De Clermont Malikanesi
De Clermont Malikanesi, haftalardır olmadığı kadar hareketliydi.
Sabahın erken saatlerinden itibaren hizmetkârlar birbiri ardına salonlara girip çıkıyor, büyük yemek salonundaki masalar yeniden düzenleniyor, avludaki lambalar kontrol ediliyor ve malikanenin her köşesi balo için hazırlanıyordu.
Bu sıradan bir davet değildi.
Bu gece De Clermont ailesi, Sanches ailesiyle kurulan ittifakı resmen kutlayacaktı.
Londra'nın en güçlü ailelerinden bazıları davet edilmişti.
Fakat davetiyeler herkese gönderilmemişti.
Kimlerin geleceğini Arthur De Clermont bizzat seçmişti.
Malikanenin büyük salonunda yüzlerce mum yakılmış, duvarlardaki altın işlemeler ışıkların altında parlamaya başlamıştı.
Orkestranın yerini alan küçük bir müzik grubu, salonun diğer ucunda hazırlıklarını tamamlıyordu.
Rosalié merdivenlerin başında durmuş aşağıdaki hareketliliği izliyordu.
Üzerinde beyaz, uzun bir elbise vardı. Sade ancak çok şıktı.
Saçları özenle toplanmış, boynuna inciden bir kolye takılmıştı. Küpeleride kolyesini tamamlayan incilerdendi.
Ruth birkaç basamak aşağıda kızına baktı.
"Rosalié."
Rosalié annesine döndü.
"Efendim?"
"Bu gece dikkatli ol."
Rosalié hafifçe gülümsedi.
"Anne, bu yalnızca bir balo."
Ruth'un yüzündeki ifade değişmedi.
"Hayır."
Kızına doğru birkaç adım attı.
"Bu gece burada yalnızca dans edilmeyecek."
Rosalié sustu.
Annesinin ne demek istediğini anlamıştı.
Bu balo, iki ailenin birbirine ne kadar yakın olduğunu göstermek için düzenlenmişti.
Aynı zamanda Londra'ya verilmiş bir mesajdı.
De Clermontlar artık yalnız değildi.
Ruth kızının elbisesini düzeltti.
"Kimseye gereğinden fazla güvenme."
Rosalié başını salladı.
"Tamam."
Tam o sırada aşağıdan Arthur'un sesi duyuldu.
"Herkes hazır mı?"
Ruth ve Rosalié merdivenlerden inmeye başladı.
Arthur salonun ortasında duruyordu.
Yanında Hector, Luke ve diğer aile üyeleri vardı.
Arthur torununa baktı.
"Çok güzel görünüyorsun."
Rosalié hafifçe gülümsedi.
"Teşekkür ederim, dede."
Arthur saatine baktı.
"Sanchesler birazdan burada olur."
Hector ceketinin düğmesini ilikledi.
"Bu gece her şey kusursuz olmalı."
Arthur ona baktı.
"Özellikle senin için."
Hector birkaç saniye sustu.
Arthur'un önceki uyarısını hâlâ unutmamıştı.
"Merak etmeyin baba."
Arthur başını salladı.
"Umarım."
Tam o sırada dışarıdan otomobil sesleri duyuldu.
Hizmetkârlardan biri hızla salona girdi.
"Bay De Clermont."
Arthur ona döndü.
"Sanches ailesi geldi."
Arthur'un yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"Öyleyse başlayabiliriz."
——————————————————————————
Sanches Ailesi
Malikanenin büyük kapıları açıldı.
İlk otomobil avluya girdi.
Ardından ikinci araç.
Siyah otomobillerin kapıları açıldı.
Önce Dimitri Sanches indi.
Ardından eşi Elena Sanches.
Onların arkasından ise iki genç göründü.
Kızları Bianca Sanches.
Ve oğulları Matteo Sanches.
Bianca, zarif ve sakin görünüyordu.
Üzerinde açık renkli, sade ama dikkat çekici bir elbise vardı.
Matteo ise siyah takım elbisesiyle oldukça ciddi görünüyordu.
Dimitri kapının önünde durdu.
"Bu gece uzun zaman sonra ilk kez gerçekten keyifli bir gece geçireceğiz."
Elena kocasına baktı.
"Umarım."
Dimitri hafifçe gülümsedi.
"De Clermontlarla ittifak kurduğumuzdan beri Morettilerin yüzünü görmek bile yeterince eğlenceli."
Bianca annesine doğru eğildi.
"Anne."
Elena kızına baktı.
"Efendim?"
"Bu kadar insanın arasında ne yapacağımı bilmiyorum."
Elena gülümsedi.
"Kimse senden bir şey yapmanı beklemiyor."
Matteo kardeşine baktı.
"Yalnızca gülümse."
Bianca kardeşine ters ters baktı.
"Sen önce kendi yüzünü düzelt."
Matteo ilk kez hafifçe gülümsedi.
Dimitri çocuklarına baktı.
"Yeter."
İkisi de sustu.
Dimitri malikanenin kapısına doğru ilerledi.
Kapıda Arthur De Clermont onları bekliyordu.
İki aile karşı karşıya geldi.
Arthur elini uzattı.
"Dimitri."
Dimitri elini sıktı.
"Arthur."
İki adam birkaç saniye birbirlerine baktı.
Ardından Arthur Elena'ya döndü.
"Hanımefendi."
Elena başını eğdi.
"Bay De Clermont."
Arthur'un bakışları gençlere kaydı.
"Çocuklarınız da büyümüş."
Dimitri gülümsedi.
"Zaman hızlı geçiyor."
Arthur önce Matteo'ya, sonra Bianca'ya baktı.
"Hoş geldiniz."
Bianca hafifçe başını eğdi.
"Teşekkür ederim."
Tam o sırada Arthur'un arkasından Luke göründü.
Bianca'nın gözleri Luke'a takıldı.
Luke da aynı anda ona baktı.
İkisi de birkaç saniye boyunca konuşmadı.
Sanki çevredeki herkes bir anda kaybolmuştu.
Luke'un yüzündeki ifade değişti.
Bianca'nın da.
Dimitri kızının nereye baktığını fark etti.
Sonra Arthur'a baktı.
Arthur ise Luke'un bakışlarını fark etmişti.
Fakat hiçbir şey söylemedi.
Bianca gözlerini kaçırdı.
Luke da kendisini toparladı.
Arthur konuklara salona geçmelerini işaret etti.
"Buyurun."
Herkes içeri girdi.
Fakat Luke'un bakışları bir süre daha Bianca'nın ardından gitti.
——————————————————————————
Balo Salonu
Müzik başlamıştı.
Salon kısa sürede kalabalıklaşmıştı.
Kadınlar birbirleriyle konuşuyor, erkekler küçük gruplar hâlinde sohbet ediyor, hizmetkârlar ellerindeki tepsilerle salonun içerisinde dolaşıyordu.
Arthur, Dimitri ile birlikte salonun bir köşesinde konuşuyordu.
Hector ise birkaç aile büyüğüyle sohbet ediyordu.
Rosalié bir süre annesinin yanında durduktan sonra kalabalığın arasından uzaklaştı.
Bir elinde içeceği vardı.
Tam salondaki insanları izlerken arkasından bir erkek sesi duydu.
"Rosalié De Clermont?"
Rosalié döndü.
Karşısında Matteo Sanches duruyordu.
Rosalié kısa bir süre onu süzdü.
"Evet."
Matteo hafifçe gülümsedi.
"Ben Matteo Sanches."
"Tanıyorum."
"Öyle mi?"
"Bu gece burada olacağını tahmin etmek pek zor değildi."
Matteo güldü.
"Sanırım haklısın."
Rosalié cevap vermedi.
Matteo birkaç saniye onu inceledi.
"Dans ediyor musun?"
Rosalié kaşlarını kaldırdı.
"Hayır."
Matteo şaşırdı.
"Hayır mı?"
"İstemiyorum."
Matteo'nun yüzündeki gülümseme biraz azaldı.
"Oldukça doğrudan."
Rosalié omuz silkti.
"Genellikle öyleyim."
Matteo bir an sustu.
"Yine de bu kadar güzel bir gecede yalnız kalmak biraz yazık."
Rosalié'nin yüzünde hafif bir rahatsızlık belirdi.
"Yalnız değilim."
Matteo etrafına baktı.
"Kimseyi göremiyorum."
"Ben kendimle birlikteyim."
Matteo birkaç saniye sustu.
Sonra güldü.
"Sanırım anlaşılması zor bir insansın."
Rosalié ona baktı.
"Belki de."
Tam o sırada müzik değişti.
Luke salondaki diğer taraftan Bianca'yı görmüştü.
Bianca da ona bakıyordu.
Luke birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra yanına gitti.
"Merhaba."
Bianca başını kaldırdı.
"Merhaba."
"Ben Luke."
"Bianca."
Luke gülümsedi.
"Tanıştığımıza memnun oldum."
"Ben de."
Aralarında kısa bir sessizlik oldu.
Luke müziğe baktı.
"Dans etmek ister misin?"
Bianca birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra başını salladı.
"Olur."
Luke elini uzattı.
Bianca elini onun eline bıraktı.
İkisi dans pistine doğru ilerledi.
Müzik yavaşça yükseldi.
Luke bir elini Bianca'nın beline koydu.
Bianca diğer elini onun omzuna bıraktı.
İlk birkaç saniye ikisi de konuşmadı.
Sonra Luke sessizliği bozdu.
"İtalya'dan mı geldiniz?"
Bianca başını salladı.
"Evet. Orada yaşıyoruz."
"Ben de hiç İtalya'ya gitmedim."
"Belki bir gün gidersin."
Luke gülümsedi.
"Belki."
Bianca ona baktı.
"Sen neden bu kadar sessizsin?"
Luke şaşırdı.
"Ben mi?"
"Evet."
Luke güldü.
"Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum ki."
Bianca da gülümsedi.
"İlk kez başına geliyor olmalı."
"Sanırım."
Bir süre daha dans ettiler.
Luke'un gözleri Bianca'dan ayrılmıyordu.
Bianca da her baktığında gözlerini kaçırıyordu.
Salondaki herkes kendi konuşmasına dalmışken iki genç için gece çoktan başka bir anlam kazanmıştı.
Rosalié, Matteo'dan uzaklaşmıştı.
Salonun kenarındaki büyük pencerenin önünde duruyordu.
Matteo birkaç metre ötede hâlâ ona bakıyordu.
Rosalié bunu fark etmişti.
İçinden derin bir nefes verdi.
"Bu çocuk neden bu kadar garip?"
Yanına biri geldi.
Ruth.
"Kim?"
Rosalié annesine döndü.
"Matteo Sanches."
Ruth oğlana baktı.
"Ne oldu?"
"Hiç birşey."
Ruth kızının yüzüne dikkatle baktı.
"Hiç birşey olmadığı belli."
Rosalié gözlerini devirdi.
"Dans etmek istedi."
"Sen ne dedin?"
"Hayır dedim."
Ruth gülümsedi.
"Doğru."
Rosalié annesine baktı.
"Onu sevmedim."
"İlk izlenim olabilir."
"Hayır."
Rosalié Matteo'ya yeniden baktı.
"Bir şey var."
"Ne?"
"Bilmiyorum."
Ruth kızının omzuna hafifçe dokundu.
"Öyleyse mesafeni koru."
Rosalié başını salladı.
"Zaten öyle yapıyorum."
Tam o sırada salonun kapısına doğru bir hareketlilik oldu.
Bir hizmetkâr hızlı adımlarla içeri girdi.
Arthur'a doğru eğildi.
Bir şey söyledi.
Arthur'un yüzündeki ifade değişti.
Hector da bunu fark etti.
"Ne oldu?"
Arthur cevap vermedi.
Hizmetkâra döndü.
"Tekrar söyle."
Hizmetkâr yutkundu.
"Blackwood ailesi geldi, efendim."
Salondaki birkaç kişi bu ismi duydu.
Hector'un yüzü sertleşti.
Dimitri başını kaldırdı.
Arthur birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"İçeri alın."
——————————————————————————
Blackwood Ailesi
Malikanenin dışında üç siyah otomobil durmuştu.
Kapılar açıldı.
İlk olarak Thomas Blackwood indi.
Ardından Arthur ve James.
Fakat son otomobilden inen kişi diğerlerinden farklıydı.
Uzun boylu, siyah takım elbiseli bir adam.
Koyu renk saçları düzgünce geriye taranmıştı.
Yüzünde soğuk ama sakin bir ifade vardı.
Elias Blackwood.
Edward Blackwood'un en büyük oğlu.
Yıllardır yurt dışında yaşıyordu.
Ailenin bazı bağlantılarını yönetmek için Avrupa'nın farklı şehirlerinde bulunmuş, Londra'dan uzak kalmıştı.
Şimdi ise geri dönmüştü.
Elias otomobilin kapısını kapattı.
Thomas ona baktı.
"Beraber böyle yerlere gelmeyeli uzun zaman oldu."
Elias malikaneye baktı.
"Evet. Bu malikane hala aynı ihtişamını korumaya devam ediyor."
James gülümsedi.
"Sen değişmişsin."
Elias kardeşine baktı.
"İyi anlamda mı?"
Arthur araya girdi.
"Bu gece dikkatli ol."
Elias ona baktı.
"Neden?"
Arthur kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
"Çünkü içeride görüp görebileceğin en tehlikeli insanlar var."
Elias hafifçe gülümsedi.
"Öyleyse ilginç bir gece olacak."
Thomas başını salladı.
"Umarım kavga çıkmaz."
Elias malikanenin kapısına doğru ilerledi.
"Çıkarsa da kimse benim yüzümden çıkarmasın."
——————————————————————————
Balo Salonu
Kapılar açıldı.
Blackwood ailesi içeri girdi.
Salonun içerisindeki konuşmalar yavaş yavaş kesildi.
Bakışlar bir anda üzerlerine çevrildi.
Arthur De Clermont birkaç adım öne çıktı.
Edward Blackwood bu gece gelmemişti.
Ailenin temsilcileri Thomas, Arthur, James ve Elias'tı.
Arthur'un yüzü sertti.
"Blackwoodlar."
Thomas başını eğdi.
"De Clermontlar."
İki tarafın arasındaki hava bir anda gerildi.
Dimitri birkaç metre öteden onları izliyordu.
Blackwoodların kendisi için de ne anlama geldiğini biliyordu.
Londra'nın sokaklarını yöneten aile...
Şimdi De Clermontların balosundaydı.
Hector Dimitri'nin yanına geldi.
"Onları siz davet etmediniz."
Dimitri gözlerini Blackwoodlardan ayırmadı.
"Hiç sanmıyorum."
"Öyleyse neden buradalar?"
Dimitri'nin yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"Belki de Morettiler onlarıda davet etmiştir."
Hector'un çenesi sıkıldı.
Arthur, Thomas'a doğru birkaç adım attı.
"Bu gece burada ne işiniz var?"
Thomas sakin bir şekilde cevap verdi.
"Baloya davet edildik."
Arthur kaşlarını çattı.
"Kim tarafından?"
Thomas cevap vermeden önce salona baktı.
"Bu önemli mi?"
Arthur'un yüzü sertleşti.
"Benim evimde önemli."
Tam o sırada Dimitri yanlarına geldi.
"Sanırım bu kadar insanın önünde kavga etmek kimsenin işine yaramaz."
Thomas Dimitri'ye baktı.
"Sanches."
"Dimitri Sanches."
"Blackwoodlar hâlâ sokaklarda mı?"
Thomas'ın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"Biz hiçbir yere gitmedik."
Dimitri'nin gülümsemesi kayboldu.
"Ben de öyle düşünmüştüm."
Arthur araya girdi.
"Bu gece bir kutlama gecesi."
Thomas başını salladı.
"Biz de tam olarak bunun için buradayız."
Hector bir adım öne çıktı.
"Morettilerle olan ilişkinizi biliyoruz."
Thomas ona baktı.
"Bilmeniz gereken her şeyi bildiğinizi sanmayın."
Hector'un yüzü sertleşti.
Arthur oğluna baktı.
"Hector."
Hector sustu.
Arthur tekrar Thomas'a döndü.
"Bu gece burada sorun istemiyorum."
Thomas gülümsedi.
"Biz de."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonunda Dimitri konuştu.
"Öyleyse herkes yerine dönsün."
Arthur başını salladı.
Gerginlik dağılmış gibi görünüyordu.
Ancak kimse birbirine güvenmiyordu.
Balo devam etti.
Müzik yeniden başladı.
Fakat salonun havası artık eskisi gibi değildi.
——————————————————————————
Rosalié
Rosalié olan biteni uzaktan izliyordu.
Blackwood ailesi...
Onların baloya neden geldiğini anlamıyordu.
Tam düşünürken biri yanına geldi.
Elias.
"Sanırım bu gece beklediğinizden daha kalabalık oldu."
Rosalié başını kaldırdı.
Karşısındaki adamı birkaç saniye boyunca inceledi.
"Sanırım."
Elias hafifçe gülümsedi.
"Elias Blackwood."
Rosalié'nin kaşları hafifçe kalktı.
"Blackwoodların en büyük oğlu."
Elias şaşırdı.
"Demek beni tanıyorsunuz."
"Adınızı duymuştum."
"Ben de sizin adınızı."
Rosalié ona baktı.
"Benim hakkımda ne duydunuz?"
Elias birkaç saniye düşündü.
"De Clermont ailesinin en zeki üyelerinden biri olduğunuzu."
Rosalié'nin yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"Kim söylemiş?"
"Emin değilim."
"Öyleyse çok güvenilir bir kaynak değil."
Elias güldü.
"Belki de."
Rosalié bir an sustu.
"Yurt dışından yeni geldiğinizi duydum."
"Evet."
"Nereden?"
"Fransa, İtalya, Almanya..."
Rosalié şaşırdı.
"Oldukça fazla."
"Evet."
Elias salona baktı.
"Londra'yı özlemişim."
Rosalié hafifçe başını salladı.
"Ben de olsam özlerdim."
Elias ona baktı.
"Sen Londra'yı seviyor musun?"
Rosalié birkaç saniye düşündü.
"Şehrin kendisini seviyorum."
"İnsanlarını değil mi?"
Rosalié hafifçe gülümsedi.
"İnsanları daha karmaşık."
Elias'ın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.
"Bu konuda hemfikiriz."
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Rosalié ilk kez bir yabancıyla konuşurken kendisini bu kadar rahat hissediyordu.
Elias ise gözlerini ondan ayırmıyordu.
Salonun diğer tarafında Luke ve Bianca hâlâ birlikteydiler.
Rosalié kardeşine baktı.
Luke'un yüzündeki mutluluğu fark etti.
Sonra Elias'a döndü.
"Sanırım bu gece herkes birini buluyor."
Elias hafifçe kaşını kaldırdı.
"Herkes mi?"
Rosalié ne demek istediğini anlamamış gibi baktı.
"Ne?"
Elias başını salladı.
"Hiç."
——————————————————————————
Balo Salonu
Gecenin ilerleyen saatlerinde müzik yavaşlamıştı.
Luke ve Bianca bir köşede konuşuyordu.
Bianca gülümsüyordu.
Luke ise hayatında uzun zamandır olmadığı kadar mutlu görünüyordu.
Rosalié bunu uzaktan izledi.
Matteo yeniden yanına yaklaşmaya çalıştı.
"Bu kez dans etmeye ne dersin?"
Rosalié ona baktı.
"Hayır."
Matteo güldü.
"Hiç şansım yok mu?"
"Hayır."
"Çok acımasızsın."
Rosalié cevap vermedi.
Gözleri yeniden Elias'a kaydı.
Elias biraz uzakta duruyordu.
O da ona bakıyordu.
Kısa bir süre göz göze geldiler. Rosalié gözlerini çekti.
Elias istemsiz bir şekilde gözlerini Rosalié'den alamıyor ve onu kıskanıyordu. Elindeki şarap bardağını masaya bıraktı. Yumruklarını sıktı. O an Rosalié'yi oradan götürmek Matteo'dan uzaklaştırmak istemişti.
Tam o sırada Arthur salonda Dimitri ile konuşuyordu.
Thomas Blackwood ise birkaç metre ötede onları izliyordu.
Üç aile aynı çatı altındaydı.
De Clermontlar.
Sanchesler.
Blackwoodlar.
Ve Londra'nın geleceği için başlayan bu yeni savaşın henüz kimse farkında olmadığı başka bir tarafı vardı.
Çünkü bu gece yalnızca bir ittifak kurulmamıştı.
Bazı insanlar birbirini ilk kez görmüş...
Bazıları ise ilk kez birbirine karşı bir şeyler hissetmişti.
Luke ve Bianca'nın bakışları yeniden kesişti.
Rosalié ile Elias arasındaki sessiz bağ ise giderek güçleniyordu.
Fakat salonun dışında, Londra'nın karanlık sokaklarında başka insanlar da bu geceyi izliyordu.
Morettiler.
Ve onların yanında yer alması beklenen Blackwoodlar artık De Clermontların evindeydi.
Kimsenin bilmediği şey ise şuydu:
Bu balo, iki ailenin ittifakını kutlamak için düzenlenmişti.
Ama gecenin sonunda Londra'daki güç dengesi eskisinden çok daha karmaşık hâle gelmişti.
Ve bu geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.