İçeriğe geç

AH BE HOCAM+18

Bölüm 4 · 8 dk okuma

AH BE HOCAM+18

Bölüm 4

Bölüm 3

"HOCAM HOCAM HOCAM."

"Noldu ada?"

"Hocam şimdi şöyle Sait faikin Abasıyanık kitabını okudunuz mu?"

"Edebiyat öğretmeniyim ama hiç okumadım ada."

"Yemin edinn."

"Bebeğim öyle bir kitap yok. İyi olduğuna emin misin?" Ellerini yüzümün iki tarafını tutu.

Alnıma öpücük kondurup yüzlerimizi hizaladı. Bir bankta yan yana oturuyorduk.

"Yani şimdi Abasıyanı-" sözümü kesti.

"Hay abasıyanığına ada."

"Ama-" sözümü kesti. Dudakları çok yakındı.

"Bana sen lazımsın." Dudaklarımızı birleştirdi. Çok yumuşak öpüyordu. Narin ama her an sertleşebilecek bir narinlikte.

Onay alır gibi dudakları bir santim uzaklaştı. Başımı salladım. Onu istiyordum. Her yerimde hissetmek. Onun olmak. Sadece onun.

Bu sefer dudaklarımızı birleştirdiğinde sert hareketlerle dilini ağzıma soktu. İnledim ve geriye doğru gittim. Elleri göğüslerimde geziyor alt tarafıma sıcaklık ulaşıyordu. Bu adam bu adam bana ne yapıyordu.

Bir elini belime koyup beni banka yatırdı. Nefes almak için ayrıldığımızda gözlerindeki arzuyu sonuna kadar hissettim. Ellerim ensesine gitti.

"Biliyor musun ada?" Nefesini toparlama çalışırken bende aynısını yapıyordum. Ani adrenalin kalp atışımı hızlandırmıştı.

Nefeslerim arasında "neyi?" Diyebildim.

"Aşk harika bir çiçektir,ancak onu korkunç bir uçurumun kenarında arayacak cesarete sahip olmak gerekir"

"Sen ve şu edebi sözlerin."

Sırıttı. "Şikayetçi misin?"

Ellerimi ensesinde oynatmaya başladım. "Ah sevgilim, uçurumdan düşerken o çiçeğe tutunmuşum ben."

Burnunu burnuma sürttü. "O çiçek seni çok seviyor."

"Söyle o çiçeğe beni biraz daha bekletirse, bunun sonu hiç iyi bitmeyecek."

Dudaklarını dudaklarıma sürttü. Boynuma indi. Öpücükleri beni hem huylandırıyor hem mutlu ediyordu. Yavaş yavaş göğüslerime indi.

"Ama dur-" yine ne vardı. Taksit taksit sevişiyorduk bildiğin.

İnledim. "Fırat"

"Efendim bebeğim."

"Dayanamıyorum."

Dudaklarıma yapışıp ellerini belimden karnıma indirdi. Son hissettiğim İç çamaşırımın içine giren parmaklar-

"laaannnn" nefes nefese uyandım. Bu, bu nasıl bir rüyaydı. Hassiktir. Islanmışım bide.

Nefes alıp verdim. Garip bir şekilde her dakikasını hatırlıyorum. Offf.

Fırat hocam rüyalarıma girecek kadar naptınız. Nerdeyse her dokunuşunu hissettim.

'Bir hocanla birlikte olup herkesin ne diceğini düşünebiliyor musun?' Diyen iç sesimi susturdum. Ya da susturmaya çalıştım diyelim.

Adamla ilgili aşığım şakaları yapıyordum. Bilinç altıma işlemiş demekki. Bu kadarı biraz fazla olsa da.

Ama elleri- "hadi kızım kalk otobüse geç kalacaksın."

Yapma be anacım. Kadın resmen dedektör gibi dakikası geldiği kalkacaksın. Kalkıp hazırlanmaya başladım. Bugün edebiyat dersi yoktu. Kısacık utancımı kendime saklayabilirdim.

...

"Knk 7 kere öğürünce kusuyormuşsun." Dediğimde. Sevil güldü. Denicem bir gün 7 kere öğürmeyi.

"Felsefe de ne çekilir ha" dedi sevilin yanında oturan haziran. Evet evet ismi haziran.

"Keşke hoca olmasa da yakışıklı karizmatik yunan boy edebiyat hocam girse."

Bana bir bakışları var. Side eyes ile 'yav he he' bakışı karışımı. "Tamam ya girmesin." Dedim. Pısmıştım.

"Kankam o sana bakmaz. Üzülme diye kaç kere söylüyom." Sevilinde önünde oturan halime konuşunca bakışlar ona döndü.

Evet o yüzden rüyamda parmaklarını- ah neyse

Şaka yaptığımı bir türlü anlamıyor. Sürekli edebiyatçıdan bahsettiğimden ciddiye alıyorlar ve ben de bu oyunu bozmuyordum.

Tam bu sırada felsefecinin sınıfa girmesiyle konuşmamız bölündü. Hoş ne diceğimi de bilmiyordum.

Hoca öğretmenler masasına yerleşti. Tabi ayağa kalkıp saygı göstermeyi unutmadık. Hiç kalkmamazlık yapmam şahsen.

"Yoklama alıp derse geçeceğiz arkadaşlar."

Geçelim hocam. Geçelim. Ama keşke gelmeseydiniz.

30 moment later

"-bu sayede platonun anlayışını savunmayan aristothales varlıklar sadece gördüklerimizdir. Yani bu dünyada olan varlıklar gerçek varlıklardır demiştir."

Herkes dersin ilk 10 dakikasından sonra kopmuş uyuyorlardı. Hoca da onları takmadan devam ediyordu. Orta yaşlıydı zaten. Bir kızdı mı saklanacak yer arıyordunuz. Öyle de fena.

"Sormak istediğiniz soru yoksa eğer arkadaşlar bu dersi burda bitiriyorum. Dinlenebilirsiniz."

Sağol hocam. Başımı sıraya koydum. Duvar kenarı 3. sırada oturuyordum. Ya arkada oturacaktım ya da ortalarda. Arka çok uzaktı tam göremezdim. Bende buraya oturmaya karar verdim. Duvar şarttı. Yanıma da melek vardı. Şans eseri yanıma oturduğunda tanışmıştık. Tipik sınıf arkadaşılarımdandı.

"Felsefeden sonra ne var?" Melek konuşunca sırada başımı onun tarafına çevirdim.

"Aleminyumun dersi." Amma papaz olmuştum o hocayla. Altı üstü ödev yapmadık. Takık.

"Offf daha çok var"

"Aşkım daha burdayız. Sabaha kadar." Güldü.

Sağ kolumun üzerine yattım. Çabuk uyuşuyordu ya. Bide bugün dershane var.

Oflayıp gözlerimi kapattım.

...

Koşarak gelen melek bana sarılınca afalladım. "Noldu kız?"

"Son derssss." Güldüm. Sonunda bitmişti.

Önden Sevil dönüp "kanka çıkışta yemek mi yesek?"

"Kanka dershaneye gidicem ya."

"Yarın peki yarın olur mu?" Bi düşününce yarın cumaydı ve son. Cumartesi pazar dershane vardı.

"Tamam lan anama sorarım."

"Tamam." Önüne dönüp ders kitaplarını çıkardı.

Bu sırada melek de benden ayrılmıştı. Sonunda eve gidicem. Ama dershanede de uyudum mu tamamdır. Kıraç hoca da beni nah uyutur.

Sınav senesi diye kasmaktan çok yoruldum. Kas kas kas kas bir yerde de vücut dinlenmek istiyordu.

Bende sıkılıyorum. Bende bunalıyorum. Ağlamak istiyorum. Derimdeki sayısız çizik, atmadığım çığlıklara dönüşmüş durumda. Bunu engellemek istiyor muyum? Bilmiyorum.

Arkasını dönen Sevil "Son saatte uyumayacaksın değil mi ada." Sevil en yakın arkadaşım. Arkadaştan öte dostum. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez. Yanında rahat ettiğim nadir kişilerden. Biraz kafası sıyrık ama onu da benim mükemmel ötesi zekamla eşitliyoruz.

"Tabi ki de hayır."

Kapıdan giren kişiyle herkes ayağa kalktı. Ben son saat olmasından mütevellit yorgunluktan kalkamadım. Önümdekiler beni kapattığından kalkıp kalkmadığı belli olmuyordu. +1 şans

"Oturun"

O kadar yorgunum ki ingilizceciyi edebiyatçı gibi duyuyorum. Ah Allahım yorgun olmak başa dert.

"Hocanızın acil işi çıktı. İsteyen test çözsün. Ne yapıyorsanız yapın arkadaşlar, yeter ki ses çıkmasın."

Ne zamandan beri ingilizceci bu kadar otoriter ve sert. Of amannnn neyse.

Melek kolumu dürttü. "Kızım ders boş."

"nE" şu an beynim algılamıyor. "Az önce vardı ya kadın."

"Kızım Fırat hoca geldi. Duymuyon mu? Gerizekalı"

Başımı kolumdan kaldırdım ve öğretmenler masasına baktım. Gel gör bak kim. Fırat hocam. Bu hayırdır lan dersi de yoktu.

Kafamı kaldırdığım an bu tarafa doğru bakan gözleri gözlerimi buldu. Hocam elleriniz- Jest ve mimik olsun ve adama salak gibi bakmayayım diye hafif tebessüm ettim. O da tebessüm etti. Noluyo lan.

Bakışlarımı meleğe çevirdiğimde. "Kime sırıttın lan?" Dedi.

"Kime olcak bebeğim canım mi canım süper big boy hazretleri haşmetli fırto hocama."

Bu cümledeki anlam bozukluklarının farzını bulunuz.

Bana salak bu bakışı atıp önündeki test kitabına döndü. Çalışkan kız ha. Bende koluma geri gömüldüm. Şu an istesemde ders çalışamazdım.

.

.

.

Zaman mekan kavramı algılayamadan uyandım. Kolum yok. Başım kolumda sakiniz. Ders daha bitmedi mi ya. Sol kolumu başıma götürmek için kaldırdığımda şak diye masaya düştü. Sese bak ya. Bir kaç kişinin bakışları bana döndü ama sonra test çözmeye devam ettiler.

Yanımdaki melek "kız iyi misin? Dersin bitmesine az kaldı."

Onu başımla onayladım. Biraz daha böyle kalıp başımı kaldırdım. Etraf ne kadar parlak lan. Oflayıp başımı ellerimin arasına aldım. Bu sırada melek telefon kutusundan aldığı telefonumu önüme koymuştu. Kendininkine bakıyordu.

Eşyalarımı çantaya koydum ve bende telefonumu açtım. Kameradan kendime baktığımda sağ yanağında kocaman kızarıklık. Oh shit.

Zil çaldı. Bu kadar hızlı mı? Daha kafamı toparlayamadan.

Meleğe döndüm. "görüşürüz baby"

"Görüşürüz."

Çantamı alıp kalkınca ilk bi sendeledim. Sevil dirseğimden yakaladı. "salak kız bu kadar derin uyuyacak kadar ne yaptın? İyi misin?"

"Başım dönüyor" sıraya tekrar oturdum. Çantamı aldığım gibi bırakmak zorunda kaldım.

Sevile dönüp "sen git otobüse yetişirsin ben bir sonrakine binerim." dedim.

"Hayır kızım kafanı topla gideriz."

"Sevil lütfen geç kalma."

"Ada-"

"Git, toparlanıp çıkacağım."

Sevil koluma dokunup "ara beni tamam mı? En kötü mesaj at." dedi. Başımı salladım. Sınıftan çıktı.

Neden bu kadar kötü oldum ben. Bi daha son ders yok uyumak. Asla.

Kafam ellerimin arasında gözlerim kapalıydı.

"Ada iyi misin?" Hocam valla bi git. Bi sen eksiktin. Al midem de bulanıyor.

Yanıma gelen ayak sesler duydum. Yanımda durdu. Bir el sırtıma kondu. "İyi misin? Cevap ver ada." Bu sefer sesi daha yumuşaktı.

"İyiyim hocam sadece başım döndü. Birazdan geçer."

Yanımda diz çöktü. "Bana bakabilir misin?"

Ellerimi sıraya koyup yüzümü hocaya çevirdim.

Elini alnıma koydu. "Az ateşin var." Düşünür gibi

Bir ifade takındıktan sonra "eve gidebilecek misin?"

"Giderim hocam." Ayağa kalktım. Benimle birlikte Fırat hoca da ayağa kalktı. Yerden çantamı aldım. Tekrar kalktığımda. Bir dünya gidip geldi. Amk noluyo.

"Bırak çantanı bana" elimde olan çantayı alıp sırtına taktı. Bu adam ne iş. Hocamm elleriniz-

Nolur kızarma nolur kızarma. Yanaklarıma şu anda bile hücum eden kızarma dürtüsüne lanet ettim.

"Hocam ben eve giderim."

"Seni bu halde bırakacağımı mı düşünüyorsun?"

"Hocam cidden gerek yok. Hem baş dönmem geçti. Hadi verin çantamı da gideyim."

"Ada" aha otoriter ses çıkmıştır. Hayırlı olsun.

"Yardım edeyim mi kendim yürür müsün?"

Kucağınıza alsanız iyi olur sanki ama bilemedim.

İtiraz istemez bir tavırla bana bakarken buna karşılık vermek zordu. İstiyorsa bıraksın evime kadar.

Başımı sallayıp telefonumu sıradan aldım. Sınıf kapısına doğru giderken arkamdan geliyordu. Sınıftan çıkınca okulda cidden kimsenin kalmadığını farkettim.

Böylesi daha iyiydi.

Merdivenlerden inerken demire tutundum. Mazallah düşerim fln hiç gerek yok böyle şeylere.

Okuldan çıkınca beni arabasına yönlendirdi canım haşmetli big boy hocam.

Kapıyı açıp ön koltuğa oturdum. O da sürücü koltuğuna oturdu. Çantamı arka tarafa koyduktan sonra bana baktı. Durum değerlendirmesi yapıp arabayı çalıştırdı.

Başımı cama dayadım. "Gerek yoktu hocam" sesim niye böyle çıkıyor. Ve neden benimle ilgilenmesini amansızca istiyorum. Annem çalışıyordu benimle ilgileniyordu ama sadece ders konusunda. Babam desen pek de bir fark yok. Koruma kollama oh oh oh ama hiç babasına düşkün bir kız olmamıştım. Belki de ondan kaynaklı bir problemdi. Umutlanıp sonunda hep kırılıyordum. Babamda çalışıyordu.

Sanırım aileden çok ilgi göremediğim için ilgiyi başka kişilerde arıyordum. Ne kötü ama

"Lafı bile olmaz."

Yol boyunca konuşmadım. O da konuşmadı. Ne konu bulabildim ne başka bişey. Sadece omzuna başımı koymak istiyordum. Sınav senesi ne kötüydü yanımda olmasını istedikçe insanlar bilerek benden uzaklaşıyor gibi.

Bi an dalmışım gitmişim.

Yüzümde naif bir dokunuş hissetmemle uykumdan ayıldım. Ses çıkarmadan aynı pozisyonumu bozmadım Uyuduğumu düşünüyordu. Ve inanır mısınız arabası bile çok rahat. Sabah kadar uyunur.

"Beni çok korkuttun bi an-neyse" derin bir nefes alıp elini yanağımda gezdirmeye devam etti. Nefesini yüzümde hissediyordum. Şakanın dozunu kızlarla fazla arttırmıştım sanırım.

"seni uzaktan izlemek canımı o kadar yakıyor ki"

BEN GELDİMM. Sınavlar bitti ve bölüm yazma perileri de gelince hemen yazmalıyım dedim.

Bence güzel sevimli bir bölüm oldu.

Bi dahaki bölüme kadar görüşmek üzere

muahhhh

💋💋

Bölüm sonu

13 yorum