İçeriğe geç

AH BE HOCAM+18

Bölüm 51 · 54 dk okuma

AH BE HOCAM+18

Bölüm 51

Bölüm 46

Merhaba sevgili okurlarım uzun bir süre buraya uğrayamadım. Uğramak istemedim. Yazdıklarım bir zaman sonra bana bile ağır gelmeye başladı. Bir sorumluluk gibi baktığım için yazmak istemedim. Bu bölüm çok önceden yazılmıştı. Hiç bir yerini değiştirmedim İyi okumalar ... Ben: bu kadar inanma buna. Telefonu kapattım. Kıraç'a da yazmalıydım. Bir an çok fazla evham yaptığımı düşündüm. Belki de bir şey demeyecek- "KIZIM!" Üst kata çıkan merdivenlerden babamın ayak sesleri geliyordu. Ben: kıraç. Annemlere Arsen bizim fotoğrafımızı atm Yazamadım. Telefon elimden kayıp düştü. Kapıya vurulan yumruklar çoğaldı. "Aç kapıyı. Boşuna bize masraf çıkarma canım kızım." /Kıraç/ Ada'm gittikten sonra bir bardak su alıp L koltuğa oturdum. Kucağıma çektiğim dizüstü bilgisayarımdan deneme matematik sorularına bakıyordum. Belki bir kaç tanesini adaya atarsam bakabilirdi. Onlara bakarken yarım saatim geçti. Telefonum çalmaya başladı. Sesini açık unutmuş olmalıydım. Bir an adanın aradığını sanıp keyifle telefonu açacağım sırada ekranda gördüğüm isimle şaşkına uğradım. Arsen Telefonu açtım. En ruhsuz sesimle "alo." Dediğimde konuşmaya başlamıştı bile. "Kıraç, adanın annesine sizin çok sevimli fotoğraflarınız attım. Belki bir oraya uğramak istersin." Daha devam ediyordu. Telefonu kapatıp acele ile ayağa fırladım. Siktir. Yeter artık. Benim kadınım bir kez bile eve gittiğinde mutlu olamıyordu. Bir hafta önce ona dediğim şeyi gerçekleştirme vaktiydi. Sinirden titremeye başladım. Ne ara evden çıkıp arabayı çalıştırdığımı hatırlamıyordum. Anahtarlar cebimdeydi. Üzerimi değiştirmemiştim. Bitti. "Ona dokunursa. O adamı öldürürüm." Kendi kendime mırıldandım. Adanın gözü önünde olmazdı belki ama depo kullanmak hoşuma giderdi. Evlerinin önünde hızlı bir frenle durup tekerlekleri inlettim. Kapıyı kapattım. Çalmaya başladığım kapıyı açan olmadığı takdirde kırmaktan keyif alacaktım. Ama açıldı. İlk kıvılcım hanım gözleri kocaman olmuş bir şekilde bana baktı. Yüzüme kapatacakken bunu deneyemeden içeri girdim. Kayışlarımın koptuğunu hissediyordum. "Onu sapık hocasından kurtaran ve şu an sevgilisi olan hocası geldi." Adanın babası yüzsüzce kelimelerini yüzüme savunurken salonun ortasındaki halının üzerinde ellerini önüne kaldırmış oturan sevgilimi gördüm. Adaya çevirdi başını babası. Baba demeye bin şahit isterdi. Elindeki kemeri görmemle donup kaldım. Bir kez şaklattı. "Sevgiline haber verdiğini söyleseydin keşke." Adanın kolunun bir tarafı kıpkırmızı olmuştu ve ağlıyordu. Kemeri kaldırıp benim kadınıma indirmesine kalmadan adanın babasının üzerine atlayıp yere yatırdım. Sinirden kontrol bende değildi. "Sen benim sevdiğim, gözümün ucu ile baktığımda incinecek diye korktuğum kadına sen el kaldıramazsın!" Art arda yumruklar indirdim. Bana karşı koyamadı. Kim koyabilirdi ki. Hantal bir vücut bir kaç hamleden sonra et yığınına dönüşürdü. Annesi çığlık attı. "Sana emanet ettik biz kızımızı sana güvendik. Onu kullanarak mı bize teşekkür ediyorsun!" Annesinin sesi kulağıma geldiği anda ona doğru dönüp baktım. Bakışımla birlikte bir adım geriye gitmişti. Gerçekten de şu an sapıtmıştım. "Kullanmak mı? Sen çok iyi bir anne olduğunu sanıyorsun herhalde-" "Benim anneliğimi sorgulayamazsın." Diye ciyakladı. Babasının ismini unutmuştum. Onu takmadan tekrar odağımı yüzü kan olmuş adama çevirdim. Gülümsedim. "Ben onun gözünün içine bakarken sen onun sırtına bu siktiğimin kemerini indiremezsin!" Sadece yumruklama iznini kendime vermiştim. Yanımda silahım yoktu. Olsaydı da buna adanın bakmasını istemezdim. "Beni anlıyor musun?" Dedim. Üzerinden kalkıp onu yakalarından tuttum. "Polisi arıyorum." Annesinin kısık sesli sesi kulağıma gelince babasını öylece bırakıp annesinin yanına gittim. Ağzı yüzü kan olmuştu. Ben tatmin olmasam da. "Ara polisi. Ararsan çok sevgili şiddet yanlısı kocan belki de mezarda olur." Kıvılcım hanım benim ani çıkışıma gözlerini belertti. "Sen iğrenç birisin." Omzumdan tutup itecekken kollarını tuttum. "Ben mi iğrencim. Çocuğuna bunu yapan adam kahraman ama kızını seven adam onu dövünce iğrenç." Yüzümdeki gülüşe engel olamadım. Amcama dönüşmekten nefret etsemde önüme öldürme prosedürleri geldi. Ders 1 "Sevdiğin bir kadına zarar veren herkesi öldür." "amca-" yargıya teslim edebilmeyi söyleyecektim. "Öldür. Ve buna yardım eden herkese işkence et. Yaptıkları şeye pişman et." Başını iki yana sallayıp ana döndüm. "Evet benim yanımdaydı. Ve evet düşündüğünüz her şeyi yaptık. Saatler önce ve yine bir sikik olay çıkıp benim kadınımı üzüyor. Ben sabırlıyım kıvılcım hanım. Ama size katlanacak kadar değil. Ada benimle kalıyor." Ağzını açtığı anda. Kollarını hafif bir kuvvetle geriye bıraktım. Kadına el kaldırmazdım. Ama konu başka yerlere geldiğinde cinsiyet belirleyici bir şey değildi. Kadın geriye sendeledi ve koşarak kocasının yanına gidip ona baktı. Bende bu süre boyunca bizi ağlayarak izleyen minik ada'ma baktım. Ona doğru geldiğimde yüzündeki kızarıklığı da gördüm. Hatta daha ayrıntılı. Köprücük kemiğinde de kemer izleri vardı. Onu kollarıma aldığımda sesini çıkarmadı. Hızlı nefesi kulağımda attı. Ailesini dağıtmıştım. Babasını neredeyse öldürecektim. Yine de bana kollarını sardı. Onu kucağıma aldım. Tek kelime etmedi. Üst kattaki odasına çıkarırken boynuma göz yaşlarını döktü. Katlanamıyordum. Onun ağlamasına katlanamıyordum. Bu gece zor geçecekti. Daha akşam bile olmamıştı. Odasının kapısı açıktı. İçeri girdim. Onu yatağa bıraktım. Yüzünü ellerimin arasına aldığımda konuştum. "Şimdilik sadece okul tişörtüne ve kitaplarına ihtiyacın var. Geri kalanı eve birini gönderip alırız." Kızarmış aşık olduğun gözlerle bana baktı. Kanlı ellerime bu kadına dokunuyordum. İçine bir nefes çekti. Konuşma için güç. "Dolapta okul formam var altta da kot pantolonum. Okul ders kitaplarım. Çalışma masamın yanında." Başımı salladım. İstediği bir çantaya okul kıyafetlerini koyup ona uzattım. Okul çantasına da ders kitapları ve defterlerini koydum. Burnunu çekti. "Çekmecede de senin yüzüklerin ve kalemin var." Gözlerine baktım. İçinden gelmeyen gülümseme ile bakıyordu. "Onları da al." Bir şey söylemeden o kutuyu da alıp ona uzatım. Okul çantasını elime aldım. Ada da kıyafetlerinin olduğu günlük kullanım için uygun olan çantayı aldı. Odasına baktı. "Geri kalan eşyaları alacağız güzelim. Şimdilik bunlar." Başını salladı. Elimi beline attığımda tısladı. Sırtına da mı kemer geçirmişti. O adamı öldürmeliydim. Merdivenlerden inerken adaya kolumu uzattım. Koluma girdi. Daha doğrusu tutundu. "Benim senin gibi bir kızım yok!" Dedi annesi bağırarak. Babası biraz ayılmış görünüyordu. Yüzündeki kan devam etme isteğimi tetikliyordu. Ada kolumu sıktı. "Sen bana hiç annelik yapmadın ki." Babası öksürmeye başladı. Gülüyor muydu? "Orospu ol güzel kızım. Adam seni postaladığında geleceğin yer yine-" adanın dış kapıya yaklaşmış yerimizin hemen ucuna çantasını bıraktım. Ağırdı. Ama adaya göre ağrıdı. Babasına son vuruşu yapmaya gittim. Annesi adamın önünde siper olsa da onu çekmek zor olmadı. Ortada bir sehpa vardı. Karşı koyamayacak kadar dövüş bilmeyen babasının kafasını devam edeceği sırada sehpaya geçirdim. Yanına eğilip kulağına yaklaştım. "Bir daha benim olana kötü herhangi bir sıfat yapıştırırsan." Dedim tepki ölçmek için susarken. "İşte o zaman. Bu evi çok arayacağın bir yerde konuşma yaparız." Sesim kendime bile yabancı geliyordu. En son bu kadar sinirlendiğimde depodaki adamdan sinirimi çıkarmıştım. Onun baygın kafasını bırakıp adayı evinden çıkardım. Annesinin dili tutulmuştu. Arabaya bindiğimizde ada tepkisiz kaldı. Kucağındaki kutuya ellerini sarmıştı. "Babamı dövdün." Dedi cılız çıkan sesiyle. Arkaya koydum çantasını. Onun elindeki çanta da aynı kaderi paylaştı. Telefonunu yavaşça elinden çekip vitesin yanına koydum. Kutuyu da elinden aldım. Ellerini ellerimin içine aldığımda geriye yaslanmadığını yeni farkettim. Elleri ellerimin arasında titredi. Üzerindeki elbise derisine yapışıp kızaran yerleri tahriş ediyordu. "Elbiseni çıkar." Anlamsız baktı. Dediğimi yaptığında üzerimdeki tişörtü yavaşça bedenine geçirdim. "Bununla daha rahat edersin." Elbisesini katlayıp kucağına koydum. Benim tişörtlerimi seviyordu. Şimdiye kadar yeşil ve mavi tişörtlerim ondaydı. Şimdi de gri eklenmişti. Yavaşça geriye yaslandı. Arabayı çalıştırdım. Ellerimdeki kanı görmezden geldim. Adaya bakmadan önce temizlerdim. Ne kalbim sekinleşmişti ne de geri dönüp adamı öldürmek istemiyorum diyebilirdim. Yanımda kaldığı için adanın sevinmeliydim. Sevinen kısmım vardı ama böyle değildi. Babası pezevengin önde gideniydi. Elime minik bir el uzandı. Direksiyondaki elimi tuttu. Elimi ona verip tek elimde sürmeye başladım arabayı. Torpidodan çıkardığı ıslak mendile karşı dilim damağım kurdu. Bir şey diyemedim. Bir şey dememe ihtiyacı yokmuşçasına elimi temizledi. Sonra diğerini vermemi istedi. Kucağındaki dört tane ıslak mendile karşı çöp kutusunun yanında durmayı reddettim. Parmaklarıma parmaklarını bıraktı. "Benden sıkılmayacaksın değil mi?" Ağlamaklı ses tonu çatlamış ve saçmalıyordu. "Ada. Saçmalama-" "Sen benim yaralarımı sararken ben senin yaralarına hiç bişi yapamıyorum. Hemde koca bir hiç bir şey. Yanında olmaktan başka bir şey yapamıyorum." Ben ondan başka bir şey istemiyordum ki. Böyle düşünmesi bile beni üzmeye yetiyordu. Benim kalbimi hızlandırıp üzmeyi bilen bu kadına karşı hissettiklerim yakan değildi. Kaç defa da söylesem inanmıyordu. İnanmayacaktı. Yatakta ona olan sevgimden şüphe etmediğine inandığını söylemişti. Şimdi üzerinde çalışmamış gereken diğer konuyu da belirlemişti. "Üzgünüm ama baban pisliğin teki. Sırf seni üzmemek için onun orada işin-" ne dediğimi anladığım anda duraksadım. "Bitirmedin." Diye tamaladı beni. Evimin önünde durduk. "Canımı yaktı Kıraç. Beni psikolojikman ikisi de sikip attı. Onu toplamak zaman alacak." Moralinin çok iyi olduğu anı da biliyordum. Aniden düştüğünü de biliyordum. Rol yapmada da göz ardı edip ana odaklanıyordu. Bu sayede mutlu oluyordu. Diğer yandan çok düşünmekten kafayı yiyordu. Benimleydi. Artık benimleydi ve onu ailesine bırakma gibi bir planım da yoktu. Onu korkutmamak için sinirimi direksiyona vurmadan atmaya çalıştım. canını yakmışlardı. Gülümsedi. "En azından... Adis var." Sonra ağlamaya başladı. İç çekileri yüreğimden parçalar koparırken onu içeri taşıdım. "Çantalar-" "Onları sonra alacağım." Telefonu da arabadaydı. Hepsini alacaktım. Ama önce kadınım. Adis hemen ayağıma dolandı. Üstüm yoktu ve adanın bana ten temasından şu anda zevk almamaya çalıştım. Şu an değildi. O da benim üstsüz olmaması takmadı. Onun önce elini yüzünü yıkadım. Saçlarını esmesinde at kuyruğu yapıp sevdiği gibi önceki perçemlerini açığa çıkardım. Banyodan bir kaç tane krem aldıktan sonra içeri götürdüm. Bir seferinde elimi yakmıştım. Doktorun bana verdiği krem 3 gün içinde yanığı normale çevirmişti. Sık sürmemin faydası da vardı tabi. Onu koltuğa oturtup üzerine çıkardım. Sütyen askılarını indirdim. Siktir. Arabadayken sırtını görememiştim. Şimdi ise- Babasını öldürecektim. Çizgiler beline doğru iniyordu. Elime kremden biraz aldım. Bu yakacaktı. "Bu yakabilir güzelim. Dayanmaya çalış. Eğer dayanamazsan sen uyuduktan sonra sürerim." Sırtının birazında sürmeme kalmadan ada inledi. "Siktir. Bu- çok yakıyor." Arkasında olduğum için bacağıma tutundu. Her sürdüğümde acı dolu iniltiler çıkardı. Sürmek zorundaydım. Sürmezsem izi kalırdı. Hayvan gibi vurmuştu. Ada da devam etmemi söylediğinde ön kısmına geçtim. Köprücük kemiğindeyken elimin üzerine göz yaşı damladı. Köprücük kemiğini de bitirdim. Koluna da sürdüm. Sessiz göz yaşları yanaklarından akarken iş yapmanın bu kadar zor olduğunu düşünmüyorum. Hiç bir kadın için böyle hissetmemiştim. Önümde ağlamamışlardı. Kremden sonra üzerine tişörtümü geçirdim. Onu kendime çektim. Başını üzerine öperken göz yaşladı bu sefer göğsüme alıyordu. "Yemin ediyorum. Sana bu yaşadıklarını unutturacağım. Sana bunu yapan herkese de bunu ödeteceğim." Fısıltımı duyunca bedeni kendini kasmayı bıraktı. Acısına rağmen bana belimden ellerini sardı. "Yap. Lütfen. Ben dayanamıyorum artık." Benim de gözümden bir damla yaş adanın saçlarının arasına düştü. "Yapacağım." Adayı iki saat içinde yatırdıktan sonra Tuna'yı aradım. "Alo abi." "Polislik küçük bir meselem olabilir bunu engellemek ister misin?" Normalde bunun şakasını yapardım fakat hiç havamda değildim. Üst katta yatan ve canı yanan kadınım vardı. "Söyle." Ona adanın yanına gittiğimi ve beni bundan Arsenin haberdar ettiğini söyledim. "Tamam. Olursa mahkeme olur. Ve adanın da ifadesine ihtiyacımız olur." Siktir. "Ada ifade vermeyecek." "O zaman tek çözüm kıraç. Biz halledeceğiz." Arkadan bebek ağlaması gelince devam etmeye çalıştı ama devam edemeden kapaması gerektiğini söyledim. Ellerimi mutfak tezgahına dayadım. İşler boka sarıyordu. Ailesi rahat durmadan adayı isteyeceklerdi. İlk defa bir kadını şiddet yanlısı bir şekilde ittirmiştim. Gözlerimi kapatıp açtım. Bunları nasıl yapmıştım. Adaya bir şey olması dengemi bozuyordu. Bu ikinci defa oluyordu. Üçüncü olmaması için elimden geleni yapacaktım. İlki Arsen ikincisi ise babası. Benim kadınım nelerle başa çıkıyordu. Arseni aradım. İkinci çalışta açtı. "Özlemime-" "Başlatma özlemine." "Aldın mı kadınını?" İğneleyici tonunu umursamadım. "Aldım. Geç kalsaydım artık bir kadınım olmayacaktı Arsen. Ne yaptığının farkında mısın?" Arsen öküzün önde gideni bir hayvan olabilirdi. Yine de kendi yemeğini başka birine kaptıramazdı. Hem de bir oyun parçasına. Duraksadığını hissettim. "Ne yapmış?" Dedi. Sesindeki tonu benim sinirlendiğimdeki tona benziyordu. "Kemer. Biraz da fiziksel şiddet. Bunu yapmamalıydın." Benim sesimin ölümcül sakinliği eski arkadaşımı sinirlendiriyordu. Okkalı bir küfür savurdu. "Hallettin mi? Halledebilirim." Olayların ciddiyetinde olan arseni seviyordum. "Halletmedim. Ama halledeceğim." "Okan Tarın'ı götüme soktuğunda ne bekliyordun. Bir şey deme. Bende bu kadarını beklemiyordum." Nefesimi verdim. "Uzak dur. Götüne giren şeylerle ilgilen ve bunun suçu sende değilmiş gibi davran." En iyi yaptığı şeydi. Kahkahasını duydum. "Adayı öldürmek istiyorum Kıraç. Hem de hiç olmadığı kadar. Bu yüzden iyi bak ona." "Oyunların bile kuralları vardır Arsen." "Biliyorum kıraç. Senin yanına gitmeyeceğini bilsem ben gidecektim." Onun yüzüne kapattığım gibi yüzüme kapattı. İki anlamda da yorumlanabilecek bir cümle. Belki de sevile aşık olması durumu biraz zorlayıcı olacaktı. Hala aklı adayayken sevile odaklanabilecek miydi? Sevili kaçırmayı sadece bir saniye düşündüm. Başımı iki yana sallayıp vazgeçtim. Adaya dediğim gibi devam edecektik. Bebek adımları. Yakın zamanda sevile gidecektim. Onunla konuşmalı durumu açıklamalıydım. "Kıraç." Sesin geldiği yöne mutfak kapısının pervazına çevirdim. Benim minik kalbi kırık lokumum orada bana bakıyordu. (Gitti ciddiyet.) Yanıma geldi. "Neden uyandın?" Dedim perçemini severken. "Uyuyamadım." Çok duyarlı olmuştu. Bana geldiği zamankine kıyasla da çok kırılgan. Hakkı vardı. Ayaklarının yere sağlam basmasını istiyorsan en dipte neler çektiğini hatırlaman lazımdı. Onun aslında güçlü biri olduğunu içten içe biliyordum. Ona söz hakkı verilmediğinden içine kapanmıştı. Boynuma sarıldı. Kucağıma tırmandı. Ellerimi poposunun altına koyup destek verdim. Boyuma başını gömdü. "Yarın pazar." Dedi. Boynuma bir öpücük kondurdu. Sırtına baskı uygulamadım. Mutfaktan çıktık. Bizi yatak odasına taşıdım. Yatağa önce kendim oturdum sonra adaya baktım. "Acıyan bir yerin var mı?" Başını salladı. Tamam üzerimize örtü atmadan yavaşça yanıma gelmesini söyledim. Bana sarıldı. Göğsüme yattı. "Artık burada mı kalacağım." "Evet. Her zaman kalbimin tam üzerinde kalacaksın." Yarın her şey açıklanırdı. Bugün sıcak olan olaylar. Yarına eskimiş bile oluyordu. "Ve hayır. Seni sen istesen bile bırakmayacağım." Düşündüklerini dile getirdiğimde bunu nasıl yaptığımı merak ediyordu. Onu merakta bırakıp kollarımı omuzlarına sardım. Diğer elimi de yanağına koydum. Bir bacağını iki bacağımın üzerine attı. Sahipleniciliği karşısında dilimin olmak istediği yeri hayal ettim. Aletim seğirdi. Şimdi değil. Göğsümdeki kadınımın nefes alış verişi düzene girince ben daha uyuyamamıştım. Düşünmek zorundaydım. Geleceği düşünmek zorundaydım. Çok hızlı olan şeylerde çok hızlı yere çakılmıştık. Ailesi şimdi sorun olmasa da sonrası için bir şey diyemezdim. Elimden geldiğince adaya yetmeye çalışacaktım. Annemle iyi anlaşmışlardı. Belki annem de yardım ederdi. Bir aile döküntüsünü başka bir aile kurtarabilirdi belki. Adanın da bunu istemesi gerekiyordu. Bunu istemesi için her şeyi yapacaktım. Ona giyinme odasında aniden karar verip anlatmamın nedeni saklamak istemememdi. Çok hoş karşılanmasa da amcamdan da bahsetmiştim. Sorduğu sorulara cevap vermeden düşünme fırsatını kendime çok az vermiştim. Kartları açık oynama zamanıydı ... Ada Dün olanlar üzerine bir çığ gibi düştü. Kıraçın düzenli nefes alış verişini kulağımın altında hissediyordum. Bu beni hiç olmadığı kadar rahatlatıyordu. İçki içmişim de arka planda kalan her şeyi unutmuşum gibi hissediyordum. Bir anda annemin gelmesi bana babamın geleceğini söylemesi. Odama çıkıp arseniğe yazmam. Aksiyonu çok uçlarda yaşamıştım. Kıraça yazamamıştım bile. Arsen kıraça haber vermezdi. O öyle bir adamdı. Öyleyse Kıraç nerden biliyordu. Ben Sevil ile konuşmak istiyordum. Onun hiç bir şeyden şu an haberi yoktu. Bir gün bunu yapmasını bekliyordum Arsenin ama dün değildi. "Uyanmışsın güzelim." Beni biraz sıkıştırınca ağzımdan bir nefes kaçtı. Hatasını anlamış gibi geri çekti ama tutunuşunu bırakmadı sevgilim. Dün babamın beni dövdüğüne inanmıyordum. Ama yapmıştı. Benim babam. Beni kemerle- "Düşüncelere de dalmışsın." Başımın üzerini öptü. "Dün gece senin yaptığın gibi mi?" Farketmediğimi sanıyorsa yanılıyordu. Beni yatırdığı anda daldığı puslu ruh halini hissetmiştim. "Bana dikkat etmen yüreğimde bir yerlere dokundu aşkım." Güldüm. "Başka yerlerine de dokunmamı ister misin?" Gece üstsüz yatmıştı. Ve bu beni aşırı ateşli bir hale getiriyordu. Şu anda bile. Gerildi. "Ada." İleri gitmemiştim ama ses tonu durmamı ister gibiydi. Bence de durmalıydım. Dün yaşananlardan sonra bir süre durmalıydım. Adis yatağa atladı. Kapı aralıktı. Oradan girmiş olmalıydı. Üzerimizdeki yorgana çıktı ve yüzümün önüne geldi. Miyavladı. "Hiç ayrı kalamıyoruz dimi oğlum." Sol elimle tüylerini sevdim. Başını sevince bana daha şok yaklaştı. Ben kıraça 'bu anları bırakma.' Derken bu şekilde bir şey kastetmiyordum evren. Çok ciddiyim. "Kıraç ben dün ne olduğunu hatırlamak istemiyorum. Kafam çok karışık. Çok yoruldum. Bak bu sefer cidden çok yorgunum." Adisi yorganın içinde davet ettiğimde ittaat ederek içine girdi. Boynuma koyduğunda başını dişlerimi sıktım. Oraya da vurmuştu babam. Kıraç adisi benim boynumdan aldı. Hem de adisin hemen boynunun altından çekti. Kediyi yere bırakınca huysuzlansa da yatağın kenarına çıkıp oraya kıvrıldı. "Sen çocuğa ne yaptın!" Bildiğin alıp yere koymuştu. Tek eliyle. Benim adam. "O yaralara ben diyene kadar Adis yanaşamaz." Dedi yanağıma yaklaşıp bir öpücük kondururken. "Daha iyi misin?" Diye eklemeyi de unutmadı. Başımı salladım. Göğsündeki kalbi sakin atsa da etrafa yaydığı ölümcül aura elle hissedebileceğim türdendi. "Evet." Dedim. "Gerçeği istiyorum." Ne kadar hasar aldığımı merak etmesi içime dokundu. İçimi yumuş yumuş yaptı. "Berbatım. Ayağa kalkacak halim yok." "Halledeceğiz. Bu sefer yalnız değilsin. Olmayacaksın." Dedi. İç geçirdim. "Canım yanıyor Kıraç. 18 yıllık ailemden gördüğüm muamele canımı yakıyor." Nefesimi kesiyordu. Dayanamıyordum. Eskiden de atışırdık. Genelde susan taraf ben olsam da bana sevgi dışında çoğu imkanı sağlamışlardı. Tamam çok iyi bir çocuk değildim. Alkol alıyordum. Dışarı çıkıyordum. Sevil'de kalıyorum diyorum başka yerlere gidiyordum. Barlara gidiyordum. Adamlarla öpüşüyordum. Güvenleri kırılmış olabilirdi. Daha fazlası vardı. Hayata bir kere geldiğim için denemek istemiştim. Spontane bir hayat istemiyordum derken ciddi olsam da şu an o hayatı tercih ederdim. "Biliyorum. Elimden geldiği kadar... daha fazlası yanındayım. Biraz dışarda dolaşmak ister misin?" Başımı kaldırdım. "Dershane yok mu?" "Senin için yok. Ama biraz matematik çalışacağız." Yüzümde oluşabilecek en samimi gülümsemeyi çıkarmaya çalıştım. Çarpık bir şeyler oldu. "Ailen seni okuldan alamaması için e devlet şifrelerini değiştirdim. Bir süre giriş yapamazlar." Şaşkınlıkla baktım. Yazılımcı olduğunu yemi öğrendiğim sevgilim neler yapmıştı öyle. "Gerekliydi Ada." "Başka ne yaptın?" Pürüzsüz yüzünü inceledim. "Nereye gitmek istersin? Alışveriş yapmak biraz daha moralini düzeltir mi? Ve ya piknik. Manzaralı bir otelde de kalabiliriz. Şehri terk etmek istersen o da olur." Günlük ped almam lazımdı. Evde vardı. Fakat kıraçta kalacaksam bir kaç eşya almalıydım. "Sen şimdi kesin beni evine kabul ettin mi?" Yanağına elimi koydum. Bunu yaparken sol elimden destek aldığım için yüzüm buruştu. "Sen gönlüme ev kurmuşken bu evde olman ne ki benim küçük çilekli pastam." Racon. "Seninle yaşamaktan sıkılmayacağım." Diye devam etti. "O zaman bir kaç gerekli şey lazım. Kişisel eşya olarak. Fakat benim o kada-" "Paranın lafını etmeyeceksin değil mi? Eğer edersen bu odayı dağıtırım Ada." Bakışlarımı önüme indirdim. Konuyu değiştirmeliydim. "Cidden dershaneye gitmeyecek misin? Senden anlayan insanlar var Kıraç. Ve bu hafta sınav haftaları. Lütfen sen git." Dedim konuyu değiştirerek. "Hayır." Dedi keskin bir sessizliği bölmek kadar dikkat çekici sesiyle. "Sen daha önemlisin." Dedi gözümün içine baka baka. "Benim için değerlisin. Dershaneye gitsem bile aklım sende kalacak." Yanağımı elinin tersi ile sevdi. Beni bu kadar sahiplenen adama diyecek bir şeyim yoktu. Onun beni sevdiğini anlamıştım. O yüzden dudaklarına uzandım. Tabi ben uzanana kadar yarım dakika geçmişti bile. Anca. Sırtımdaki kemer izleri canımı yakmadan bu kadar oluyor. Dudaklarımızın birleşmesine 1 santim kala tükendim. "Allah için sen öp. Sırtım çok yandı. Kolum da." Gözlerinden sinirli bir bakış geçti. Dudaklarıma değdi dudakları. Yükselemedim. Kıraç da pozisyonu değiştirmedi. Ağzımı açacağım sırada kürek kemiğim kıraçın göğsüne sürtündü. İnledim. Ondan ayrılıp yatakta dikleştim. Yakasını çekiştirip boynumun aşağısına baktığımda hassiktir- Ağzımdan isteksiz ne yapacağını bilmeyen bir nida çıkıverdi. Çıplak mı yatmalıydım acaba. İzleri gördükçe gözlerim doldu. "Kıraç, bunlar nasıl geçecek?" "Doktora gidiyoruz." Çoktan ayağa kalkıp bana üstsüz göğsümü sunuyordu. Bu adamın karın kaslarına hayrandım. Uzanıp dokunsam... "Bakma öyle Ada... gel." Benim tarafıma geldi. Beni dirseklerimden sağlamca tutup ayağa kaldırdı. "Sütyeni giymeli miyim?" "Giyme. Üzerine bol bir tişört veririm. Altına kotunu git çıkalım." Ben hala on başımı kaldırmış olayları kavramak ister gibi bakana kadar. Giyinme odasına gidip benim kotumu getirdi. Diğer elinde de siyah bir tişört vardı. İkisini de yatağa bıraktı. "Yardım edeyim mi?" Başımı iki yana sallayınca kendi giyinme odasına gitti. Bu aceleci tavrına de demem lazım. Kıraçın sesi geldi. "Bana dermatolojiden randevu alabilir misin?" Hem onu dinleyip hem de üzerimdeki tişörtü çıkarttım. Ona yapışan derim canımı yaka yaka bir hal oldu. Mental acılara katlanılıyordu da fiziksel olanlar daha çok can yakıyordu. "Tamam o saate yetişiriz." Bir görüşürüz bile demeden telefonu kapatıp yatak odasına geçti. Çoraplarımı geceden beri çıkarmadığım için hemen üstüne kotumu geçirdim. Çorap da almam lazım. "Ada hazır mısın?" "İnsanı aceleye getirme Kıraç. Daha yüzümü yıkam-" beni hemen banyoya soktu. Saçlarımı toplamam için akşamdan yaptığı örgüyü bozmam lazımdı. Yüzümü yıkadım. Kâğıt havluya kuruladım. "Saçın?" "Kalsın." Su ile üstünden çıkan dik telleri düzelttim. Yeni gibi oldu. Elimi tuttu. Beni odadan çıkarırken telefonumu komodinden bana uzattı. Telefonumu ben bile unutmuştum. Hemen popomdaki cebe koydum. Kıraçın tişörtü onu örttüğü için zor olmadı. Kendi de lacose gitmişti. Renkler uyumluydu. Odadan beni çıkardı. Merdivenlerden de benden önce indi. Beni incitmemeye özen gösteriyor buna sebep olan herkesi öldürmek istiyordu. Sırtım dışında üst vücudum sızlayınca ayaklarım daha fazla ilerlemedi. Kıvranmak istiyordum. Kıraçın sürdüğü kremin şimdiye kadar etkisi geçmişti. "Kıraç..." "Lanet olsun. Kucağıma alsam... acımayacağını bilsem alacağım." Bana döndü. Diğer elimi koluna koydum. Gözleri hızla vücudumda geziyordu. Ne yapacağını karar vermesi 2 saniyesini aldı. "Siktir. Özür dilerim." Elini bacaklarımın altından ve sırtımdan geçti. Kısık sesle acı ile çığlık attım. Ellerinin değdiği yerler sırtımda tişörtle birlikte kemer izlerine değiyordu. Kıraçın tişörtünü kavradım. "Yapma. Bırak. Elin...yakıyor." Evin anahtarını aldı. Araba anahtarını da aldı. Dışarı çıkarken benim gözlerim dolu dolu oldu. Burnumu çektim. Arabanın kapısını açıp beni içeri yavaşça koydu. Alnımı öptükten sonra kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçti. Telefonunu ön panele bıraktı. Arabayı çalıştırdı. Sırtımı yavaşça koltuğa bıraktım. Tısladım. Kıraç sağ elini bana uzattı. Sol elim emri almış gibi harekete geçip elini tuttu. Gözlerimi kapatıp başımı cama doğru çevirdim. Geçecekti. Kesinlikle bu acı geçecekti. Araba hızla harekete geçti. Mahalleden çıktığımızın gözlerimi açtım. Kıraç otobanda gaza basarak ilerliyordu. "Yavaş git sevgilim." Nefesini seslice ve sinirle verdi. Eli elimi bir kaç kez sıktı. "Canın yanıyorken yavaş gitmemi bekleme." 10 dakika bile sürmeden bir hastanenin otoparkına park etmişti bile. Girişe en yakın yerdi. Elimi sıktı. Üzerine bir öpücük kondurduktan sonra arabadan indi. Benim tarafa geldiğinde kendine sorgulama izni vermeden kapıyı açtı ve beni yavaşça kaldırdı. "Yürürüm Kıraç." Dedim beni kucağına almak için eğilince. "Gel güzelim." Koluna girdim sağ elimle. İçer doğru gittik. Hiç sevmezdim bu kokuyu bu zemini ama yanması geçmek sorundaydı. Yoksa ben hayatta bir şey yapamazdım şu halde. Koridorlarda ilerledik. Bir doktorun odasına girdik. Hatta öyle bir ayılığı kıraçtan beklemiyordum ama çalmadan girdi. Ben de hemen yanında. Harika kadro. "Kıraç." Dedi içerideki yaşça büyük kadın doktor. Masasından kalktı. "Hala." Hala mı? Babasının kardeşi. Yoksa. Hala demek gibi bir hala mıydı? Bu ailenin kadınları çok güzel yaşlanmıştı. Saçlarının bir kısmı beyaz olsa da açık tenliydi. Güler yüzlü olduğu yarım metre öteden belli oluyordu. Nefes nefes kalmıştım buraya gelene kadar. Kadının bakışları bana değince gülümsedim. Acı dolu bir gülümseme. "Merhaba." "Hala. Ada benim-" "Biliyorum. Telaşını gördüm. Gel kızım. Önce Hipokrat yemini." Kıraç beni bırakmadan paravan gibi beyaz yerin arkasındaki yatağa oturttu. Çok incelemedim ama ilk girdiğimiz kısım doktorun odası burası da hasta odası gibiydi. "Üzerini çıkarmanı rica etsem." Yatağa oturunca tişörtümün eteğinden tuttum. Bu sırada kıraçın halası "Kıraç sende içerde bekle." "Hala içeri gönderme beni." Kıraçın sesi çok çaresiz çıkıyordu. Buna sebep olduğum için kendime kızmadan edemedim. İçimde sütyenim yoktu. Üzerimdekini çıkarıp tişörtü göğsüme bastırdım. "Tamam geç otur oradaki koltuğa." Halası pes etmiş gibi bakışlarını kıraçtan çekti. Halasının bakışları bana döndüğü gibi gözlerinde saklamaya çalıştığı bir dehşetin yansımasını gördüm. O kadar kötü müydü? Gözümden bir yaş aktı. Başımı yan tarafa çevirdim. Halası hafif dokunuşlarla vücudumu ve sırtımı incelerken ben sadece gözlerimi kapattım. "Hallettin mi?" Dedi halası. Büyük ihtimal kıraça demişti. "Daha değil." Dedi Kıraç. Neyi halledecekti. Şu an düşünmem istemedim. Tekrar önüme geçtiğini hissettiren bir hava akımı hissettim. Gözlerimi açıp halasına baktım. "Rahatlatıcı krem süreceğim şimdi. Yazdığım ilaçlardan ilki hücre yenileme ile ilgili olacak. Üzerlerinde yazıyor zaten sorun yaşamazsınız. İkincisi daha ağır ve iz kalmaması için olacak. Bunu günde bir defa süreceksin. İlkini 3 saatte bir sürebilirsin. Bunları bir hafta kullan. Sonra kıraçla tekrar gelirsin Ada." Omzumun kırmızı olmayan tarafına dokundu. "Geçmiş olsun." İlerideki ilaçların bulunduğu rafa gidip bir ilaç çıkardı. Sırtıma sürmek için yaklaştığında istemsiz kasıldım. Önüme beliren kıraç elini bacaklarıma koysa da gözleri halasını takip ediyordu. Kremi sırtıma sürdü. Sonra sol koluma. Son olarak da köprücük kemiklerime. Anında etki eden kremle birlikte nefesimi verdim. Az önceki o acı da neyin nesiydi. Ölüyorum sanmıştım. "Üzerine eve gidince bir şey değdirmemeye dikkat et. Şimdilik tişörtünü giy evde de atlet giyebilirsin. Çekmesini sağlar." Arkamdaki varlığı yok oldu. Kıraç göğsümdeki tişörte uzandı. "Ben giyerim." Beklenen oldu bana izin vermeden üstümü nazikçe giydirdi. Ayağa kalkmama da yardım etti. İçeri doktorun odasına gittiğimizde reçeteyi bana uzattı. Hafifçe dudakları yukarı kalkınca kırıklıkları belli oldu. "Reçete olarak yazdım. Sgk kapsamında değiller." Başımı salladım. Bakışları kıraça değdi. "Sonra görüşürüz oğlum. Cuma günü olacak davete gelecek misin?" Gözleri bana değdi sonra. "Adayı da getir." Kıraç samimi olmayan bir şekile halasına sarıldı. "Bakarız hala. Böyle bir durumda bende gelmem." Baş selamı verdi ve odadan bizi çıkardı. Elimdeki reçeteye bakarken. Hiç bişi anlamadığım reçeteye. Kıraç eline aldı. Arabaya gittiğimizde önce benim oturmamı bekledi ve sonra da kendi oturdu. "Halamla aram sadece Hipokrat yemini çevresinden gerçekleşiyor." Çok takılacak bir durum değildi demek ki. Beni tanıştırmamıştı ama adımı biliyordu kadın. Belki konuşurken söylemişti. Ama çok kısa konuşmuştu. Elime elini koydu. "İyiyim Kıraç. Bana o şekilde bakmana alışık değilim." Bana çok değişik bakıyordu. Bu bakışı sevmemiştim. Kendimi güçsüz hissettirmişti. Dur ya. Ben zaten güçlü bir değildim. "Okula gitmek istemezsen rapor alalım. Diğer haftaki telafi programını da Fıratla ayarlarım." Ne kadar istemese de beni bu şekilde okula göndermek istemiyordu. Omuz silktim. İyi hissedince bir övgüden gelmişti. "Bir şey söyle." Dedi elimi sıkarak. O zamana kadar ona sadece öylece bakmıştım. "Bu kadar tantanaya gerek yok." Yüzündeki ifade an be an değişti. Bir an önce bana değişik bakarken şimdi bana insan üstü bir kızgınlıkla bakıyordu. Sinirlenmişti. Karşıki dağları yıkacak olan bir sinir dalgası radyasyonu gönderiyordu. "Gerek. Yok. Mu?" Tane tane bastıra bastıra söyledi. "Sen benim için değerini hala anlamıyorsun herhalde. Baban sana şiddet uyguladı ve ben zamanında bile yetişemedim. Kaç defa vurduğunu üzerinden sayabilirim ada. Ve sen bana bu kadar tantanaya gerek yok diyorsun? Ben seni ailenin elinden bile kurtaramamışım... Sakın." Kesin bir noktada bitirdi. Bana nota veriyordu. Arabayı çalıştırdı. Manevi ipleri eline aldı. "3 gün evdesin. Matematik ve fizik sınavlarına diğer hafta girersin. Bir günün boş zaten. Anlaşıldı mı?" Yüzünü bana çevirdi. Elini elimden çekip çenemi tuttu. "Anlaşıldı mı dedim." Kontrolcü Kıraç sana da selam. Ona izin verdim. Başımı salladım. Benim için halledecekse onun evinde biraz dinlenebilirdim. Bu ani çıkışlarının hep sebebi bendim. Bana bir şey olduğunda söylediği gibi kendini kaybediyordu. Bende de öyle oldu. Ona bir şey olsa bende yerimde duramazdım. "Tamam." Dedim. Saçımın önüme gelen kısımlarını kulağımın arkasına koydu ve başımı sevdi. Aşırı sevimli hissettirdi. "Seni düşündüğüm için sapıtıyorum Ada. Yanımda durmanı, seni her şeyden korumak istiyorum. Bir süre bana izin ver lütfen." Devam ederken dudaklarıma bir bakış attı. "Sakinleşmeme izin ver." "Kıraç-" "Sadece 3 gün istiyorum. Sakın seni sonra evine bırakacağımı da sanma." "Racon da kes Kıraç. Senin yerin benim yanım da de." Devam ettim. Çıkışımı bekliyordu. "Tamam anlıyorum beni seviyorsun-" "Anlamıyorsun. Kendini benim gözümden hiç görmedin." "Her neyse-" "Sen yaşadıklarını basite indiremezsin. Bunu sen yapsan ben yapmam." Oflayarak elimi ondan çekmeye çalıştım. Yine bunaltıyordu beni. Sırf bunun için şu an kavga çıkardı. "Boşver Kıraç. İstersen beni eve de bırakabilirsin. Babam söver döver durur." Bende atışmaya yer arıyormuş gibi adamı daha da kışkırtıyordum. Diyeceğim şey değildi bunlar ama söz ağızdan çıkmıştı. Başımı cama çevirdim. Elimi de çekince kendime doladım. "Bu haline susuyorum ama bil ki. Susmadığım zaman gelecek ada." "Bir parantez." Dedi. Ona bakmıyordum. Araba hızlı bir kalkış yaptı. "Orası senin evin değil." Artık değildi. Kıraç Delirecektim. Bu kadın beni delirtecekti. Hem de en kısa zamanda. Ben onu önemsedikçe o kendini hiç önemsemiyordu. Hızla otoparktan çıktık. Emniyet kemerini takmasını söylemedim. Canını yakabilirdi. "Çilekli pasta ister misin?" Nasıl olsa 3 gün onu yanında ben olmadan dışarı salma gibi bir durumum yoktu. Kendisinden çıkacağını sanmıyordum. Vücut dili önümüzdeki 3 gün boyunca dinlenmesini haykırırken onu dinleyecekti. Göz ucuyla adaya baktım. Çok mu ileri gitmiştim. Konu ada olunca ileri gitmenin sınırını aşıyordum. Sürekli özür dileyemezdim. Elimi elini üzerine koyması için uzattım. Biraz beni beklettikten sonra avucunu koydu. Kalbime giden damarlara yayılan enerji ile doldum. "Olabilir. Seninle de yapabiliriz." Dedi. Dönüş yolunda hız yapmadım. "İstersen yaparız. Önce ilaçlarını alalım. Ardından eve gidelim. Kahvaltı yapalım. Kendini iyi hissedersen dışarı çıkarız." Kontrol ve plan. Tabi ki de ilaçlarını ben sürecektim. "İki insan yüzü göreyim." Dedi. Birden kendimi konuşurken buldum. "İleri gittim. Biliyorum. Konu sen olunca hep ileri gidiyorum." Bu çok nadir olurdu. Bana bakıp sırıttı. "3 gün istedin. Bende verdim." Uysal görünen cazgır kedim. Ada "Sevil ben bugün gelemeyeceğim." Kıraç geldiğimiz gibi beni koltuğa oturtmuş ve mutfağa gelirsem arkamdan kepçe ile kovalamakla tehdit etmişti. Gelirken ilaçları almıştık. Bir yere değmemeye çalışıyordum. Rahatsız olmayım diye sürdükten sonra kremi üzerine peçete koymuş üstüme de tişört geçirmişti. Kucağımda da Adis uyukluyordu. Sevile bu halde gidip bir de kızı endişelendirmek benlik bir hareket değildi. Kıraç mutfaktan "dinlenmen lazım telefonla konuşman değil." Diye bağırdı. "Ne oluyor Ada?" Sevilin sesi sakin olsa da ona anlatamadığım için biraz kırılmıştı. Bu kadar yaşanılan şeyi benim en baştan pazar gününden anlatmam lazımdı. Arsen boku olayı da dahil. Bir ivme inecek olsa da en azından toplarlayabileceğim bir ivme inmeliydi. "Anlatacağım Sevil. Sadece iyi olduğumu bil. Sende iyisin değil mi?" "İyiyim. İyiyim." Kıraçın adımlarını duymamla sevile görüşürüz dedim. Bu kadar kısa kesmemeliydim. Hatamı kabul edip rafa kaldırdım. Arkamdan gelip başımın arkasını öptü. "Sevil'le konuşuyordum." Başımdaki dudakları bir saniyeliğine ayrıldı. "Benim konuşacağımı biliyorsun?" Dedi derin sesiyle. "Evet. Sadece bugün gelemeyeceğimi söyledim." Başımın üstünü bir kez daha öpüp "kahvaltı hazır." Dedi. Ayağa kalkarken adisi de yavaşça koltuğa koydum. Başını sevdim ve ayaklandım. "Seni benden fazla sevdiğinin farkındasın değil mi?" Kıraçın yanına gittiğimde elini nereme koyacağını bilmiyormuş gibi havada dururken yakaladım. Sonunda sol elimi tuttu. "Hiç bir hayvan tarafından bu kadar sevilmemiştim." Kıraçı hayvandan saymıyorduk. Kim siker iç açıların toplamını ... Kıraçın hazıladığı patatesi yumurtayı yiyordum. Sessizce. Hatta fazla bir sessizlikle. Kıraç da arada bana yandan bakışlar atıyordu. Onu yine masanın başına oturmasını istemiştim. Bende sol yanına hemen. Çatalımı yavaşça tabağımın kenarına bıraktım. "Çok güzel olmuş." Dedim. Bakışlarımı kıraça çevirip devam ettim. "Ellerine sağlık." Bana bir patatesli yumurtaya bu kadar anlam yüklememi anlamayarak baktı. Çok normal gibi gelmişti şu an. Tabağıma baktım. Bi an boğazım düğümlendi. Artık bu şekilde kahvaltı yapacaktım. Annemin hazırladığı o kahvaltılar yoktu. Arada bir babam otursa da-işe erken gittiği için bizimle oturmuyordu, bende okula gittiğim için-haftada bir denk gelse de aile sofrası olmayacaktı. Dudaklarım büzüldü. Sadece Kıraç ve ben. Bu çok güzel. Her şeyi geride bırakmak bu kadar kolay olamazdı. "Sadece biz mi varız?" Dedim. Başımı kaldırmadan basadaki balı kesiyordum. "Sadece biz varız." Dedi keskin notalarla bilenmiş bıçak gibi sesiyle. Babam bana şiddet uygulamıştı. Onu hep ne kadar bana sevgi vermese de ben onu seviyordum. Lanet olsun. İtiraf ettim işte. Babamı seviyordum. Beni sevmese de seviyordum. Hayatımda benim yerime kararlar verse de seviyordum. Ona yakın olsam da baba özlemini hep o adamdan istemiştim. Peki ya dün. Tokat atmasını normal karşılardım. Ama kemerle beni- kıraç sandalyeyi çevirince ne olduğunu anlamadım. Önümde diz çöktü. Ellerini ellerime almadan önce yüzümdeki ıslaklığı temizledi. "Ne düşünüyorsun? Sesli söyle." Dedi. Bakışları yorumlanamayacak kadar karışık değildi aslında ama o an ayrıştırmak istemedim. Ağzımı açtım ama bir hıçkırık dışında bir şey çıkmadı. Gözünün içine baka baka bir süre sessiz kaldım. "Söyle bana." "Ben babamı seviyordum." Dediğim anda bedeninde oluşan her kasın gerildiğimi hissettim. "Ben o beni sevmese de onu seviyordum. Dün bana vuruş şekli-" sözüm kesildi. Ellerimi ondan ayırıp yüzümü kapatmak için kullanacakken beni omzuna çekti. Orada ağlamama izin verdi. Orayı kiralamaktan öte satın almamı istedi. "Bana artık eskisi gibi bakmayacaklar. Bir gün babamın gözünde bir sevgi gördüm. Nasıl gördüm bilmiyorum ama o da matematikten yüksek aldığımda oldu. Çok aptalcaydı. Sonraki sınavda düşük alınca dedim belki yine bana öyle bakar. 9. Sınıftım. Bakmadı. Yüzüme bile bakmadı. Elini kaldırmıştı ama yanağıma vurmamıştı." Ben omzunda ağlayıp bunları karışık bir şekilde anlatırken vücudu beni korumak ister gibi etrafımı sardı. Krem etkisini gösteriyordu. Fazla da sıkmıyordu. "Ben-" "Kaybolmadın. Kaybolmadın güzelim. Ben sana asla matematikten düşük aldığında kızmam. Yüzüne bakmamazlık yapmam. Sadece başarılı olmanı isterim. Benim yanıma kendini bunlara zorunlu hissetmeni istemem." Onun dediklerinin yarısını dinlemedim. Başımı ensemden tutup göz teması seviyesine getirdi. "Ben o hayatımı hemen bırakamam. O evde 18 yılım geçti Kıraç. Konu maddiyat değil. Çoktan evlatlıktan red yediğimi düşünüyorum-" dayanmadan sözümü kesip ensemi anlamam için sıktı. "Ben sana yeterim Ada. Ben yeterim sana. Zor olacak. Benimle yaşamaya hemen alışmanı bekleyemem senden. Deneyebilirsin. Bazı şeyleri şakaya vurup ortamı dağıtmana gerek yok." Yanağımı avuçladı. "Ben biliyorum." Gözümden bir damla daha yaş aktı. "Seninle hep aynı konular konuşuyoruz Kıraç. Her seferinde koltuğunda, yatağında, dershanede, kendi yatağımda da. Ben bundan da sıkıldım ama yapabileceğim hiç bir şey de yok. Buna sinirleniyordum." "Duygularını en dibine kadar yaşayamazsan, o duygular bir gün sen gafil avlar bebeğim. Senin evine geldiğim ilk seferde bu duyguları bastırıyordun. Git gide sınıra ulaştı. Şimdi de bir patlama noktasına geldi. Bu patlama noktası genelde bağırmayla yüzleşmeden kendi içinde olur. Kendi içindeki mahkemede kazanman lazım. Unutmayacaksın. Ama yara izleri taşımaktansa bir süre yara bandı ile gezmen durumu daha hızlı iyileştirir. Şimdide kadar hiç bir şey demedim. Tekrar tekrar açarsan da bir şey demeyeceğim. Geçmişi değiştiremem. Bunu çok isterdim ama yapamam." Yaşanılan harabe hatalar. "Dikkatimi dağıt. Nolur benim dikkatimi dağıt. Ben bu şekilde düşünürsem delireceğim." Dedim. Aciz çıkan sesimi takmadım. "Yanımda olduğunu hissettir." Fısıltım. Dudaklarının arasından girip hiçliğe karıştı. Karnıma değen aletine doğru kaydım. "Hı." "Ada bu şu an değil." Benden etkilendiğini göstererek aleti karnıma daha sert battı. "Lütfen." Dedim omzuna geri dönerken. "Hareket etmene gerek yok." "Hareket etmezsem deliren taraf ben olurum güzelim." "Biraz hareket edersin." Dedim. Bunun da pazarlığını yaptığıma göre. "Biraz kalıp çıkacağım Ada." Başımı kaldırdım. "Yok ya kal biraz." Başımın üstünü öptü. "Kondom almaya gitme gibi bir niyetim yok. O yüzden dayanmaya çalışan taraf ben olacağım." (Hamile kalmayacak.) Eşofmanını indirmek için uzandım. Lastik kısmını indirdim. Başım hala omzundaydı. "Sırf hissetmek istediğin için." Dedi ve biraz yükselip o mükemmel poposunu kavrayan marka donunu çıkardı. Dimdik olan aletine baktım. Taşaklı adam. Benim için her şeyi yapabilecek bir adam. Şu an bu isteğimi bile reddetmiyordu. Ona sevgimi göstermeliydim. Beni kalçalarımdan tutmadan önce bir çırpıda donumu indirdi. Ve yavaşça uzunluğunun üzerinden aşağı indirmeye başladı. Tam anlamıyla ıslanmadığım için ağzımdan sert bir nefes çıktı. Tamamen girdiğinde ve kucağında hayalarına kadar hisseder bir pozisyonda durduğumuzda inledim. İçimdeki aleti seğirdi. Ona sarılmak başkaydı içimde hissetmek başkaydı. Sarıldım. Başımı boynu ile omzu arasındaki o noktaya koydum. Kalçamı hareket ettirmeden öylece onu hissettim. Gözlerimden yaşlar almaya devam ederken tişörtü ıslanıyordu. Beni sarmalamak ve doldurmak dışında derin nefesler alan adama karşı gülümsedim. Sırf istediğim için içime girmişti. Hem de dakkasında. Acıyan duvarlarım onu istemeden de olsa sarmalıyordu. Ben adama bir hafta yaklaşamazsın demiştim değil mi vajinama. Yak onu. İptal bu. "Teşekkür ederim." Ensesine elimi koyup saçlarına daldırdım. Anın tadını çıkarırken onu kondom takmadan hissetmek beni benden alıyordu. Şahsına münhasır bir adamdı. İç çektim. Üzüntüden yükselememiştim. Aleti dimdik olsa da kıraç da bunun farkındaydı. "Senin için her şey." Başımı omzundan kaldırım dudaklarına dudaklarımı bastırdım. Beni destekleyip kalçasını hareket ettirince nefesim kesildi. İnledim. İçimde daha da genişlediğini hissettim. Sertleşti. Nefesim sıklaştı. "Şimdi daha iyi hissediyor musun?" Dedi. Gözlerime bakarak. Bende bu sırada onun içimden nasıl çıkacağını merak etmeye başladım. En az 5 dakikadır içimdeydi. Başımı salladım. Göğsüne yaslanmayı tercih ettim. İçimi doldurmasını bedenimi tamamlamasını seviyordum. Dikkatimi dağıtıyordu. Bu dikkat dağınıklığı şu an ihtiyacım olan tek şeydi. Nefesimi verdim. "İstersen çıkabilirsin." "Sen istersen çıkarım." Dedi kulağıma doğru. Sesi boğuklaşmış şekilde benden etkilendiğini gizlemiyordu. Az önce yemek yiyorduk yahu. "Riske atmak istesem içime boşalmanı isterdim." Dedim. Olur olmadık bile benim yumurtalık bu ay tribe girmek yerine çocuk döllerdi. Aleti tekrar seğirdi. İnledim. Boğuk iniltimi sert göğsü yansıttı. "İçine boşalmayacak kadar kontrol sahibi bir sevgilin olduğu için şanslısın." Sabrediyordu. Kulağımı ısırdı. Islak ağzının içindeki kulağıma baskı uyguladı. "Kıraç." Dedim. İnilti karışımı bir sesle. Sesimdeki duyduğu tınıyı anlamadım. Beni kalçalarımdan tuttu ve yukarı kaldırırken üzerimizdeki kıyafetlere baktım. Beni bacaklarının biraz ilerisine bıraktı. "Sandalyeye çıkabilir misin?" Dedim. Başını iki yana salladı. Boynu kızarmıştı. Siktir. İstediğimi yapmışken onu bu halde bırakamazdım. "Sandalyeye Kıraç." "Sen böyleyken bunu-" "Ne var halimde. Tabi ki benden daha iyi... Kıraç yuh yavaş olsana." Kendi sandalyesine ışık hızında geçti. Yemeği bitirmeye çok yakın olduğumuza sevindim. Önünde eğildim. Siktir bunun hepsini ağzımda almam imkansızdı. Ellerimi birbirine sürüp ısındırdım. Kıraç küfretti. "Sana bunu yaptırdığıma inanmıyorum." Dedi. Aletinin hayalarına yakın olan kısmını avuçladım ve yukarı kaydım. İnledi. Çok dayanmayacaktı. Hızlı bir saksoya hazır olarak saçlarımı arkaya ittirdim. Kıraç elini uzatıp önüme gelen perçemleri başımın arkasında tuttu. Dayanamadığını anlıyordum. Beni arzu dolu bir halde bırakmadı hiç. Bende onu bırakmam. Bir kez damarlı aletini sıvazladım. Sonra ağzımı ucuna değdirdim. Çok hafifçe... Kıraç hırladı. Boğazından gelen ses beni de arkasına sürükledi ve görürdü gitti. Saçlarımı sertçe kavrasa da nazikliği hissediliyordu. Ağzıma aldığım anda Kıraç ağzımda patladı. Arada kalsam da tuzlu tadını yutmaya karar verdim. Onu temizleyesiye kadar dilimi kullandım. İlk saksomu çektim. Son kez dilimi aletinin ucunda gezdirdim. Sonra da ellerimle sıvazlamaya son verdim. Başımı yukarı kaldırım baktığımda kıraç- siktir. O bakışı. Ağzımın her yerine boşalmamış gibi yüzsüzce daha fazlasını isteyen karanlık bakışı... Dudaklarımı yaladım. Önümdeki kendini yer çekimine yenik düşmüş aletine bakmadan donunu aletini düzgünce yerleştirdikten sonra çekti. Eşofmanınıda üzerine geçirdi. Bu süre zarfında gözlerindeki bakış hiç değişmedi. Bacak aram ıslanmıştı. Başımı en sonunda önünde çöktüğüm için dizine dayadım. "İltifat kabul eder misin?" Dedi kalınlaşmış ses tonuyla. "Hayır. Şu an değil." Soluklandım. Kıraç da soluklandı. Ağzımdaki tuzlu tadı hala gitmemişti. Kıraç bana uzanınca "yapmak zorunda değildin konuşmasına başlama lütfen." Dedim. "Öyle bir şey demeyecektim." Saçımı sevdi. Şu sıralar acayip bir şekilde saçıma olan sevgisi kıpraşıyordu. "Miden bulanmadı değil mi?" Gözlerimi kapatıp başımı iki yana salladım. Öylece fışkırıp yemek masasına- Sus Allah'ın cezası iğrendim sus Tamam tamam. Belki o kadar yükselmezdi. İyiymişim hatta harikaydım. Ama değildim de. Beni koltuk altımdan tutup kaslı kolları ile kaldırdı. "Bak bana." Bana bak Muharrem Ee sana baktım Recep söyle "Daha iyi hissettirdi mi?" "Hangisi?" Çarpık bir gülümseme ile ona baktım. Ardından tekrar gözlerim doldu. Menepoza mı giriyordum. Kıraç bana ne yapması gerektiğini bilmiyormuş gibi bakıyordu. Endişeleniyor ama çözüm bulamıyordu. "Sırtın daha iyi mi?" Kendi ile beni ayağa kaldırdı. "Ama kahvaltı?" "Zaten bitirmiştin." Doğru. "Krem sürelim bir kez daha sonra yavaştan hazırlanalım. Dışarı çıkarız. Eğer rahatsız olursan da döneriz. Hava almaya ihtiyacın var." Şaşkınlık beni ele geçirecekken direkten döndü. ... "Ada." Ben hazırlanmış bir şekilde salonda beklerken sırtımdaki kağıtları çıkarıyordum. Kıraç bir kez daha beni kremlemiş üzerine peçete koymuştu. Onları çıkarırken sesini duydum. Önüme geldi. Girdiği kot ve sıradan bir tişörte bakakaldım. Ve önüme uzattığı iki kredi kartına. Bunlar siktir. Metal olanlardan değildi değil mi? Şu limitsiz olanlar. Onu alacak kadar zengin miydi? "Bunlar senin?" Biri gümüş diğeri siyah renkti. "Kıraç hayır-" "Ada. Ben yanında olurum olamam. Kartlar bankayla bağlantılı. Ay sonunda otomatik ödeme olarak banka çekiyor. Bununla bankacım ilgileniyor. İstediklerini alabilirsin." Kartları uzatınca avucumu ince kısımlarına dayayıp bana vermesini istemediğimi gösterdim. Bu çok fazlaydı. Gözlerini kıstı. Birazdan diyeceklerini haklı bulsam da balıklama atlamayacaktım. "Ne yapacaksın peki güzelim. Çalışmaya mı başlayacaksın. Böyle bir şeye izin vereceğimi düşünüyor musun?" Haklı "Ben-" Avucumu çevirip kartları koydu. "Harcamalarına bakacak kadar takıntılı biri değilim." "Nakite ihtiyacın olduğu zaman çekinme... hiç bir şeye yaramayacak dimi. Al şu kartı ada." "Kıraç." Bir adım atınca geri gittim. "Aramızda paranın sözünün geçmesini istemiyorum. Ne şimdi. Ne de daha sonra." Evimden okul kıyafetlerimi koyduğu çantayı elime almıştım. Sırtıma takamazdım şu an. "Zor bi adamsın." Dedim en sonunda. Yüzündeki kararlı ifadeyi değiştiremeyecektim. "Hiçte bile abartmaya yer bakma." Elimdeki kartları koymak için çantadaki cüzdanı çıkardım. İçine yerleştirirken beni izledi. "Mutlu musun?" "Harikayım." ... "Rahatsız olursan. Bana söylemen yeter." Dedi beni oyun parkına giren çocuklar gibi alışveriş merkezine salarken. Ne alacaktım ben. Günlük ped ve ve- aklımdaydı. Unuttum. Çorap. Evet. Çorap. Kıraç elini belime doladı. Şu sıradan süssüz kıyafetlerin bile içinde çok yakışıklı duruyordu. Alışveriş merkezinde tanıdık çıkmamasını umuyordum. ... Kıraçı kahve içmeye ikna etmiştim. Self-serviste sır beklerken göğsüne gömülmüştüm. Belimi sıktı. "Orası nasıl?" "Harika." Dedim göğsüne doğru. Kimse umrumda değildi. Başka zaman olsa fazla takardım ama şu an hayır. "Ada." Bu kıraçın sesi değildi. Başımı kıraçın göğsünden ayırdım. Kim bu hayalet ses. Etrafa bakınmama çok gerek kalmadı. Ceyda Koca bir siktir. Bir daha siktir. Ve biraz daha. Sıranın yanından geçerken bizi görmüş olmalıydı. Arkasındaki insanlar onun yanından geçiyordu. Gözleri şaşkınca açılmış. Buna inanmıyormuş gibi bir bana baktı sonra kıraça baktı. Kıraç gerilmedi bile. Tekrar bana baktığında "selam." Dedim. Hadi git artık. Ya da bişey olsun. Sırtımdaki yaralar sızladı. Kalbim olayın etkisi ve şok olmuş yüzü ile hızlandı. Gördüğü şeyden hoşlanmamıştı. Bana gözlerini kitledi ve çok hafif kıstı. "Dershanede olman gerekmiyor mu ceyda?" Elimdeki telefonu sıktım. Kıraç hocası sertçe ona bakıyordu. "Sizin de olmanız gerekiyordu hocam?" Bunu daha çok 'neden burada Ada ile birliktesiniz.' İğnelemesin ile sormuştu. Soruya soruyla karşılık verilmez. "Nedense şu sıralar saygı yerine laubalilik yaygın." Benim bile derime işlemişken ceydaya baktığımda kalakalmıştı. Elimdeki kahvesi neredeyse düşecekti. "Hocam öyle demek is-" geri vites. "Anladım... sıra bizde. Görüşürüz ceyda." Dedim. Soğukluğum hissedilirdi. "Ben sıçtım." Dedim. Sıra bizde falanda değildi. Bir kaç adım ilerleyip kasaya yaklaştık. Kıraç kulağımın dibine dudaklarını getirdi. "Sorun yok. Yanındayım. Dershaneye yaymaya cesaret edemez." Ona dorğu döndüm. "Buna çok güveniyorsun." Devam ederken dudaklarına bakışım takıldı. "Bizi görmesi seni rahatsız etmedi." Dudağının kenarı kıvrılacak gibi oldu. "Doğruyu mu istiyorsun? Yoksa seni rahatlatmamı mı istiyorsun?" "Buyrun hanımefendi?" Başımı kıraçtan kasa görevlisine çevirdim. Gülümsedim. Tatlı bir kadındı. Kıraç da sanki uzaylılar beni kaçıracakmış gibi tutmuş bırakmıyordu. Küçük tezgaha yaklaştım. "Merhaba." Dediğimde Başını salladı. "Caramel latte ve... sen ne istersin Hayatım." Dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemek için kendimi tuttum. Kadın Allah bilir bunlar ne yapıyor diyordu. Kıraç istifini bile bozmadan "bana da aynısından." Kadın monitöre istediklerimizi yazdı. 123+123=246 "İsim ne yazalım?" İkisine de aynı isimi yazacaklarına eminim. Kendi ismimi söyledim. Ben otomatikman çantama uzanacakken kıraç kartı okutuyordu. Bana yargılayıcı bir şekilde baktı. "Alışkanlık." Diye ağzımda geveledim. Onunla para muhabbeti yapmamı kesinlikle istemiyordu. Sinirli bir kıraç istemiyordum. Kasadan ilerleyip kahvelerin bize verileceği tezgahın önünde durdum. "Hayatım mı?" Dedi kalçasını tezgaha dayayarak. Onu taklit ettim. Ama daha yavaş bir şekilde. Hala sırtımdaki yaralar ağrıyordu. Başımı yukarı kaldırıp onayladım. "Hayatım." Gözlerini kıstı. İçlerindeki göz bebeği büyüyordu. Dudaklarım kıvrıldı. "Senin dediğin gibi çilekli pasta mı deseydim." Bu sefer muzlu pasta olurdu "Bana karşı sevgi sözcükleri kullan Ada. Hangisi olduğu farketmez." Ne kadar yapmacık dursa da tamam diyordu. Başımı salladım. "Ada hanım." "Benim." İki kahveye uzandım. "En azından çay demedin Kıraç." masalara doğru ilerlerken bana yandan bayık bir bakış attı. "Hadi ama hemen küsmezsin." Benim önüme geçip boşta olan masalardan birine oturdu. Bende gidip hanıma oturdum. Karşısına oturmayacaktım. "Gerçek fikrini söyler misin?" Bakışları üzerinde ismimin yazdığı kendi kahvesinden bana döndü. Kahvesini masaya bıraktı. Ben bir yudum aldıktan sonra bıraktım. "Öğrenmesi umrumda bile değil. İsterse dershaneye yaysın. Şunun şurasında 6 aydan daha az kaldı. İkinci dönem hızlı geçer güzelim. Ceyda ile sadece sınıf arkadaşısın." Düşünmeden sırtını koltuğa yaslayınca tısladım. Dik durdum. Biraz kamburluk olsa da. Gözlerindeki parıltılar canım acıdığında sönüyordu. Elini karnıma doladı. Beni yavaşça kendine yasladı. Sırtıma baskı yapan bir yeri yoktu fakat ona yaslanıyordum. Ormantik kokusunu içime çektim. "Şimdi daha iyi mi?" Mırıldanarak onayladım. "Demem o ki. Sadece kulağıma geldiği anda ortalığı darma duman ederim. Bence bunu arkadaşın da gayet iyi biliyor." Ceyda geçen sene de Kıraç'ın dershanesindeydi. Bir konuşma arasında geçmişti. Onun yanında hocaları da benden iyi tanıyordu. Gelen ve ya giden hocaları biliyordu. Kahveye uzandım. Caramel latte en tipik içeçekti. Elimden yanıma bıraktığım küçük pakete baktım. Elimdeki hafiflikten varlığı belli olmamıştı. Maske almıştım. Kullanmıyordum ama kıraçla ikimize yapmak istemiştim. Dediğim diğer şeyleri de. Sütyenlere baktığımda Kıraç almamı söylemişti. Sonra vazgeçmem için gözlerime öyle bir bakmıştı ki. Onun evinde olan benim için aldıklarını giymeye karar vermiştim. Bugün benim evime birini gönderip eşyalarımı aldıracakmış. Kimi diye sorduğumda cevap vermeden sadece gülce demişti. Arkadaşı olmalıydı. "Kahve içtikten sonra gidelim mi?" Başımı ona çevirip uzamış olan sakalını sevdim. Vaov denecek kadar değildi. "Alacağın bir şey var mı?" "Parsa mama bakalım." Aklıma bir şey gelmiş gibi hemen söze atladım. "Şeyler oluyor. Böyle... kıyafetler Kıraç biliyorsundur. Onların çilek olanından alalım mı çocuğa." Dudağının kenarı seğirdi. "Çilek olanı mı var Ada?" "Vardır. Şapkası da olsun." Omzuma başını dayadı. "Olsun yavrum. Olsun." ... "Kıraç bu oda çok güzel." Eve gelip aldıklarınızdan kıraçın giyinme odasına yerleştirmiştik. Başka odadaki dolabı katiyen kullanmama izin vermemişti. Bir saat onları yerleştirdikten sonra şimdiyse... evin yeni yerlerindeki bir kütüphane keşfinde çıkmıştım. Aslında başta tek başımaydım. Sonra baktım önümde bir varlık var. Dedim ki bu kıraç. Kocaman bir kitaplık vardı. İstemsiz Fırat hocanın yatak odasının hemen karşısındaki dolabı hatırlamıştım. Ama bu üst katta olduğu için full camla döşenmişti. Kenarda duran hemen güneşi arkasına alacak biçimde iki tek koltuk bir de çift koltuk bulunuyordu. Kendi zevkime uygun olacağını düşündüğüm bir kitabı yerinden ayırıp kucağımda ellerimle sarmıştım. "Kitap okumayı sevdiğini bilmiyordum." Diye ekledim. Kitabı kapatıp yan tarafa koyarken. Daha yarım saat olmamıştı geleli ve etrafa yaydığı aura beni bulamadığı için endişeliydi. Onun evindeydim. Kucağımda Adis uyukluyordu. Nasıl bir adam evde beni bulamadığı için telaşlandırdı? Tüylerini sevdim kucağıma yayılmış halinden memnun gri, kahve tonlu kedinin. "Hepsini okumadım. Kitapları gerekli oldukça okumayı seviyorum." Her Allah'ın günü soru çözen bir adamın çok kitap okuduğunu düşünmemiştim. Gözlerimi ona çevirdim. İstemsiz hafifçe tebessüm ettim. Gözleri dudaklarımdaki ifadeye takıldı. "Peki gerekli oluyor mu?" "Test kitaplarındaki sorulan sorular ve mali olan diğer işler sayesinde tek kaldığımda sadece seninle ilgilenmeye vaktim kalıyor." Ben bu adamı yerim. Ben bu adamı kucaklar hatır hutur yerim. Kollarımı ona uzattım. Önümde diz çöküp adise dokunmadan bana kollarını doladı. Saçlarının arasından konuşmaya devam etti. "İşte bu ağrı kesici." Yorum yapmadım. Adis kıpırdanana kadar da benden ayrılmadı. "Ben bu kadar yoğunlukta benimle ilgilendiğin için teşekkür ederim." Elleri ile yüzümü avuçladı. Bunu dediğim için kaşlarını çatmış bana geçici bir sinirle bakıyordu. "Sen benim sorumluluğum değilsin, yapmam gereken bir iş de değilsin. Bunlardan ayrı olan çoğu şeysin çilekli pastam." Çilekli pastayı katmasa güzeldi aslında. "Teşekkür etme." Burnumun ucunu öpünce karnımdaki kelebekler havalandı. Adis de tam onların üstünde başını yerleştirdi. "Düzenini değiştirecek misin?" Dedim. "Düzenimi değiştirmek zorundayım. Benim düzenim biraz karmaşık. Beni evde öylece beklemeni istemiyorum." Şapşiklik yapması içimi yumuşatıyordu. Onu merak edip meraktan öleceğimi de biliyordu. "Evinin erkeği mi olcaksın." "Senin erkeğin olacağım." "Erkeğim olmayacaksın." Dediğimde kaşları daha da çatıldı. Bana bunu kanıtlamak için ensemi kavramıştı ki... "Benim adamım olacaksın. Erkek senin için basit kalıyor hayatımın bisküvili ketçabı." Yüzünü buruşturdu. "Onu nasıl yedin sen?" "Denem-" "Hayır!" Konuyu değiştirdim. "Biz ne ara böyle olduk Kıraç? Daha kaçındı haftadayız." Hocamdı ve bir anda sevgilim olmuştu. Beni ailemle yaşadığım hayattan o zaman bile kurtarmanın yolunu aramıştı. "Yaklaşık 3 diyebiliriz. Ormandaki evden sonra saymayı bıraktım." Tabi onu unut... bir dk ne? "Saymayı mı bıraktın?" Biraz geriye yaslanıp ellerimi kavuşturdum. "Seninle birlikte olmadığım çoğu günü saydım." Saydım. "Kaç gün kıraç?" "245 gün." "Şaka yapıyorsun." "Hızlandırmayı da katıyordum. Haziranda başladı. O zamanlar bana nakışların çok..." o kadar edemezdi bir kaç ayın toplamı. Omzuna vurdum. "Ne çok?" "Yabancıydı. Bakıyordun ama görmüyordun." "Nurun dershaneni olmasa annem beni göndermezdi bile." Gülümsedi. Kurnaz ve arsız hınzır gülümsesi yüzüne yayıldı. Yüzünü aydınlattı. Işık saçan adamıma bakakaldım. Benimle taştaş mı geçiyordu. "Bir dk ne?" Ellerini dizlerime koydu. "Senin olan seni bulur derler. Ben seni bulurdum Ada. Her türlü, benden kaçamazdın." "Beni seni tanımadan önce tanıyor muydun?" Doğru soru ve çok mantıklı bir cevap istiyordum. Yüz ifadesi değişmedi. Ardından Adis göğüslerime çakarak destek aldı. Boynuma başını koyduğu an Kıraç homurdandı. "Irz düşmanı çıktı bu da." Dediğini duydum gibi oldu. Başını Hareket ettirince köprücük kemiğindeki kırmızı yaranın üstüne başı geldi. Siktir... "Ah." Onu kendimden nazikçe ayıracakken Kıraç yatakta yaptığı gibi ensesinden yakalayıp hemen yere bıraktı. Kedi ona sertçe miyavladı. Dişlerini çıkardı. "Ne demiştim sana. Boyuna yatmak yok." Kedi kıraça kıçını dönüp kuyruğunu kışkırtıcı bir şekilde sallayıp odadan çıktı. Kapı kapalı değildi. Başını bana çevirdi. Kızgınca ona bakıyordum. "Yere koymana gerek yoktu. Biraz aşağı indirecektim-" "Ha bi de göğsünde uyuklasın." "Adis kıraç, o tatlı sevimli bir kedi. Beni ondan kıskanamazsın." Yanıma oturdu. "Seni bu koltuktan bile kıskanıyorum. Bırak parsı." Ona biraz yaklaşıp sordum. "O zaman bana niye temas etmiyorsun?" Bana yerlere kadar eriyebileceğim bir şekilde kahve gözlerini çevirdi. "Canını yakmaktan korkuyorum." Bu itirafı duymak için 10 saniyeden fazla beklemiştim. Farkettim ki beklediğim bu değildi. Afalladım. "Benim canım yeterince yandı Kıraç." İçimde aileme karşı sönmeyen bir ateş vardı. Tekrar tekrara beni içten kemiren bir duygu. Geri ödemek istediğim kayıtsız anlar. "Üstüne bide parsı kucağımdan aldın. Sen ne biçim babasın. Kim bilir gitti, küstü bana." Ayağa kalkacakken beni kolumdan tutup durdurdu. "Söyle bana." Başımı anlamadığımı belirtircesine salladım. Neyi söyleyecektim? "Bana canını yakmamak için yapabileceğim her şeyi söyle, yaparım. Dershaneye gitmek istemiyor musun? Tamam. Benim gitmemi istemiyor musun? O da tamam. Başka bir yere taşınmak istersen? Olur. Köpekleri seviyorsan köpek alabiliriz. Annemle takılmak istemiyorsan sorun değil-" nefes molası verdiği sırada elinin üzerine avucumu koydum. "İki taraflı düşünmek seni yormuyor mu?" Elini ters çevirip beni yakınına getirdi. "Sen beni yormazsın." Elimi ondan sertçe çekince eller bir an havada kaldı. Ellerim yüzüne yerleştirdiğimdeyse gözlerle baktı. "Ben senin için ne yapabilirim?" Diye fısıldadım. Gözler şaşkınlıkla biraz büyüdü. "Hiç konuşmadık. Ben senin içindeki çocuğu biraz olsun iyileştirmek için ne yapabilirim." Gözlerindeki şaşkınlıktan içimi saran hüzüne kadar her şeyi kahvenin koyu tonları gözlerine bakarken yaşadım. Yeterdi artık. Söylesemde ona onu düşünmek istediğimi bana cevapları klasikti. Dün sabahtan sonra... bu konuşma aklıma yer etmişti. "Çocukluk yaralarının geçmediğini biliyorum. Bir yerde bundan zevk duyduğunu varsayıyorum." İşkence, tüylerimi ürpertiyordu. Yine de bu adamdan nefret dahilinde hiç bir şey hissetmiyordum. Bu biraz korkutucu olsa da. Gözleri beni doğrularcasına benimkilere sabitledi. "Siktir Kıraç. 29 yaşında olman, aptal bir amcanın olması, sana iğrenç şeyler yapması umrumda bile değil. Seni sakinleştirmek için sarılmamı söylemiştin." Yaralarımın açılmasını göze alarak ona sertçe kendime bastırıp sarıldım. "Benim yapacağım şeyler kısıtlı olsa da." Ellerini sırtıma tereddütle koydu. Ardından çekti. Sonra tekrar koydu ve bu sırada bana sıcaklığı bulaşan ellerini hareket ettirdi. Ona sarılmak hiç bir doğa olayı ile karşılaştırılmazdı. Hem de hiç biri. Hepsinden o kadar farklıydı ki. Tek farkı doğada olay yaratmak yerinde kalbimde olay yaratıyordu. "Bana söyle tamam mı? Kontrolünü kaybetmenin ne demek olduğunu biliyorum. Kimse yanına yaklaşmazken ben yaklaşırım." Kulağını ısırdım. "Burda olurum." Babamı döverken ne kadar kontrolünün son damlalarını kullandığını anlamıştım. O halimle bile anlamıştım. Bana döndüğünde ise o kontrol yerini beni korkuma iç güdüsüne bırakmıştı. "Söz veriyorum." "Ada..." dedi. Saçlarıma bir kaç öpücük kondurdu. Saçlarım dudakları ile ödüllendirildiği için mutlulukla mırıldandım. Mırıldandım ama ne mırıldandığımı bilmiyordum. Adisle takıla takıla adise benziyordum. Benim küçük kedim. "Kimse farketmezken ben fark ederim. Tek başına yüzleşmek zorunda değilsin. Güzel bir TEDx konuşmacısı değilim. Bir şey yapamamak gücüme gidiyor." Ekledim. Ekledikçe ekledim. Ona sarılırken aklımdaki düşünceler dinginlik kazanmıştı. Sakin nefes alış verişi ile kendimi senkronize ettim. Ellerimi yanaklarına koyup ondan ayrıldım. Ağzı biraz aralıktı. Ne diyeceğini bildiğine emindim. "Ve artık senin ömür boyu misafirin olacağıma inanıyordum. Şu halimize bak. Nerde benim o görünce insanların ayaklarının titrediği Kıraç hocam." Dudaklarında hafifi bir gülüş belirdi. Yakalayamayacağım kadar kısa süreli olsa da kelebekler havalanmaya yer arıyordu. Gözleri odağını kaybetti. "Teşekkür ederim." "Niçin?" Neden teşekkür ediyordu ki şimdi. "İlgisiz ailene rağmen var olmayı seçtiğin için." Aileme de lafı yapıştırmıştı. Haklıydı. "Ve bir şekilde önüme çıktığın için. Bende hatalar yaptım Ada. Yüzüme vurduğun ve vurmadığın şeyler yaptım-" "Şhh..." dudaklarına işaret parmağımı koyup onu susturdum. "Senin yüzüne vurmamayı seçtim çünkü bunu anlayacağını biliyordum. Yüzüne vurmadığımı anlayıp bir ışığa tutunacaktın." Dere altından su yürütmek diye buna denir işte. "Bu konuları açmanı istemiyorum... şimdi sana sarıldıktan sonra elinle sanki bir eşyaymış gibi kenara koyduğun adise bakacağım." Ona sarıldım. "Boynuna sokulmamasını söylemiştim." Ondan ayrılıp ayağa kalkarken elimi tuttu. "Sen beni şaşkına uğratıyorsun." Dedi. Az önceki konuşmama yorumda bulunarak. Gülümsedim. "Ee Kıraç hocacım. Hep siz bir şeyler söyleyip beni altta bırakamazsınız. Biraz da sen orda kal." Arkamın dönüp anırarak gülmemeye çalıştım. Bir şey demek yerine sesli homurdandı. Kulak kesildim. "Hocammış. Hala şakasına da olsa hocam diyor. Sokucam hoca..." odadan çıkıp koridorda ilerledim. Aşağı inerken merdivenlerin kenarına mutsuzca kıvrılmış parsı gördüm. "Oğlum." Hemen kulakları dikleşti ama arkasını dönmedi. Gidip yanına oturdum. Tüylerini okşayacakken bana başını çevirip babasının sinirli olduğunda attığı bakışı atıp başını patilerinin arasına gömdü. Az önce bir kediden trip mi yedim. Kesinlikle yemiştim. "Hepsi babanın suçu. Sinirleneceğin kişi o." Hala pas vermedi. "Ben seni seviyorum." Bakmadı bile. Yavaşça elimi tüylerine koydum. "Kucağımda uyuklayabilirsin. Hem ben sana bugün çilek kostümü aldım." Tamam çok da mantıklı bir hareket olmasa da bugün giydirmemeyi seçmiştim. Hala bana bakmıyordu. "Artık yanındayım. Bir yere gitmiyorum. En azından 3 gün boyunca eğer istersen Kıraç senle beni dışarı çıkarır." Dışarı çıkmakla da mı ilgilenmiyordu. "KIRAÇ!" "Efendim." Merdivenlerin başından sesi geldi. Ona döndüm. "Bana hiç pas vermedi. Burada kalacağımı söylediğimde bile bakmadı. Gel ve onun gönlünü al. Kucağımda yatmayı bile reddetti." Sesimi oldukça sinirli tuttum. Kıraç homurdandı ofladı kendince bunu istemediğini belli etti ama yine de gelip bir basamak arkamıza oturdu. "Oğlum." Hala bakmıyordu. Elini uzatınca başını ona çevirip hırladı. Tekrar pozisyonuna dönerken elimin altındaki tüyler hareketlendi. "Öyle yapmamalıydım. Ama ne yapsaydım. Annenin canı yanmıştı. Beni biliyorsun. Dayanamıyorum." Adis bir şeyler mırladı. "Bu bizi affettin demek mi?" Dedim. Başını okşadığımda sesini çıkarmadan patilerinde dikleşip kucağıma geldi. Ona hemen sarıldım. İşte bu. "Kesinlikle affettim demek sevgilim." ... Fırat hoca(school) arıyor. Biraz koltukta uzanmıştım. Adis de kenardaki koltukta yatıyordu. Kıraç... Allah bilir nerelerde sehpaya uzanıp telefonu aldım. Biraz kestirmek iyi gelmişti. Ta ki telefon çalana kadar. Açtım. "Efendim hocam." Telefondan ses hemen geldi. "Aramadın Ada. Saat 16.34 oldu. Bir şey mi oldu?" Başımı yastığa tekrar koydum. Konuşma havamda değildim de. Hem de olanları anlatmak için. "Hocam üzgünüm. Ben müsait değilim. Annemlerde öyle. Boşverin ben kendim çalışırım." Gözlerimi kapatıp alnıma kolumu dayadım. Bu uykulu ruh hali beni çok mayışık yapıyordu. "Nerdesin Ada?" "Evdeyim hocam. Biraz uyumuştum." "Ada." Kıraç başımda dikiliyordu. Telefonu almaya çalıştığında karşı çıkmadan ona verdim ve hemen koltuktaki sarıldığım yastığa geri döndüm. Küçük minik tatlı yumuşak yastık. "Alo Fırat." Fırat hocam bir şeyler söyledi. Ardından kıraç araya mesafe koymuş olacak ki fısıltı gibi gelen sesi buna işaret etsin. Ben bu sırada uykuya dalmıştım. ... Havalandım. Birden düşmek gibi hemen havalanınca titredim. "Burdayım güzelim." Kıraç... Kaç saattir uyuyordum. Ağzımda da bok tadı vardı. Başımı omzuna koyarken yol aldık. Hayal meyal bu rahatlıkta tekrar uykuya daldım. Kıraç ne kadar tatlı olduğumla ilgili bir kaç bir şey dese de duymadım. Bir kez daha gözlerimi açtığımda beni yukarı çıkarmış, üzerimi de çıkarmış eczaneden aldığımız kremlerden hatırlamadığım birini sürüyordu. Yüzüstü yatıyordum. Memelere özgürlük. "Kıraç." Sesim çok tarazlı çıksa da duyması imkansız değildi. Yanağıma bir öpücük kondurduktan sonra cevapladı. "Efendim bebeğim." "Sen uyuyacak mısın?" Bir süre cevap vermedi. "Senin sırtın kremi emene kadar uyumayacağım." "Saat kaç?" "20.21" bu saate uyuyan kendimi tebrik ediyorum. Başımı diğer tarafa çevirip konuştum. "Geç kalma." Dedim. "Benim çok uykum var." Kremle işi bitmiş olacak ki başımın üstünü öptü. "İçerde mi uyuyacaksın... ay. Çalışacaksın." Başına doğru gülümsediğini hissettim. Mala bağlayınca ne güzel kafa sarhoş oluyordu. "Evet. Geç olamadan yanına geleceğim." "Parsı göndersen olur mu? Yanımda yatsın." Arkamdan uzaklaşırken konuştu. "Hayır Ada. Sonra bizimle yatmaya alışacak ve ben onu yataktan kovunca trip atacak. Gönlünü almak için iki çift söz de yetmez." Sesli bişeyler mırıldandım. Ne olduğunu hatırlamıyordum. "Ama ben ona sarılmak istiyorum." Sol elimi yan tarafa atıp boşluğu gösterdim. Kapı tarafı ona aitti. "Bak yanım bomboş." Gözlerim kapandı. Kıraç "Geleceğim güzelim." Yorgun bedeni iyice kendini yatağa bırakmıştı. Saçlarını bir kez daha öptüm. O kedi buraya giremezdi. Asla. Bir teşebbüsü daha başarılı olamazdı. Zaten öğlen gönülünü alacağım diye yine adaya sülük gibi yapışmıştı. Kapıyı aralık bırakıp odadan çıktım. Tekrar çalışma masama döndüm. Yatakla arası çok yoktu. Bir koridorun iki karşılıklı kapısı kadar. Yaklaşık- Tuna arıyor. Kulağıma götürdüm. "Söyle." "Adam şikayetçi. Hem de ciddi bir darp raporu almaya çalışıyor. Onu suçlu gösterip seni kurtarmak için adanın konuşması lazım. Çocuklarını alıkoyduğunu da ifadelerinde vermişler." E devlete girmemişlerdi demek ki. "Darp raporunu erteleyebilir misin?" "Doktor tanıdığım var. Yönetici pozisyonunda onu aradım. En fazla bir hafta geç verebilirmiş. Benden onay bekliyor." Bu adam anca ben sorunca bunları söylesin zaten. Parmaklarımla burun kemerimi sıktım. "Onayla. Gerisini de- Ada'nın reşit olduğunu bildirdin değil mi?" Dedim. "Evet." Güzel. "Neden bu kadar takıldılar. Ortadan kaldırmadım. Sadece basit bir haklı darp olayı. Kim sence?" "Arkasında mı? Düşününce çok zor gelmiyor aslında." Dedi. "Arsen olamaz. Adadan haberimin olmasını o sağladı." Dedim için sıkıla sıkıla. İçindeki vicdandan yapmamıştı. "İyi de. Neden?" "Biz onu uğraştırdık. O da bizi uğraştıracak. Siktir et. Ada mahkemede konuşmayacak." Onayladı. Her zaman onaylardı. Pürüzlere rağmen. "Sevkiyatta sıkıntı çıkmış-" "Ve bana şimdi söylüyorsun?" "Abi üzgünüm ama seni çağırsam gelmezdin. Üstüne her dakika arardın." Nefesimi verip deri sandalyede geri yaslandım. "Ne olmuş?" "İstanbul'daki özel jete el koymuşlar." "Neden?" "Narkotik." "Siktir." Hoparlöre alıp masaya fırlattım. O sevkiyatı haber veren kimse onu öldürecektim. İtalyanlar söz dinleyen tipler sayılmazlardı. "Teslimatı bizde yolcu uçaklarının birinde gönderdik. Diğerlerini ise kargo uçağında." Tuna eğer bu iş olmasaydı gidip kendi teslim edecek kadar seviyordu işini. "Şüphelenen yok değil mi?" "Hayır. Narkotik yolcu uçaklarına bakmıyor. Kargoya da ben el atınca, eh pek bakasıları gelmemiş olabilir." "Kalp krizi geçirmeme değdi mi?" "Değdi abicim." Dedi gülen ses tonuyla. "Narkotikle yüz yüze gelen beni düşün." Düşündüm. Gayet soğukkanlı yaklaşsa da bir bokluk anında sıvışmayı planlayan dostum... gözümdeki görüntüler silindi. "Ada nasıl?" Adayla neredeyse ona çarpacağım zaman karakola avukat olarak gelmişti. O zamanlar adayı kovalayan adam yaşıyordu. Ona ihtiyacım olmuştu. "İyi olacak. Darp raporunu adaya da alacak mıyız?" Dedim hiç istemeye istemeye. Ama ailesiyle hukukla çözmek istemediğim şeyleri ona söylemeden önce hukukla çözmeliydik. "Sahte çıkarabiliriz ailesi itiraz edemez bile. Adayla konuşmamı ister misin?" Benimle konuşursa genelde sonuçlanacak tek şey samimi bir sarılma oluyordu. Şikayetçi olmasam da ciddiyet adamı olduğum zamanlar bu beni yumuşatıyordu. "İstemem ama konuşacaksın." "Dershaneye gidecek misin?" "Yarın değil. Diğer gün gideceğim. Evde ada kalacak." "Hallederim." Dedi. Tekrar sesi odayı doldurdu. "Siktir et işi, sen iyi misin?" Kimse olmadan yaşarken Tuna olmadan zorlanırdım. Gerçek beni görmüş olsa da benden vazgeçmemişti. Kıçıma yapıştığı günleri dün gibi hatırlıyordum. İçine bulaştığımız iğrenç dünyadaki sadık dostlardan sadece biri. "Beni ne sanıy-" "Gerçeği istedim Kıraç. İnsanlara kendini yıkılmaz gösterdiğin sert cümlelerini değil." Bu adama avukat olmak hiç yaramamıştı. Psikolog olsa işime daha çok yarardı. "Değilim. Adayı öyle gördükçe iyi olamıyorum. Bugün 'kimse yanına yaklaşmazken ben senin yanında olurum.' Dedi ve söz verdi Tuna. Hiç bir adam akıllı cümle kuramadım." Tuna nın hakiki gülüşü yankılandı. Kucağındaki kızını uyuymaya çalıştırlen konuştuğunu varsaydım onunda sesi geliyordu. "Tanıdık geldi. Nikah şahidiniz benim değil mi?" Tuna da kendimi kaybedince aynı cümleler kurmuştu. "Tuna. Bazen çok sapıtıyorsun kardeşim." "Bak bana. Çocuğum bile var." Hazır cevap. "Senin-" "Evet. Spermlerim çok güçlü. Tekd-" demesine kalmadan bir şeyin fırlama sesi geldi. Ardından Tuna inledi. "Elimde çocuğum var. Ne atıyorsun karıcım." Arkadan karısının sesi geliyordu. Birazcık manyaktı. "Ben olmasam çocuk da olmazdı Tuna. Kapat çeneni." Sonra telefonu eline aldı karısı. "Kıraç sensin dimi." "Evet suna." "Bir gün istiyorum. Bir gün Asya ya bakabilir misin? Çarşamba günü(sesini zar zor duydum)Tuna'yla evlilik yıl dönümüzü. Lütfen sabah gelip alırız. Annemlerle biraz aramız bozuk. Tuna da-" "Olur. Sorun yok. Çarşamba Tuna gittiğinde getirirsin." Dedim asyaya bakmak ne kadar zor olabilirdi ki. Çok sevimli bir kız çocuğuydu. Söz dinliyordu. Babası ile işe geldiği bir gün tanışmıştım. O çocuğu şirkete getirdiğine inanmıştım. "Ciddi misin? Sen kral adamsın. Tuna geliyor ona verdim." Ben daha tamam demeden sunanın tiz sesi uzaklaştı. "Ne konuştu bilmiyorum ama asyayı bıraktım." "Tamam Tuna sonra konuşalım. Ada beni arıyor görüşürüz." Aramıyordu ama aramasına tedbir alıyordum "Görüşü-" demeden kapatmıştım. Onun kapatmasını beklesem bir terslik var sanırdı. Çarşamba işe gitmek istemiyordum. Adayla birlikte küçük asyaya bakardık. Ardından çarşamba günü Okan'la görüşme yapacağım aklıma geldi. Arsen ne çeviriyorsa onu biraz sarsamak gerekiyordu. Küçük toplantı ardından eve gelebilirdim. Ada idare edebilir miydi? Sırtındaki yaraları düşündükçe çıldırıyordum. Ellerim ben farkına bile varmadan yumruk oldu. Kabul etmemeliydim. Sunayı kırmak istememiştim. Asya doğduktan sonra çok yoruluyordu. Hatta bir haftamı onlarda geçirdiğimi hatırlıyorum. Suna dinlensin diye. Tuna ile iş konuşurken Asya hep ağlamıştı. Kucağıma aldığım her sefer gülümsemişti. Aklım farklı yerlere kaymadan önce düşüncelerimi durdurdum. Zamanı değildi. Olacaktı. Önce ilgimi sonuna kadar vereceğim bir bal küpüm vardı. Onu odamda yatsa bile özlüyordum. Onun içinde olsam bile onu özlüyordum. Çalışma odamdan çıktım. Kendi odama hızlı adımlar atıp kapıdan ona baktım. Ada'm... Odaya yavaşça girdim. Yatakta yan dönmüş sevgilimi görünce adımlarım tekledi. Göğüsleri... benim olan göğüsleri kapının tarafına tam bana dönmüş üst üste yatıyorlardı. Eve biri girip şu görüntüyü görse bunu unutana kadar onu öyle bir döverdim ki. Ölümden ölüm seçerdi. Yanına giderken bakışlarım gözlerin ulaştı. Kapalı gözleri, yatağa dağılmış saçları ve hafif açıklık dudakları ile benim olduğunu haykırıyordu. Bu şekilde düşünmesem de yanımda ailesinin evinden daha güvende olacaktı. Yatağa dizimi koyup yanına kaydım. İki memesini de ucundan uzunca öptüm. Ağzından hırıltılı bir nefes kaçtı. Kıpırdandı. Bir an onu öptüğüm için pişman oldum. "Kıraç." Dedi. Sesindeki sahipliği hissettim. Onu kendime çekmek istiyordum. Doyasına öpmek. Bunun yerine komodindeki akşam süreceğim ilacı aldım. Önce köprücük kemiğine. Sonra sol koluna sürdüm. Dudaklarından art arda nefesler kaçarken gözlerini açtı. Uyku yüzünden şişmiş gözleri ile bana baktı. "Sürme artık." "Süreceğim aşkım. Süreceğim. Sonra seni kimliğime alacağım ve hiç bir zaman bırakmayacağım." Mutlu bir şekilde mırıldandı. Başını yastıkta kaldırdı. "Ben şu anda sana iki tane çocuk doğurmak, kucağına koymak istiyorum be adam." Yanağımı okşadı. Sarhoşken ve onu uyandırdığımda farklı biri oluyordu. Ayılana kadar dediklerini ciddiye almamak lazımdı. Şu an karşımda gözlerini kırpışı, bana hayran hayran bakması. Kalbimi attırdı. Bir şey demedim. Dudaklarına istekli bir öpücük bıraktım. "Ben sadece seni istiyorum." Şaşkınlık nidasıyla benden ayrıldı. "Sen gerçek olamazsın." "Niye?" "Çünkü dünya üzerinde senin gibi bir adam yok." Gülümsedim. "Yarın sabahtan derse gitmem lazım. İlk 2 saatten sonra eve geleceğim. Sabah beni göremezsen endişelenme. Uyandığın gibi beni ara. Adise sabah yemeğini koyacağım. Anca ben gittikten sonra bu odaya girebilir." Yüzünü okşadım. "Sabah kremi kim sürecek?" "Ben gitmeden süreceğim." Mırıldandı. Bana sarılmak için hamle yaptı. Geri gittim. Kaşları çatılınca göğsüm acıdı. "Canını yakmayacağım ada." Elini tutup sağ yanına yayıldım. Elini sımsıkı tuttum. "Düşünceli hallerine bayılıyorum. Sana aşık oldum ben." Beni kalbim 200 çarparken bırakıp düzenli nefes almaya başladı. Kalbimi bu denli hızlı çapmasını sadece bir kaç kelime ile yapıyordu. Bir kaç aciz kelime. Bir kaç her aşığın kullandığı kelime. Elini dudaklarıma götürüp öptüm. "Bende sana aşığım sarellem. Hemde o kadar çok aşığım ki. Sana zarar veren herkes bunun bedelini ödeyecek. Kim olursa olsun." "Artık yanındayım." Fısıltılarımı duymasını istiyordum. Bedenine bu işlesin ve bunu bilsin istiyordum. Bencilce bunu istiyordum. Benim kalbim onun için atarken onun da kalbi benim için atacaktı. "Seni bırakmayacağım. Her sıkıntında bana koşacaksın. Her sıkıntında bana koşmanı istiyorum-" konuşmam adanın sesi ile bölündü. "Yanındayım sevgilim. Senin her zaman yanındayım. Kalbim senin için atıyor. Duymuyor musun? İçindeki erkek çocuğunu çok seviyorum." Elimi kendi gücü işe sıktı. "Gerçekten mi?" Dedim. "Gerçekten. Ve adisi onu da sev-" "Tamam hadi uyu." "Algortimik fonksiyonum benim. Matematik zekam. Yazılım deham. Silahlı şövalyem." Mırıldandım. Hoşuma gidiyordu. "Bir şey bebeğim? Algoritmik fonksiyon diye bir şey yok." Burnundan güldü. Bu gece sohbetleri ile hayatım renkleniyordu. "İşte her ne boksa?" "Logaritmik fon-" "Matematik duymak istemiyorum. Allah için sus." "Sevgilin bir matematikçi." Dedim. Sesimdeki gizli otoriteyi belli ederek. Tek gözünü açıp bana baktı. "İçime girerken ne kadar matematik kullanıyorsun." Kalakaldım. Bunu farketti. "Değil mi? Bence de. İyi geceler." Altta kalacağımı sanıyordu. "Aslında matematiksel de açıları kullanarak girişi hizalayabilirim. Kolay giriş ve zor girmek ile ilgili bir şeyler düşürsek. Yastık koyup-" "Çığlık atacağım sus artık!" Sesi yükseldikçe kahkaha attım benim minik sarellem. Sinir mi olmuştu. Bana laf sokmadan önce düşünecekti. "Tamam güzelim. Sustum." Bir süre sonra tekrar konuştu. Ya 5 dakika ya da 10 dakika geçmişti. "Hani öpücük?" "Seni öpmedim mi?" Öptüğünü hatırlıyordum. Siktir. Memelerini öpmüştüm. Dudaklarına yaklaşıp onu tatmin olacağı bir biçimde öptüm. "Öpüşmekte çok iyisin." "Bana laf sokma." Gözleri kapalı konuşuyordu. "Niyeymiş? Sevgilim değil misin? Laf da sokarım..." duraksadı. "Elime de alırım." Bunu demeyecektin Ada. Aletim anında kendini belli edip sınırları zorlamaya başladı. Hırıltılı bir nefesi aldım. "Ada beni durduran tek şey canını yakma düşüncesi." Ellerini yanaklarıma koydu. Gözleri hala kapalıydı. Bulana kadar burnumu da avuçlamıştı. Yüzümü de. Deli sarellem. Ellerini seviyordum. Tırnaklarının boyu uzun olsa da kısa olsa da.Normal olmasını istemiyordum. "Bu durum geçtikten sonra seni istiyorum." "Belirli günler belirleyelim. Çünkü okula da gideceksin. Seni ekstradan yormak istemem. Çarşamba-" yüzüme hafifçe tokat attı. "Sen varken yanımda hesap makinasına ihtiyacım yok. Günleri sen belirle." "Haftada bir gün ama tüm gün. Veya tüm gece. Okula gittiğin günlerde es geçeceğim." "Dinlenip dinlenip diyorsun." "Kesinlikle." Dedim. Liseli aşıklar gibi hissediyordum. Eğilip burnunun ucunu öptüm. "Benim uykum var. Ama sabah gideceksin." Dedi. Gözlerini açtı. Bir kaç kez kırpıştırdı. Beni netlemeye çalışıyordu. "10.00 da çıkacağım. güzelim. Hemen yanına geleceğim. " "Peki." Dedi. Ellerini üzerimden çekerken boşluk hissini dolduramadım. Dolacak da değildim. Sadece Ada'nın doldurabileceği boşluğu tek başıma doldurmazdım. "Gelirken almamı istediğin bir şey var mı?" Kendi yerine yerleşip biraz kıvrıldı. Gözlerimi ondan alamadım. Gözleri bana bakarken ışıldayordu. Her şeye rağmen ışıldayan gözlerindeki feri kaybetmeyecekti. "Zeytinli poğaça alır mısın?" "Alırım beneğim. Alırım." Yanına kıvrılıp ona nasıl sarılacağımı düşündüm. Bir bacağını benim karnımın altına doladı. Sağ kolunun üstüne yattı ve başını omzuma koydu. Krem sürdüğüm sol kolunu da göğsüme koydu. Kendi kendine benim soruma yanıt vermişti. "Senlen evlenelim. Aynı çamaşır makinasında donlarımız yıkansın." İstemsiz bir gülümseme yüzüme yayıldı. Hayali bile güzeldi. Şu anda donlarımız aynı çamaşır makinasında yıkanacak olması dışında. "Mutlu olalım. Yanımda ol. Ama-" başını kaldırdı. Gözleri açıktı. Uykulu ruh hali dağılmıştı. "Adis de olacak. Belki adisin de yavruları olur." Tek kaşımı kaldırdım. İma yaptığı şeyin farkında mıydı? Bence değildi. Vurgu yapmadan cevapladım. "Bizim de olur belki." Hiç burgu yapmamıştım. Adanın kaşları biraz çatıldı. Ne düşündüğünü bilmiyordum ama onu bu düşünceye ısıtmayı hayattaki her şeyden çok istiyordum. Ne sanıyordu. Çocuğumuz olduktan sonra hayatımızın sadece çocuk olacağını mı? Bir süre belki evet ama sonra bu değişirdi. Bunu değiştirirdim. "Hayır kıraç. Sadece sen ben ve Adis belki onun yavruları." Kaşlarım çatıldı ama münakaşaya girmeyecektim. Girmezdim. Kaybeden olacakken girmezdim. Başının arkasına elimi koyup onu göğsüme çektim. "Ben varım kıraç. Senin küçük bebeğin olarak şu an fazla yer kaplıyorum. Sorunlarım da yer kaplıyor. Derslerim de. Varlığım-" "Varlığın hiç bir zaman yer kaplamaz. Sen benim kalbimde hiç bir zaman yer kaplamazsın. Ona sahipken yer kaplaman mümkün değil." Mırıldandı. Yavaş yavaş uyku moduna giriyordu. Bu sefer kalıcı olarak kollarımda uykuya dalacaktı. Onun olan kollarımda, benim olan bedeniyle uykuya dalacaktı. "İyi geceler sevgilim." Dedim. "İyi geceler-" dedi. Biraz duraksamadan sonra ekledi. "Dünya'm" kalbim durdu. Hayatım boyunca ailem karşısında dünyanın merkezi olmuştum. Kimsenin dünyası olmamıştım. Kimsenin yaşadığı gezegen olmamıştım. Bu kadın bana bu duyguları hissettiriyordu. Bu Kadın bana çok fazla şey hissettiriyordu. Ve ben ona en gereken şekilde dünyayı gezdirecektim. Sabırla, durmadan ama sakince, sindirerek ve hissederek. Gözlerimin bu huzur ortamında kapanmasına izin verdim. Kollarındaki bedenin nefes alış verişini dinledim. Başının üstüne öpücük bıraktım. Onu korumak istiyordum. Onu karşısına alan herkesin beni de karşısına aldığını bilmesini istiyordum. Şimdi anlıyordum insanların eşlerine ne kadar korumacı yakalaşabileceklerini. Hayatında sadece ben olmak istiyordum. Evi olmak istiyordum. Evimiz olsun istiyordum. Bütün düşünceleri raflara kaldırdım. Hepsini yapılacaklar listesine ekledim. Hepsini. Sonra da sadece anı yaşamaya odaklandım. Geleceğe dalıp şu anı kollarımda olam sevgilime geçirmekten men olmayacaktım. ... Umarım sevmişsinizdir. Biraz toparlanıp gerçek dünyadaki işlerimden kurtulabilirsem devamını yazacağım. Ben artık yazmak değil de yaşamak istiyorum. Yorumlarınızı bekliyorum �� Sizi seviyorum ✨�� Kendiinize dikkat edin görüşürüz ����

Bölüm sonu

8 yorum