İçeriğe geç

AH CANIM SEVGİLİM

Bölüm 1 · 12 dk okuma

AH CANIM SEVGİLİM

Bölüm 1

Ah Canım Sevgilim

Seviyorum onu. Sevmekte laf mıydı? Onsuz yaşamak bile zor geliyordu. Kalbime girmiş ve tüm kapıları diğer insanlara kapatmıştı. Ah, ah! O gözleri peki... İşte o bakışta olan gözleri hiç bir şeye değişmem.

Onu anlatmaya ne kelimelerim, ne de cümlelerim yeter!

Eli elime değdiği zaman bile kalbim küt küt atıyordu. Gülüşünde cenneti buluyordum. Kime söylesem 17 yaşımda böyle bir aşk yaşadığımı kimse inanmaz. Eminim. Ama ister inansınlar, ister inanmasınlar ben deliler gibi aşıktım.

Bazen affallasam bile, bazen yorulsam bile bu duyguyu tatmak harika bir şey. Bazen kavga ede bilir, bazen bir birimizi yıpratır ama yine de el - ele oluruz. Bazen de gururu ayaklar altına alınmış biri de olduk. Bazen bir birimizden çok uzaklara savrulduk, ama her şey yine de güzeldi. Evet çok sorunlarımız oldu, ama hep düzeldi.

Bu hayatta her şey düzelir, her şey yerine gelir, her şeye çare bulunur ama ölümden başka...

Normal bir insana: "Aşk nedir?" diye sorarsanız: "İki ayrı cinsin birbirine karşı duydukları bedensel ve ruhsal güçlü duygu, sevgi ilişkisi." der. Ama ben ve benim gibi ölümüne aşık olan kişilere sorarsanız: "Aşk sandığın kadar değil, yandığın kadardır." derdim. Ne güzel demiş dimi Mevlana?! Sanki tüm aşık kişileri bir cümleyle anlatmış.

Aşk hakkında bir çok şey söyleye bilirim. Aşk özlem. Aşk kırgınlık, bazen de kızgınlık. Aşk konuşmadan anlaşa bilmek. Sinirli halinde bile anlamaktır karşındakini Aşk!

Aşk, hissiyatın belki de en iyi telaffuz edilebildiği, içten gelen duygunun en güzel kelimelere dökülebildiği bir ruh haline büründürür insanı. Aşk konusunda yapılan betimlemeleri düşününce, bu kadar etkileyici aşk sözlerinin, bu kadar anlamlı ifadelerin spontane bir araya geldiğine inanmak hata olur.

Aşkı tanımlamak zordur aslında. Yani aşkın ne olduğu konusunda bize soru sorulduğunda bazı cümlelerle onu ifade etmek isteriz fakat bunun tanımını tam olarak yapamadığımızı düşünürüz. Çünkü birkaç kelimeyle ifade edilemeyecek kadar özel bir şeydir...

Her şeye rağmen onu seviyordum. Karanlık yollarımda ışık gibiydi, sevgilim. Gülüşü ilacım, kısılan gözleri ise kızgın çöller de suyumdu.

O bana Sevgilim dediğin de içim gidiyordu. Resmen eriyorum. O bunu fark ediyor mu bilmiyorum ama uzaktan bakan normal bir insan onu nasıl sevdiğimi anlaya bilir.

Gözlerine bakarken gözlerim gülerdi. Gözlerim yanlışlıkla dudaklarına kaysa bile kendimi kaybediyordum. Eminim o da bunu biliyor: Onun karşısında heyecandan öldüğümü. Çünkü her seferinde bembeyaz dişlerini göstererek gülümsüyor, hatta dakikalar sonra bu gülümseme kahkahalara dönüşüyordu. Bense sadece onu hayranlıkla izleye biliyordum. Çünkü ben onun kadar güzel gülmüyorum...

Babamı da annemi de sevmiştim, ama onun yeri hep farklı olmuştu bende... Beni çoğu zaman kendime değerli hissettiriyordu, kötü hissettirdiği zamanları çıkarsak. Onun üzülmesini, kırılmasını asla istemem. Hep mutlu olsun isterim...

....

Ben Açelya Yıldırım. Sakarya'nın Sedirvan ilçesinde yaşayan genç bir kızım. Hahaha ve aşık bir kız! 17 yaşım vardı. Dershaneye gidip geliyordum. Ailemin benimle ilgili bir çok hayalleri vardı. Bunu onların gözün de göre biliyorum. Okumak istiyorum, ama evlenmek de istiyorum. Kariyer de yaparım, çocuk da kafasında biriydim.

Şimdi de erkenden kalkmıştım. Önce dershaneye, ordanda Sevgilimi görmeye gidecektim. Telefonumu hevesle elime aldım. Belki özlemiş ve mesaj atmıştır diye, ama ekranda mesaj yoktu. Olsun. Canı sağolsun, yeter ki beni sevsin. O bu hayatta beni kendime değerli hissettiren tek kişi.

Aynanın karşısına geçmiştim. Eskiden kızıl rengi olan saçımı şimdilerde siyaha boyamış ve daha uzun kullanmaya başlamıştım. Yıl 2023 olduğu için, her normal kız gibi bende kahverengi gözlerime yeşil lens kullanıyorum. Şişkin dudaklara sahiptim. Bembeyaz dişlerim vardı dudaklarımın altında. Küçükte burnum vardı.

Yüzüm beyaz olduğu için fazla fondöten kullanmam. Hafif makyaj yaptım ve giyindim. Boynuma beyaz Bluetooth kulaklık taktım. Üzerime beyaz crop, onun üstüne de lacivert bir kapşonlu, fermuarlı hırka, altına da siyah pantolon giydim.

Aynanın karşısın da hafif çekik olan gözlerime baktım. Belki de insanların dediği gibi çok güzeldim. Ama kendime hiç güzel gelmiyordum. Sebebini bilmiyorum. Belki de yanımda kendimden kat kat yakışıklı olan bir sevgilim olduğu içindir.

Çantamı aldıktan sonra odamdan çıktım. Salon da oturan annemle babamı gördüm. Kafamı kapıdan içeri çıkardım.

"Dershaneye gidiyorum." dedim gülümseyerek. Sesim gur ve sevinç dolu çıkmıştı. Annem kafasını salladı. Bu tamam anlamına geliyordu. Dış kapıya yöneldim. Ve dışarı çıktım. Hava baya rüzgarlı kaç gündür. Kulaklığı kulağıma kaldırdım. Telefona Bluetooth ile bağladım.

Sıra şarkı açmaya gelmişti. Rei'nin Ah Canım Sevgilim şarkısını açtım. Bu şarkı bana garip bir huzur andırıyordu bana. Rüzgarın yüzüme vurması ve bu şarkı, o kadar bir birlerine yakışıyorlar ki, aynı benimle sevgilim gibi. Otobüse doğru yürümeye başladım. Otobüs bindiğimde kalabalıktı. Ayakta kalmak zorunda kalmıştım.

Dershaneye girmiş, bir sürü ders yapmıştık. Dershane de tanıdığım bir çocuk vardı. İyi bir çocuktu. Sevgilisi de vardı. Araları da iyiydi. Onunla beraber otobüse doğru yürüyorduk. Sohbetimiz tutardı onunla. Komik bir çocuktu. Otobüse bindik.

Otobüsten her zaman gittiğimiz kafenin yanın da indim. Çünkü sevgilimle görüşeceğim. Kafeye girdiğim de onu gördüm. Sanki cenneti ayaklarım altına serdiler. Bu harika bir duygu. Ne kadar kavga edersek bile...

Oturduğum an kavga etmiştik. Çünkü beni o çocukla otobüsete görmüştü. Yani o öyle söylüyordu. Ama ben adım kadar eminim ki, arkadaşlarının birinin görüp ona yetişdirdiğine, hatta daha fazlasını anlattıklarına... Çünkü beni pek fazla sevmezdiler. Ne kadar çocuğun sevgilisi olduğunu, sadece otobüse kadar yürüdüğümil anlatmaya çalışsam da bana inanmamıştı. Bir daha o çocukla sohbet etmemi istemiyordu.

Bu konu yüzünden onunla kavga edecek değilim. Bu yüzden "Tamam" diyerek konuyu kapatmıştım çünkü onunla kavga etmek beni etkiliyor.

Kendimi değersiz hissediyorum o zaman...

Sonun da bu konu kapanmıştı. Normal sohbetler etmeye başlamıştık. Başka insanlar günlerini anlatınca gıcık oluyordum, ama o çocukluğundan anlatmaya başlasa zevkle dinlerdim, o her kesden ve her şeyden çok farklı!

Baya zaman geçmişti. Artık kalkmalıydım. Kafenin önünde taksi bekliyorduk. Bir taksi durdurduğun da bana eliyle taksiyi işaret etmişdi. Benim gitmemi sonra kendisinin bir taksi bulup gideceğini söylemişti. Öpüşüp ayrılmıştık. Taksi de telefon oynamış, kafamı kaldırıp etrafa bile bakmamıştım. Sadece taksiciye adresi vermiş, sonra ise hiç konuşmamıştım.

Baya zaman sonra taksi verdiğim adreste durmuştu. Evime gelmiştim. Taksicinin parasını vererek indim. Eve girince kimseyle konuşmadan odama geçmiştim. Annem yemek teklif etmiş ama ben aç olmadığımı söy leyerek redd etmiştim. Üstümü değiştirerek kendimi yatağa atmıştım.

Bu gün Sevgilim ile konştuklarımızı düşünmeye başladım. Belki de söylediği çoğu şey de, hatta her şey de haklıydı. Peki beni anlaması gerekmez miydi? Ben onu her konu da anlıyorum, peki o? ama anlamsa da olur. Beni seviyor ya, yüzüme gülümseyip bana cenneti gösteriyor ya bu kadarı bana yeter. Ben de onu canımdan çok seviyorum.

Peki bu adamı neden bu kadar çok seviyorum? İşte bu sorunun cevabını çoktandır bulamıyorum. Ama neden? İşte onu da bilemiyorum. Sadece çok ama çok sevdiğimi biliyorum o kadar...

Bir çok sorular gibi bu sorular da cevapsız kaldı...

Ama bende ona trip atacağım. Ben ona kızlarla konuştuğu için kızınca bana trip atardı günlerle. Bana bu gün arkadaşım ile otobüse kadar yürüdüm diye kızmıştı. Sorun şurdaki ben ona kıyamıyorum. Ama bu sefer ciddiyim, yazsa bile cevap vermeyeceğim. Yani İnşallah!

Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Uyku beni kollarına alıyordu. Umarım güzel uykular görürüm. Mesela: Sevgilimi... Bu düşünce gözlerimin kapalı olmasına bakmayarak yüzümü gülümsetti. Artık tam olarak uykuya çekiliyordum.

....

Üzerim de siyah bir elbise vardı. Sevgilim karşımdaydı. Gözlerimin içine bakıyordu. Ona taraf yürümeye başladım ama ben ona taraf gidikçe benden uzaklaşıyordu. Ona taraf yürüdükçe gözlerimden şelale gibi yaşlar akıyordu. Gökyüzü simsiyah renge bürünmüştü. Kafamın üzerini siyah bulutlar almıştı. Gökyüzün de yer de etrafta - her yerde bir şarkı çalıyordu.

Saçların ıslanır, ellerin bana bağlanır

Utanır söylemez, diz çöküp sana yalvarır

Dudakların bana nasıl da yakınken öyle

Bu rüyadan biri, biri beni uyandırır

Saatler geçmiyor, bu rüzgâr artık esmiyor

Bana senden kalan, hatıralar da yetmiyor

Ellerim üşüyor, fotoğraflar konuşmuyor

Bu zalim dünyada, hiç bi' şey beni ısıtmıyor

Bi' sahne kurmuşum, Kadıköy'de buluşmuşum

Seninle ağlayıp, saatlerce konuşmuşum

Verdiğim sözleri birer birer unutmuşum

Üzgünüm sevgilim, düşlerimle savrulmuşum

Bu dağ bu karları nasıl taşır, anlamadım

Ben bir kez vuruldum, bir daha hiç kalkamadım

Sevmeyi denedim, afalladım, afalladım

Denedim olmadı, hiç kimseye inanmadım

Bu şarkı çalırken ben de Sevgilime taraf koşuyorum ama yetişemiyorum. Bu olay da sanki kalbimi yavaşlatıyor. Adını bağırmama rağmen cevap vermedi. Birden o dumanların içinde kayboldu. Daha da hızlandığım zaman ayağımın kaydığını hissettim. Düşüyordum. Bir denize düşmüştüm. Boğuluyordum. Her şey susmuştu. Şarkı bile...

Yataktan hızla kalkmıştım. Rüyaymış. Kabus resmen ne rüyası?! Allah korusun. Böyle bir şey yaşamak istemem. Yataktan kalktım. Üstümü giydim. Saat baya öğlen olmuştu. Odadan çıkıp yemek yedim. Telefonu elime aldım. Sevgilim mesaj yazmıştı. Hevesle mesajı açtım. Guya trip atacaktım. Olsun ya...

Bu gün buluşup buluşmayacağımızı sorduğum da işi olduğunu yazmıştı. Bu gün özleyeceğim o zaman onu. Acaba ne işi vardı? Keşke sorsaydım. Neyse. Yüzümü güldürmeyi yine başarmıştı. Onunla mesajlaşırken salak gibi gülüyorum.

Onu her kesden kıskanıyorum. En yakın arkadaşlarından bile. Sadece beni sevsin, benimle mesajlaşsın istiyorum. Çok mu bir şey istiyorum? Çok mu bencil miyim? Sevgilimi kısknamak, sadece bana ait olmasını istemek bencillik mi? Bunları düşünüyordum son günlerde.

Hiç birine de cevap bulamadığım aşikardır.

....

Evde öylece oturuyordum. Sonra salondan odama geçtim. Telefonumu elime aldım. Paylaşımlara bakmaya başladım. Bir paylaşım dünyamı başıma yıktı.

Benim Sevgilim ve yanın da iki tane kız...

Bu fotoğraf beni yok etmişti. Bana işi olduğunu söylemişti. Yazıklar olsun! Ben onu bu kadar çok severken onun yaptığına bak!

Bu saatten sonra gerçekten bitti...

WhatsApp'a girdim. Fotoğrafı yollarken altına 'Bu ne?' diye yazmıştım. Bitti sözünü de yazdım sonradan. Parmaklarım titrese bile, tereddüt etsem bile yazdım.

Gönlümü almasını, güzel sözler yazmasını, özür dilemesini bekliyorum. Belki affederim. Allah kahretsin ki, ona kıyamıyorum! Ama o bunların tam tersini yaptı. Sadece arkadaşları olduğunu ve benim de dün bir erkekle beraber gezdiğimi mesaj atmıştı. 'Ne var bunda?!' yazmayı da ihmal etmemiş...

Mesajını açıp baktım, ama cevap yazmadım. Yataktan kalktım. Zorla güç bularak... Telefonumu, çantamı hazırladım. Siyah sweatshirt giymiş, altına da siyah pantolon giymiştim. Aynanın karşısına geçtim. Resmen ağlıyorum, ama bunun farkında bile değilim. Her şeyimi alarak odadan hızla çıktım. Çünkü daha fazla rezil suratıma bakmak istemiyorum.

Annemle babam yine salon da oturmuştu. Göz yaşlarımı sildim. Başımı kapıdan içeri çıkardım.

"Dershaneye gidiyorum." dedim kısık, boğuk ve ağlamaklı sesle.

Bir dünkü ses tonuma bak, bir de bu günkü... Her mahvolmuş artık. Ne yaparsak düzelecek gibi durmuyor. Çünkü ben artık 'Yeter' diye bağırmak istiyorum.

Kalbim çığlıklar atıyor, ağzımı bıçak açmıyor...

Sevmiştim oysaki onu. Allah kahretsin, hâlâ seviyorum! Ama onu silmek zorundayım. O beni sevmiyor çünkü...

Evden de çıktım. Dershaneye filan gitmeyeceğim! Kalbim öyle acıyor, öyle sızlıyor ki... Bu acıyla ders filan yapamam.

Boynum da olan beyaz kulaklığı kulağıma geçirdim. Telefonu açarak Tik Tok'ta paylaşım ettim. Onu unutmak ile alakalı. Çünkü biliyorum ne yaparsam yapayım onu unutamam... Ama bu acıya son vere bilirim.

Tik Tok'ta bir çok paylaşımlar gördüm. Hepsini tekrar paylaştım yol boyu... Bir çok yorum attım. En nett hatırladığım yorum ise: Elveda

İnsanların garip yazmasına bakmıyor, yol boyu ağlamıştım. Sonun da Pembe Kayalıklara gelmiştim. Rüyam da gördüğüm ve düştüğüm uçuruma benziyordu. Belki de rüyam gerçekleşiyordu. Sevgilim benden uzaklaşmış, bense ağlamıştım. Sadece son sahneler kaldı...

Tik Tok kamerasını açtım. Rüzgar vardı. Hava da baya kararmıştı. Karanlıkta kayalıkların eteğin de oturmuş, ağlıyordum. Rüzgar yüzüme çarptığı için saçlarım geriye uçuşuyordu. Burnum kızarmıştı, ama soğuktan değil ağlamaktan. Ah Canım Sevgilim şarkısını ekleyerek video çekmeye başladım. Sonra yükledim.

Bir az daha uca doğru gittim. Ben her şeyi hak ediyorum. O ise daha güzel şeyler hak ediyor. Her şeyin en iyisini... Ben neler neler yapmıştım, o sabretmiş ama ben...

Toksik bir insanım ben. Sırf benim yüzümden onu da hayatından mahrum etmiştim. Böyle gereksiz bir insanım ben işte! Hep her şeyi mahveder, yıkarım.

Düşüncelerden ayrılarak telefonumu açtım. Notlara girdim. Başlık olarak: "Ölmeden saatler önce" yazdım. Sonra bir çok şey yazmaya başladım.

"Sevdiğim, okumaya başlamadan önce şunu söylemek istiyorum. Bu yazıyı bir kere oku sonra da fotoğraflarımla, yazışmalarımızla beraber yok et, çıkar hayatından. Beni hatırlatan her şeyi yok et. Kendini en kısa sürede toparla. Ölmeden saatler önce, umarım düşündüğüm gibi yapıp sana son kez sarılabilmişimdir. Sen artık bıktın benim gelip gitmelerimden biliyorum. Haklısın. Öyle bir dönemdeydim ki; ne yapacağımı, kime gideceğimi, kime ne anlatacağımı bilmiyordum. Keşke böyle yapmasaydım, evet ama senin de benim yüzümden çok yorulduğunu ve canının gerçekten çok yandığını gördüm. Şu an belki mutsuzsun ama ben hayatından çıktıktan bir süre sonra toparlayacağına inanıyorum. Sen beni engelleyemezdin, elin gitmezdi mesela. Bir şeyler değişti demek ki. Ya da benimle video paylaşamazdın ama arkadaşın, senin elinde sigara varken bile paylaşırdı. Dürüst olacağım. Beni değerli gibi hissettirdiğin çok zaman oldu, kendimi kötü hissettirdiğin zamanlar da, ama her şey için teşekkür ederim. Kimse bu kadarını yapmazdı benim için. Seni ölene kadar seveceğim ve öldükten sonra da seveceğim. Seni hep seveceğim. Bana kalsa hiçbir kızla konuşma ama çok bencilce olurdu değil mi? Hem kendi gidiyor hem de bana kızlarla konuşma diyor. Öyle demiyorum. Umarım hayatına birisi girer ve bizim aksimize toksik değil de sağlıklı bir ilişkiniz olur. Sen sevince çok güzel seviyorsun. Seni seven de güzel sever umarım. Çok ağlama ama tamam mı? Çünkü ben bazı şeyleri hak ettim. Sınır koymayı bilemedim. Kendime bazen hakim olamadım. Sinirlendim, ayrıldım, üzdüm ama seni çok sevdim. Beni unutman lazım sevdiğim, en kısa zamanda ve çok mutlu olman lazım çünkü sen hak ediyorsun. Ben de bunu hak ettim. Seni çok seviyorum bir tanem. Seni çok özleyeceğim. Her ne olursa olsun, iyi ki hayatıma girdin. İyi ki böyle bitti. He bir de sevdiğim, dershaneden sevgilisi olan birisiyle otobüse kadar yürümekle iki kız arkadaşla kafede saatlerce oturup sohbet etmek aynı şey değil. Ne olur ne hissettiğimi anla"

Yazdıktan sonra telefonumu kapatarak çantaya koydum. Ayağa kalktım. Başımı aşağı eğerek baktım. Deniz gözüküyordu. Aynı rüyam da olduğu gibi denize atlayıp boğulacağım. Tek fark rüya da düşüyorum, bu sefer ise kendi isteğimle atlayacağım.

Okyanusun bir parçası olacağım...

Ayağımı attım. Bir boşluk oluştu. Vücudum buz gibi suya çarptı. Daha ölmemiştim. Geri döne bilir miyim bilmiyorum ama ölmek istiyordum. Bazıları hani son anda vazgeçer ya, işte ben pişmanlık bile duymuyorum.

Geriye sadece tek soru kalıyor: "Değdi mi?"

Bazılarına göre değmez, ama bana göre değiyor. Hatta bir çok şeye değiyor. İşte bir tek bu soru benim açımdan cevapsız kalmamıştı.

Ölmüş bir ruhu bedeniyle eşitliyorum sadece...

....

Final sahne de hangimizin göz yaşları firar olmadı ki? Şahsen ben yazarken ağladım, ağlarken yazdım. Üstteki şarkı da beni derinden etkiledi. Bu yüzden sizi daha fazla acıtacak, canınızı yakacak şeyler yazmış, kötü anılarınızı hatırlatmış ola bilirim... Bunun için özür dilerim. Bazı cümlelerimi tekrardan okuduğum da benim bile canımı yaktı, bazı şeyleri hatırlattı, sırf bu yüzden sizi anlıyorum! Bende böyle acımasız biriyim işte...

Gerçekten Açelya Yıldırım olayı beni de derinden etkiledi. Ah Açelya'm, Ah güzelim yalnız bir erkek için değil, hiç bir insan için canına kıymaya değmez.

Bunu da bu yüzden yazdım. Bazı kızlarımız anlasın diye... Annem diyor ki: "Kızım neden tekrar tekrar aynı şarkı çalıp duruyor?" nasıl anlatayım senin gibi bir annenin kızı kendi canına kıyıp, hayatını mahvetti de bende onun hayatını yazıyorum diye? Nasıl söylenir ki bir insana?!

Bunu yazmak benim için de kolay olmadı, inanın bana. Sizleri seviyorum sevgili okurlarım!

Umarım hiç birimizin sonu böyle olmaz...

Sorular:

Sizce değdi mi?

Siz olsanız böyle bir durum da ne yapardınız? (Allah korusun!)

Açelya'ya bir notunuz olsaydı bu ne olurdu?

Güzel yorumlarınızı ve biricik yıldızı esirgemeyin, lütfen :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.