İçeriğe geç

Ahenk

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Ahenk

Bölüm 2

1. Bölüm

Merhaba herkese. Bu platformda çok yeniyim. Hala nasıl işlediğini tam olarak çözemedim. Umarım severek okursunuz. Lütfen beni yalnız bırakmayın.

Derin bir nefes alıp, birkaç düğmesini açtığı gömleğinin manşetlerini kıvırışını izledim. Onun için şu an sadece tek bir tanım kullanabilirdim: nefes kesici... Koyu yeşil gözlerini bir an olsun önündeki dosyalardan ayırmıyordu. Bu benim lehime bir durumdu, zira beni bulsa nasıl bir açıklama yapardım hiç bilmiyordum. Beni bulması demek hem benim hem de Hacer Teyze'nin sonu demekti... Hacer teyze bu evin gündelikçisiydi ve hasta olduğu için bugün gelememişti. Onun kovulmasına gönlüm razı olmadığı için de yerine ben geçmiştim. Onu sadece birkaç kez gördüğüm göz önünde bulundurulursa, saçma bir fedakârlık olduğunu söyleyebilirdim.

Sıkıntıyla ellerini başının arasına alıp içlerine birkaç tel beyaz peyda olmuş, koyu kahverengi saçlarını karıştırdı. Ne yapacağını bilmediği her halinden belli oluyordu. Önündeki dosyalara ve bilgisayarından arkadaki kocaman aynaya yansıyan görüntüye bakılırsa da işle ilgiliydi. Gömleğinin bir düğmesini daha açınca altın-bronz teni gözler önüne serildi. Baklavaları da oldukça belirgin olduğuna göre spor salonunda yatıyordu herhalde.

Ne yaptığımın farkına varınca, başımı iki yana sallayıp kendime gelmeye çalıştım. Tabii bir de şu salyalarımı silmeliydim! Tanımadığım bir adamın çalışma odasındaki dolapta, elimde sarı bir bezle mahsur kalmıştım. Üstelik o gelene ve kendimi bu dolabın içine atana kadar toz almakta olduğumdan, elimdeki bez de leş gibiydi. Bezin üzerindeki tozlar zaten beni birkaç dakika daha götürecek kadar oksijen olan bu dar alanda uçuşuyor, hapşırmam için elinden geleni yapıyordu.

Tam düşüncelerimin içinde kaybolmuşken, ismini bilmediğimin adamın -şimdilik takma isim olarak Yunan büstü diyelim- sandalyesini bir hışımla iterek, pardon fırlatarak, kalkmasıyla refleks olarak geri çekilmeye çalıştım. İşte tam da o an elimdeki bezin de sallanmasıyla her yere uçuşan tozlar bana hiç nefes alacak alan bırakmayarak burnuma doluştu. Ben daha ne olduğunu anlayamadan bir hapşırık kendini dışarı salıverdiğinde gözlerimi kapattım. Hapı yutmuştum. Muhtemelen şu an bizim mahallenin hocasını arayıp selamı vermesini istemeliydim. Ben de birazdan tahtalı köye doğru gidecektim nasılsa…

"Kim var orada?!"

Dolabın kapağı sertçe açıldı. Adam cidden yakından dev gibiydi. Aynı zamanda aşırı derecede çekiciydi. Bana şimdi vursa iki boyutlu şekilde duvara yapışırdım ve beni oradan kazımaları gerekirdi. Ecelimin karşında sertçe yutkundum.

"Sen kimsin? Çabuk çık şu dolaptan!" diye kükreyince dolaptan çıkmak için debelendim. Bu küçücük yerde oturmaktan ayaklarım uyuştuğu için pek de başarılı olamamıştım, tabii. Ayağa kalkar kalmaz sendeleyince, adam insafa gelip beni tutarak düşmemi engelledi.

"Nasıl girdin sen buraya?"

"Şey... Ben sen gel.. . Çok pardon siz gelince, resmi konuşmaya pek becerememişimdir hiçbir zaman, korkup bu dolaba girdim ama cidden ben..." Açıklamamın devamını getiremeden elini 'dur' der gibi kaldırınca cümlemi yarıda kestim. Şey... Ben stresli olduğum zamanlarda biraz saçmalardım da...

"Onu sormuyorum, geveze. Eve nasıl girdin?" dediğinde taytımın beline sıkıştırdığım anahtarı çıkartıp, ona doğru salladım. Neden bu taytlara cep yapmıyorlardı sanki?!

"Anahtarla girdim."

"Of, şimdi delireceğim! Kızım sen beni delirtmek için mi yapıyorsun yoksa gerçekten anlamıyor musun? Bu eve neden ve nasıl bu anahtarla girdin?"

Tam ağzımı açmıştım ki lafımı kesti. Bu da insanı hiç konuşturmuyordu canım!

"Sakın anahtarı nasıl deliğe soktuğunu anlatma onu sormuyorum!"

"Anladım," diyerek onu azarladım. "Öncelikle salak değilim. Bölüm birincisi olarak mezun oldum ayrıca yüzde yüz burslu okudum. Sadece şu an çok fazla stres alt..." Gözlerinin yeşili iyice koyulaşıp, boynunda bir damar belirginleşince sustum. Gittikçe sinirleniyordu ve yakışıklı bir Azrail tarafından canımın alınması, isteyeceğim son şeydi.

"Hacer Teyzeden aldım. Bugün buraya gelemedi çün..."

"Dur," dediğinde bu kez sinirlenmeye başlayan bendim. Hiç konuşturmayacak mıydı beni yahu! Ellerimi belime koyup, kaşlarımı çattım.

"Sordun anlatıyorum işte! Sürekli lafımı kesersen nasıl anlatabilirim?"

"Önce gidip üzerini değiştir, anladığım kadarıyla zararsızsın. Salona gel, orada adam akıllı anlat bakalım neden Hacer gelmeyip seni göndermiş."

Gözleri bir an için göğüslerime kayar gibi olsa da yine yüzüme dönerek bana öldürücü bir bakış daha attı. Ben de otomatik olarak üzerime baktığımda fark ettim ki, her yerim toz içindeydi. Rahat edebilmek için bir tayt ve sporcuların giydiği -benim asla spor için kullanmadığım- şu yarım atletlerden giymiştim. Dolabın içinde iki büklüm durduğumdan olsa gerek atletin önü iyice açılmıştı ve bazı organlarım 'Ben buradayım!' diye bağırıyordu resmen!

Yunan büstü odadan çıkarken üzerimi düzeltip peşinden gittim. O salondaki kocaman beyaz koltuğa yayılırken, ben de kendime duvardaki aynadan kaçamak bir bakış attım. Temizliğe başlamadan önce topuz yaparken kullandığım toka düşüp saçlarımı serbest bırakmıştı. Açık mavi gözlerim yorgunluktan bayık bayık bakıyordu. İçine girdiğim dolap o kadar kirliydi ki, çenemde siyah bir çizgi vardı. Hiç temizlemiyorlar mıydı bu evi? Halbuki tüm eşyalar açık renk olmasına rağmen o kadar da kirli durmuyordu.

"Sana üstünü değiştirmeni söyledim."

"Şey... Yanımda başka kıyafet getirmedim. Ama hiçbir yere değmeyeceğim, korkma kirlenmez. Hatta koltuklara bile oturmuyorum. Durumu anlatıp gideyim, ikimiz de kurtulalım," dedim gözlerimi kocaman açarken. Sadece buradan gitmek istiyordum. Neden bulaşmıştım ki bu işe! Ben zaten evimi temizlemesi için birine ihtiyaç duyuyorken, başkasına temizliğe gelmem mantıklı değildi. Ah salak kafam, ne diye herkese iyilik yapmaya çalışıyordum ki?

"Otur. Etrafın kirlenmesi umurumda değil. Peki sen gelirken bu halini görenler oldu mu? Yoksa uçarak mı geldin? Aksi takdirde tek parça buraya varman imkânsız."

Ah mükemmel! Yakışıklı olduğu kadar esprili değildi ne yazık ki… Tanışıyor olduğum biri bu cümleyi kursaydı kıskandığını söylerdim ama Yunan büstü muhtemelen sadece sorun ya da kavgaya şahit olmak istemiyordu. Dürüst olmak gerekirse haklıydı da…

"Gelirken arkadaşım bıraktı. Yani başını belaya sokmayacağım korkma, giderken de taksiye bineceğim yani yine beladan uzak olacaksın.” Koltuğa oturdum. Madem oturmamı istiyordu bunu reddedemezdim çünkü sabahtan beri canım çıkmıştı ve daha evin yarısını bile temizleyememiştim.

"Her neyse, nasıl burada olduğumu anlatayım. Hacer Teyze şu an çok ağır grip ve çalıştığı evin çok prensipli olduğunu işe gelmezse kesin kovulacağını söyledi. Ben de işten bir hafta önce çıkarıldım ve birinin daha kovulmaması için ona yardım etmek istedim. Evde kimsenin olmayacağını söyledi, hemen temizleyip çıkacaktım ama..." Bir avazda bütün bu cümleleri kurunca nefessiz kaldığımı görünce benim yerime cümlemi tamamladı.

"Ama senin tamı tamına sekiz saatini aldı ve henüz yarısını temizledin."

Bravo Sherlock!

"Temizlik konusunda pek başarılı değilmişim diyelim.”

"Öncelikle," diye söze başladı bana doğru eğilirken. Kalp atışlarımın hızlandığını hissedebiliyordum. Güm güm atan kalbimin sesi muhtemelen tüm mahalleden duyulabiliyordu. Adrenalin, dedim içimden. Adrenalin... "Ben bir canavar değilim, kimseyi hasta olup da işe gelmedi diye kovmam. Hele ki haftada bir gelen gündelikçimi asla kovmam. İkinci olarak... Kovulduğunu söyledin ne iş yapıyordun?"

O düşünceli bir şekilde çenesini kaşırken ben derin bir iç çektim. Kovulmayı hala sindiremiyordum. Hele bir de eski sevgilim yüzünden olduğunu hatırlayınca çıldıracak gibi oluyordum. Ben hırslı biriydim. Yenilmeyi kabullenmek pek bana göre değildi. Kaldı ki bu meslek benim hayatta yapmayı en sevdiğim şeydi.

"Aşçıydım..."

"Yeni bir iş arıyor musun?" Tek kaşını kaldırmış, dikkatle bana bakıyordu ve tanıştığımız on beş dakika içinde ilk defa beni öldürmek istiyormuş gibi değil de merakla bakıyordu.

"Tabii ki arıyorum, deli misin?" Heyecanla şakıdım. Dürüst olmak gerekirse çalışmadan da babam sayesinde hayatta kalabilirdim ama kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyor olmak benim için çok önemliydi. "Şey... çok pardon. " Sadece iki dakika... İki dakika daha mesafeli davranmayı başarıp buradan koşarak uzaklaşmam gerekiyordu. Bunu başarabilirsin, Ahenk…

"Bu üslubun yüzünden mi kovuldun sen?"

Hayır üslubum bu zamana kadar başıma en az bela açan şeydi… O kadar uzun bir talihsizlik listem vardı ki sıra üsluba gelmiyordu bile!

"Hayır. Alçak eski sevgilim yüzünden! Aynı otelde çalışıyorduk, bir gün aniden beni terk etti ve birkaç gün sonraysa kovuldum. Hem de yurtdışında da bir şube açmak için anlaşmaya gelen yabancı müşterilere şekerli çorba yaptığım için! Ve eminim asla ama asla şeker koymadım! Benden hemen sonra da manken gibi bir kız işe alındı ve ne tesadüftür ki eski sevgilim ile çıkıyordu."

Halbuki tam da erkeklere olan inancımı kaybetmek üzereyken karşıma çıkarak aşırı romantik hareketler sergilemiş ve gözümü boyamıştı. Bir önceki talihsiz ilişkimden sonra kimseyle çıkmamak üzere ettiğim yemini bozduğum için çarpılmıştım belki de…

“Terbiyesizler," diye mırıldandığını duyunca onayladım.

"Emin ol ben de onları çoğu kez güzel(!) sıfatlarla andım."

"Pekâlâ... Adın neydi?"

"Ahenk."

Gözlerinden küçük bir parıltı geçti.

"Pekâlâ Ahenk... Sana iş verebilirim," dediğinde oturduğum yerden füze gibi fırladım. Bana en fazla kefen verebileceğini düşünürken, iş vereceğini mi söylüyordu yani? Yoksa ben hayal mi görüyordum?

"Cidden mi?"

"Evet. Önümüzdeki haftalarda büyük bir anlaşma için evime birkaç davetlim gelecek. Akşam yemeği için bir aşçıya ihtiyacım var. Eğer o gün başarılı olursan, daimî olursun."

Şeker verilen bir anaokulu çocuğu gibi sevinçle ellerimi çırptım. Evde boş boş oturmaktan o kadar sıkılmıştım ki bu işkencenin bitme ihtimali bile sevinmem için yeterliydi.

"Kabul."

Pantolonun cebinden bir kart çıkartıp bana uzattı. Cebinde kart mı taşıyordu cidden?

"Kafam detayları bugün konuşamayacağım kadar bulanık. Kartımı al. Yarın beni ararsın, detayları konuşuruz. Bu arada artık evine gidebilirsin, bir daha da bu temizlik işlerine bulaşma."

Kartı alıp, onu onaylamak için başımı salladım. Muhtemelen bundan sonra yapacağım tek temizlik hayatımdan toksik insanları çıkartmak olurdu zaten.

"Ayrıca böyle taksiyle gidersen kesinlikle tek parça kalamazsın ve benim bir aşçıya ihtiyacım var, seni evine bırakırım."

"Yok, ben giderim. Zaten bana yetince iyilik yaptın, eee şey..."

"Arslan," diye tamamladı. "Ayrıca itiraz edilmesinden pek hoşlanmam. Ceketimi alıp gelene kadar hazır ol."

O ceketini almak için gözden kaybolurken ben de montumu kapıp derin bir nefes aldım. Hayatımın en değişik gününü geçiriyordum ve içimden bir ses son garip gün olmayacağını söylüyordu.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

3. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.