Bitmiş olan ödevlerimi ve kitaplarımı çantama koyarken kapı çaldı. İstemeyerek aşağı kata koştum ve kapıyı açtım.
"Hoş geldin baba." Ona baba dememi zorunlu tutuyordu. Bana kalsa o sadece Kerem Bey'di.
"Çık!" diye bağırdı içeriye girerken. Soran gözlerle arkasından bakakaldığımda bugün işlerin iyi gitmediğini anlamıştım. Sinirlenmişti. Ceketini çıkartıp koltuğa oturdu ve televizyonu açtı.
Annem mutfaktan "Sofra hazır, hadi gelin! Afet, kızım, hadi git şu abilerini çağır. Yemek soğuyacak." Hızlıca başım salladım ve üst kata çıktım.
İlk önce en büyük abim olan Bora'nın kapısını çaldım. Benden on yaş büyüktü. Kendisi büyük bir şirkette çalışıyordu ama ne şirketi olduğunu bilmiyordum. Bana hiçbir zaman söylememişti.
"Gel."
Kapıyı açıp başımı içeri uzattım ve "Abi yemek hazır, sonra bakarsın işlerine." dedim. Bana doğru gelmeye başladı ve "Hemen geliyorum." deyip kapıyı yüzüme kapattı. Anlamsız gözlerle kapıya bakakalmıştım.
"Ne o yoksa şimdi kapıyla mı konuşuyorsun?" Bu ortanca olan abim Ateş'ti. Benden sekiz yaş büyüktü. O da bir şirkette çalışıyordu ve onun da ne işle uğraştığını bilmiyordum. Kendisinden hoşlandığım pek söylenemezdi. İfadesiz bir şekilde ona döndüm ve sorusunu yanıtsız bırakarak, "Yemek hazır. Annem sizi çağırıyor." dedim.
"Tamamdır." diyerek omzumu sıvazladı.
Sinirle ona döndüm ve "Bana dokunma." dedim. Alayla arkasını döndü ve bana bakmaya başladı. Kollarını birbirine bağlayarak "Nedenmiş? Sen benim kardeşim değil misin, babam sana dokunabiliyor da ben niye dokunamıyorum?" Dudaklarını büzdü ve devam etti. "Beni sevmiyor musun yoksa?"
Derin bir nefes alıp "Sadece, dokunma." dedim. Omzunu silkeleyerek arkasını döndü ve aşağıya indi.
Son olarak en küçük abim Rüzgar’ın odasına geçtim. Benden yedi yaş büyüktü ve evet, o da bir şirkette çalışıyor ve onun da ne iş yaptığını bilmiyordum. Kapıyı tıklattım. Cevap gelmeyince tekrar tıklattım ve kapıyı yavaşça araladım.
Bilgisayar başındaydı ve bir dosyayı düzenliyordu. "Abi," dedim. "Yemek hazır." Başını salladı ve bilgisayarın içine daha çok gömüldü. Kapıyı kapatıp banyoya girdim ve hızlıca ellerimi yıkayıp alt kata indim.
Mutfak kapısının önünde durduğumda "Çağırdım, birazdan geleceklermiş." dedim ve sofraya oturdum. Ateş çoktan masaya oturmuştu. Annem de oturunca abimleri bekledik.
İlk önce Rüzgâr geldi. "Hoş geldin baba." dedi ve yanına oturdu.
Sonra Bora geldi. Bir eliyle saçını düzeltti ve babamın karşısına oturdu. Kafasını kaldırmadan sessizce "Hoş geldin." dedi.
Babam tek kaşını kaldırarak bir süre onu süzdü. Cevap alamayınca anneme "Hadi yemekleri koy." dedi.
Annem hızlıca masadan kalktı ve yemekleri koymaya başladı. İlk önce babamınkini tabii.
"İlk ne istersin? Pilav, kuru fasulye?"
"Karışık koy." dedi babam. Annem yemekleri tabağa koyunca tabağı babamın önüne bıraktı ve Bora'nınkini aldı. Herkese aynı şekilde koydu yemekleri. En son sıra bana geldiğinde açlıktan ölecektim. Sabırsızlıkla annemin elindeki tabağımı aldım ve önüme koydum.
Herkes babamın başlamasını bekliyordu. Yemem yerken kimse babamdan önce başlayamazdı.
Babam elindeki kaşığı kaldırarak "Afiyet olsun." dedi. Herkesten önce yemeğimi bitirmiştim. Tabağımı hızlıca makineye yerleştirdim ve mutfaktan çıktım. Arkamdan babamın sesini duydum, "Nereye?"
Direkt arkamı döndüm ve "Yarına çok önemli bir ödevim var baba. Onu tamamlamam lazım, yoksa hoca zayıf girecek derse." diye yalan attım. Tabii ki ödevim falan kalmamıştı, okul hazırlıklarımın hepsi tamamdı.
"Emin misin? Bak eğer bana yalan söylüyorsan," Yutkundum. "Çok fena olur. Biliyorsun değil mi?" Hızlıca başımı salladım ve "İstersen anneme de sorabilirsin. Doğru söylüyorum." Babam soran gözlerle anneme baktığında annem derin bir nefes aldı ve "Evet, öğretmeni beni de aradı. Bu ödevi yapmazsa notları çok düşük gelir, dedi." Minnettar gözlerle anneme baktığımda o da bana göz kırptı.
Babam tam ikna olmuşken Rüzgâr söze daldı, "İkinizin de yalan söylemediğini nereden bileceğiz?"
Sıkıntılı bir nefes verdim ve "Son aramalarda bulabilirsiniz." dedim.
Babam başını salladı ve odaya çıkmama izin verdi. Hâlâ beni izlediğine emindim ama farkında değilmiş gibi davranarak üst kata çıktım.
Odama girdiğim gibi kapıyı kapattım ve gardırobumdan annemin elbisesini çıkardım.
Yarın okul çıkışı arkadaşlarımla bara gidecektik. Benim ilk deneyimim olacaktı ama onlar çok defa gitmişlerdi. Bu yüzden çok heyecanlıydım.
Annemin siyah elbisesini askısında çıkarıp elime aldım. Dar, mini bir elbiseydi. Omuzları açıktı.
Elbiseyi özenle katlayıp bir poşetin içine koydum ve poşeti de çantamın içine sığdırdım.
İçimde heyecanın yanında korkuda vardı. Ya babam beni yakalarsa? O zaman çok kötü olurdu. Ayrıca geçe kalabilirdim, umarım yarın babamın işi uzar da yine ondan önce gelirim eve. Ondan önce gelemezsem de çok kötü olacaktı.
Bu planımı anneme ve Bora'ya daha söylememiştim. Evet, aileden sevdiğim iki kişi vardı ve onlarda beni sevip koruyorlardı. Bora ve annem. Annem koruma işlerini gözle görülür bir şekilde yapsa da Bora öyle yapmıyordu. Babamın yanında daha farklı bir kişiliğe bürünüyordu. Ona kızgın değildim. Bu evde herkes babamdan korkuyordu.
Diğer abilerim bile.
Yatağıma oturmuş bunları düşünürken alt kattan bağrışma sesleri duydum.
"Ya bırak kız ders çalışsın. İşi var, rahat bırak."
"Ne rahatı be ne rahatı! Kadın sana misafir gelecek diyorum. Etrafın toplanması gerekiyor sen bırak o odada yatsın diyorsun. Önemli iş adamları bunlar!"
"Bora, Rüzgâr, Ateş çıkın siz de hazırlanın. Bu fırsatı kaçıramazsınız."
"Bak kızın işi var diyor-," Babam annemin sözünü kesti ve "Sen de git giyin, hazırlan. Ne yapıyorsan yap. Ben onu çağırıyorum." Telaşla çantamdan kitaplarımı çıkardım ve üst üste masanın üstüne koydum. Rasgele bir kitap alıp önüme koydum ve bir tane kurşun kalem alıp kâğıdın orasını burasını karalamaya başladım.
Şiddetle kapım açıldığında korkuyla ayağa fırladım ve ellerimi arkamda birleştirdim.
Üzerime doğru yürüyerek, "Derhal aşağı iniyorsun." dedi ve sırtımdan beni kapıya doğru itti. Eli sırtıma dokunduğunda bir ürperme hissettim.
"Hadi!"
Onaylar şekilde başımı aşağı yukarı salladım ve hızlıca merdivenleri inmeye başladım.
Oturma odasına hızlı bir bakış attığımda yapılacak hiçbir şey yok gibi duruyordu. Hemen mutfağa geçtim ve burada yapılacak bir şey var mı diye baktım ama annem sağ olsun bütün her yeri toplamıştı. İş bulamayınca tezgâhın üzerinde duran sarı bezi ıslatıp yemek masasını sildim.
Gelişi güzel tezgâhı da sildiğimde bezin suyunu sıkıp katladım ve görünmeyecek bir yere koydum.
Salonda da yapılacak bir şey olmadığından koltuğun üzerinde duran yastıkları düzelttim. Sonra banyodan birkaç tane ıslak mendil alıp toz almaya başladım. Televizyonun tozunu alırken kendimi yansımamı gördüm ve bir anlığına duraksadım.
Düşmüş omuzlarım, kambur duruşum ve gelişi güzel toplanmış bir saç görüyordum. Ve bunun yanında bütün bunların ağırlığının altında ezilmiş, yıkılmış bir kız görüyordum. İsmim Afet'ti ve ismim, kendi içimde de afet yaşamama neden olmuştu.
Hızlıca arkamı dönüp elimdeki mendilleri çöpe attım ve koridorun sonunda duran süpürgeyi alıp salonu ve mutfağı süpürdüm.
Süpürgeyi yerine bırakırken babamla burun buruna geldik.
"Her şey tamam mı?" Hızlıca başımı salladım. "Eksik bir şey yok?" Başımı iki yana salladım. Ellerini omuzlarıma koyup üzerime doğru eğildi. Kaskatı kesilmiştim.
Kendime çok kızıyordum. Birilerinin bana dokunmasından rahatsız oluyordum ama bunu babama söyleyemiyordum, cesaretim yoktu. Sanki söylersem daha kötüsünü yapacakmış gibi geliyordu.
Fısıldayarak, "Sen şimdi odana geçiyorsun, kapını kilitliyorsun ve hiç ses çıkarmadan orada oturuyorsun. Bu evde yokmuş gibi davran," Kapı çaldı. Beni omuzlarımdan iterek sarstı ve "Çabuk!" diye inledi.
Sıcak nefesi yüzüme çarptığında yüzümü buruşturdum odama geçtim. Kapıyı kapatırken ses çıkarmamasına özen gösterdim.
Öfkeyle çekmecemi açtım ve ıslak mendil çıkarıp omuzlarımı sildim. Omuzlarımdaki morluklar silmemi zorlaştırıyordu. Kaşlarımı çattım. O kirli elleriyle bana dokunuyordu. Bunu bilerek yapıyordu, gözümün içine bakarak. Ruhunun kötülüğünü, kirini pasını bana aktarmaya çalışıyordu, daha çok çökeyim diye. Zaten yeteri kadar çökmüştüm, yerin dibini boylamama az kalmıştı ama o daha fazlasını istiyordu ve bunu ona vermek istemiyordum fakat elimden bir şey gelmiyordu.
Sevgili (!) Kerem Bey, şiddete meyilli bir insandı ve bir yanlışımda beni dövebilirdi. Hele yaptığım hata önemli, büyük bir hataysa öldüresiye dövebilirdi. Belki sağ çıkardım, belki çıkamazdım. Öfkelenince gözü başka bir şey görmüyor ve sadece sinirlendiği şeylere saldırıyordu ve maalesef eşyaların yanında bende yer alıyordum.
Omuzlarımı sildiğimde elimdeki ıslak mendili çöpe attım ve dolabımdan yeni bir kıyafet çıkarıp üzerime geçirdim.
Lekesinin üzerimde durmasını istemiyordum.
Dolabın kapağını yavaş bir şekilde kapatıp kapıma doğru ilerledim ve kulağımı kapıya dayayıp konuşmaları dinlemeye çalıştım.
"Aa! Lafı mı olur Kerem Bey, sizinle çalışmak bir zevktir bizim için."
Başkalarından evdeki yüzünü saklıyordu. Nedense buna şaşırmamıştım. Yüzümü buruşturup yatağıma yüzükoyun uzandım. Sıcaktan ters döndüm ama gene bir etki etmedi. Ayağa kalkıp camı açtım. İçerisi çok havasızdı.
Penceremdeki parmaklıklar yüzünden kafamı çıkaramıyordum. Dirseğimi pervaza dayadım ve yanağımı avcumun içine aldım. Ne kadar uzun süre orada kaldım bilmiyordum ama içerden sesler duyduğumda camı kapatıp doğruca kapıya ilerledim.
"Çıkın lan dışarı! Defolun gidin!" Bağıran Bora'ydı. Dış kapının sertçe kapandığını duydum ve daha çok korkmaya başlamıştım.
"Niye kabul ettin anne! Neden yaptın bunu?"
Annem ağlamaklı bir sesle, "Baban zorladı Bora! Ne yapabilirdim..." Elim korkuyla ağzıma giderken nefesim kesiliyordu. Neyi kabul ettiğini anlamamıştım ama büyük bir şeyi kabul ettiği belliydi.
"Bir de gece mesaisini seçmişsin! Bak, anne, sen babama sözünü geçirebiliyorsun. Neden yapmadın bunu da o teklifi kabul ettin, neden?"
"Her konuda benim sözüm geçmiyor oğlum, anla artık şunu. Sonrasında olacakları düşündüm."
"Sonrasında olacaklar sana olacaktı değil mi? Kendini düşündüğünün yarısı kadar bile kızını desteklemiyorsun aslında. Yalnızca babam varken, rol. Rol yapıyorsun. Bunu sana söylemek istemezdim ama anne bunu yaptığında sonuçlarını kendi gözlerinle göreceksin ve şu kadar vicdanın varsa yaptığına pişman olursun."
"Yanlış anlıyorsun, öyle de-"
"Yok öyle değil yok böyle değil. Sen benle kafa mı buluyorsun anne? Bunları bilmediğimi mi sanıyordun?"
Şok içinde onları dinlediğimde kalbime bir bıçak saplanmıştı. Demek annemde rol yapıyordu. Yalnızca ondan korkmayayım, bütün sırlarımı ona anlatayım, ondan gizli saklı bir şeyin olmasını istememiş. Ya bunları öğrendiğinde babama söylediyse?
"Babam sabah çalışıyor akşam geliyor ve bu kızda sabah okula gidiyor akşam geliyor. Ve onların geldiği saatte sen evden ayrılıyorsun. Hiç mi düşünmedin? Afet'in hayatı kararır, hiç mi canın yanmaz? O sofrada sana nasıl baktığını görmedin mi? Minnettar bir şekilde, sevgi dolu bir şekilde sana bakıyordu ama sen onu takmıyorsun ve umurunda olan sadece babamla olan ilişkiniz."
Gözyaşlarıma hâkim olamadığımda bir elim ağzımda bir elim kalbimde minik adımlarla geriye çekildim ve yıkılmış biz vaziyette yatağa oturdum. Göz yaşlarım sessiz iç çekişlere dönüşürken devamını dinleyemedim.
Anneme inanamıyordum. İyi ki ona yarın bara gideceğimizi söylememiştim. Yoksa babama söyleyebilirdi ve babam hiç düşünmeden üstüme atlardı. Buna emindim.
İç çekişlerim hıçkırıklara döndüğünde ellerimle ağzımı kapattım ki ağladığımı duymasınlar.
Ayrıca abimin bu yüzünü ilk defa görüyordum. Genelde hep sakin kalırdı fakat bu sefer çılgına dönmüştü.
Ya abim de rol yapıyorsa? Bundan pek emin değildim çünkü evde babam yokken annemle kavga etmişti, benim için. Ama nedense güvenemiyordum ve ondan da korkmaya başlamıştım.
Derin bir nefes verdim ve ellerimle kendime rüzgâr yaptım. Elimin tersiyle gözlerimi sildim ve biraz hava almak için camı açtım. Yoldan geçen arabalara, ağustos böceğinin sesine, sokakta yürüyen insanlara bir ara dalıp gitmiştim.
Tam camı kapatıp içeri girecektim ki bir grup kıza gözlerim takıldı. Üç kişi yürüyorlardı ama sesleri bir yerden tanıdık gelmişti. Pür dikkat kesilerek onları dinledim. Biliyorum yaptığım güzel bir şey değildi ama kendime engel olamadım.
“Ay! Yarın için çok heyecanlıyım. Herkes geliyor değil mi?” Kız yerinde duramıyordu. Gülümsedim.
“Tamam! Sakin ol Eda, herkes geliyor. Afet’ten emin değilim ama.” Ürpererek camı kapattım ve içeri girdim. Bunlar benim arkadaşlarımdı! Hızlıca perdemi çekip yatağa yattım. Ben onlara camımda var olan parmaklıklardan söz etmemiştim. Görselerdi bu kendi arasında konuşmaktan çıkar, okulun dedikodusu haline bile gelebilirdi. Gözlerimi sıkıca kapattım ve uyumaya çalıştım fakat gözüme tek damla uyku girmiyordu çünkü göz kapaklarımı kapattığım an gözlerimin önüne annem geliyordu, babamın yanında. Sağa dönüyorum, sola dönüyorum kulağımda Bora’nın sesi. Gözlerimden yaşar tekrar akmaya başlayınca elimin tersiyle sildim. Yazıklar olsun sana anne.
Yazıklar olsun.
*