Hızlıca sağ tarafa doğru kaydım. Bir mermi ok gibi hızlıca arkamdaki çuvallara saplandı. Üst üste dizilmiş tahta sandık yığının arkasına saklandım. Burası şimdilik işimi görürdü.
Şarjörümü kontrol ettim. ‘Ahh hadi ama! Tek bir mermi mi?’ O sırada buraya doğru yaklaşan maskeli birini fark ettim. Hafif geri adım atarak pozisyonumu aldım. Ve birden ayağa kalktım. Tam tetiğe basacağım anda etrafım sarılı olduğunu fark ettim.
‘Nee? Bu nasıl olur?’
Karşımdaki maskeli adam hafifçe sırıtarak ‘İşte şimdi işin bitti.’ dedi
Everybody wants to be my enemy...
Dur bir dakika... Enemy mi?
Hızlıca gözlerimi açarak yataktan fırladım. Hala ‘Enemy’ çalmakta olan alarmımı kapattım. Ben de diyorum şarkı nasıl tanıdık geldi?
Kendime not: Bundan böyle bir daha aksiyon filmlerini fazla izlemek yok.
Ayaktayken kollarımı açıp iyice gerindim. Bugün pazardı. İşin büyük bir kısmını hafta içi hallettiğim için iş yerine o kadar da erken gitmem gerekmiyordu. Hatta yalnızca şirkete gelen ürünleri denetleyip raporları halletmem yeterliydi.
Bu hafta içi çok yorucuydu, bugünü halledip her hafta sonu görüşmeye söz verdiğim ama neredeyse bir aydır görüşemediğim aileme gitmeli mümkünse özür hediyesi falan da almalıydım.
‘Off zalim dünya, beni düşürdüğün hallere bak!’ Ya da hayır, bugün moral bozmak asla yok!
Hızlıca duşumu alıp çıktım. Altıma yüksek bel bir pantolon üstüme ise hızlıca gri çizgili bir crop giydim.
Mutfağa girip kahve makinemi hazırlayıp çalıştırdım. Kahve hazır olurken buzdolabını açtım. ’Bakalım burada ne varmış?’
Her zamanki gibi boş boş bakındıktan sonra gizli mabedimdeki çikolatalarımı çıkardım. Evet tam bir çikolata manyağıydım.
Kahvemi ve çikolatalarımı mideme indirdikten sonra asansöre binip otoparka indim.
Ve tam o anda onu gördüm...
Kimi mi?
-Bebeğimi.
Ahahaha! arabamı tabii ki. Onu anlatmaya kelimelerim yetmez çünkü ona, kelimenin tam anlamıyla aşığım. Biraz garip oldu ama olsun.
Arabama bindikten sonra şirkete doğru sürmeye başladım. Yol boyunca en sevdiğim müzikleri dinledim. Bugün moralimi gerçekten kimse bozamazdı!
Şirketin otoparkına aracımı park ettikten sonra çantamı alıp arabadan indim. Şirkete doğru yürümeye başladım. Şirket kapısına varınca oradaki güvenlik görevlerine:
‘Günaydın beyler!’ diye seslendim.
‘Size de günaydın Araf Hanım.’ Gülümseyerek kafamı hafifçe salladım.
Aklımda kalan şarkıyı hafifçe fısıldarken odama yetişmiştim bile.
Çantamı masaya bıraktım. Masanın üstünden aldığım kalemi hızlıca turuncu saçlarıma sabitleyip dağınık bir topuz yaptım.
‘Hadi bakalım başlıyoruz!’ diye söylendim. Masanın üstündeki sipariş ettirdiğimiz tüm ürünlerin dosyalarını istifledim ve bilgisayarımdan ürünleri yerlerini tek tek deneyip yerleştireceğim programı açıp iç kısımdaki mevcut olan yerlere dizayn ettim.
Normalde bu kadar çok iş yoğunluğu olmazdı. Ama iki evin işi yakın tarihlerde alındığı için ilk evi hallettiğimiz anda diğer ev için yeniden iç tasarıma başlıyorduk. Tüm şirket seferber olmuş işi en erken tarihte bitirmeye çalışıyorduk, kesinlikle bu işler hallolduktan sonra hepimizin kısa bir tatile ihtiyacı vardı.
Programla olan işimi hallettikten sonra programı kapatıp saatime baktım. Yaklaşık olarak dört saattir çalışıyordum. Zaman gerçekten su gibi akıp geçmişti.
Sandalyeme iyice yaslanarak gerindim. Kesinlikle tekrardan keskin bir kahveye ihtiyacım vardı. Kahvemi sipariş ettikten sonra asistanıma:
‘Miray Hanım şirketin adına kurulu olan e-mail adresini günceller misin? Ve lütfen eğer firma güncel bir mesaj atılmışsa onları benim e-mail adresime yollamanı rica edeceğim.’
‘Tabii ki Araf Hanım, hemen iletiyorum.’
O sırada odamın kapısı çalındı.
‘Girebilirsin.’ dedim
‘Buyurun Araf Hanım kahveniz.’ dediken sonra kahveyi masama yerleştirdi.
Gülümseyerek ‘Ellerine sağlık Halime Sultan mis gibi kokuyor’ dedim. Kısa bir sohbetten sonra odayı terk etti.
Kahvemden bir yudum alıp bilgisayarıma gelen bildirim sesiyle Miray´ın atmış olduğu mesajlara girdim.
Ürünleri satın almış olduğumuz firma benim çıkış saatimden daha geç bir saatte ürünleri getireceğini fark ettim. ‘Neyse artık denetleme kısmı yarına kaldı.’ dedim
Sonrasında gelen diğer mesaja baktım. ayazates****@gmail.com tarafından gönderilmişti. Bu bir kişisel e-maildi ve kişisel e-maillere kesinlikle ben bakmıyordum. Bu tür durumlara farklı çalışanlarımız ilgilenip sorularını yanıtlıyorlardı.
Gözlerimi kısıp ekrana yaklaştım ve mesajı açıp okumaya başladım:
‘Merhabalar sevgili çalışanlarım. Aslında planım bugün şirkete uğrayıp hepinizle teker teker tanışmaktı ama maalesef uçuş saatlerinin sekteye uğraması sonucu biraz geç kalmış durumdayım. Bu sebepten ötürü yarın erken bir saatte hem şirketi tanımak hem de sizlerle tanışmak amacıyla orada olacağım. Sizinle güzel bir yıl geçirmek dileğiyle...'
Patronunuz Ayaz ATEŞ.