Soğuktu çok soğuk. Alışılagelmiş roman girişlerinden hiçbirinde böyle bir giriş görmediğinize neredeyse eminim. Peki neden? Ben kimim ve diğer yazarlardan farkın ne? Veya senin diğer okurlardan farkım ne? Ne romana girişin bir önemi ne de olay örgüsünün bir önemi var henüz ilerleyen sayfalara geçmeden. Asıl önemli olan okurun kitabın kapağını kapattıktan sonra arkadaşlarına ısrarla tavsiye edebilecek kadar etkilenmesini sağlamak önemli olan. Ve bu romanın sonunda sen de bu etkiye bırakırsam ne mutlu bana. Ahmet de aynen böyle düşünüyordu. Kitabı kapağına göre yargılamak çoğu zaman utanç duyulası bir şeydir. Ama Ahmet utanç duymak bir kenara kitabın kapağını dahi aralamamıştı. Dışarıdaki kasvetli hava onu daha da depresif ediyor ve yatakta boş boş yatmaktan daha eğlenceli bir davranış göstermemişti. Zamanın en iyi yazarlarından biri olmasına rağmen geçmişteki Ahmet şu anda onu görüyor olsaydı nasıl utanç duyardı düşünemiyorum bile. Peki neden? Onu böylesine depresif hale sokmuş ve hatta yatağa bağımlı hale getirmiş olan sebep neydi? Depresif olan hava mı? Hayır hayır. Bu sebep olanlar için tek başına geçerli olamaz Ahmet için dahi olsa. Beyninin içindeki bu yeni Ahmet modeli ile eski Ahmet modelinin her fırsatta çarpışmasının ve birbirlerine fütursuzca hakaretlerle laf savurmasını daha fazla hazmedemeyen Ahmet artık ikinizde durun derecesini yatağından fırladı ve şöyle bir doğruldu. Bu saatlerdir yaptığı ilk hareketti ve yatmaktan uyuşan aciz vücudu adete dur dercesine ona haykırıyordu.Akabinde tamamen doğrulmasıyla gözlerin kararması bir oldu. Vücudu resmen ona patronun kim olduğunu söylüyordu. Sakince yatağına oturdu ve birkaç saniye bekledikten sonra tekrar doğruldu.Vermiş olduğu zoraki karardan sonra durdu ve düşündü. Ve evet. En azından artık kafasının içinde çatışan kendileri artık yoktu ve bundan şimdilik tamamen memnundu. Birkaç adım atarak hafif eskimiş olan tozlu zindan kapısına andıran sarı kırmızı eski maun kapısının beyaz kolunu kendine doğru çekti ben yavaşça kapıyı açarak mutfağa yöneldi. Evde ondan başka kimse yoktu ve olması da beklenemezdi çünkü tek başına yaşıyordu ya aslında bu durumdan da bir süredir rahatsızdı. Bir zamanlar binbir heves ve titizlikte dayayıp döşediyi evi artık ona ruhsuz geliyor adeta duvarları üstüne doğru geliyordu. Hani insan bazen neydi küçük bir ses olsun diye televizyonu açıp öyle ne yapacaksın yapar ya evin içinde bu da aynı. Yıllardır geçimini yazarlıktan kazanan Ahmet aylardır yaşadığı bir depresyon sonucunda yazamıyor ve büyük bir okur kitlesinin de hevesini kursağında bırakıyordu. Yıldızının ilk parladığı yaşlarda ailesi ile birlikte yaşıyor ve güzel paralar kazanıyorsa da bunu ailesi ile paylaşmak zorunda kalıyordu ve akabinde birkaç yıl sonra bu olayı ne kadar saçma olduğunu düşünüp ailesinden ayrıldı ve tek başına yaşamaya başladı ama resmen bilmeden kendi sonunu hazırlıyor. Ama bunun farkına varması tahmin edilebileceği üzere biraz geç olmuştu. Kendi para yönetimine sahip olmak onun yaşındaki birçok genç gibi onun da hayallerini süslüyordu ve artık buna sahipti, kazandığı parayı ne yapacağını, nereye harcayacağını belirleyebilecek yegâne kişi de yine kendisi idi. İlk zamanlar bu durum kendisine inanılmaz bir özgüven aşılasada artık işlerin sarpa sardığı belliydi. Küçüklükten beri kapalı bir hayat yaşamıştı ve etrafında arkadaşım giyebileceği ve derdini anlatabileceği pek arkadaşı yoktu ve ailesini de terk etmesi üzerine Koca dünyada resmen yapayalnızdı. Uzay ve zaman kitabının 3. Bölümünü yazıyordu ve henüz yarısına dahi gelmemişti. 1 ve 2 bölümleri yok satan serinin gelirleri onu birkaç yıl daha kendi yağında kavurmaya yeterdi.Zaten serinin 1. ve ikinci bölümünü de ailesi ile birlikteyken yazmıştı. Ailesi onun en büyük ilham kaynağıydı ve yaşadığı en mutlu anlar her şeye rağmen ailesi ile geçirdiği anlardı. Bu duygulardan artık ziyadesiyle uzaklaşan Ahmet çıkmaz sokağı ilk durağındaydı. Bitmesi 6 ay gibi bir süre içinde planlanan 3 bölümlük kitabının üzerinden en az bir buçuk yıl geçmişti ve ortada halen elle tutulur bir çıktı yoktu. Yayınevinin yaptığı emrivaki baskılar, biriken borçlar ve okurlarının yaptığı sitem dolu sözler onun ilham kaynağının ne olduğunun aklına gelmesinin önünde büyük bir engeldi. Yaşayacağı aydınlanmanın arifesinde düşüncelerinden arınıp mutfağa gelmesinin asıl amacına hatırladı ve üst raftan bir bardak alıp küçük bir yudum su içti. Suyun boğazından midesine doğru çıkan yolculuktaki ayak seslerini hissediyor neden daha önce farkına varmadığını bir anlığına anımsadı ve devam etti. Yaşadığı bu ilham yoksunluğunun zirvesinde yaşayacağı aydınlanmanın kapıyı çalmasına ramak kaldığını kim tahmin edebilirdi. Bardaktaki bütün suyu yudumladı ve ağır adımlarla odasına doğru yöneldi. Odasının kapısını aralamak üzereyken kapı sesini duydu ve odasının kapısını açmak üzere olduğu kapı kolunu bıraktı ve dış kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açtı. Gelen bir postaydı. Postayı alıp kapıyı kapadı ve oturma odasındaki iki kişilik ama kendisinden başka kimsenin oturmadığı siyah deri koltuğuna bodoslama çöktüverdi. Gelen postayı nazikçe açtı ve içinden çıkan kâğıda göz gezdirdi. Yaşayacağı ütopik şaşkınlığa sadece birkaç saniye vardı. İçindeki bir mektuptu ve kardeşi Ulvi'den gelmişti. Sadece mektubun son cümlesine gözü ilişen Ahmet şu cümleyi okudu: Kardeşin Ulvi. Kendisini ve ailesinin diğer fertlerini Ulvi hariç bir süredir kanlı canlı görmemişti. Ahmetler beş kardeşti ve Ulvi onların en küçüğü idi. En büyük kardeş olarak Ahmet ona küçüklüğünden itibaren hep göz kulak olmuş, korumuş ve kollamıştı. Ailesi ile yaşadığı tatsız olayın aksine Ulvi ile görüşmeye devam etti ve her daim cebinden harçlığını eksik etmedi. Ama onunla dahi aylardır görüşmüyordu ve attığı mesajlara da cevap alamayan kardeş böyle bir yola başvurmuştu vede abisi ile yüz yüze konuşurken söyleyemediklerini satırlar aracılığıyla yazıya dökmüştü. Ahmet dikkatle mektubu okumaya başladı: Ahmet abi ben kardeşin Ulvi. Tabii hala kardeşi olarak kabul ediyorsan. Evet kendini umursamıyorsun ama bari bizleri umursa. Sen sahiplik etmesen bile senin bir ailen var ve senin her zaman arkanda. Annem babam anlamlar seni çok merak ediyor zaten senin yüzünü gördükleri yoktu Ben de senden haber alamayınca büsbütün telaşlandik. Mektup sana ulaştığında ya da ulaşırsa bu da bir meçhul Yani eğer bu satırları okuyorsan seni merak eden kardeşlerim ve bir çift ebeveyninin olduğu bil. Onların ne senin aranda sahip olduğum yaşamda gözleri var. Sadece senin iyi olmanı istiyoruz. Neyse yine çok gevezelik ettim farkındayım. Eğer bir gün bir ailen olduğunu hatırlayıp bizleri ziyareti gelmek istersen mektubun arkasında gönderilen adres yazılı. Bu arada yeni kitabını sabırsızlıkla bekliyoruz ya an evvel bitirmen dileğiyle. Kardeşin Ulvi... Dizerler böyle bitiyordu. Mektubun sonunda gözleri dolan Ahmet'in kafasında bir şimşek çaktı. Aslında onun ihtiyacı olduğu ve ihtiyaç duyduğu asıl ortamın aile ortamı olduğunu ve oraya ait olduğunu en büyük ilham kaynağının ailesi olduğunu anımsatması onun 4 yılını almıştı. Bu utanç verici bir şeydi. Kendini bir türlü affedemiyordu. Yaşadığı afallama nın sonucu olan hayal kırıklığı ile karışık şaşkınlığın ardından yerinden fırladı kapının önündeki beyaz Tesla sına atlayıp mektubun arkasındaki adresi gitmesi için emir verdi. Sabırsızlanıyordu. Yıllardır onların yüzünü Ulvi hariç görmemişti ve çok heyecanlıydı. Mektubun arkasındaki adres 30 kilometre ötesini işaret ediyordu aslında bu çok uzak bir mesafe sayılmazdı ve buna çok şaşırdı. Yıllardır ailesinde yalnızca 30 kilometre uzakta yaşıyordu ve bir kere olsun karşılaşmamaları çok ilginçti.Belkide kendileri karşılaşmamak istemişti. Her neyse konumuz bu değil, derken evden ayrılışının üzerinden henüz 15 dakika kadar geçmişken mektubun arkasındaki adrese ulaştı. Yaşadığı inanılmaz heyecanın yanında ailesinin ne tepki vereceği gerçeği resmin içini yiyordu. Derken korkunun ecele faydası yok dercesine Teslasının kapısını açtı ve kapıya doğru yöneldi. Ardından kapının önüne kadar geldi ve yavaşça iki kere tık tık diye kapıya vurdu. Birkaç saniye sonra kapı aralandı. Kapıyı açan annesiydi ve onu görür görmez feryatla boynuna atladı. Onu çok özlemişti ve o da annesini. Ve bu büyük buluşmanın ardından içeriye geçti bütün aile fertlerinin orada olduğunu gördü. Hepsi topluca ona sarıldı ve birçok gözyaşını tutamadı. İşte aile işte gerçekler ve işte ilham kaynağı hepsi bu. Olaydan da gördüğümüz gibi insan doğduğu yerde doğduğu insanlarla birlikte yaşadıklarını unutamıyor resmen kişiliğini oluşturan insanlar ve çevresi bir ömür onun yakasını bırakmıyordu. Şekil a'da görüldüğü üzere Ahmet'in yaşamı ve kariyerini alt üst eden olaydan sonra Ahmet yarıda bıraktığı kitabını tamamlamış ve Aile isminde çıkaracağı yeni kitabı için hazırlık yapıyordu ve o tek başına iken geçirdiği zamanlardan çok daha fazla mutlu olduğunu iliklerine kadar hissediyordu. Gerçek mutluluk budur gerçek mutluluk para değil gerçek mutluluk aile yaşam ve sevilmektir...
Bölüm 1
Gerçek Mutluluk
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.