Selaamm! Biz geldik!
Biliyorum, ara fazla uzadı ama yazamadım. Ve burada yazmak da fazla zor. Hâlâ alışabilmiş değilim maalesef :')
Uzatmadan bölüme geçelim efenim, iyi okumalar dilerim ✨ 🫶🏻
__________________________
Müşteri Bey: Merhaba
Çiçek Pastane: Merhaba, Yalın Bey
Müşteri Bey: Numaramı mı kaydettiniz?
Çiçek Pastane: Her gün yazdığınız için, kaydettik evet.
Müşteri Bey: Anladım
Çiçek Pastane: Nasıl yardımcı olabilirim?
Müşteri Bey: Pastanın üzerine yazılacak yazıyı buldum da ben
Müşteri Bey: Atayım mı?
Çiçek Pastane: Ya sabır! (Gönderilmedi)
Çiçek Pastane: Atın tabii, bakalım.
Müşteri Bey:

Çiçek Pastane: Adam akıllı bir şey yazdırsa şaşırırdım zaten (Gönderilmedi)
Çiçek Pastane: Son kararınızsa başlıyorum yapımına, yarına anca yetişir çünkü
Müşteri Bey: Evet, son kararım
Müşteri Bey: Teşekkür ederim
Çiçek Pastane: Rica ederim, asıl biz teşekkür ederiz
Çiçek Pastane: İyi günler
Müşteri Bey: Size de.
Çiçek Pastane: Ulan Ada, bu kadar kibar olacak kız mıydın sen? (Gönderilmedi)
Çiçek Pastane: Hep ekmek parasından, hep (Gönderilmedi.)
________________________
Mutfağa girip saçlarımı toplayarak önlüğü taktım. Yarına yetişmesi için bu gece yapacaktım pastayı, taze de kalırdı. Hem zaten yazın geceleri uyuyamıyordum.
Pastanın pandispanyasını fırına vererek kremasını yapmaya başladım. Çalan şarkıya da eşlik ediyordum aynı zamanda. Mutfakta çalışırken şarkı söylemek, terapi gibiydi benim için.
Çırptığım orman meyveli kremanın tadına bakarak güzel olduğuna emin olduktan sonra elimdeki çırpıcıyı lavaboya attım. Bu sürede pandispanya da pişmişti. Onu da fırından çıkarıp tezgahın üzerine koydum. Pastaya uygun olan meyveleri de ayarladıktan sonra sıra birleştirmedeydi. En sevdiğim kısıma geçmiştik.
Kekin tabanını koyduktan sonra kremasını, meyvelerini koyup diğer parçayı koydum. Bu şekilde bir saat boyunca pastayı süslemekle geçti. En sonunda pastam bitince geriye çekilip ellerimi belime koyarak baktım, dudaklarımda zafer gülümsemesi vardı.
"Güzel oldu kız Ada, sen yaparsın da güzel olmaz mı zaten?" Yaptığım at kuyruğundan kaçan birkaç tutamı geriye savurdum. "On parmağında on marifet valla."
Pastanın üzerindeki yazıyı da yazınca tamamdı. Şaheserimi büyük buzdolabına atarak ortalığı toparladım. Saat gece yarısını geçmişti bile.
Bu saatte dışarı çıkmak tehlikeliydi normalde ama yaz olduğu için geç saatlere kadar mahalle uyanıktı. Hatta bazı kafeler yeni çalışmaya başlıyordu.
Toz pembe kulaklığımı başıma takarak telefonumu bağladım. Hastaneyi kapatıp yokuştan aşağı inerken bütün gün çalışmış olmanın verdiği yorgunluk vardı üzerimde.
Evimin yakınlarındaki bir marketten eksikleri alarak yoluma devam ettim. Birazdan geçeceğim sokak biraz tenha olduğu için tedirgin olsam da, küçük çantamda taşıdığım biber gazı az da olsa güven veriyordu. Küçük bir mahalleydi, herkesi tanıyordum ama yine de dikkatli olmak gerekirdi.
Etrafıma bakarak dikkatle ilerlerken arkamdan bir ses gelince elimin üzerinde durduğu şişeyi kavradım. Adım sesleri yaklaşıyordu.
Tetikte beklerken kolumdan tutulup çevirilince hiç beklemeden şişeyi kavrayıp arkamı dönerek beni tutan kişiye sıktım. Ben şişeyi yüzüne boca ederken bir yandan da kim olduğun bakıyordum. Acıdan bağıran adamın kim olduğunu fark ettiğimde ise elim durdu, gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
"Yalın Bey?"
_____________________________
Bittii!
Artık daha sık yazmaya çalışacağım dan emin olabilirsiniz, bu kadar zor bir uygulama olmasa daha kolay olurdu gerçi ama...
Neyse, hayırlı günler dilerim efenim 🤍


