İçeriğe geç

AİLE

Bölüm 15 · 16 dk okuma

AİLE

Bölüm 15

14. Acının Tatlı Tebessümü

Geriye doğru çekildiğimde babam daha çok yaklaştı. Birisi arkamdan ellerini boynuma koyduğunda korkuyla bakışlarımı oraya çevirdim. Ilgaz arkamda duruyordu ve ellerini boynuma dolamıştı. Babam ise ifadesiz bir şekilde daha çok yaklaşıyordu. Uzaktan bir kadın çığlığı duyduğumda gök gürledi ve hemen ardından da bir cam kırılma sesi geldi.

Ilgaz'ın elleri saçlarıma doğru giderken hiçbir şekilde hareket edemiyordum. Akşam önümü kesen gençlerden biri de babamın yanındaydı ve elinde tuttuğu bıçağı parmaklarında döndürüyordu.

Nefesimin kesildiğini hissettiğimde bir telefon çaldı fakat kimse açmadı. Yağmur daha da şiddetlendiğinde sırılsıklam olmuştum. Babamın yanında duran genç yaklaştı ve elinde tuttu bıçağın ucuyla önüme düşen saçlarımı düzeltti.

Tekrardan bir kadın çığlığı duyduğumda korkuyla bakışlarımı o tarafa çevirdim fakat Ilgaz beni babama bakmaya zorluyordu.

Gök gürlediğinde korkuyla gözlerimi açtım. Nefes nefese kaldığımda doğrulmaya çalıştım fakat karnıma giren acı tekrar yatmama sebep oldu. Elim oraya gittiğinde bir an nerede olduğumu anlayamamıştım fakat sonra anladım, hastanedeydim ve az öncekilerin hepsi bir rüyaydı.

Soluklarımı düzenlemeye çalışırken başımı pencereye doğru çevirdim. Yağmur devam ediyordu. Ellerimden destek alarak doğrulduğumda ne olduğunu hatırlamıyordum. Yan tarafımda duran Rüzgar'ın telefonunu gördüğümde elime aldım ve saate baktım.

03.58

Telefonu yerine koyduğumda gözüme bir şişe su çarptı. Dolu olduğunu gördüğümde ona uzandım fakat yanında duran vişne suyuna çarptım ve yere düşürdüm. Beklediğimden daha çok ses çıkarmıştı teneke kutu.

Bora ile Rüzgar’ı uyandırdığımda hızlıca geriye doğru çekildim.

“Abiciğim,” dedi Bora ve yanıma doğru geldi. Rüzgâr zaten yan tarafımda oturuyordu ve bana doğru eğilmişti. “Nasılsın şimdi?”

İkisine de tek tek baktım ardından bakışlarımı kaçırdım. “İyiyim ama yan tarafım acıyor,” dedim alçak bir sesle. “Arkana yaslan,” dedi Rüzgâr ve arkama bir yastık daha koydu. Sırtımı yastıklara verdiğimde biraz daha rahatladığımı hissettim.

“Siz buradasınız,” dedim alçak bir sesle. Sonra birden sesim yükseldi. “Babam nerede!” Kalbim hızla atmaya başladığında elim kalbime gitti ve derin nefesler almaya çalıştım. Bora ellerini kaldırarak, “Yok burada,” dedi beni rahatlatmaya çalışır gibi. “Sadece ikimiz varız.” Ona döndüğümde dolan gözlerimi sildim.

“Bittim ben,” dedim kısık bir sesle. “Bittim.”

Rüzgâr endişeli bir sesle, “Afet, sen babama bir şey mi dedin?” diye sordu. “Bu kadarını ben de ilk defa görüyorum.”

“Ağzımdan kaçtı, asla bilerek söylemedim.” Gözlerimi bir kez daha sildiğimde artık ağlamaya başlamıştım. “Kahretsin, bir türlü şu ağzımı tutamıyorum.” Parmaklarımı şakaklarıma iyice bastırdım.

“Ne dedin abim?” Bora’ya döndüm ardından bakışlarımı kaçırdım ve pencereye döndüm. “Gözümdeki morluğu kapatıyordum,” dedim kısık sesle. “Yanlışlıkla kırıldı. Sonra babam gördü ve ne yaptığımı sordu. Üzerime gelince istemeden,” Derin bir nefes aldım. “Senin yarattığın o morlukları gizlemeye çalışıyorum, dedim bağırarak.”

“Başka bir şey var mı?” dedi Rüzgâr. O da endişelenmişti.

“Bilmiyorum, yok galiba.”

“Afet, kendine hâkim olman lazım.” Bora büyük bir ciddiyetle konuştuğunda gözyaşlarım durdurulamaz bir hal almıştı. “Babamı biliyorsun.”

“Biliyorum!” Elim göğsüme gittiğinde kurumuş kanı hissettiğimde elimi hemen oradan çektim ve yakamı biraz daha yukarı çektim.

“Biliyorum, Allah kahretsin, biliyorum!”

Bora uzanıp eliyle yukarı çektiğim yakamı hafifçe aşağı indirdiğinde çaresiz bir şekilde bakışlarımı ona çevirdim ardından tekrar pencereye döndüm.

Benimle beraber Rüzgâr da başını çevirmişti.

“Buraya ne oldu?” Elini çektiğinde, “Evde oldu,” dedim sessizce. “Nasıl, nasıl oldu?” Derin bir nefes aldım. “Babama öyle dediğimde cam bir şişe vardı, onu fırlattı.”

Gözyaşlarım yine akmaya başladığında elimin tersiyle gözlerimi sildim. “Abi, pencereyi kapatabilir misin?” Yağmur dinmemişti ve hala şiddetli bir şekilde yağmaya devam ediyordu. Bora ayağa kalkıp pencereyi kapattı ardından tekrar eski yerine oturdu.

Kim bilir eve gidince babam ne diyecekti ya da ne yapacaktı? Elimle yara olan yeri okşadığımda, “Çok acıyor mu?” dedi Rüzgâr.

“Acıyor ama hareket edince. Düz durunca o kadar da acımıyor.” Başını salladı. “Derin bir yaraymış ama hallettik dedi doktor.” Ona döndüğümde odanın ucunda duran bitkiyi izliyordu. “Dikişlerin atıldı, sadece dinlenmen gerekiyor.”

Omuz silktim. “Babamın yanında nasıl dinleneceğim acaba?” Arkamda duran yastıkları yatırdım ve kafamı de üstüne koydum. Uzandığımda elim istemeden de olsa yaraya gidiyordu.

“Yarın taburcu işlemlerini yapacağız,” dedi Rüzgâr. Hala o bitkiyi izliyordu. “Babam bekliyor.”

“O adamdan nefret ediyorum,” dedim alçak sesle. “Allah belasını versin.”

Gözlerim kapanırken üzerimdeki örtüyü biraz daha kendime çektim ve saçlarımı arkaya attım ardından kendimi uykuya teslim ettim.

*

Gece boyu hep kâbus görmüştüm. Uyuyamamıştım, sürekli kalkıp durmuştum. Şimdi ise bu yüzden başım ağrıyordu. Pencereye döndüğümde yağmurun dindiğini gördüm. Bora içeri girdiğinde arkasından doktor da girdi. Kaşlarım kalktığında Bora’ya bakım, o ise Rüzgar’a dönmüştü. Doktor beni muayene ettikten sonra abimlere döndü ve bir şeyler söyledi fakat duymadım.

Onları dinlemiyordum, sadece dışarıya odaklanmıştım.

“Tekrardan geçmiş olsun,” dedi doktor ve selam verip dışarı çıktı. “Ah, gidiyoruz,” dedi Rüzgâr. Bora yanıma geldiğinde kollarımdan tutarak kalkmama yardım etti ardından bir koluma girerek yürümemi sağladı. Eşyamız olmadığı için hemen çıkmıştık. Yavaş yavaş arabaya doğru giderken, “Yalnız, ani hareket etmeyeceksin, tamam mı?” dedi Bora bana dönüp. Başımı salladığımda arabaya varmıştık. Bora sürücü koltuğuna ve ben de Rüzgar’la arkaya oturmuştum.

Eve gitmeyi hiç istemiyordum. Hele babamla karşılaşmak… Hiç istemiyordum. Derin bir nefes aldığımda çenemi avcumun içine dayadım ve dışarısını seyrettim.

İnsanlar mutlu bir şekilde geziyorlardı. Kimisinin yanında arkadaşları, kimisinin yanına ailesi. Hiçbir sorunları yoktu ve gülerek birbirleriyle şakalaşıp eğleniyorlardı.

Bazı insanlar için hayat çok güzeldi, bazılarına ise cehennemden farkı yoktu, benim gibi.

Camdan onlara imrenerek baktığımda başımı arkaya yasladım ve iç çekerek, “Babam beni öldürecek,” dedim sessizce. Bunu duya Rüzgâr bir anığına bana döndü fakat sonra tekrar bakışlarını dışarıya çevirdi.

Kollarıma birbirine bağladığımda başımı emniyet kemerine yasladım.

*

Rüzgâr anahtarı çevirdiğinde huzursuzlukla yutkundum ve geriye çekildim. İçeri girmeyi hiç istemiyordum, hem de hiç. Kapı açıldığında yanımıza gelen kişi Ateş olmuştu.

Bir şey söylemeden içeri girmemiz için geriye çekildiğinde Rüzgar'ın ardından zorlukla içeri girdim. Ateş bakışlarını bana çevirmişken üzerimde çok yoğun bir baskı hissettim. Ona dönmeden adım adım gidip koltuğa oturduğumda kendime biraz süre tanıdım.

Şu ana kadar babamı duymamıştım. Belki de evde değildi? Öyle olmasını umuyordum çünkü bu halde onun karşısında ne yapardım, bilemiyordum.

Yukarıdan annemin seslendiğini duyduğumda ona döndüm. Yanıma gelmişti ve ellerimi avuçlarının arasına almıştı. “Kızım, iyi misin?” Hafifçe başımı salladım. Diğer yanıma Ateş oturduğunda derin bir nefes aldım fakat bakışlarımı annemden ayırmadım.

“Kim yaptı bunu?” diye sordu, sabahki umursamazlığından eser yoktu. Belki de ölme ihtimalim onu korkutmuştu? Bunu bilemezdim fakat yine de ne olursa olsun, şu an ona karşı bir şey belli etmemeliydim. En azından bu fırsatı yakalamışken…

“Baban yapmadı değil mi?” Benim için mi endişelenmişti yoksa bir saldırganla evlendiğini düşündüğü için mi bunu sormuştu bilmiyordum. Aslında babamın saldırgan yanlarını hep görmüştü, hep görmüştüm fakat işin içine daha önce hiç bıçak karışmamış olacaktı ki bunu soruyordu.

Başımı hafifçe iki yana salladım. “Hayır, o yapmadı,” dedim sesimi biraz alçaltarak. “Kimin yaptığını ise bilmiyorum.” Acıyan gözlerle yüzüme baktığında yavaşça sarıldı ve bir süre öyle kaldı.

Şu an Ateş’in beni izlediğini biliyordum. Annem bana sarılmıştı, fiziksel bir temasta bulunmuştu, ne yapacağımı merak ediyordu.

Söyledikleri yeniden kafamın içinde dönmeye başladığında anneme karşılık olarak ben de kollarımı yavaşça boynuna doladım.

Aramızda bir mesafe vardı ve biz bunu birbirimize yakınlaşmadan kapatmaya çalışmıştık. Sarılırken ikimiz de birbirimize doğru eğilmiştik ve kollarımız sadece boyunlarımıza erişebiliyordu.

Annemin sarılması bittiğinde ondan ayrıldım ve korkuyla, “Babam nerede?” diye sordum. Bir yandan evin içindeki sesleri dinliyor bir yandan da nefesimi tutmuş annemden gelecek olan cevabı bekliyordum.

“Bilmiyorum, dışarı çıkmıştı,” dedi annem bakışlarını kaçırarak. Sevinçle gülümsediğimde bu sevinç yerini tekrar korkuya bırakmıştı. “Ama gelir birazdan.” Arkama yaslandığımda Ateş kolunu boynuma doladı ve beni kendine doğru çekti. “Hayırdır, babamı mı özledin?”

Ona döndüm ardından bakışlarımı kaçırdım. “Abi, yapma lütfen,” dedim acıyla. Saçımı okşadığında başımı arkaya yasladım ve gözlerimi tavana diktim.

Nefes almakta zorlanıyordum fakat şimdilik elimden bir şey gelmiyordu. Ateş’e yine rahatsız olduğumu söyleseydim belki de Ilgaz’ı söyleyecekti, herkesin ortasında. Ona bu yüzden hiç güvenmiyordum. Mecburen onun kolunun altında duruyordum.

Gözlerim dolduğunda elimin tersiyle gözlerimi sildim. “Ağlıyor musun?” Ateş bana döndüğünde bakışlarımı kaçırdım. “Ne oldu şimdi?” Alçak bir sesle, “Seninle ilgili değil,” dedim.

“Kızım, sen istersen odana çık, baban gelene kadar dinlen.” Anneme döndüğümde ona gülümsedim. Bu söylediği belki de yalandı fakat ben bu yalana inanmayı seçtim ve minnettar bir şekilde ona baktım. O da bana gülümsediğimde bakışlarımı kaçırdım ve yavaşça ayağa kalkmaya çalıştım.

“İstersen ben yardım edeyim.” Ateş benden bir cevap beklerken Bora’ya döndüm. Başını salladı hafifçe, “Bir şey olmaz,” der gibi. Tekrar Ateş’e döndüğümde uzattığı elini tuttum ve kendimi yukarı çektim.

Ateş gülümseyerek bana baktığında ona bakmadan koluna girdim ve merdivenlere doğru yürüdüm. Tek tek merdivenleri çıktığımda Ateş’in sorusuyla beraber yutkunma ihtiyacı hissettim.

“Rahat mısın?” Ona dönmeden başımı hafifçe salladım ve sessizce, “Evet,” dedim. Hiç rahat değildim, yalan söylemiştim ve o da yalan söylediğimi biliyordu fakat bunu bildiği halde gülerek beni odama götürdü. “Bundan sonrasını kendin halledersin diye düşünüyorum.” Kolundan çıktığımda ona döndüm. Sırıtmaya devam ediyordu.

“Teşekkür ederim,” dedim durgun bir sesle ardından onun cevap vermesini beklemeden içeri geçtim. Kapıyı kapattığımda yeniden açılmıştı fakat umursamadım ve kendimi direkt yatağın üstüne bıraktım.

Uzandığımda esen rüzgarla beraber üşüdüğümü hissettim ve bakışlarım pencereye kaydı.

Öldüreceğim ulan seni!

Senin canını kendi ellerimle alacağım.

Ürperdiğimde gözlerimi oradan ayırdım ve başka bir yöne döndüm. Uyumak istiyordum ve kafamı bu düşüncelerden tamamıyla uzaklaştırmak istiyordum fakat olmuyordu. Gözlerimi kapattığımda önüme gelen gençlerin görüntüleri, babamın öfkeli yüzü uyumama izin vermiyordu.

Bacaklarımı kendime doğru çektim ve ellerimle kulaklarımı kapattım. Babamın sesi kulaklarımda yankılanıyordu.

Benden kurtulabileceğini mi sandın?

Huzursuzlukla başımı iki yana salladığımda gözlerimi daha sıkı kapattım ve kendimi uyumaya zorladım.

Boşuna uğraşma, kurtulamazsın.

Nefes alamadığımı hissettiğimde yakamı çekiştirdim. Elim göğsümdeki yaraya sürtündüğünde hissettiğim yanmayla dişlerimi sıktım.

Ne yapıyordun? Bak bana yalan söyleme!

Ağlamaya başladığımda kesik kesik nefesler aldım ve daha fazla dayanamayarak gözlerimi açıp doğruldum. Göğsüm hızla inip kalkerken bacaklarımı kendime doğru çektim ve dirseklerimi dizlerime yerleştirdim. Ellerimi saçlarıma geçirdiğimde gözyaşlarım tek tek yanağımdan süzülüp yatağa damlıyordu.

Belki de uyanık kalsam daha iyi olacaktı.

Çantamdan yere düşen su şişemi gördüğümde ona uzandım ve suyu içmeye başladım. Şişeyi yarıladığımda ellerimin titrediğini fark ettim.

Ellerin mi titriyor senin?

Şişe avcumun içinden kayıp gittiğinde ellerimi tekrardan saçlarıma geçirdim ve gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldığımda midemin bulandığını hissettim. Gün boyu hiçbir şey yememiştim.

Sen hala iyileşmedin mi, kızım?

Gözlerimi kocaman açtığımda parmaklarımla şakaklarımı ovdum. Delirmek üzereydim. Kafamı arkaya yasladığımda elimin tersiyle gözlerimi sildim fakat bir işe yaramıyordu.

Kafamı defalarca duvara vurduğumda belki bunlar aklımdan çıkar diye düşündüm, belki de bütün bunları unutabilirdim fakat hiçbir işe yaramamıştı. Tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim belki bütün bu hepsi bir rüyaydı diye. Ağladım, ağladım ve daha çok ağladım.

Hıçkırdığımda elim ağzıma gitti ve bakışlarım kapıya döndü.

Afet Yıldız Duman!

Gözlerimi kapatıp açtığımda orada kimsenin olmadığını gördüm. Önüme döndüğümde ayağa kalkmaya çalıştım. Pencereye gidecektim, belki de o kedileri yenide görürdüm ve bu da bana iyi gelirdi.

Güçlükle yatağın kenarına tutunarak kalktığımda ağır adımlarla pencereye ilerledim ve yanında duran sandalyeyi camın önüne çekip oturdum ardından dışarısını seyretmeye başladım.

Dışarısı yine sessiz, yine karanlıktı. O sokak lambasının ışığı dahi hala yanıp sönüyordu. Yağmurdan sonra oluşan birikintilerin üzerinden geçen bir yavru bir köpek, az evvel çıkardığı sese şaşırmış ve arkasına dönüp sesin nereden geldiğine bakıyordu.

Yüzümde belli belirsiz bir tebessüm oluştuğunda kolumu pervaza koyup çenemi avcumun içine yasladım.

Suyu bulduğunda birkaç kez birikintinin üstünden geçti ve kuyruğunu mutlulukla salladı. Oyunu bittiğindeyse yakında bulunan bir çöp konteynerine gitti ve kendine yiyecek bir şeyler aramaya başladı. Çöpün içinden çıkan iki tane kedi, can havliyle tıslayıp kaçıştılar. İlgimi çeken şuydu: Birisi siyahtı, diğeri de beyaz.

Her ne kadar dışarıdan güzel gözükseler de kendi aralarında yaşasalar da onların da işi zordu. Dışarıdan güzel, narin görünüyorlardı ancak onların için bu güzellik, bir hayatta kalma çabasıydı.

İnsanlara kendilerini sevdiriyorlardı, böylece insanlar onlara yemek vereceklerdi ve karınlarını doyurabileceklerdi. Aksi takdirde aç kalacaklardı.

Kediler tekrardan sokak lambasının altına geldiğinde yan yana yattılar ve kuyruklarını birbirlerine doladılar.

Köpek ise ortalıkta görünmüyordu.

Gülümsediğimde başımı yana yatırdım ve bakışlarımı Ay’a çevirdim. Dolunaydı. Önüne birkaç tane bulut gelmiş olsa da ışığını engelleyemiyordu, o yine bu karanlık gökyüzünü aydınlatabiliyordu.

Oturduğum yerden kalktığımda bedenimin uyuştuğunu hissettim. Kim bilir ne zamandan beri o pencerenin önünde oturuyordum.

İlginç olan şuydu: Babam hala gelmemişi. Eğer gelseydi mutlaka benim yanıma gelirdi ve… Bunu düşünmek istemiyormuşçasına başımı iki yana salladım ve çatılan kaşlarımla kapıya doğru ilerledim.

Kulağımı kapıya yasladığımda içerideki sesleri dinlemeye çalıştım fakat babama dair bir şey duyamadım. Gerildiğimde kenara çekildim ve yavaşça yatağa oturdum. Elim karnıma gittiğinde orada hafif bir sızı hissettim fakat bunun kötü bir şey olduğunu düşünmeyerek görmezlikten geldim.

Göz kapaklarım kapanmaya başladığında kendimi yatağa bıraktım. Tekrardan az önceki gibi bir durum yaşamak istemediğimi için içimden dualar ederek gözlerimi kapattım ve kendimi uykuya bıraktım.

*

“Afet, kızım, kalk hadi arkadaşın geldi.” Başımın üstünde bir ağrılık hissettiğimde korkuyla gözlerimi açtım ve hızlıca doğruldum. Karnımda bir acı hissettiğimde elim oraya gitti. “Yavaş kızım, dikkat etsene.” Bakışlarımı anneme çevirdiğimde yüzünde gülümseyen bir ifade vardı. “Ne?” dedim anlamayarak.

“Deste gelmiş annesiyle.” Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdığımda, “Gerçekten mi?” diye sordum. Başını salladığında, “Tamam,” dedim. “Geliyorum.” Annem odadan çıktığında şaşkınlıkla etrafıma bakıyordum. Yanımda duran saati hızlıca elime aldım ve saate baktım.

Öğleni biraz geçmişti.

Umarım babam evde yoktur.

Yataktan kaktığımda karşımdaki aynadan halime baktım. Bu halde onların karşısına geçmek istemiyordum. Zaten fondöten de kırılmıştı.

En önemlisi, gözümdeki morluğu halletmem gerekiyordu. Arkama döndüğümde yatağın yanındaki dolabın üstünde bir şişe gördüm. Elime aldığımda kapatıcıya benzettim.

Anne, sana teşekkür ederim.

İşimi hallettiğimde üstümü değiştirdim ve aşağıya indim. Deste’nin bakışları bana döndüğünde ona gülümsedim ve hızlıca etrafı taradım. Babam yoktu!

Tanrım, sana şükürler olsun!

Hızlıca gidip annemin yanına oturduğumda Deste beni izliyordu. “Kızım, nasılsın? Geçmiş olsun hasta olmuşsun.”

Oya Abla’ya döndüğümde gülümsedim. “Teşekkür ederim.”

“Kızım, bize birer kahve yapsana içelim.” Anneme döndüğümde hızlıca başımı salladım ve dikkatlice ayağa kalktım. Deste de benimle beraber ayağa kaktığında, “Ben de yardım edeyim,” dedi ve yanıma geldi.

Mutfağa geçtiğimizde dolaptan kahve makinesiyle bardakları çıkardım. “Annen nasıl içiyor?” diye sordum Deste’ye. “Sade.” Başımı salladım.

Kahveyi hazırladığımda pişmesini beklerken Deste’ye döndüm. “Buraya nasıl geldiniz?” dedim şaşkınlıkla. “Ve neden?”

Deste heyecanlı bir şekilde oturduğu sandalyeden kalktı. “Kızım, hani bir kere biz de kal demiştim ya,” Başımı salladım. “Onun için geldik. Hem hâl hatır soralım dedi annem de.”

Kocaman gülümsediğimde ellerimi birleştirdim. “Sen ciddi misin?” Başını salladı. “Evet!” Mutlulukla ellerimi çırptığımda akıma gelen bir düşünce yüzümdeki gülümsemenin silinmesine neden olmuştu. “Ama,” dedim düşünceli bir şekilde, “Babam izin verir mi dersin? Ben hiç sanmıyorum.”

“Annen halleder bence.” Tek kaşımı kaldırdığımda beni rahatlatmak ister gibi gözlerini kırptı. “İnşallah,” dedim nefesimi vererek. Kahveleri doldurduğumda dikkatlice tepsiyi aldım ve annemlerin yanına gittim.

Kahveleri verdiğimde tepsiyi tekrardan mutfağa götürdüm ardından annemin yanına oturdum. Elim yan tarafıma gittiğinde arkama yaslandım. Hızlı hareket etmiştim.

Deste sorgular gibi bana baktığında hayır der gibi kaşlarımı kaldırıp indirdim.

“Gerçekten çok iyi anlaşıyorlar, seviyorlar birbirlerini.” Oya Abla’ya döndüğümde gülümsedim ve hafif bir şekilde geriye çekildim.

“Ya,” dedi Deste heyecanla. “Doğa Abla, hafta sonu Afet biz de kalabilir mi?” Anneme döndüğümde annem derin bir nefes aldı. Bakışlarımı kaçırdığımda parmaklarımla oynamaya başladım.

Böyle bir durumdayken, annem izin verse bile sonrasında babam ne diyecekti? Bu işin sonu güzel görünmüyordu.

“Evet, bak kızlar da istiyordu zaten. Okuldu, evdi derken yoğun oldu, birbirleriyle hiç görüşemediler.” Oya Abla’ya baktığımda sevecenlikle annemi ikna etmeye çalışıyordu.

“Bir babasına soralım, bakalım müsait mi?” Bakışlarıyla sehpada duran bitmiş kahve fincanlarını işaret etti. Hemen kalkıp mutfağa gittiğimde Deste de peşimden geldi.

Derin bir nefes aldığımda sıcakladığımı hissettim ve elimle kendimi yelledim.

“İyi misin?” Deste’ye döndüğümde huzursuzlukla elime aldığım tepsiyi sıkıca tuttum. “Bak, siz de kalmayı tabii ki istiyorum ama babam…”

“Biliyorum, biliyorum! Ama bana bak,” dedi. “Bunu hallederiz. Tamam mı? Sen de iyi değilsin, bunu biliyorsun, değil mi?”

Yorgun bir şekilde başımı salladım.

“Tamam o zaman, şimdi sadece bana ve kendine odaklan.” Gülümsediğimde hala bundan emin değildim.

Bardakları tepsiye koyduğumda Deste de masada duran çöpleri topladı. Ona döndüğümde bana göz kırptı. Gülümsediğimde tekrar önüme döndüm ve bulaşıkları mutfağa bıraktıktan sonra tekrar annemin yanına oturdum.

“Kızlar siz isterseniz Afet’in odasına geçin. Baş başa takılın biraz, ne dersiniz?” Duruşumu dikleştirdiğimde yavaşça, “Tamam,” dedim ve ayağa kalktım. Deste de benimle beraber kalkınca doğruca onun yanına doğru yürüdüm. Merdivenleri işaret ettiğimde yavaş bir şekilde çıkmaya başladık.

Elim yarama gittiğinde gereğinden fazla hareket ettiğimi fark ettim. Az önce de zorlamıştım, dikkat etmem gerekiyordu.

Deste bana döndüğünde endişeyle, “Afet, iyi misin?” diye sordu yan tarafımda duran elimi işaret ederek. Cevap vermek için dudaklarımı araladığımda, “Baban mı?” diye sordu acıyla. Başımı iki yana salladım.

“Hayır, o değil.”

Başını hafifçe salladığında odama geçtik. Önden ben girdiğimde kendimi yatağa bıraktım. Deste de kapıyı kapatmaya çalışıyordu. Ona döndüm. “Boşuna uğraşma. Kırık. Kapanmıyor o kapı.” Kaşları havalandığında bir şey demeden yanıma gelip oturdu.

Etrafı incelerken gözleri dolabımın üstünde bıraktığım şişeye kaydı. Makyaj yapan biri değildim ve bunu biliyordu. Kaşları çatıldığında bana döndü. “Boş ver,” dedim sadece. “Lütfen, bunları konuşmayalım şimdi.”

Önüne döndüğünde ikimiz de sessiz bir şekilde yeri izliyorduk. Oflayarak yatağa uzandığımda söylendim. “Annem babamı arayacak.” Ellerimi yüzüme götürdüm sonra geri çektim.

“Deste, ben emin değilim.” Deste bana döndüğünde kaşları şaşkınlıkla havalandı. Birden bunu söylememi beklemiyordu muhtemelen. “Hadi babam izin verdi diyelim, bunun bir de dönüşü var. Düşünsene.” Gözlerim dolduğunda hızlıca sildim ve ona döndüm. “Acaba bunu yapmasak mı?”

“Beni yanlış anlama ama,” Ellerini kaldırdı. “Ben senin iyiliğin için istiyorum. Hem babam konuşur anlaşırlar belki.”

Şok içinde ona baktığımda bakışlarımı tavana çevirdim. “Baban mı?” dedim zorlukla. “Bir sorun mu var?”

Hah, buldum seni ahmak herif!

“Yok yok,” dedim başımı iki yana sallayarak. “Babam bu tür şeyleri konuşmayı sevmiyor, ondan bir şaşırdım.” Beni onayladığında bunun olmaması için dualar ettim çünkü biliyordu ki babam bunu yapardı.

O kadar çok babamdan ayrı bir yerde kalmak istiyordum ki, hem de yaşanan bu olaylar üzerine. Sinirleri hala gerginken bu halde hiçbir şey yapamazdım.

Fakat aksi takdirde bunların üzerine bir de başkasına gidip onlarda kalırsam siniri daha da kabaracaktı. Eve dönüşüm kalacağım iki günün çilesinin iki katı kadar beter olacaktı ve bunu kaldırabilir miydim, bilmiyordum.

Sadece annemi bekliyordum. Annem babamı aradığında tercih hakkı artık benim değildi. Bizi yukarı çıkardığına göre de babamı arayacaktı çünkü annemi biliyordum. Babam aradığında hiçbir zaman yanımda konuşmazdı. Hep başka odalara gider, orada konuşurdu.

Kim bilir babam ne kadar sinirlenecekti. Kendimi bu durumdan kurtarmanın bir yolunu düşünmem gerekiyordu.

“Hey, orada mısın?” Deste elini gözüme doğru salladığında kendime geldim ve yavaşça doğrularak ona döndüm. “Bak bir şey mi var? Benden saklama lütfen,” dedi Deste ciddi bir şekilde. Onun da bu duruma içten içe üzüldüğünü biliyordum fakat bunları ona anlatmam hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.

Başımı iki yana salladım. “Boş ver, sonra konuşuruz,” dedim gözlerimi silerken. Ağlamamıştım ama buna ramak kalmıştı.

Deste daha fazla üzerime gelmek istemiyormuş gibi önüne döndü ardından yatağa uzandım. Güldüğümde ben de yanına uzandım.

Şu an sadece birbirimize bakarak gülüyorduk. Bakışlarımı tavana çevirdiğimde derin bir nefes aldım ardından yavaşça geri verdim.

Önüme gelen saçlarımı geriye ittiğimde aşağıdan annemin seslendiğini duydum. Yavaşça kalkıp kapıya gittim. Deste’ye döndüğümde burada beklemesini söyledim.

“Kızım, hazırla eşyalarını, baban izin verdi.” Şaşkınlıkla kaşlarım havalandığında ne yapacağımı bilemedim. Başımı sallayıp tekrar yukarı çıktığımda Dese büyük bir merakla ne diyeceğimi bekliyordu.

“İzin vermiş,” dedim nefesimi verirken. Deste sevinçle ellerini çırptığında gardıroba yöneldim. Birkaç parça kıyafet alıp sırt çantama koyduğumda Deste’nin yanına oturdum.

“Ay çok mutlu oldum şu an.” Ona gülümsediğimde, “Ben de mutluyum. Ama eve dönünce mutlu olacağımı pek düşünmüyorum.”

“Tamam,” dedi Deste rahatlatmak ister gibi. “Halledeceğiz. Merak etme.” Ona döndüğümde gülümsedim ve çantayı masanın yanına koydum.

Oya Abla aşağıdan ikimize seslendiğinde, “Çantanı al,” dedi Deste. Çantamı elime aldığımda beraber aşağıya indik. Deste önümden yürüyüp Oya Abla’nın yanına gittiğinde anneme döndüm. Bana sarıldığında bunu beklemediğim için bir anlık duraksadım ardından ben de ona sarıldım.

Yanaklarıma birer öpücük kondurduğunda ona gülümsedim ve ondan tiksindiğimi hissettim.

Arkamı döndüğümde annem bizlerle vedalaştı ardından kapıyı kapattı. Deste bana döndüğünde bakışlarımı kaçırdım.

Arabaya vardığımızda ikimiz de arkaya oturduk. Oya Abla bana sorular sorarken bir yandan onları cevapladım bir yandan da düşünüyordum. Umarım bu durumdan kurtulabilirdim. Umarım annem sonrasında babamı ikna ederdi.

Ama bu konunun çabuk kapanacağını düşünmüyordum. Ateş’in dilinden düşeceğimi sanmıyordum.

Hava yine bulutlanmıştı, muhtemelen de birkaç gün böyle devam edecekti.

Deste’ye döndüğümde bana gülümsedi, ben de ona gülümsediğimde içimdeki acının yüzüme yansıdığını fark etmemiştim. Deste başıyla camı işaret ettiğinde bakışlarımı dışarıya çevirdim ve yolu izlemeye başladım.

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.