Çiçek önlüğün yakasına broşunu geri takıp içeriye döndüğünde Ethem'i Melisa'dan uzak bir köşede telefonuyla ilgilenirken bulmuş ve istemsizce gülümsemişti. Normalde bu saatlerde muhakkak Melisa ile konuşuyor ve ona bir şeyler gösteriyor olurdu genç adam. Fakat belli ki Çiçek'i rahatsız etmekten çekindiğinden iletişimi azaltma kararı almıştı. Derin bir nefesi ciğerlerine çekerken omuzlarını dikleştirdi genç kız.
" Günaydın. "
Bakışları kendi üzerine dönen bakışlarda usulca dolaşırken aralarına yeni katılan gence de tebessüm etti. Sırayla hepsi kıza karşılık verirken Ethem konuştu.
" Emre, abim bize Columbia demle de içelim. "
Yeni gelen çalışan heyecanla mutfağa yöneldiğinde Ethem ekledi.
" Melisa da sana yardım etsin. "
Melisa başını sallayarak çocuğun peşine takıldı. Diğer çalışanlar da sırayla içeriye giriş yaparken Çiçek masaları açmaya başlamıştı. Ethem kızın yanında gelip ona yardım ederken muzip bir tınıyla fısıldadı.
" Broşunu bulmuşsun. "
Çiçek mahcup bir şekilde dudağını dişlediğinde adam hafifçe güldü.
" Kıskanç minik çiçek. "
Genç kız kuru bir öksürükle adama dönerken gözlerini büyütmüştü.
" Sen kendine bak asıl. "
Ethem her zamanki rahat tavrıyla sırıttı.
" Bakıyorum her gün, çok yakışıklıyım. "
Çiçek kaşlarını derince çattığında Ethem işaret parmağını alnına bastırıp kaşlarını açmaya çalıştı.
" Kırışık minik çiçek. " dedi sonra.
Çiçek adamın eline vurarak kendini geriye çekerken homurdandı.
" İşimi bölüyorsun. "
" Ne olur? Kovulur musun yoksa? " diyerek güldü Ethem.
" Ya Ethem. İnsanlar bir şey bilmeyecek dedik diye mi uğraşıyorsun benimle? "
Omuz silkti Ethem.
" Yoo her zamanki halim. "
Bir şey diyemedi genç kız. Doğruydu. Ethem her zaman birileriyle uğraşırdı.
" Tamam lütfen bu sefer beni pas geç. "
Ethem konuşacakken Emre'nin sesi dikkatlerini dağıtmaya yetti.
" Kahve hazır kim ister? "
Ethem başını çevirip heyecanla bakan gence göz kırptı.
" Eline sağlık, herkes kendi kahvesini alır koçum eyvallah. "
Sonra Çiçek'e döndü yeniden.
" Seninkini ben getiriyorum. "
Çiçek suratına yayılan tebessüme mani olamadı o an. Bu adamı ilk gördüğünde bu laubali tavırlarından ne kadar itildiğini hatırladığında kendi haline gülesi geliyordu. Nasıl olmuştu da şimdi aynı tavırlar kendisini mutlu edebiliyordu ki? Anlaşılır gibi değildi doğrusu.
Günün kalanında kafe oldukça sakindi. Çalışanlar bol bol mola kullanmış hatta bazıları erkenden çıkmak için izin bile almıştı. Çiçek de her fırsatta yanına gelen Ethem'e direnmeyi bırakmış ve onunla muhabbet etmeye başlamıştı. Adamın ilgi alanı skalası o kadar genişti ki Çiçek her konuşmalarında şaşkına uğruyordu. Genç kız hem yaşı hem yaşantısı gereği eğitimli olmadığından Ethem'in anlattığı her şeyi ilgiyle ve hayranlıkla dinliyordu. İşin iyi tarafı şuydu ki Ethem ile konuşurken asla kompleks yapmıyor ya da bir şeyleri bilmiyor olmaktan dolayı utandığını hissetmiyordu. Bunun en önemli sebebi şüphesiz ki Ethem'in üslubuydu. Belki de dünyanın en olağan, en bilindik şeylerini bile, genç kıza bilmemesinin normal olduğunu hissettirerek anlatıyordu.
Ve o gün bir şey fark etmişti Ethem. Çiçek inanılmaz iyi bir dinleyiciydi. O an eğitimini yarım bıraktığı için içten içe üzüldü onun adına. Çok başarılı bir öğrenci olacağı açıktı oysa. Üstelik fazlasıyla da zekiydi. Fakat Çiçek bunu da dert etmiyor gibiydi. Genç kız ona boş zamanlarında evde yaptığı kanaviçeleri gösterirken gözleri parıldıyordu adeta. Ethem kanaviçeden anlamasa da fotoğraflardaki el işinin inceliğini görebiliyordu.
" Vay be bu kadar yetenekli olduğunu bilmiyordum. "
Genç kız kocaman gülümsedi.
" Annemden geçmiş. O da çok güzel el işi yapar. "
Bir süre birbirlerine baktılar sessizce. Sonra Çiçek aniden sordu.
" Sana atkı örmemi ister misin? "
Ethem'in kaşları havalandı.
" Bu havada mı? "
Omuz silkti genç kız.
" Yani kış geldiğinde kullanırsın belki diye... "
" Kullanırım. " dedi Ethem birden " Çok hoşuma gider. "
Çiçek gülümsedi bir kez daha.
" Ama minik bir çiçek işleyeceğim tek ucuna. İmzam gibi bir şey. " diyerek omuz silkti yeniden.
Ethem güldü bu kez.
" Olur, minik kırışık ve kıskanç bir çiçek işle. Senin gibi. "
Çiçek kaşlarını çatıverdi birden.
" Ya Ethem. "
" Bak yine kırıştı çiçeğim. " diyerek parmağını kıza uzatırken eline vurdu genç kız.
" Ben senin çiçeğin değilim. "
Ethem hafifçe gülümsedi.
" Şimdilik. "
Genç kız sesli bir soluk bıraktığında ise güldü adam.
" Seni kızdırmak neden bu kadar kolay? "
" Yok canım hakkını yiyorsun. Kimseye bu kadar kolay kızmıyorum ben. "
" Ama kabul et senin de hoşuna gidiyor benle didişmek. "
Çiçek inanamaz gibi baktı adamın muzip suratına.
" Gerçekten arsızsın. "
Ethem birden kaşlarını çattı.
" Patrona arsız denmez minik çiçek. "
Kız gözlerini devirirken oturduğu sandalyeden kalkmıştı.
" Ben patron yokluğumu fark etmeden işe döneyim en iyisi. "
" Öyle bir ihtimal mevcut değil. "
Çiçek afallayarak durduğunda omuz silkti Ethem.
" Yokluğun diyorum, fark edilmeyecek gibi bir şey değil. "
Genç kız büyük bir utançla kıpkırmızı olduğunda hızla arkasını dönmüş ve adeta koşarak uzaklaşmıştı. Bu adam bu süslü sözleriyle bir gün kalpten götürecekti kızı.
***
Ecem geniş yatağın üstünde bir o tarafa bir bu tarafa dönmüş durmuş fakat bir türlü uyuyamamıştı. Halbuki yol yorgunluğunun üstüne bir de yüzmüşlerdi. Çoktan mışıl mışıl uyuması gerekmez miydi? Yerini mi yadırgamıştı? Yatak kendi yatağından on kat daha rahattı. Yastıklar ve nevresim ise yumuşacıktı. En sonunda gürültüyle soluyarak pes etti ve telefonunu yeniden eline aldı. Serhan'dan yarım saat kadar önce gelmiş olan mesajı gördüğünde direkt açtı.
-Ecem?
Yatakta oturur pozisyon alırken yanıtladı adamı. Gerçi yarım saatte çoktan uyumuş olmalıydı.
-Efendim?
Fakat cevap anında geldi.
-Uyuyamadın mı sen de?
-Hayır. Sen neden uyuyamadın?
Genç kız cevap gelmesini beklerken uzanıp yanındaki gece lambasını yaktı. Aradan geçen birkaç dakikada yanıt gelmediğinde genç kız adamın uyku arasında yanıt yazdığını ve tekrar uyuyakaldığını düşünmeye başlamıştı ki kapısı tıklandı. Ecem irkilerek yataktan kalktığında sertçe yutkundu. Kapıyı açmadan önce üstünü başını düzeltmeyi de ihmal etmedi. Serhan'ı karşısında bulduğunda kaşları havalanmıştı.
" Neden uyumadın rahat edemedin mi? " dedi adam kızın yüzünü incelerken.
" Bilmiyorum ilk defa evimden uzaktayım diye herhalde. "
Bir süre sessizce birbirlerine baktılar. Sonra Ecem sordu.
" Sen neden uyanıksın? "
Serhan iç çekti bu soruyla.
" Senin yanında olmak istiyorum çünkü. "
Genç kız sertçe yutkunduğunda ekledi adam.
" Film izleyelim mi? İkimizin de uykusu gelene kadar? "
" Şey... tamam. "
Serhan mutlulukla odaya girdiğinde Ecem de kapıyı ardından kapatmıştı.
" Ne izlemek istersin? " diyerek televizyon kumandasına uzanan adama gergince baktı genç kız.
Onunla ilk kez baş başa kalmıyorlardı gerilecek bir durum olmamalıydı. Kendini bu şekilde telkin ederek sakinlemeye çalıştı.
" Fark etmez. "
" Vizyona yeni girenlere bakalım belki ilgimizi çeken bir şey olur. Gelsene. "
Ecem onu ikiletmeden yanına ilerlerken iç çekti. Abartacak bir şey yoktu. Aynı evde kalmışlıkları dahi vardı, bu kadar gerilmeye lüzum yoktu. Film izleyecek ve sonra ayrılacaklardı.
Dakikalar içinde ikisi yan yana yatağa uzanmış ve sırtını yatak başlığına dayayarak rahat bir pozisyon almışlardı. Seçtikleri film soft bir filmdi böylece uykularını kaçırmayacaktı. İlk dakikaların sonunda Serhan'ın eli kızın elini bulmuş ve onu kavrayarak kızın bedenini göğsüne doğru çekmişti. Ecem başını sevgilisinin göğsüne dayarken nefesini tuttu. Onun yanında hala bu kadar heyecanlanması iyi bir şeydi herhalde... Acaba o da heyecanlı mıydı? Merakına yenik düşerek elini kaldırıp adamın göğüs kafesine yasladığında kalbi avuç içine vurmaya başlamıştı. İstemsizce kıkırdadı.
" Ne oldu? " diye fısıldadı Serhan.
" Hiç. Garip geldi. "
" Ne garip geldi film mi? "
Ecem bakışlarını televizyona çevirirken cıkladı.
" Biz. Yani yıllar önceki Ecem bu anı duysa çıldırırdı. "
Bu kez Serhan da kıkırdamıştı. Genç kız ise başını kaldırıp sevgilisine dikkatle baktı.
" Sen benim çocukluk hayalimdin. " dedi yumuşacık bir tınıyla.
Serhan sertçe yutkundu.
" Gerçekleşmene inanamıyorum. " diye devam etti kız.
Adam kızın parıl parıl bakan gözlerine bakarken iç çekti.
" Ben de beni bu kadar çok sevebilmene inanamıyorum gün ışığı. "
" Neden ki? Herkes seni severdi. "
" Böyle değil. " dedi Serhan sağ eliyle kızın yanağını kavrarken. " Böylesi ilk kez başıma geliyor. "
Ecem yanağını adamın avcuna bastırırken gülümsedi.
" İyi ki o güzel kalbin beni seçti Ecem. Senin sevgin olmadan ben kim olurdum bilmiyorum. "
" Sen yine harika bir adam olurdun. "
Serhan burukça tebessüm etti ve sonra derin bir iç çekti.
" Bazen Amerika'ya gittiğim için kendime kızıyorum. "
Ecem kaşlarını kaldırdı.
" Neden? "
Genç adam başparmağıyla sevgilisinin yanağını okşarken sertçe yutkundu.
" Kaçırdım seninle ilgili birçok şeyi. "
Omuz silkti Ecem ve doğrulup oturur pozisyona geçti.
" Beni sevmiyordun ki. " dedi fısıltıyla.
" Seviyordum tabii ama küçücüktün. Bilsem böyle olacağını gider miydim hiç? "
" Nasıl olacağını? " diye sordu genç kız çatallaşan sesiyle.
Serhan kızın yanağındaki elini ensesine taşırken yutkundu.
" Senle kafayı bozacağımı... "
Ecem de yutkunurken bakışları adamın dudaklarına kaymıştı istemsizce.
" Sensiz tek bir saate tahammül edemeyeceğimi. "
Yatakta hafifçe doğruldu ve kıza yaklaşırken devam etti.
" Yan odamda yattığını bildiğim için özlemekten uyuyamayacağımı. "
Burunları birbirine değdiği an yutkundu ikisi de. O esnada arkada dönen filmin sesi kendilerine ulaşmıyordu bile. Yalnızca deli gibi atan nabızlarını işitiyordu ikisi de. Sanki ilk defa öpüşeceklermiş gibi...
" Sana aşık oldum gün ışığı. " fısıltısı kızın dudaklarına çarptığı an Ecem yüzünü kaldırmış ve adamın yumuşak dudaklarını öpmüştü.
Serhan da sevgilisinin başlattığı öpüşmeyi, kızın ensesindeki eliyle onu kendine daha çok bastırarak derinleştirdi. Genç kızın minik ama dolgun dudakları başından beri aklını almaya yetiyordu adamın. Öpmeye, ısırmaya doyamıyordu. Yetmiyordu asla. Hep daha fazlasını istiyordu. Yavaş başlayan öpüşme gittikçe tutkulu bir hal aldığında nefes nefese ayrıldılar.
" Film. " dedi Ecem güçlükle solurken.
" Filmi kaçırıyoruz. "
Serhan da yutkunurken başını salladı belli belirsiz.
" Haklısın. "
Birbirlerinden uzaklaştılar ve soluklanmaya çabaladılar. Gecenin devamında akıllarını asla veremeseler de gözleri televizyondan ayrılmamıştı. Ve sonrasında uyuyakaldılar. Aynı yatakta birbirlerine sarılarak...
***
Ertesi gün Melih annesinden gelen telefonla tamirhaneden ayrılmış ve evin yolunu tutmuştu. Kadın acilen eve gelmesini söylediği için endişeliydi fakat ne kadar sorduysa da mantıklı bir yanıt alabilmiş değildi. Annesine dün akşam Gülfem'i yanına getireceğini ve evlenmek için gerekli adımların atılmasını istediğini dile getirdiğinde kadın ayılıp bayılmıştı. Konunun yine sağlığıyla ilgili olmasından endişe ediyordu. Bahçe kapısına vardığında Gülfem'in sinirli şekilde yaklaştığını görüp olduğu yerde durdu.
" Gülüm? "
Kadın sevgilisinin sesini duyduğu an hiddetle baktı yüzüne.
" Sen neden geldin? " dedi Gülfem birden.
Melih anlayamadı bir an. Kaşları havalanırken konuştu.
" Annem aradı çağırdı. Sen nereye böyle? "
Gülfem sinirle tısladı.
" Hah. Sen de kalktın koşa koşa geldin yani Melih. "
Melih'in kaşları çatıldı bu defa.
" Gülüm ne oluyor? "
Gülfem sinirden hızlı hızlı solurken sol elini kaldırıp evi işaret etmişti.
" Annen o kızı çağırmış eve. "
" Hangi kız? "
" Ceyda mı ne öğretmen kız işte! "
Melih'in yüzü gitgide asılırken tek eliyle yüzünü sertçe sıvazladı.
" Hayır anne hayır ya. "
" Haberin yok muydu? " dedi Gülfem bu kez.
" Yoktu tabii Gülfem Allah aşkına bari sen yapma. "
Kadın kollarını göğsünde bağlarken bakışlarını kaçırdı. Bir sürü hissi birlikte yaşıyordu ve en ağır basan hangisiydi karar veremiyordu.
" Ben konuşacağım tamam mı lütfen sen şimdi sakin ol. " diyen adamla ise galip gelen duygusu kıskançlık oluverdi.
Gözleri kocaman açılırken başı yeniden adama dönmüş ve kolları çözülmüştü. Biranda işaret parmağını adama doğrultup bağırmaya başladı kadın.
" Sen o eve girersen yemin ediyorum yakarım o evi Melih! Anan da içindeyken yakarım! "
Melih neye uğradığını şaşırırken Gülfem'in tepesi çoktan atmıştı. Durdurabilene aşk olsundu.
" Sen söylemedin mi bu kızla olmaz diye? "
" Söyledim. Biraz sakinleş lütfen. " derken sokakta gezdirdi bakışlarını adam telaşla.
Her şeyin daha beter bir hale gelmesinden ödü kopuyordu. Fakat annesi ne kadar inatçıysa Gülfem de bir o kadar dişliydi. İkisini birden zapt etmenin yolu ne yazık ki yoktu.
" E bu kız ne diye kalkıp geldi buralara o halde? "
" Gülfem bilmiyorum bak yeni öğrendim ben de geldiğini. "
Gülfem kısa bir an sustu ve eve doğru baktı. Sonra ise tehditkar bakışlarını yeniden adama doğrultup tısladı.
" Sen burada kalıyorsun. Benim iki çift lafım var onlara. Sakın gelme Melih! "
Melih uzanıp kadının kolunu tutmaya çabalasa da Gülfem onun elinden kurtulup evin kapısına varmıştı çoktan. Sağ elini kaldırıp avcunun içiyle bam bam vurmaya başladığında kapı da saniyeler içerisinde açılmıştı. Gülfem, müstakbel kayınvalidesinin içerideki kıza
" Heh oğlum da geldi... " deyişini duyduğunda alayla güldü.
" Oğlun yok ama sevgilisi geldi, uyar mı size? "
Tülay Hanım şaşkınlıkla kalakaldığında Gülfem çoktan eve girmişti.
" Ne oluyor burada? Bu kim? "
" Gülfem hayırdır ev mi basıyorsun sen? " diyerek peşine takıldı Tülay Hanım kadının.
Gülfem salonda oturan ve şaşkın şaşkın kendisine bakan genç kadını tepeden tırnağa şöyle bir süzmüş ve istemsizce de kıskanmıştı. Kız gerçekten de güzelceydi. Sertçe yutkundu.
" Sen kimsin? " diye sordu bu defa kızın gözlerine bakarak.
" Ceyda ben... " diyen kız yardım istercesine Tülay Hanım'a bakmıştı.
" Gülfem gel sen biz seninle konuşalım bir. Ayıp oluyor misafirin yanında... "
" Yok burada ayıp edilen tek kişi benim. " diyerek döndü Gülfem Tülay Hanım'a.
" Bu çocuk sana gelip demedi mi elini öpmeye geleceğimi? " dediğinde Ceyda adeta şoka girmişti.
" Olmaz öyle iş. " dedi Tülay Hanım birden.
" Hem Ceyda kızımla görüşüyor onlar. "
Gülfem bakışlarını bir kez daha genç kadına çevirdi ve sesli bir iç çekti.
" Haklısın artık olmaz o iş. "
Kimsenin bir şey demesini beklemeden evden geri çıktığında Melih'in endişeyle beklediğini görmüş ve ona da ters bir bakış atmıştı.
" Gülfem? İyi misin? "
" Değilim. "
" Gel konuşalım biraz. " diyerek kadının kolunu kavradı adam.
" Yok Melih. Konuşmayalım. Konuşarak çözülmeyecek belli ki. "
Melih endişeyle girdi lafa.
" Gülüm deme öyle. Haberim yoktu. Annemle de konuşurum. "
" Annenle de konuşma Melih. Bugüne kadar konuştun, ne anladığı ortada. "
Adamın telaşı katlanırken iki kolunu birden kavramıştı kadının.
" Gülfem çözeceğim izin ver bana. "
" Neyi nasıl çözeceksin Allah aşkına? Gemici düğümü atmış anan her yere. "
Melih gürültüyle soludu bu kez.
Gülfem daha kısık bir sesle devam etti.
" O içerideki kızı da inandırmış seninle olacağı..."
" Yok öyle dava. " diye kestirip attı Melih.
Sonra kadına doğru yarım adım daha atarak sokuldu iyice.
" Dedim sana. Ya sen ya hiç. "
Gülfem yeşillerini adamın kahvelerinden ayırmazken tok bir sesle konuştu.
" Evlenelim o zaman. "
Melih'in kaşları havalandığında devam etti kadın.
" Anneni ikna etmeyi beklemeyelim. Olacağı da yok. Evlenelim. "
" Sinirden mi diyorsun bunu? "
Omuz silkti kadın.
" Sırasıyla olsun istemiştim her şey. Ama olmuyorsa neyi bekleyeceğiz ki? Benim anam babam yok. Seninkiler beni istemiyor. Sıra evlenmekte o halde. "
Melih şaşkın şaşkın kadının yüzüne bakarken Gülfem oldukça kararlıydı. Zaten adamın istediği de bu değil miydi? Melih'i yıllardır tanırdı bilirdi. Aralarındaki ilişkiyi daha da uzatmaya, laçka hale getirmeye ne lüzum vardı? Üstelik kendisi de ciddi bir ilişki, uzun ömürlü bir evlilik istemiyor muydu zaten? Melih'i seviyordu. Bugüne kadar bunu kendine itiraf etmekten çekinse de, genç kız gibi seviyordu hem de. Yüreğiniyıllar sonra pır pır ettiren tek adamdı o. Fakat kendini dizginliyordu hep. Temkinli gidiyordu. Adamın bu kararlı, sarsılmaz ve değişmez duruşu ise onun için yeterliydi. Melih güvenli limandı.
Beni Instagram'dan takip eder misiniz? Kitapları dizileştiriyorum onları izlersiniz. Hesabım ailkesandikli