildi ve gözünü açtı. Yukarıda rutubetten başka bir şey yoktu.

"Komik değil Zeit, paronayak bir adama bu mu söylenir."

"Pardon, bir an uyudun sandım." dedi Zeit. "O zaman ben de sana bir soru sorayım. Cevabı çok basit."

"Sor o zaman."

"Orada canlı insanlarla karşılaşabiliriz. Ve büyük ihtimalle 100 yaşında falan olurlar. Ama onlar insan, Ralph. Stephen King romanındaki bir düşman değil. O tabancaya ihtiyaç yok. Onu yanına alacak mısın?"

Ralph, Zeit'in yüzüne baktı. Ardından gözlerini tabancaya çevirdi.

"Evet."

"Peki ya neden? Mürettebatı mı vuracaksın."

"Evet, yani onlar gerçekten mürettebat değilse evet."

Zeit sinir olmuştu. Ralph yine korku filminin içinde gibi davranıyordu.

"Ralph, korku filmlerine ve kitaplarına biraz ara ver demiştim."

"A-ara verdim zaten, bunun onlarla bir alakası yok."

Zeit ayağa kalktı, odada bulunduğu sürede dikkat çeken bir kitap vardı. Rafa gidip kitabı aldı. Kitap tahmin ettiği gibi Stephen King'e aitti.

"Bu ne Ralph?"

"Kitap. Masal kitabı dersem inananacak mısın?"

"Hayır."

"Ben de öyle düşünmüştüm."

"Konusu ne bunun?"

"Kitaplara merakın olduğunu bilmezdim Zeit."

"Espirinin ne yeri ne zamanı. Psikoloğun dediğini unuttun mu? Korku filmi, kitabı veya oyunu yasak. Dedektiflik ve polisiye içerikleri yasak. Bunun konusu ne?"

"İnsanların şekline girebilen biri var."

"Bak demiştim. Sen kesin bana bir de şöyle diyecektin 'Orada beni görürsen ve ben olduğumu düşünmüyorsan beni vur.' tahminimde haksız mıyım?"

"Hayır." dedi Ralph, gerçeğin böyle olmadığını bilerek. "Sen de paronayaksın. Benim paronayaklığım konusunda paronayaksın."

"Ne yapıyorsun, şimdi de bizi döngüye mı sokacaksın?"

Ralph, Zeit'e baktı. Artık bu konuşmadan bıkmıştı ve karnı zil çalıyordu. Zeit'in de neden burada olduğunu biliyordu, onu sofraya çağırmak için. Kemal öyle bir bağırıyordu ki, kış uykusuna yatan bir ayı bile uyanırdı.

"Tamam bu kadar yeter. Silah falan almıyorum yanıma. Orada da kimsenin olmadığına eminim. Gemi kendi kendine sinyal göndermiş olmalı." kendi dediklerine o kadar da inanmıyordu aslında. Tartışmayı bitirmek asıl amaçtı. Paronayak biri olduğundan tartışmalarda hep kaybediyordu. Sanki kendisi de normal bir insan değilmiş gibi.

Zeit, tamam anlamında başını salladı. Birlikte klostrofobik kolidordan mutfağa çıktılar. Kemal yumurta yapmıştı. Üstünde de peynir. Herkes sofrada olduğuna göre, yemeğe başlanabilirdi. Yerlerine oturdular ve esen rüzgarın serinletici havasıyla güzel bir kahvaltı yaptılar.

Zeit'in gözü hep Ralph'e kayıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.