İçeriğe geç

AHMAKISLATAN

Bölüm 36 · 27 dk okuma

AHMAKISLATAN

Bölüm 36

A-36

Çiçek üzerindeki elbiseyi düzelterek derin bir nefes çekti içine ve kafenin kapısından girdi. Kendini ilk defa bu kadar güzel hissediyordu. Elbise ona çok yakışmıştı. Gözleri içeride dolanırken aradığını bulmuş ve yavaşça yutkunmuştu.

" Günaydın. " dedi titrek bir sesle.

Ethem her zamanki gibi gevşek bir tavırla " Günaydın. " diyerek başını kaldırdığı an bakakaldı Çiçek'e. Kaşları havalandı önce ve gözleri genç kızı tepeden tırnağa usulca süzdü. Sol elini kaldırıp sakallarını kaşırken hafifçe öksürdü.

" Farklı görünüyorsun. "

Çiçek tam önünde durdu adamın ve gergince baktı üstüne.

" Nasıl yani? "

Ethem bakışlarını nihayet kızın kahvelerine kaldırdığında dudağını büktü.

" Yani farklı işte. "

Genç kız hayal kırıklığıyla suratını asarken kapıdan Melisa giriş yapmıştı.

" Günaydın herkese! "

Ethem bu defa ona döndü ve gülümsedi.

" Günaydın. "

Çiçek, kıza yanıt vermeden hızlı adımlarla personel odasına ilerledi. Ne ummuştu ki sanki? İltifat mı? Farklı görünüyorsun ne demekti peki ya öyleyse? Yakışmamış mıydı yani elbise? Taşıyamamış mıydı? Derin bir nefesi ciğerlerine doldururken içeriye giren kızı fark etti ve dolabına ilerledi.

" Elbisen çok güzelmiş. " diyen Melisa'ya kuru bir teşekkür etti.

Onun iltifatını istemiyordu. Genç kız çantasını ve hırkasını dolaba bırakıp önlüğünü üstüne geçirirken bakışları yan tarafında hazırlanan kıza çarpmıştı. Melisa'nın önlüğünün üstüne iğneli bir aksesuar geçirdiğini fark ettiği an kaskatı kesildi. Melisa kendi önlüğünü üstüne geçirip odadan çıktığında ise başını yukarı kaldırdı ve derin nefesler almaya başladı. Ona da mı broş hediye etmişti Ethem?

" Ah salaksın Çiçek. Salağın tekisin. Ne sandın ki? Özel mi sandın kendini? "

Dolan gözlerinin akmasını engellemek için burnundan nefes alıp verirken titreyen parmaklarıyla yakasındaki broşu söküp çıkarttı yerinden. Ve dolabına atıp kapağını da hırsla kapattı.

" Ne ummuştun ki aptal? " diye söylene söylene çıktı odadan.

Ağlamayacaktı. Burada değil. Ön tarafa geçtiğinde Ethem'in Melisa ile konuştuğunu gördü ve bakışlarını hızla kaçırdı.

" Günaydın Çiçek. "

Genç kız sesin geldiği yöne baktığında Ferhat'ın gülümseyen yüzünü görmüş ve zoraki bir şekilde tebessüm etmişti.

" Günaydın. Bugün de mi bizlesin? "

Ferhat başını salladı.

" Üzülmüş gibisin bu habere? "

Çiçek kirpiklerini kırpıştırdı hızla.

" Yok estağfurullah ben biraz uykusuzum sadece... "

Ferhat güldü.

" Takılıyorum. Bu arada elbise çok yakışmış. "

Genç kız minik bir tebessüm kondurdu dudaklarına.

" Teşekkür ederim. "

" Kahvaltı yaptın mı? Çay suyu koydum ve simit getirdim. Tezgahtalar. "

Çiçek kahvelerini tezgahın üzerinde duran poşete çevirirken başını salladı.

" Teşekkür ederiz. Çay olunca alırım. "

Sonra herkes işinin başına geçti. O gün kafe daha sakindi bu yüzden olsa gerek Melisa ve Ethem de bolca muhabbet etme fırsatı bulmuştu. Çiçek onlara bakmamak için üstün bir direnç gösterse de seslerini duyuyordu. Masalardan birini temizlerken omzuna dokunan el ile irkilerek sıçradı.

" Özür dilerim seslendim duymadın. " diyen Ferhat'a bakarken alt dudağını dişledi.

" Yok önemli değil. Dalmışım. "

" Çay koydum molaya çıkalım mı diyecektim. "

Çiçek önce etrafına bakındı. Kafede müşteri yoktu. Ethem ve Melisa da kahve makinelerinin başındaydı. Başını salladı hafifçe.

" Olur şunları bırakıp geliyorum. "

"Tamam ben dışarıdayım. "

Çiçek hızlı adımlarla mutfağa giriş yaptığında sesleri doluştu kulaklarına.

" Bizim önceki kafede bunun alt segmenti bir makine vardı. Elimizle çeviriyorduk. Aslında her şeyi elimizle yapıyorduk desek yeridir. " diyen Melisa'nın arkasından geçip elindekileri tezgaha bıraktı.

" Yıllar oldu onlardan kullanmayalı ya. Onun da ayrı bir keyfi var ama büyük mekanlara gelmez o. "

Genç kız molaya çıkacağını haber vermeye yeltense de muhabbetlerini bölmek istememiş ve sessizce yanlarından ayrılmıştı. Uzun adımlarla kafeden çıktığında Ferhat onun için doldurduğu çayı kendisine uzattı.

" Teşekkür ederim. "

" Afiyet olsun. Bugün kafe boş. "

Genç kız sokaktan geçenlere bakarken başını salladı. Sabahtan beri beş altı müşteri ancak gelmişti.

" Son günlerdeki yoğunluktan sonra iyi geldi açıkçası. "

Ferhat sigarasını yakarken mırıldandı.

" Yoğunluk iyidir ya. Canım sıkılıyor boş durunca. İster misin? "

" Kullanmıyorum teşekkür ederim. "

Ferhat sigarasından bir nefes çekip dumanını üfledikten sonra sordu.

" Senin bugünkü durgunluğun uykusuzluktan mı yoksa canın mı sıkkın? "

Çiçek omuzlarını silkti yavaşça.

" Keyfim yok pek. "

Ferhat çayından bir yudum aldı.

" Çayını soğutma. "

Genç kız da varlığını o an hatırladığı bardağı dudaklarına götürdü.

" Anlatmak istersen dinlerim. "

Çiçek omuzlarını silkti.

" Pek bir şey yok ya genel öyle. "

Adam üstelemedi.

" Ee sen anlat, ne var ne yok? " diye sordu genç kız bu kez.

" Aynı ya bildiğin gibi. İş güç. Ya bizim kafedeyim ya burada. "

Bir süre havadan sudan ve kafeden konuştular. Ardından içeriye giren bir grup müşteri ile molalarını sonlandırdılar. Çiçek gelenlerle ilgilenirken Ferhat da bulaşıkların başına geçmişti. Genç kız üniversite öğrencisi olduğunu öğrendiği akranlarının siparişlerini alırken onlarla minik bir sohbet de etmişti. Siparişleri girmek için kasaya döndüğünde Ethem'in dikkatli bakışlarını üzerinde buldu ve kaşları havalandı.

" Masa 8'i girebilir misin? "

Ethem sessizce başını salladı.

" Melisa hazırlasın siparişleri. "

Melisa aldığı komut üzerine mutfağa geçerken Çiçek sessizce durdu yerinde. Sonra ne yapacağını bilememiş ve mırıldanmıştı.

" Ferhat'a yardım edeyim. "

" Sen burada kal. " dedi Ethem aniden.

Genç kız şaşırarak baktı adama fakat o kendisine değil bilgisayar ekranına bakıyordu.

" Gelen olur belki. "

Çiçek sesini çıkartmadı. Dakikalar sonra Melisa siparişleri teslim ettiğinde Çiçek de içeriye giren yeni müşterilerin yanına gitmişti. Sonrasında kafe hızla doldu ve herkes bir müşteriyle ilgilenirken buldu kendini. Siparişler hızla alınıp servis edilirken mutfakta yaşanan sirkülasyon epey yoğundu. Bu yoğunluk iki üç saat kadar daha sürdü ve sonra kafe yeniden sakinledi. Ferhat da bundan istifade saatlerdir veremediği sigara molasını vermek için kendine bir filtre kahve doldururken Çiçek'e seslendi.

" Kahve? "

" Süt de ekler misin lütfen? "

Ferhat başını sallayarak ona da sütlü filtre yaparken genç kız elindeki tepsiyi tezgaha bırakmıştı.

" Sigara molasına çıkacağım gelmek ister misin? "

" Olur. "

İkisi birlikte ellerinde kahve kupalarıyla molaya çıkarken Çiçek'in bakışları Ethem'inkilerle kesişti. Bir kez daha Melisa'nın yanındaydı. Gözlerini adamın gözlerinden ayırıp Melisa'nın yakasındaki broşa çevirdikten saniyeler sonra ise sinirle kaçırdı bakışlarını. Peş peşe kafeden çıktılar. Ferhat sigarasını yakarken Çiçek elindeki kupadan bir yudum almıştı.

" Saatlerdir şu sigarayı içmeyi bekliyorum. "

Genç kız yan gözlerle baktı adama.

" Aslında söylesen beş dakika idare ederdik seni. "

Ferhat ilk nefesi içine çekerken gevşediğini hissetti.

" Olsun kalabalıktı çok. Size yıkmak istemedim tüm yükü. "

Çiçek kahvesinden bir yudum dala alırken saate baktı.

" Az kaldı neyse ki. "

" Sen Serhan yokken nasıl gelip gidiyorsun? "

Omuzlarını silkti genç kız.

" Metrobüs. "

Ferhat başını salladı yavaşça.

" Bir de yol çekeceksin. Umarım oturabiliyorsundur. "

Çiçek güldü.

" Keşke. "

Ferhat tam ağzını açtığı esnada kafenin kapısı açılmış ve Ethem dışarıya çıkmıştı.

" Afiyet olsun. "

Çiçek başını önüne çevirirken Ferhat yanıtladı Ethem'i.

" Teşekkürler. "

Ethem, adamın omzuna elini dostane bir tavırla yerleştirip hafifçe sıktı.

" Git sen artık kardeşim sağ olasın, zaten iki saatten az kaldı. Bugün de pek kalabalık değil. "

Ferhat başını salladı.

" Eyvallah. Yine lazım olursam arayın. "

Ethem de onayladı adamı.

" Tamamdır. "

Ferhat Çiçek'e de veda etti ve kafeye girdi. Genç kız da dışarıda Ethem ile baş başa kalmaktan rahatsızlık hissetmiş ve Ferhat'ın peşinden içeriye girmeye yeltenmişti ki Ethem'in sesini işitti.

" Ne oluyor Çiçek? "

Durdu ve bakışlarını adamınkilere kaldırdı.

" Ne ne oluyor? "

Ethem kaşlarını çattı hafifçe.

" Sen benden mi kaçıyorsun? "

Genç kız gözlerini kaçırırken omuzlarını silkti.

" Niye kaçayım senden? "

Bir süre ikisi de sessiz kaldı. Çiçek bakışlarını yeniden adamınkilere kaldırdığında önlüğünün yakasına baktığını fark etmiş ve boğazını temizlemişti. Ethem kızın boş önlüğündeki gözlerini yeniden onunkilere dikerken kaşlarını çattı.

" Ferhat'la çay içmeler molalar falan hayırdır? "

Genç kız aldığı soruyla şaşkına uğrarken kaşları havalanmıştı. Sonra aniden toparlandı ve o da çattı kaşlarını.

" Sana ne Ethem? Ben sana soruyor muyum yeni kıza da mı broş aldın diye? "

Ethem'in yüzünde şaşkınlık ifadesi belirdi aniden.

" Ne broşu? "

Çiçek ise aynı hiddetle devam etti konuşmaya.

" Almışsın işte yakasında! Melisa broşu buldun herhalde bu kez de. "

Ethem kafası karışık vaziyette kesti kızın sözünü.

" Ben senden başka kimseye broş falan almadım. "

Çiçek işittiği cümleyle duraksadığında ise sordu adam.

" Sen o yüzden mi çıkarttın broşunu? "

Genç kız bu defa gergince kaçırmıştı bakışlarını.

" Bir şey yapmadım ben... Düşmüş, farkında değilim. " derken sesi içine kaçmış gibiydi.

" Yalan söyleme bana. " dedi adam bu kez.

Çiçek bakışlarını bir kez daha adamın kahvelerine kaldırdığında daha güçlü bir sesle itiraz etti.

" Söylemiyorum. "

Ethem ise hiç uzatmadan direkt sordu aklına düşeni.

" Kıskandın mı sen Melisa'yı? "

Çiçek hiç beklemediği bu soruyla afallarken aniden tısladı.

" Ne kıskanacağım? "

" Kıskanmışsın. "

" Ethem sus! Nesini kıskanacağım ben o... şeyin? " derken kız için söyleyecek bir bahane bulamamıştı.

Ethem derin bir nefes çekti içine bu kez.

" Attın mı broşu? "

" Düşmüş. " dedi Çiçek yeniden, bu defa elindeki kupaya bakıyordu.

" Çiçek? " diye üsteledi Ethem.

" Atmadım. "

" Nerede getir takayım? "

" Dolabımda... " diye fısıldadı yenilmişlikle.

Sonra hem onun sorgulamalarından hem de hissettiği utançtan kurtulmak için kafeye yöneldi fakat kolunun kavranmasıyla bir kez daha ilerleyemedi.

" Kıskanıyorsan çık karşıma kıskanıyorum de. Yakışıyor mu sana böyle kaçak oynamak? Bak bana, çıktım geldim. "

Genç kız şaşırarak baktı adamın gözlerine.

" Neye çıktın geldin? "

Ethem'in kaşları çatıldı yeniden.

" Ferhat'la çay içiyorsunuz sabahtan beri. Sinirimi bozdunuz. "

Çiçek'in kaşları havalandı bir kez daha.

" Aa çay içemez miyim arkadaşımla? "

Ethem sertçe yutkundu bu kez.

" İçersin. İçersin de ben de kıskanırım işte. "

" Sen günlerdir o kızla konuşurken iyi. Ben çay içince mi sorun var? "

" Yahu ben iş öğrettim kıza. "

" İyi ben de Ferhat'tan öğreniyorum. " derken kolunu silkti genç kız.

Ethem tam konuşacağı esnada ise ekledi.

" Üstelik eli kolu da bana değmiyor iş öğretirken. Sizin gibi... "

Ethem ne diyeceğini bilemedi o an. Haklıydı Çiçek. Beden dilini fazlasıyla kullanan bir adamdı. Kötü niyetle yapmazdı bunu fakat ne kadar rahatsız edici olabileceğini de anlıyordu. Ağırca yutkundu.

" Özür dilerim. "

Çiçek şaşırdı bu yanıtla.

" Neden diliyorsun ki? "

" Düşüncesizlik ettim. "

" Evet ettin ama sonuçta düşünmek de zorunda değildin..."

Bir süre sessizce baktılar birbirlerine. Sonra Ethem sertçe soludu.

" Seni seviyorum kızım ben. Bu kafeye ilk geldiğin andan beri çıkmadın aklımdan. Düğününe geldim ulan belki evlendiğini görürsem çıkarsın diye. "

Çiçek büyük bir şokla adamın yüzüne bakarken Ethem kıza bir adım daha yaklaştı ve kızın kolunu yeniden, bu kez daha nazik şekilde tuttu.

" Bekliyorum aylardır, kendini toparla diye. Konuşmak için erken dedim, kötü bir şey yaşadın dedim. Bekledim. Ama sen böyle yapacaksan..."

"Ne yapacaksam? " diye sordu genç kız anlamayarak.

" Bana kızıp da gidip Ferhat'la falan konuşacaksan... "

Çiçek kaşlarını çattı derince.

" Sana nispet olsun diye mi çıktım molaya ben? "

" Ne diye çıktın? "

" Sizi daha fazla görmemek için. Oldu mu? Bırak şimdi kolumu. "

Ethem, Çiçek'in Melisa'dan bu denli rahatsız olduğunu ancak idrak ederken kolunu yavaşça bırakmıştı. Tam o esnada kafenin kapısı açıldı ve Ferhat eşyalarıyla birlikte dışarıya çıktı.

" İyi akşamlar. "

" İyi akşamlar. " dedi Çiçek.

Ethem ise yanıt vermedi. Genç kız konuşacak daha fazla şey olmadığını düşünerek içeriye hamle yaptığı an konuştu Ethem.

" Çıkışta ben bırakacağım seni. Konuşalım. "

İtiraz etmedi Çiçek. Yeter ki o an konuşmasınlardı. Zira kalbi heyecandan durmak üzereydi. Kendisini sevdiğini söylemişti öyle değil mi? Uydurmuyordu bunu. Hızlı adımlarla kafeye girdi ve adeta koşarak tuvalete yöneldi. Ne hissedeceğini bilemez haldeydi. Düğüne kendisi için mi gelmişti gerçekten? Düşündükçe kalbi hızlanıyordu. Ellerini göğsüne bastırırken derin bir nefes çekti içine. Sakinleşmeli ve kimseye bir şey belli etmemeliydi. Fakat bu öyle zordu ki...

***

Melih kadını dükkana getirdiğinde Gülfem içeriye davet etti.

" Gel de kahve yapayım iç öyle git? "

Adam sabahtan beri işi aksadığı için huzursuz olsa da geri çeviremedi sevdiğini. Zaten yıllardır onunla bir saniye bile fazladan vakit geçirmek için canını vermeye hazırdı. Kadının peşinden içeriye girip kapıyı kapattı.

" Yarın akşam ne yapıyorsun? "

Gülfem mutfağa ilerlerken yanıtladı adamı.

" İşim yok. Neden? "

" Baş başa yemek yiyelim mi? "

Kadın şaşkınlıkla döndü adama. Uzun zamandır görüştüğü kimse kendisiyle bu kadar sık plan yapmak istememişti.

" O-olur. İstersen gel ben sana yapayım? "

Melih duraksadı bir an.

" Şimdi gören eden olur rahatsız ederler seni. "

Gülfem omuzlarını silkti.

" Ben umursamıyorum öyle şeyleri. "

Melih kadının peşinden mutfağa girdiğinde gergince soludu.

" Peki tamam. "

Gülfem cezveye kahveleri dökerken dükkanın kapısı açılmıştı.

" Gülfem Abla! "

" He canım? Mutfaktayım. "

" Abla saç boyatacaktım da müsait misin? "

" Nihal sen misin? "

" Evet abla. "

" Yarım saat sonra gelsene işim var şimdi. "

" Tamam abla. "

Kapı sesi yeniden duyulduğunda kahve de pişmişti.

" Seviyor musun çalışmayı? " diye sordu Melih.

Omuzlarını silkti Gülfem.

" Kendimi bildim bileli çalışıyorum. Seviyor muyum sevmiyor muyum anlamıyorum artık vallahi. Tek bildiğim boş duracak biri değilim. Öyle evinde oturup kocasının işten gelmesini bekleyecek kadınlardan olamam yani, işi bırak falan diyeceksen eğer... "

Melih kadının elinden fincanları alırken kaşlarını çattı.

" Demeyeceğim Gülfem. Sadece istemiyorsan eğer çalışmayabilirsin diyecektim. "

Kadın adamın peşinden ilerlerken sessiz kaldı. Melih ciddi ciddi evlilik planları yapıyordu ve bu fazlasıyla garip geliyordu hala. Adam elindeki fincanları sehpaya bırakıp tekli koltuklardan birine oturduğunda Gülfem de karşısına oturdu. Uzanıp fincanını alırken bakışları yeniden dekoltesine kaydı adamın ve ağzının içinde homurdandı.

" Ne oldu? "

" Yahu Allah için bu dekolte fazla değil mi şimdi? " dedi Melih dayanamayarak.

Kadın kaşlarını hafifçe çatarken baktı önüne.

" Sen giymezsin Melih. "

" Sabır Allah'ım. Gülüm, her şeyin meydanda. "

Kadın tek kaşını kaldırırken baktı yeniden adama. Sinirden kıpkırmızıydı suratı.

" Her şeyin derken? "

" Gülfem konuşturma beni işte. "

" Sen beni böyle sevmedin mi? "

" Ben seni böylesin diye sevmedim. "

Gülfem sırtını koltuğa yaslayıp bacak bacak üstüne attı ve kahvesinden bir yudum aldı.

" Koşullarımızı konuşmuştuk Melih. "

Melih sessizce baktı kadının kararlı suratına. Tam o esnada dükkânın kapısı tıklandı.

" Gel! "

Kapı açılıp içeriye genç bir kurye elinde büyük bir kırmızı gül buketi ile girdiğinde kadının kaşları çatılmıştı. Melih ise başını çevirip gülleri görmesiyle oturduğu koltuktan kalktı.

" Gülfem Cihan? "

" Benim. "

" Çiçekler size efendim. "

Melih uzanıp aldı adamın elinden buketi.

" Kim yollamış? "

Kurye, Melih'in yaydığı gergin enerjiden nasibini alırken Gülfem de fincanını bırakıp kalkmıştı ayağa.

" Gönderen bilgisi notta vardır efendim. İyi günler dilerim. " diyerek çıktı kurye.

Gülfem adamın elindeki bukete elini uzattığında Melih sinirle çekti geriye.

" Dokunma Gülfem. "

Kadın şaşkınca baktı adamın asabi suratına, güllere dokundurtmayacak kadar gözü dönmüştü genç adamın. Buketi evirip çeviriyor ve not arıyordu. O salladıkça gül yaprakları da yerlere dökülüyordu.

" Kim yolladı bunu? "

" Bilmiyorum. "

Nihayet kartı bulduğunda çekip çıkarttı buketin içinden ve çatık kaşlarının altından okudu.

Akşam 19:00'da hazır ol.

Halit

Bakışları keskin bir şekilde kadının yeşillerine kalktığında adeta tısladı.

" Neye hazır olacaksın? "

Gülfem ne olup bittiğini anlayamazken daha fazla dayanamamış ve kartı almıştı adamın elinden. Notu okuduğunda derin bir iç çekti.

" Ne bu Gülfem? "

Elindeki kartı yırtarken omuz silkti kadın.

" Ne okuyorsan o Melih. Barışma çiçeği. "

Adam sertçe yutkunurken kadın notu yanındaki çöp kovasına attı.

" Şunu arayıp versene telefonu bana. " derken adeta kuduruyordu.

Kadın yeşillerini, onun deli deli bakan kahvelerine dikti.

" Kimseyi aramayacağım. "

Melih'in kaşları havalandı bu kez.

" Yüz yüze mi görüşmek istiyorsun? "

" Gelecekse de bulamayacak beni. Görüşeceğim falan yok. " diye tersledi kadın adamı.

Melih sertçe yutkundu yeniden ve hala elinde tuttuğunu yeni fark ettiği buketi hırsla attı çöp kovasına.

" Gülfem, arar mısın şunu? Bak o gelirse beni bulur burada. İyi şeyler olmaz. "

Kadın direndi.

" Melih o hayatımdan çıktı gitti. İletişim kurmayacağım diyorum sana. "

" Gülfem. " dedi sıktığı dişlerinin arasından bu kez " Bak kimse benim kadınımın kapısına onu almaya gelemez. Yemin ederim yılların hıncını çıkartırım o itten. "

Gülfem bu kez sessiz kaldı. Melih'in ciddiyetinin farkına varmış ve itiraz etmeye cesaret edememişti. Çünkü biliyordu, yapardı. Alt dudağını yavaşça yalarken ileride duran çantasına yöneldi ve telefonunu çıkartıp rehberine girdi. Halit'in engelini kaldırıp arama sembolüne bastığında Melih hızla almıştı telefonu eline.

" Alo? " derken uzun adımlarla çıktı dükkândan ve kadına da orada kalmasını işaret etti.

Yanına gitmeye cesaret edemedi Gülfem. Dükkânın içinden izledi adamı. Melih dükkândan çıkıp sokağın karşısına geçmişti. Tüm bedeni kaskatı vaziyette telefondaki adamla konuşurken gerilen çenesinden ve derince çattığı kaşlarından nahoş şeyler dediğini anlayabiliyordu kadın. Adam bir o tarafa bir bu tarafa seri adımlar atarken boştaki elini tehditkar bir biçimde sallıyordu. Nihayet konuşma sonlandığında nefes nefese kalmıştı. Durup soluklandı ve sonra telefonda birkaç tuşlama yapıp dükkana geri döndü.

" Gelmeyecek. " dedi kadına telefonu uzatırken.

Gülfem sessizce aldı telefonunu.

" Ben artık işe döneyim sen de randevu vermiştin zaten. " derken eğildi ve çiçekle dolu olan çöp kovasının poşetini yavaşça çıkarttı. Sonra yerdeki gül yapraklarını toparlayıp içine doldurdu ve kadına kaçamak bir bakış attı.

" Kolay gelsin, akşam gelip eve bırakırım seni. "

Gülfem sessizliğini korurken Melih elinde çöp poşetiyle dükkândan çıkmıştı.

***

Ethem kafeyi kapatıp Çiçek'in yanına geldiğinde bir süre sessizce bakıştılar. Sonra adam sesli bir iç çekti.

" Oturup konuşalım derdim ama eve geç gittiğinde sorun olduğunu biliyorum. "

Genç kız başını salladı yavaşça.

" Gel yolda konuşalım o zaman. "

Birlikte arka sokaktaki otoparka ilerlediler. Arabaya yerleşip yola çıkana kadar da ikisinden de çıt çıkmadı. En sonunda Ethem girdi söze.

" Bir şey demeyecek misin? "

Genç kız başını hafifçe çevirip baktı adamın profiline. Ne diyeceğini bilse diyecekti.

" Sen de benden hoşlanmıyor musun? O yüzden kıskanmadın mı beni? " diye sordu Ethem anlamak istercesine.

Çiçek bakışlarını kaçırdı bu soruyla.

" Sadece çok ani oldu... "

" Ney? İtirafım mı? " derken kıza bakış attı adam.

Çiçek hafifçe salladı başını. Bu kez Ethem güldü.

" İnan bana hiç ani değil. Kaç aydır bekliyorum... "

Genç kız parmaklarıyla oynamaya başlamıştı. İşin aslı kafede karşılaştıkları ilk gün adamın yoğun ilgisini fark etmişti fakat gevşekliğine vermişti. Ciddiye almamıştı hiç. Sonra düğün sonrasındaki ilgisi ve desteği ise kafasını karıştırmıştı. Fakat son zamanlardaki asabi tavırları ve Melisa'ya yakın davranması tüm düşüncelerini değiştirmeye yetmişti.

" O zaman neden bana kötü davrandın haftalardır? " derken sesinin bu denli kırgın çıkmasına o da şaşırmıştı.

Ethem bu soruyla arabayı sağa çekmiş ve tüm bedenini döndürmüştü kıza. Çiçek durduklarını fark ettiğinde başını kaldırıp baktı.

" Mutsuzdun, dalgındın ben de o eski nişanlını özlediğin için böyle olduğunu düşündüm. İstemeden huysuzlandım işte. " diye itiraf etti Ethem dürüstçe.

Çiçek sertçe yutkundu.

" İbrahim yüzünden o haldeydim doğru ama özlediğim için değildi. "

Ethem sesli bir iç çekti.

" Çiçek ben özür dilerim. Ama artık biliyorsun işte. Seni seviyorum. O herifin adını bile duymak istemiyorum. Benimle ol istiyorum. "

Genç kız güçlükle nefes alırken kalp ritmi yeniden bozulmuştu. Çıkma teklifi miydi bu?

" N-nasıl olur ki? " dedi tereddütlü sesiyle.

Ethem uzanıp tuttu kızın ellerini.

" İzin versen de göstersem ya? "

Çiçek hem kendini tamamen teslim etmek hem de ardına bile bakmadan kaçmak istiyordu.

" Ethem ben... bir hayal kırıklığını daha kaldıracak güçte değilim. " diye fısıldadı adamın sıkıca kavradığı ellerine bakarken.

" Olmayacak öyle bir şey. Söz veriyorum olmayacak. "

Genç kız sertçe yutkundu. Emin olamıyordu. İşin aslı ona karşı oldukça yoğun hisler beslediğini kendine bile itiraf etmiş değildi. Son günlerde hissettiği kıskançlıkla bunu fark etmişse de sindirmemişti henüz. Ellerini geri çekmek istediğinde engel olmadı adam.

" Benim kafam karışık. "

" Bana karşı hislerinden mi emin değilsin yoksa benden mi? "

Çiçek aldığı soruyla yeniden baktı adamın gözlerine.

" Hiçbir şeyden emin değilim. "

Ethem'in yüzü hızla asıldığında ekledi Çiçek telaşla.

" Evet kıskandım. Ama yani, ben daha birkaç ay önce nişan attım Ethem. Bunlar çok hızlı oluyor gibi geliyor. Böyle olmamalı. "

" Olmamalı belki ama oluyor Çiçek. Onu sevmedin belki hiç. Olamaz mı? "

Çiçek kafası daha da karıştığında önüne döndü.

" Bilmiyorum. Devam edelim mi yola lütfen? "

" Peki. Nasıl istersen. " derken Ethem de önüne dönmüş ve el frenini indirmişti.

Yolun devamında konuşmadılar. Çiçek'in kafası ve hisleri karmançormandı. Hızlı ilişki yapan biri hiç olmamıştı. Zaten İbrahim ilk sevgilisiydi ve onu da annesi bulmuştu. Dolayısıyla bir sonraki ilişkisi de kesin olarak evleneceğine emin olduğu adamla olmalıydı. Fakat Ethem evleneceği adam mıydı? Emin olamıyordu. Evet ondan çok hoşlanıyordu. Çok etkileniyordu. Onunlayken çok iyi hissediyordu. Fakat emin olamıyordu. Mahalleye yaklaştıklarını fark ettiğinde Ethem boğazını temizledi ve dakikalar sonra ilk kez konuştu.

" Peki şimdi ne olacak? "

Çiçek cevabını hiç bilmediği bir başka soruyla karşı karşıya kaldığında göz göze geldiler.

" Yani sanki bu konuşmalar hiç yapılmamış gibi normal hayatımıza mı döneceğiz? " dedi Ethem bu kez.

Çiçek sessizliğini sürdürürken kırmızı ışıklarda bekliyorlardı. Ethem bir kez daha döndü kıza.

" Hiç değilse, bir şans versek? Birbirimizi yakından tanımak için. İsim koymak zorunda değiliz. Ama tanışmadan, denemeden nasıl emin olacaksın ki hislerinden ya da benden? "

Genç kız yavaşça yutkundu. Haklıydı Ethem. Hiçbir şey olmamış gibi yapamazdı zaten bu saatten sonra. Yavaş yavaş konuşur, vakit geçirir, bakarlardı durumlarına. Zaten normalde de ilişkiler böyle başlamaz mıydı?

" Tamam. " dedi fısıltıyla.

Ethem o an akşamdan beri ilk kez gülümsedi.

" Harika. "

" Ama kimse bilmeyecek. "

" Peki nasıl istersen. "

" Üstümde baskı olmasını istemiyorum. Yavaştan alalım. "

" Tamam. "

Yola devam ettiklerinde Çiçek ekledi.

" Sevgili değiliz yani. "

Ethem yandan bir bakış daha attı kıza.

" Peki değiliz. " sonra ekledi " Henüz. "

Çiçek sonra aklına gelen şeyle telaşla konuştu yeniden.

" Ayrıca love bombing yapmak yok. "

Ethem kahkaha attı bu kez.

" Koşulları sıralamaya da başladık. Şahane. "

" Gülme ciddiyim. "

" Peki tamam abartılı hiçbir şey yok. "

" Tamam. "

Ardından mahalleye girdiler ve genç kız çekinerek girdi söze.

" Ben burada insem? Abim görmesin şimdi sorar. "

Ethem gürültüyle solurken çekti arabayı kenara.

" Peki, nasıl istersen. Eve girince yaz ama. "

" Tamam. Teşekkür ederim. "

" Ne demek? "

Çiçek arabadan indi ve karanlığın içinde uzaklaşmaya başladı.

***

Ecem kolilerin arasında bağdaş kurmuş otururken Serhan nihayet mutfağı boyamayı da bitirmişti.

" Burası da tamam. Yarın da salonu boyarım. Sen bu gece burada uyuyabileceğine emin misin? "

Genç kız başını salladı hızla.

" Odaların kapısını kapatıp koltukta yatarım. "

Serhan içine sinmeyerek baktı kıza.

" Rahatsız olursan gel tamam mı? "

" Tamam tamam. "

" Geçiştirme beni gün ışığı. "

Ecem şirince sırıttı.

" Tamaaaam. "

" Peki bakalım. Acıkmadık mı? "

" Acıktım ya. " derken yerden doğrulmaya çalıştı.

Serhan hızla yanına gelmiş ve elini tutup kızı yerden kaldırmıştı.

" Hadi yarım saate hazırlan da yemek yiyelim birlikte? "

Genç kız şaşkınca baktı adamın yüzüne.

" Nerede? "

Serhan omuzlarını silkti.

" Güzel bir restorana gideriz. Hep burada yiyoruz bu kez farklı bir şey yapalım. "

Ecem gülümsedi bu kez.

" Tamam olur. "

Kulağa hoş geliyordu onunla romantik bir akşam yemeği. Dediği gibi gerçekten de hep ya kafede ya evde bir şeyler yemişlerdi.

" Tamam ben de gidip duş alayım yarım saate gelirim. "

Ecem başını salladığında eğilip sıkıca öptü adam kızı dudaklarından. Sonra geri çekildi ve önce salondan sonra da evden çıktı. O çıkar çıkmaz Ecem de kendisini duşa atmıştı. Biraz kendine özenmek istiyordu. Bir süredir sürekli ev halini görüyordu Serhan. Gerçi adam her haliyle beğendiğini söylüyordu fakat biraz süslenmek iyi gelecekti. Serhan tıpkı dediği gibi yarım saat sonra kapıya geldiğinde Ecem de hazırlığını yeni bitirmişti. Aynada son kez kendine baktı. İnce askılı beyaz bir elbise giymişti. Elbise uzundu fakat yırtmacı vardı. Gülfem Hanım bunu kendisine geçen sene vermişti fakat giyecek bir yer bulamamıştı. Akşam yemeği için uygun görünüyordu. Kalp yaka detayını da birkaç zarif kolye ile tamamlamıştı Ecem. Saçlarını da dalgalandırmış ve salık bırakmıştı. Makyajını hafif tutup çantasını da aldığında hazırdı işte. Zil ikinci kez çaldığında koşarak çıktı odasından. Kapıyı açar açmaz ise sevgilisini son derece şık bir kombin içerisinde görüp duraksadı.

Serhan altında siyah kumaş pantolon üstünde lacivert bir lakos ve yapılı saçları ile randevuya hazırdı. Kız onu tepeden tırnağa süzerken o da Ecem'i inceliyordu.

" Güneş'im çok güzel görünüyorsun. "

Ecem utançla kızarırken tebessüm etti.

" Sen de çok hoşsun. "

Serhan da onun gibi gülümserken sordu.

" Çıkalım mı? "

" Olur. "

Sonra ayakkabılıktan düğünlerde giymek için aldığı gümüş rengi topuklu sandaleti çıkarttı ve hızla giydi.

" Hazırım. "

Serhan kapıyı çekerken kız da bahçe kapısına doğru ilerlemeye başlamıştı. Birlikte bahçeden çıkıp arabaya yerleştiler ve konumu girip yola koyuldular. Çok geçmeden de istedikleri mekâna varmışlardı. Serhan arabadan inip kızın kapısını açarken anahtarı da valeye bıraktı.

" Gel güzelim. "

Ecem, Serhan'ın koluna girdi ve mekânın içine ilerlediler. İçerisi ne çok kasıntı ne de çok salaştı. Oldukça rahat hissedebilecekleri fakat aynı zamanda özel bir yemek yediklerinin de farkında olacakları bir yerdi. Ecem daha ilk adımını atar atmaz burayı sevmişti. Garson onları köşedeki masaya aldığında genç kız etrafı inceliyordu.

" Sevdin mi? "

Ecem kocaman gülümseyerek baktı sevgilisine.

" Çok. "

" Yemekleri de seveceksin. Aşçısı ödüllü bir aşçı. "

" Yemekleri sen seç o zaman. "

" Pekala. " diyerek garsona işaret etti Serhan.

Dakikalar sonra siparişlerini verip yemeklerini beklemeye başlamışlardı.

" Koltuk ve masa da bu hafta sonuna kadar gelir. Yarın salonu ve antreyi boyayacağım. "

" Teşekkür ederim, çok yoruldun. "

Omuzlarını silkti adam.

" Tatlı yorgunluk. Evet söyle bakalım heyecanlı mısın yeni işin için? "

Ecem sandalyesinde geriye yaslanırken başını salladı.

" Çok heyecanlıyım. "

" Sabahları seni bırakıp öyle geçerim kafeye. "

" Çok uzatırsın yolunu öyle. Ben giderim. "

Serhan kaşlarını çattı usulca.

" Güzelim konu tartışmaya kapalı. "

Ecem ise bir iç çekişle pes etmişti. İnat etmenin işe yaramayacağını öğrenmişti artık.

" Sana araba kullanmayı öğretmemi ister misin? " diye sordu Serhan sonra.

Genç kızın gözleri büyüdü bir anda.

" Ben... bilmem ki. Yani beceremem bir şey yaparım arabana... "

" Hiçbir şey yapmazsın, yanında ben olacağım. Trafiğe kapalı alanda çalışırız zaten. "

" Şey... bilemedim. "

" Bir deneyelim zamanla zaten özgüvenin artacak. "

Ecem yavaşça yutkundu. Ehliyet almak, araba kullanmayı öğrenmek gibi şeyler yapılacaklar listesinin epey sonunda yer alıyordu zira ne ehliyet için ne de araba için parası yoktu. Fakat şimdi sevgilisi araba kullanmayı öğretebileceğini söylüyorsa neden reddetsindi ki? Hem belki böylece ehliyet sınavına girdiğinde daha kolay geçerdi. Hafifçe tebessüm etti.

" Teşekkür ederim."

Serhan masanın üzerinden uzanıp kızın elini tuttu.

" Güzelim teşekkür etmene gerek yok. "

Ecem o an içine dolan sıkıntıyla kaçırdı gözlerini.

" Serhan? "

" Efendim? "

" Sen benim için çok fazla şey yapıyorsun. Ben hiçbir şey yapamıyorum. Benim de senin için yapabileceğim bir şey yok mu? " derken yeniden bakmıştı adama.

Serhan'ın kaşları hafifçe çatıldı.

" Güneş'im biz iş yapıyoruz da benim mi haberim yok? Sevgilimsin sen benim. Alacak verecek hesabı tutmuyorum. Sen neden tutuyorsun? "

Ecem omuzlarını silkti.

" Olsun. Ben de bir şeyler yapmak istiyorum. "

Serhan kızın elinin üstünü okşadı.

" Yapıyorsun zaten. Her gün seninle vakit geçirebilmek bana verilebilecek en güzel hediye. "

Ecem omuz silkti yeniden.

" Ya Serhan... ben elle tutulur bir şeyden söz ediyorum. "

Adam bir süre düşündü sonra ve aklına gelen şeyle kaşlarını kaldırdı.

" Tamam o zaman. Benimle tatile çık. "

Ecem bu yanıtla gerilmişti. Gözlerini kaçırırken alt dudağını ısırdı.

" Seni bu kadar geren şey ne? " diye sordu Serhan bu kez.

Genç kız ise bakışlarını yeniden adamınkilere kaldırdı.

" Mahalledekiler öğrenirse çok laf ederler. "

" Öğrenmezler o halde. Gökçe'de kaldığını söylersin? "

Ecem dudaklarını yalarken düşündü.

" Baş başa tatil yapmamız sence doğru mu? " diye sordu bu kez.

Serhan tek kaşını kaldırdı.

" Güzelim sen rahatsız olacaksan yapmayalım tabi ki. Ama çekincen aynı odada kalma ihtimalimizse farklı odalar tutarız. Ben sadece mahalleden biraz uzaklaşıp vakit geçirmek istiyorum seninle. "

Ecem farklı oda teklifi ile biraz rahatladığını hissederken sesli bir iç çekti.

" Tamam o zaman. "

Serhan kocaman gülümsedi bu kez.

" Yarın için hemen ayarlama yapıyorum. "

Genç kız şaşkınca baktı adama.

" Dur ne bu acele? Hem benim giyecek bir şeyim yok tatil için. "

Serhan kızın elini bırakıp telefonuna uzanırken omuz silkti.

" Sabahtan gider eksiklerimizi alırız sonra da yola çıkarız. "

Genç kız artık itiraz edememişti.

" Peki madem. "

O esnada siparişleri geldi ve tatil konusunu rafa kaldırıp Serhan'ın öve öve bitiremediği yemeklerin tadına baktılar. Serhan haklıydı. Yemekler lezizdi. Ecem ilk defa bu kadar lezzetli bir şey yiyordu. Her şey öyle lezzetliydi ki normalde pek iştahı olmayan bir kız olmasına rağmen tüm porsiyonu bitirmişti.

" Beğendin değil mi? " dedi Serhan gülerek.

Ecem de utançla güldü.

" Çok beğendim. Teşe... "

" Teşekkür yok. Teşekkürü yasaklıyorum. "

Genç kız kelimeleri yuttu ve suyundan bir yudum aldı.

" Tatlıya yerin kaldı mı? "

" Olur. "

Serhan bir kez daha güldü. Onu mutlu görmek kendisini de mutlu ediyordu.

" O zaman tatlı için de şuna bir şans verelim derim ben... " derken menüyü kıza doğru uzatmıştı.

Tatlı siparişini verdiklerinde birer espresso içmiş ve muhabbet etmeye kaldıkları yerden devam etmişlerdi. Bir ara Ecem merakına yenik düşerek seslendi.

" Serhan? "

" Söyle güzelim. "

" Hani sen çok planlısın ya. "

Adam bu tanımlamayla gülümsedi.

" Ee? "

" Mesela ne kadar uzun vadeyi planladın? "

" Bizle ilgili mi yoksa kendimle ilgili mi? "

Ecem bu soruyla utanmıştı.

" Yani kendinden bahsediyordum aslında. "

" Emekliliğime kadar her şey tamam. Sonrasını henüz düşünmedim ama. Sana da bağlı tabii. Ne yapmak istersin, nerede olmak istersin... bunlara göre değişir. "

Genç kız alt dudağını ağzının içine yuvarlarken bakışlarını kaçırmıştı. Adamın geleceğinden bahsederken bile kendisine yer vermesi içinde bir şeyleri tepetaklak ediyordu.

" Nasıl eminsin bu kadar? " diye fısıldadı.

" Neyden? "

" Benden. "

Serhan'ın kaşları havalandı.

" Sen benden değilsin diye mi anlamalıyım bu sorudan? "

Ecem bakışlarını kaldırdı adamınkilere.

" Şey yani ben hiçbir şeyden bu kadar emin olamıyorum ki. "

" Benimle niyetin ciddi değilse söyle yavrum bak vallahi kalbim kaldırmaz bunu. " diye isyan etti Serhan.

Genç kız yavaşça yutkundu.

" Hayır sadece, nasıl bu kadar emin olabildiğini anlamıyorum. "

" İki kere iki dört eder. Her şey bu kadar basit benim kafamda. Seni seviyorum. Seni istiyorum. Seninle evlenmeliyim. " dediğinde genç kızın şaşkınlığı arşa çıkmıştı.

" İnanılmazsın. " dedi ne diyeceğini bilemeyerek.

" Asıl sende neden bu kadar karmaşık? Beni sevmiyor musun? "

" Seviyorum. " diye itiraz etti genç kız.

" İstemiyor musun? " dediğinde Ecem utançla kaçırdı bakışlarını yeniden.

İstemek derken neyi kastediyordu? Serhan da kızın kafa karışıklığını anında fark etmiş ve masada hafifçe ona doğru eğilmişti.

" Her anlamda. " diye fısıldadı.

Ecem'in utancı daha da katlandığında yanakları ısınıverdi.

" Gerçi ayrı odalarda kalmak istediğine göre aynı hisleri paylaşmıyoruz. " derken sahte bir küskünlük vardı sesinde adamın.

Ecem birden kaldırdı başını.

" Hayır, asıl o yüzden ben istemedim. " deyiverdi aniden.

Serhan aldığı yanıtla şaşırırken kaşları da havalanmıştı.

" Ney? "

Genç kız alt dudağını ısırdı.

" Ya Serhan, yeter tamam sormadım bir şey. "

" Kaçma kaçma. Ben sordum. Ne yüzden istemiyormuşsun? "

Ecem ağırca yutkundu bu kez. Nasıl kapatabilirdi bu konuyu?

" Ecem? "

" Ya tamam sus. "

" Neden istemiyormuşsun? " diye üsteledi Serhan.

Genç kız ise gürültüyle solurken pes etti.

" Kendimizi tutamazsak diye. "

Serhan'ın yüzünde çarpık bir gülüş belirmişti şimdi.

" Kendimizi mi kendini mi? "

" Serhan yeter ya. " derken kaşlarını çattı Ecem.

Adam ise kısık erkeksi bir tonla güldü.

" Tamam tamam. Ama haksızsın diyemem. Öyle bir risk var. "

Ecem'in gözleri irileştiğinde adam devam etti konuşmasına.

" Yani tabi ki pişman olacağın bir şey yapacak değilim. Ama benden uzak durmakta çok haksız da sayılmazsın. Hele ki o kına kıyafetinden sonra... "

Ecem'i ansızın tutan öksürük krizi konuşmayı kesti. Serhan önündeki su dolu bardağı sevgilisine uzatırken genç kız ardı ardına öksürüyordu. Nihayet biraz olsun öksürükleri kesildiğinde ise koca bir bardak suyu tek dikişte içti. Boş bardağı masaya geri bırakıp eliyle ağzını silmiş ve kızgın bakışlarını adamın muzip gözlerine dikmişti.

" Gelmiyorum seninle hiçbir yere Serhan. "

Serhan bir kez daha güldü.

" Güzelim yalan mı söyleyeyim? Etkilendim. "

" Ya Serhan kes şunu. Hem sen neden girdin ki kuaföre? Öyle girilir mi? Hazırlanıyoruz orada. İnsan az düşünür. "

" Düşünecek kafa bıraktın da sanki. Düşünebilsem girmezdim zaten. Gerçi pişman değilim. " deyip tekrar sırıttığında Ecem artık ciddi anlamda sinirlenmişti.

" Serhan beni kızdırıyorsun. " dedi tıslayarak.

" Senden etkilenmem seni neden kızdırıyor gün ışığı? Etkilenmememi mi isterdin? Ben de bir erkeğim en nihayetinde. Sevdiğim kadını arzulamamdan doğal ne olabilir ki? "

Ecem, adamın her bir kelimesiyle suratının kıpkırmızı kesildiğini hissederken garson tatlıları getirmişti.

" Afiyet olsun. "

" Teşekkürler. " dedi Serhan.

Genç kız ise hala kendine gelememişti. Adamın bu kadar açık sözlü olması onu şok ediyordu. Öte yandan onun kendisini arzuladığını duymak içini bir hoş etmişti. Ağırca yutkunurken Serhan çoktan servis tabağına tatlıdan bir parça kesip bırakmıştı. Sessizce çatalını kavradı ve tatlıya yöneldi. Ona cevap vermezse konu kapanır diye umuyordu. Serhan da onun sessizliğini ve utancını görmesiyle üstüne daha fazla gitmemeye karar vermişti. Her şeyden bu kadar çabuk utanması çok tatlı geliyordu adama. Bu yüzden bazen kendini tutamıyordu. Önlerinde uzun bir hayat vardı ve zamanla Ecem'in kendisinden utanmaması gerektiğini öğreneceği günler de gelecekti...

Merhaba nasıldı bölüm?

Instagram'dan beni takip edip destek olursanız çok mutlu olurum. Çünkü kitap bastırmak için kitleye ihtiyacım var. Hesabım : ailkesandikli

Bölüm sonu

1 yorum