İçeriğe geç

AH BE HOCAM+18

Bölüm 34 · 30 dk okuma

AH BE HOCAM+18

Bölüm 34

Bölüm 33

"Bilmem, anlatabiliyor muyum?

Seviyorum, seviyor musun?

Ağlıyorum, gülüyor musun?

Üzülen kim, tahmin edebiliyor musun?"

İyi okumalar

...

Kırço hoca(dershane): Bir şey yapmak zorunda değilsin. Almamı ister misin seni?

Telefonumun titremesi ile yediğim kahvaltıdan başımı kaldırdım. Kızlar da kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Geldiğimde ne olduğunu sormuşlardı bende onlara ayrıntıya girmeden çok da başarılı bir birleşme yaşamadığımızı söylemiştim.

Kıraçın o halleri aklımı karıştırıyordu. Bana mesaj atmadan önce de onu düşünüyordum. Sınırına geldi ve kontrolünü kaybetti tamam oraya kadar anladım. Ama kafamı karıştıran kısım ağlaması ve onu bırakacağımı söylemesiydi.

Allah var ilgili biriydi. Hemde istediğimden çok. Fakat bunun deşmek istemediğim bir yarası olmasından korkuyordum. Öyleyse ve ben bu konuda ona yardım edemezsem mahvolurdum. Öte yandan bakire değildim artık ve bu uygun bir ortamda olmasa da istediğim şartlarda olmasa da istediğim kişi ile olmuştu.

Buruk bir tebessümle çatalımı bırakıp telefonumu elime aldım. Kasıklarımdaki ağrı çoktan geçmişti. Çok sorun oluşturabilecek bir detay da değildi.

Ben: hayır gerek yok. Sabah da dediğim gibi iyiyim.

Ben: abartma lütfen.

Abartma mı? Evet abartıyordu. Belki de benim yaşadıklarım çok basitti. Masadaki sohbeti dinleme kararı verdim.

"Bak bir yerden gülle bulalım. Onu karla kaplayıp savaş hocaya şaka olsun diye atalım." Dedi melek ağzına domates tıkarken. Sevil ise bu dediğine meleğin omzunu tutup gülmeye başladı.

"Bilsem bir yerden alırdık kanka." Dedi Halime. Onda bile olan küçük gülümseme ile bende gülümsedim. "Savaş hocaya değil kızlar direk almancıya bak dicen Schneeball geliyor." Haziranın dediğine kendimi tutamadım ve gülmeye başladım. Schneeball kar topu demekti. Asıl komik yanı da oydu.

Haziran gülen bana bakıp daha da gülümsedi. "Vay. Başarısız sex yaşayan eleman gülüyor. Üzülme aşkım emin ol sen istesen o adam daha iyi performans çıkarırdı." Gülerken işaret parmağımı ona doğrultup salladım.

"Sen benim sevgilime hayırdır kızım. Kim oluyorsun? Benim sevgilim matematik yapabiliyor." Bunu dedikten sonra bütün grup olağan dışı sesler çıkarıp gülmeye başladık. Haziran en son olduğumuz sınavdan zar zor geçmişti ve bunu yüzüne vururken öyle bir zevk almıştım ki. Ama bunu pek de takmadan değişik sesler çıkarıp gülmeye devam etti.

"Bu iyiydi kızım." Elini uzattığında telefonu kenara bırakıp eline çaktım. Neyiz ya biz? Pisagorculara ihanet klübü mü?

Kendimizi biraz olsun toparladıktan sonra kahvaltımın son kalan kırıntılarını bitirdim. "Akşam parti misali bir şeyler yapacaklarmış." Dedi melek ellerini çırparak. Bu kadar mutu olmasına şaşmamalı. Partileri severdi özellikle içkili olanları.

"Sen gelmeden açıklama yaptılar." Dedi halime yanımdan. O da kahvaltısını bitirmiş diğerlerini bekliyordu. "İçkili mi?" Dedim. Merakıma yenilerek.

"Hayır değil ama-" Haziran duraksayıp eline telefonunu aldı ve biraz uğraştıktan sonra bana çevirdi. Sikerler. Viski mi o? Chivas. Yanında da biralardan kalp oluşturulmuştu. Zemin bizim kaldığımız evin zeminine benziyordu.

"Şaka yapıyorsun." Dedim şokla. Gözlerim haziranda ve diğerlerinde geziniyordu. Bunu yapmış olamazlar. "Evet güzelim. Bunu çalana kadar kıçım yırtılacak sandım." Dedi haziran ve sevil ona katıldı.

"İyi de nasıl?" Başladılar anlatmaya. Hepsi bu anı bekliyormuş gibiydi. "Bak şimdi. Biz zaten senin geç geleceğini biliyorduk. Sonra dedik ki akşam bir şeyler yapalım. Zirveye kadar çıkıp eğleniriz coşarız diye burada arayışa geçtik." Dedi melek. Sesindeki heyecana karşı gülümsedim. Anneğ çok düzgün arkadaşlarım var gözün arkada kalmasın.

Annem demişken onu aramamıştım. Kahvaltıdan sonra onu arasam iyi olacaktı. "Bu katın üst katları da olduğunu biliyorduk zaten. Küçük bir operasyon planladık ve bum." Dedi sevil. Ellerini iki yana açıp olaya daha da aksiyonlu bir hava getirirken gülüşüm genişledi.

"Sonuç güzelim. Evde 8 bira bir şişe, viski ve-" sözünü kestim haziranın. "Ve ne?" Bana tek kaşını kaldırıp sinsi sayılabilecek bir bakış attıktan sonra telefonunun kilidini kapattı. "İki pakette sigara var." yüzümü buruşturdum. Alkol sonuna kadar ama sigara sevmezdim.

"Tamam bakma öyle sen içmezsin. Onu da bir yaşlı dede vardı. Dedeye sorduk sigaran var mı diye? Dede de çıkardı iki paket verdi." Dedi halime. İyi de neden dedeye sigaran var mı? Diye sormuşlardı ki. Allah akıl fikir versin.

"Neden böyle bir şey yaptınız?" Dedim. Haziran omuz silkerken melek söze girdi. "Dede sigara içiyordu manzaraya karşı bizde soralım ne kaybederiz dedik. Sonuç iki paket." Ankara da deniz bizim grupta akıl aranmaz. Hoş bende de aranmaz. Adamı kışkırttım sonucunu da çektim.

"Dur şimdi siz o kadar içkiyi aldınız ve kimse bir şey demedi mi?" Hepsi başka tarafa bakmaya başlayınca bir boklar olduğunu anladım. "Ne yaptınız?"

"Şimdi şöyle. Biz bunları alırken bizi-" diye söze başlayan meleği sevil kesti. "Arsen gördü ve 'bir şey görmedim.' diyerek oradan uzaklaştı." Bir o civciv eksikti zaten.

"Şikayet etmez değil mi?" Dedi melek tereddütle. Az önce lafını kesen sevile sinir olmamıştı. Arsene gelirsek. Açıkçası bilmiyordum. O kendi açısından böyle şeyleri kullanmayı severdi. "Eve nasıl götürdünüz?" Dedim.

"Kapıya kadar çıkardıktan sonra kimse çantamızdakileri sorgulamadı." Dedi haziran. Melek benden bir cevap bekler gibi iki elini de masaya koyup eğilmişti. "O dediğim gibi. İşine gelirse her şeyi yapabilecek biri. Evimize operasyon bile düzenler." Dedim. Melek oflayıp sandalyede geriye yaslanıp elleriyle başını ovdu.

"Sana bir şey olmaz olan bize olur." Dedi yanımdan halime. "Pardon ama ben mi size gidin alın dedim. Bir de yaşlı adamdan sigara almışsınız. Şaşırıyorum size." Dedim sitemle. Hep ben kurtulurum oluyordu yeter da.

"Tamam kızma. Bizim hatamız. Kaşındık işte boşverin hallederiz." Dedi haziran ortamı yumuşatmak için. Gram yumuşamamıştı ortam. Halimeye yandan bir bakış attım. Bu sırada sevil elime uzandı. "Dışarı mı çıksak?" Dedi.

Başımı salladım. Kalkıp sandalyenin arkasına astığım ceketimi alıp giydim. Telefonumu da masadan alınca bizimkilere baktım. "Biz dışarıdayız. Zaten bugün gruplara ayrılmayacağız. Yarın da son etkinlikler yapılacak." Dedi sevil ve o da montunu giydikten sonra bana baktı. Başıyla 'gidelim.' Diyince hareketlendim. Bu sırada telefonuma baktım. Kıraç mesaj atmıştı ama o kahkahalar arasında duymamıştım.

Kırço hoca(dershane): abartıyor muyum?

Kırço hoca(dershane): ciddi olamazsın. Seni önemsiyorum.

Mesajlarına bakarken neredeyse bir bedene çarpıyordum. Son dakika sıyırmıştım. Dönüp bakmama kalmadan yolumu kesmesiyle bakışımı 'hayırdır?' Dercesine kaldırdım. Kesinlikle bu adamı beklemiyordum. Başımı 'ne oldu?' Manasında salladım. Daha sabah birlikteydik. Tamam özlemiştim.

"Hocam." Dedim. Sevil ise ilerlemiş sonra benim yanında gelmediğimi görünce arkasına bakmış olacak ki biraz uzakta duruyordu. "İyi misin?" Ona bıkkınca bakıp dudaklarımı büzdüm. Daha da mı boyu uzamıştı bana mı öyle geliyor.

"Evet. Şunu sormayı bırak artık." Bana beni çözmek ister gibi kontrollü bakışlarını atıyordu. Kahve gözlerinde kim bilir ne fırtınalar kopuyordu. Aklıma geldiği gibi sözü ona bırakmadan konuşmaya başladım.

"Sıcak bir şeyler iç. Çay benzeri. Hala seslerin normal değil." Dedim. Bunu dediğim gibi de dudağının kenarı kıvrıldı. Evren şu ana hapset beni. Nolur şu anda kalayım. Çok huzurlu bir aurası vardı.

"İçerim içeceğim." Sonra bana bakışları yoğunlaşıp ciddi bir hal aldı. Dün geceyi düşündüğü belliydi. Derin bir nefes aldım. Kahve gözlerindeki bakışı yok etmek için dudaklarına yapışmak istiyordum. Ama bu ortamda o kadar garip kaçardı ki.

"Tamam o zaman ben gideyim." Dedim ama yerimden gram kıpırdamadım. Gözlerinde kaybolmuştum. Ondan ayrılmam için ekstra bir güç lazımdı.

"Gitme." Dedi. O an kalbimde bir şeylerin değiştiğini hissettim. Bu adam benim gitmemi onu bırakmamı istemiyordu. Bunu daha da fazla hissettim. Karnım kasıldı kan vücudumda daha da hızlı akmaya başladı. Ben sistemleri bitirmedim değil mi? Evet kesinlikle bitmedi.

Burukça gülümsedim. Samimi ve bir o kadar gerçeği yansıtan bir gülümsemeydi. Yaşadığı her neyse onu öğrendikten sonra ona destek olmanın getireceklerini anladığım bir gülümseme. "Sadece dışarı çıkıyorum. Hala seninleyim." Dedim. Sonra güç bela bakışlarımı çevirip yanından geçerken bilerek parmaklarına değdim.

Parmakları parmaklarıma uzanacak gibi olsa da kendini tutup parmaklarını kontrol etti. Sevile doğru ilerlerken de Fırat hocanın ağzındaki her neyse Kıraça bakarak hırsla çiğnediğini gördüm. Hiç haz etmediğini bir insan bu kadar belli edemez. Ona baktığımı anlamış olacak ki bakışları beni bulduğunda sadece başımı eğip selam vermekle yetindim.

O da aynısını yaptı ve biz seville yemek salonundan çıktık. "Sana nasıl baktığını gördüm." Sevil konuşmasıyla ona bakmadan ilerlemeye devam ettim.

"O seni cidden seviyor." Dedi. Ona baktığımda yüzünde minik bir Buse vardı. "Hak ettiğin sevgiyi verebilecek bir adam." Adamı bastırarak söylemesi dikkatimden kaçmamıştı.

Kapılardan geçip soğuk havaya çıktığımızda ceketime daha da sarıldım. Atkım da kıraçta kalmıştı. Kıraç demişken umarım az önceki bakışmamızı kimse görmemişti. Yanlış anlamaya müsait bir bakış açısı vardı.

Normalde seviştiğin insanla normal hayatta nasıl konuştuğunu utanmadan bunu nasıl yapabildiğini merak ederdim. Çünkü akşam birlikte oldun ve onu bütün çıplaklığıyla sarmalanmış oluyordun.

Sonuç olarak. Baya düzgünce konuşabiliyorsun. Aklıma o mükemmel ötesi aleti gelse de bu düşünceyi aklımdan uzaklaştırmaya çalışmadım. İçimden bir ses onu daha sık göreceğimi söylüyordu.

"Öyle. İmkansız aşk." Dedim. Aklımdaki kara kutuya gömdüğüm her kötü ihtimali bu iki kelime ile açıklamak çok sıradan görünmüştü.

Sevil durdu ve bana döndü. "Değil ada. Değil. Sana anlatmam gerekenler var." Dedi ve beni kolumdan sürüklediği gibi ağaçların arasına daldık.

Biraz ilerledikten sonra emin olmuş olacak ki. Durdu ve soluklanmak için başını yukarı kaldırdı. Çıkan buhar iyi şeyler duymayacağım temenni ediyormuş gibi yavaş dağılıyordu.

"Dinliyorum." Dedim. Cesaretli bir şekilde bana dönüp ellerini kollarıma koydu. "Ben çok kötü bir şey yaptım." Tahmin ettiğim gibiydi ve bu nedense Arsenle bağlantılıymış gibi de hissettirmişti.

"Sana ikisinden birini seçip yat dedim. Ama ben bunu isteyerek demedim. Benim Arda var biliyor musun?" Başımı salladım. Arda ne alaka. Sevilin peşinden koştuğu aşkından deli divane olduğu çocuktu Arda. Bence o kadar abartılacak bir şeyi de yoktu.

"O beni bir gün bir yere çağırdı ben de saf salak gibi gittim. Onunla ilgili fanteziler kuruyorum ama giderken. Gittiğim yerin bir holding olmasını bile umursamadım. O kadar. Gittiğim gibi beni bir odaya yönlendirdiler-" nefes almak için duraksayınca kalbim hızlandı.

"Odada senin Arsen hocan vardı ve bana senin bir seçim yapman gerektiğini söyledi. Nedenini bilmiyorum çok korktuğum için söylemeye cesaret dahi edemedim. Adamların hepsinin belinde silahlar vardı. Tek söylediği bunu sana söylersem beni öldürecek olduğu." Dedi. Seçim dediği onun benim evime geldiği vakit şakasına diye yaptığımız idda mıydı? Sikerler kesinlikle öyleydi. Duyduklarımın şoku ile daha fazla ayakta kalamadım ve en yakın ağacın oraya çömelip oturdum. Kotumun ıslanması umrumda bile değildi.

"Bu seçim-" sözümü kesti. "Evet Kıraç ile Fıratın arasındaki seçim." Dedi.

Ellerimi başımın iki yanına aldım. "Sende risk alıp bana söyledin?" Bana gözlerindeki acı ile baktı.

"Daha fazla dayanamazdım. İhanet her yerime işlemişti ve sizi Kıraç hocanla mutlu görünce daha fazla tutamadım." Biliyordu. O da korkmuştu ve şu an bunları bana söyleyerek büyük risk alıyordu. Kimseye de söyleyemezdim. Hele dün akşamdan sonra Kıraçın bana olan güveni darmaduman olurdu.

Söylemezsem de Arsen saman altından su yürütür ve sevile zarar verirdi. Of anam of.

"Bu adam niye böyle bir şeyi istedi ki. Tamam biliyorum Kıraç ve Fırat hocamla iyi anlaşamıyor hatta hiç iyi anlaşamıyorlar ama beni piyon olarak kullanıp seçim yaptırdıysa bunu sırf eğlencesine yaptığına yemin edebilirim." Dedim. Siktir. Çok mantıklı. Dün o adamla konuşup satranç muhabbeti yaptıktan sonra böyle biri olduğuna daha da emin olmuştum. Başımız dertteydi ve bunu söyleyebilecek kişi yoktu.

Kıraça uygun bir dille anlatsam olaylar karışmadan bence bunu görmezden gelmeyi seçebilirdi. Diğer yandan ikisinin arasında kaldığımda dahi tepkisini hissetmiştim. Beni bırakacağını düşünmüştüm.

Beni bırakacağını düşünmüştüm.

Bunu dün o da düşünmüştü. Karma mıydı bu? Yoksa daha da mı beter bir şeydi. Kafam karışırken Sevil de yanıma çöküp yan tarafımdan bana ellerini doladı. Bütün suçu ona atmak isteyen bir tarafım vardı. Oysa seçimi yapmayı reddedebilirdim ama sırf en yakın arkadaşım söyledi diye eğlenceli olur sanmıştım.

Ne eğlence ama

"Özür dilerim. Bu yeterli olmayacak ama özür dilerim zorunda olmasam yapmazdım." Diye fısıldadı. Ben onu kucaklamadan sadece karşı taraftaki karlara bakıyordum. Bu adamların şakası yoktu.

"Bunu bana söylediğini Arsen öğrenirse-"arkadan bir ses geldi ve bütün hücrelerimin donduğunu yemin edeceğim bir tınıyla bana ulaştı.

"Öğrendi bile." Bu adam o kadar pislikti ki. Belki bizim dershaneye gelmesi bile kurmaca olabilirdi. Arkamı dönmedim ama Sevil dönüp arkasına baktığında hızla başını omzuma gömdü.

Bendeki deli cesaret olsa gerek ayağa kalkarak sevilin tutuşundan kurtuldum. Arkamı döndüm ve Arsen hocaya ilerlerken emin adımlarıma küçük iğneleyici bir sırıtışla baktı.

"Ah sonunda içimdeki sevgi dolu tarafımı gördün. Büyülendim. Küçük arkadaşın daha önce söyler sanmıştım. Cidden iyi sır tutuyor." Üzerine doğru yürürken adımlarım bir an yavaşladı. Söyleyeceğini biliyordu sevilin bana. Titredim.

Bu ormanlık alanda ikimizi de öldürüp ustaca bir başarı sergileyebilirdi. Yeşil gözleri inkar etmiyordu. "Sizi anlamıyorum." Dedim. O bana ben ona bakıyordum. Ve aramızda geçen gerici elektrikler midemi bulandırıyordu. Omuzlarını silkti ve bir adım atıp aramızdaki mesafenin dörtte birini aştı. "İnan umrumda değil."

Belki polise söylersek onu tutuklarlardı. Belki öyle olmasa bile onu ve arkasından kimden güç alıyorsa onu yakalayabilirlerdi. Beni dumura uğratacak bir şekilde gülmesiyle düşündüklerim tek tek suya mı düştü yoksa kara mı saplandı bilemedim. İkisi de canımı sıkmıştı.

"Hadi ama yakın arkadaşın dediğim gibi şartlara uysaydı şu an bu konuşmayı yapmıyor olurduk. Ben dediklerimi yaparım Ada." Came on. Bende onun gibi sırıttım. En yakınımın bunu yaptığına mı yanayım. Onu açık açık öldüreceğini söylemesine mi yanayım. Üzerine yürüdüğüm anda beni hareketsiz bırakarak öldürebileceğini bildiğime mi yanayım. Ne kadar çok ölüm kelimesi var. Sanki gereksiz bir ayrıntı.

"Neden?" Dedim sesim fısıltı gibi çıksa da duymuş ve bana gözlerini kısarak bakmıştı. Rüzgar esmesiyle sarı saçları dalgalandı.

"Onlarda benim sevdiğim birini elimden aldılar küçük şah. Bunun intikamını almadan duracağımı düşünmeleri hataydı. Gözden kaçan minik bir ayrıntı. Son hamle. Şah ve mat."

Bir adım daha bana atınca geri gittim. "Ve bu da senin canını yakmaktan geçiyor herhalde arkadaşını seviyorsundur. Son bir haftanız iyi vakit geçirin." Biraz daha gelmesiyle bende geriye gittim. Kuyruğu dik tutmak buraya kadardı.

Sırtım ağaca değmesi ile bir küfür savurdum. Elini kaldırdı ve önüme gelen bir tutam saçımı ondan beklenmeyecek bir nezaketle kulağımı arkasına sıkıştırdı.

Elini ittireceğim sırada eli elime kapandı ve dehşetle ona baktım. "Hayır. Bunu yapmayacaksın." Adama dediğim şeye bak. Tabi efendim diyecek ve bizi öldürmeyecekti.

"Bunu sana düşündüren ne? Kıraç sadece seni koruyabilir." Dedi ve yüzüme yaklaşırken başımı çevirip uzaklaşmaya çalıştım. Elimi sıktı ve bunu yapmamam için bir uyarı olarak algıladım. Kulağıma yaklaşıp fısıldadı. "O da bir süreye kadar."

Götüm tutuştu. Öldüreceğim diyordu. Şakasız ve net bir ciddiyetle söylüyordu. Sevil korkup yanıma gelememişti. Biraz da olsa ona hak verdiğim için bir şey demedim.

Hedefi ben miydim? Kıraç ve Fırat ondan en sevdiği şeyi elinden aldı diye beni de Kıraçtan mı koparacaktı. Ne intikam ama. Çok üzerine düşünmüş olmalıydı. Beyin yakıcı. Bok yoluna gitmenin sınırlarında geziniyorum.

Diğer yandan annem bu adamı döver. Bir bağırsa Arsen 'Nolur sus.' Diye yalvarırdı. Fakat ona nasıl açıklanır ki bu durum?

"Zevkine sevili öldüreceğine daha farklı bir yol denemeyi hiç düşündün mü?" Tek kaşını kaldırıp yüzünü benden uzaklaştırdı. Kışkırtma konusunda cidden de iyiyim sanırım. Ne dediğim farkına bile sonradan vardım.

"Büyüklük mü taslamak istiyorsun." Dedi ve elimi bırakıp geriledi. Yüzüme dikkatli bir şekilde bakarken tekrar konuştu. "Dinliyorum. Cezbet beni." Benimle oynuyordu.

Başladı ellerim kendiliğinden titremeye ellerimi kavuşturup açtım. Parmaklarımı saçlarıma geçirip çekerken beynim durmuş gibiydi. Akşam yaşananların üstüne bu gelince sapıtmaya bir acı eşiği kalmıştı.

"Bilmiyorum. Kendimi sana sunacak kadar da sapıtmadım. Psikolojik destek almayı düşündün mü? Belki bu psikolojiden çıkmana yardım edebilir. Sevdiğin birinin elinden aldılarsa onu sana geri veremem." Bizi ölümle alelade tehdit ediyordu yetmezmiş gibi de git psikolojik destek al demiştim. Allahım.

Arsen birazdan bağırıp çığrından çıkacakmış gibi baktı. Düşüp gözümü onun dışında her yerde gezdirdim. Keyifli bir homurtu çıkarttı.

"Kendini bana sunarsan sana hediye olarak her ülkeden bir ev aldırdım." Sonra yine sinir bozucu bir gülüş patlattı.

"Tabi ben yatakta Kıraç kadar iyi değilim. Ama kontrolümü de hiç bir zaman yitirmedim." Sikerler. Bel altı vurma işte. Nerden ya da nasıl akşamı öğrendiğini bilmiyordum. Bunu bilmesi yanaklarımı kızartıp aynı tezatlıkta tüylerimi diken diken etti. Allah bilir buketle çalışıyordur.

Sevili tamamen unutmuştum. "Bu sizi alakadar etmiyor önerim olan psikolojik destekten yanayım. Ha diyorsan ki ölüm, kan istiyorum." Ona bir adım yaklaşıp cesaretimi göstermek istedim. Gülünç derecede sönük cesaretimi.

"Öldür. Ama dur ben ölmek isterken sen zevk alamazsın." Omuz silkip son noktayı koydum. "Tüh."

Bana gözleri parlayarak baktı. Omuzlarını gerdi ve daha dik bir duruşa geçti. Hala Sevil kozunu kullanabilirdi.

"O güzel ağzını kapatmazsan bir daha konuşamayacaksın." Sesindeki ağır alt ton bunu gerçekleştirmemesinin pek bir nedeni olmadığını söylüyordu. Ağzımı kapattım ve ona düz bir ifade ile baktım.

"Hocam." Bu sesi yanlış duymak için çok geçti. Bu sesi duymamla birlikte sevilin hareketlendiğini göz ucuyla gördüm. Yanıma geldi, koluma bir elini sardı. Diğer yanımızda ise Buketle Tuğçe ikiz bebek gibi aynı şeyi giymiş yanımızda dikiliyorlardı.

Tuğçe beni gözlerini kısarak süzdü. Buket de Bora hocaya yapmacık bir şaşkınlıkla bakıyordu. Aklındaki tilkileri görebilmeyi diledim.

"Siz-" Buketin sözünü Arsen hoca kesti. "Sus buket. Sus." Dişlerinin arasından konuşması bana daha söyleyecek şeylerinin bitmediğini anladım.

"Hocam. Hoca-öğrenci ilişkileri çok doğal bence." Dedi Tuğçe. Bana iğrenir gibi bakarken ifadesini inceledim. Sonrasında devam etti. "Hem ada da zaten Kıraç hoca ile de iyi anlaşıyor." Derin bir nefes alıp Tuğçe'ye aynı onun bana baktığı gibi iğrenmek yerine yapmacık bir gülümseme takıntım.

Sadece gülümsedim. Hiç bir şey demedim. Arsen öfke ile başını bana çevirdi. "Ada öğretmenleri ile ilişki yaşayacak biri değil kızlar." Biraz daha konuşsa ben bile inanacaktım. O sırada kıraç.

Tuğçe, Arsene inanmış olacak ki bakışları normale dönerken Buket şüpheci bakışlar atıyordu.

"Hadi gidelim." Dedi Sevil kulağıma doğru bir fısıltıdan farksız çıkan sesi ile. Başımı ona çevirmeden "gidiyoruz." Dedim ve bir kaç adım atıp hala yıkılmadığımı kuyruğumun dikle eğik arasındaki bir açıda durduğunu gördüm.

Bu farkındalığıma Bora hoca ise sadece gözlerini kıstı. Onun bir şey demesine kalmadan kendimi de sevili de oradan uzaklaştırırken Kıraça bunu nasıl anlatacağımı düşünüyordum. İnsanlara hep bir şeyler anlatıp haberdar olmalarını sağlamak sıkmaya başlamıştı. Hoş başka seçeneğim de yoktu.

"Sen bunu-" sözümü kesti Sevil. Benden uzaklaştı ve ikimiz yan yan yürümeye başladık.

"Biliyorum. Salak gibi kandım işte. Aptalım bazı konularda bildiğini sanıyorum." Sesindeki ton keşke daha eğlenceli çıksaydı.

"Biliyorum. Adam öldüreceğim diyor Sevil. Üzgünüm ama söylemesen can tehliken oluşmazdı şu an." İkimizde normal değildik ve nefeslerimiz bile normal çıkarken olayın büyüklüğünü hala anlayamadığımız çok barizdi.

"Umrunda mı? Belki biraz. Olası bir durumda bunu kıraça söylese sizin aranız bok olur. Farkında değil misin? Seni zorladığım şeyden dolayı kendimden nefret ediyorum. En azından şimdi bir şeyler yapabilir bunu öğrenmeden ona söyleyebilirsin." Duygu yüklü konuşması ardından ona baktım. Yüzü bana bakmadan karşıya bakıyordu. Birazdan üç katlı binaya varmış olurduk. 3 katlı mekan. Bunu fırsat bilip ona sarıldım. İlk bir şaşırsa da kendini toparlayıp o da bana sarıldı.

"Onunla konuşurken de yanına gelmediğim için üzgünüm. Gelemedim. Ayaklarım benim isteğimi reddetti. Dondum kaldım." Başına elimi götürüp okşadım. "Sorun değil. Geç de olsa söylediğin için teşekkürler. Bu bir oyun değil. O adama güvenmiyorum. Dikkat etmemiz gerekecek. Kıraça da anlatacağım."

Bana daha da bağlanarak sarıldı. Onunla hiç bu kadar derinden sarılmamıştık. Kendimi ona bıraktım. "Bana sırtını dönmediğin için teşekkür ederim." Şu an sadece yere çöküp duvara kitlenmek istiyordum. Bunu yapamazdım. En azından şimdi. Sevil'den ayrıldım.

"Dua et olaylar sıcağı sıcağına yoksa-" sözümü keserek yanağıma bir öpücük kondurdu. "Biliyorum ve sizi yalnız bırakıyorum." Anlamadan ona bakarken arkamda bir bedenin varlığını hissettim. Bu kadar yakın durmasına bakılırsa birde ormantik aromatik kokusundan anladığım kadarıyla kıraç olmalıydı. Bu kokuyu sayısız defa almıştım. Elini belime dolamadan kısa bir süre önce Sevil bana göz kırpıp yanımızdan uzaklaşmıştı.

Bunu birlikte mi ayarlamışlardı yoksa denk mi gelmişti, beynimi buna yormadan sorgulamadım.

"İyi misin?" Eli karnıma ilerledi. Ne demek istediğini anladım. Vajinal olarak kendimi iyi hissediyorum.

"Birileri görecek. Tuğçe ve Buket az ileride." Dedim. Beni takmadan yarım adım attı tahminimce ve sırtım göğsüne yaslandı.

"İyi misin? Benim içim bu önemli. Şimdi cevap bekliyorum." Başımı göğsüne yasladım. Genel olarak soruyorsa pek iyi olduğum söylenemezdi. Yaptığından ötürü soruyorsa iyiydim.

"Pek sayılmaz." Dedim. O kadar düşünmenin üstüne iyi demeliydim ama buna o kadar inanmamıştım ki.

Eli sıkılaştı. Beni korurdu değil mi? İnsan sevdiği insanı korurdu. Telefonum cebimde bir anda çalmasıyla irkildim. Cebime elimi attığım gibi telefonumu çıkardım ama kıraçtan bir santim bile uzaklaşmadım. Varlığı hoşuma gidiyordu.

Annem❤️ arıyor.

Derin bir nefes aldım ve telefonu kulağıma götürdüm. "Alo." Anneme seslenmemle annem hızlı hızlı konuşmaya başladı.

"Cumartesi akşamı kuzeninin nişanı var ve elbise alman lazım." Dedi. Hadi ama kuzenimi sevmezdim ki ben. Burnu kalkık bir şeydi.

"Alırız anne. Eğer bunun için aradıysan döndüğümüz zaman-" dememe kalmadı. Kadın tekrar konuşmaya başladı.

"Hayır o zaman geç olur. Cumartesi alman lazım. Eve uğramadan git kendine bir şeyler bak. Beni de kardeşimin yanında küçük düşürme. Kızının ne kadar egoist olduğunu biliyorsun. Ben senin kartına para atacağım. Giydikten sonra fotoğraf atarsın. İşim var şimdi görüşürüz." Ben görüşürüz demeden yüzüme kapattı ve ben de dediklerini algılamaya çalıştım.

Kuzenimi sevmiyordum üstüne bir de nişanına gidiyordum. Ve bunun için de cumartesi gününü seçmişlerdi. Çok güzel ya. Cumartesi kiminle bakacağım ben o elbiseyi hadi geçtim elimde bavulumla nasıl olacaktı.

Ofladım ve telefonu cebime tekrar koydum. "Beni evrenden silsene. Buna çok ihtiyacım var." Beni döndürdü ve bu sayede gözlerinde parlayan yıldızları gördüm. Bir kaç yıldızda hala pişmanlık kol geziyordu.

"Hayır. Daha özgün planlarım var." Dedi ve beni elimden tutarak arkasından gitmem için harekete geçirdi. Eline asılarak durdurmaya çalışsamda bir çekişi ile sırtına yapışmıştım.

"Ama ben kayak yapmaya çalışacaktım. Büyük ihtimal düşerdim ama eğlenceli olurdu. Planlarını benim için değiştirmene gerek yok. Kıraç beni dinler misin?" Kıraç bir anda durdu ve bana baktı. Neredeyse önümde görmediğim bir ağacın yere düşmüş parçasına takılacaktım.

"İyi değilim dedin ada ve ben sana bu sabah ne demiştim. Aynen onu gerçekleştiriyorum. Ve arkadaşlarının da haberi var." Onunla vakit geçirmeye o kadar çok alışıyordum ki bunun beni bir vakit kötü etkileyeceğini göz ardı ediyordum. Nefesimi verince çıkan soğuk buharı izledim.

"İyi değilim demedim. Pek iyi sayılmam dedim." Bana Bıkkınca bakıp elimdeki elini gevşetti. "Aynı şey."

"Hem senin dershanenin başında durman lazım-" sözümü kesti.

"Bahane mi üretiyorsun yoksa tekrar sana zarar vereceğimden korktuğun için benimle vakit mi geçirmek istemiyorsun." Şu ana kadar böyle bir ihtimali düşünmemiştim. Şu an bile düşünmek istemiyordum. Etraftaki sessizlik can sıkıcı bir hal aldı.

"Hayır kıraç. Öyle bir şey düşünmedim bile. Ama diyorsan ki ben trip yemek istiyorum. Tavırlı davran bana." Ona doğru bir adım attım ve başımı kaldırdım. Benden uzun olduğundan yüzlerimizi şu an eşitlemem mümkün değildi. Ufaktan üşümeye de başlamıştım.

"Bunu yaparım." İşaret parmağımı kaldırıp geniş göğsüne baskı uyguladım. O ise bundan eğlenmiş bir tavırda tebessüm etti. Odağım anında dağılıp dudaklarına geçerken kendime küfrettim.

Bu adam benim odağımı fazlasıyla dağıtıyordu. Bunu anlamış olacak ki dudaklarını yaladı. Ah sikerler. Çığlık atmak istiyorum o derecede etkilenmiştim. Ciddi ol ada. Cidd-

"Yap bebeğim. Yap güzelim. Yap aşkım." Her cümlesinden sonra bana yüzünü biraz daha yaklaştırmıştı. Dudakları şimdi çok da uzak sayılmazdı. Titrek bir nefes aldım ve ağzımdan verirken onun dudakları arasında kayboldu.

"Ama bu kadar yaklaşırken sana sinirlenmem mümkün değil. Biraz uzaklaşır mısın?" Sesim olduğundan daha da saf çıkmıştı. Düşünmeden konuştuğum 284727. Seferde adama yine rezil oluyordum.

Dudaklarındaki gülümseme gitmemişti. Sanırım benim yanımda bu kadar çok gülüyordu. Başka hocaların yanında onu hiç bu kadar gülerken ya da temasta bulunurken görmüyordum.

Bakışları değişti ve gözler görülür fark öne çıkarken duygusu gözlerinden anlaşıldı. "Ben üzgü-" ondan elimi kurtarıp omuzlarından ittirdim. Yine özür dileyecekti. Yine bu güzel anın ağzına özür dileyerek sıçacaktı. İstemiyordum.

Gram kıpırdamazken ben geri gittim. Aramıza giren mesafe ile daha da soğudu sanki hava. "Sus artık. Ben duymak istemiyorum. Özür diledin dileyeceğin kadar ama geri alabileceğim bir şey yok. Üzülerek bunu daha da zorlaştırıyorsun. Görmezden gelmeye çalıştıkça gözüme sokuyorsun." Bakışları değişmezken yanıma gelmedi. Beni kucaklamadı. Sadece dinledi. Dinledi ve başını yan tarafa çevirip derin bir nefes aldı. Bedeni de onunla birlikte dönmüştü.

"Görmezden gelinmeyecek kadar büyük bir hata Ada. Şimdi görmezden gelirsem sonucunda senin üzülmeni göze alamam. O yüzden beni baskın olmak durumunda bırakmadan ilerlemeye başla güzelim. Emin ol kayak yapmaktan daha fazla zevk alacaksın." Ben öylece onun yan profiline bakakalırken akıllıca cümleler kurmuş bir daha sormayacağını dile getirmemişti bile. Kurnaz adam.

Hem benim sana daha söyleyeceğim minik bir problemimiz var.

Başını bana çevirdi ve gözlerindeki duygunun yavaş yavaş gitmesini izledim. Yerini normal kıraç bakışı olan bakışları alırken yerimde kıpırdanıp yanına iki adım attım.

"Nereye gideceğiz?" Beni ormana doğru ilerletip farklı yollarla arabasına ulaştırdı. Ulu orta böyle gitmek yerine aralardan geçmesi mantıklı bir hareketti. Arabası az ötede biz göz kırpıyordu.

Bu sırada önümüzde bir kar topu belirdi ve kıraçın göğsüne isabet etmesiyle nereden geldiğine ilk başta anlamadım.

Fırat hocam oyunbaz bir eda ile az ilerimizde elinde bir kar topu ile bekliyordu. Attığı kartopu ise kıraçın üstünü karla kaplamıştı.

"Vay birileri savaş istiyor demek ki." Dedi sesi fırat hocaya sesi gitsin de biraz sesini yükseltmişti. Fırat hoca bana baktı ama gözleri çok bende oyalanmadan kıraça döndü.

"Sen şimdi bir de nasıl açıyla atacağını hesaplayıp zaman kaybedersin diye ben başlayayım dedim." Bir kar topunu daha atarken ben biraz sola kaydım. Kıraç ise oyunbaz bir eda ile sırıttı.

Kar topundan o da kenara çekilerek sıyrılmıştı. "Zekice bir hamle." Fırat hoca elini kar tutmuş bir kayanın üzerinde gezdirip oradaki karları top haline getirdi. Bana atacağını hissetmişim gibi gözleri bana döndüğünde ellerimi öne uzattım.

"Hadi ama hocam. Aranızdaki mevzuya beni de mi karıştıracaksınız. Çok yanlış." Dememe kalmadan bana da bir kar topu geldi. Bir adım atıp kıraçın arkasına saklanmam da bir işe yaramamıştı. Kar topu koluma isabet etmişti.

"Bittin sen fırat anekdotu."

"Biraz daha karşılık vermezsen o zaman biten kimmiş görürüz kıraç parabolü." İstemsiz kahkaha attım. Kıraçın arkasından çıkıp ikisine de şaşkınlıkla baktım. Çocuk gibi birbirleriyle kavga ediyorlardı.

Fırat hocayı gösterip "Anekdot." Dedim sonra parmağım ile Kıraçı gösterip "Parabol." Dedim. Sonrasında bir ara ben gülerken kıraçın yere eğilip kar aldığını gördüm ama gülmekle meşguldüm.

Ve iki taraftan da saatte 150 kilometre hızla gelen iki kar topunun etkisiyle yere düştüm. Hadi Fırat hocayı anladım da Kıraç hocam olmadı bu.

Düştüğüm yerde biraz daha güldükten sonra kendimi kaldırıp popomun üzerine oturdum. Amma da güldüm. Bugünlük bu kadar yeterli. İkisine de baktığımda Fırat hocam yanındaki taşın oraya çömelmiş cephanelik hazırlıyordu. Tam yan tarafımda ise kocaman bir ağacın dibinde kendine cephanelik hazırlayan Kıraç hocam vardı.

İkisine de baktım ve biraz geriye gidip sırtımı bir ağaca dayadım. Onları izleyebilirim. Karışmak istemeyeceğim bir kavga. Bu hareketlerimi gören ikisi de bana bakınca omuzlarımı silktim. "Çok ortada duruyorsun." Dedi Fırat hoca bana. Beni ortadan kaldıracak büyüklükte bir kar topunu hazırlarken.

"Ben oynamayacağım vallaha çok yorgunum. 70 yaşındaki bana bunu yapmayın." Tek karşını kaldırdı ve diğer cephaneliklerini hazırlarken Fırat hoca bende Kıraça baktım.

"Hiç bakma güzelim. Burası savaş meydanı." Dedi ve beni vicdanım ile baş başa bıraktı.

"Tamam ben yavaştan tüyüyorum o zaman siz takılın." Ayağa kalkacağım sırada Kıraç bana bir kar topu fırlattı ve tam da karnıma gelmesiyle yüzümü buruşturup kalkacağım yere tekrar oturdum.

"Otur oturduğun yerde." Dedi ve gözlerindeki bakıştan anladığım kadarıyla tek başımıza olsak yine özür dileme merasimine geçecekti.

"Ama bana atarsanız bozuşuruz. Dimi FIRAT HOCAM!" sesimi sonlara doğru yükseltmiştim. Fırat hocanın duymasını istemiştim.

Cephaneliğine bir göz attı ve bana güven verici bir şekilde gülümsedi. "Rahat ol menekşe. Bu savaş iki kişilik." Minnetle gülümsedim.

Taraf tutmamı istememişlerdi. Buna da şükür. Ben ellerimi karnımda kavuşturmuş mahalledeki insanları kesen dedikoducu teyzeler misali onları izlerken onlar da birbirlerine misilleme yapıyorlardı.

"Boşuna uğraşma." Dedi Fırat hocam. Cevap gecikmedi. "Bunu ben sana demeliyim." Dedi Kıraç wuiii kıyasıya mücadele.

Ve

Ve

Ve

Başladı. İlk ataklar Fırat hocadan geldi sonra Kıraç ona karşı savunma vuruşları yaptı. Bir kaç top bana doğru uçunca "Hey." Diyerek onları uyarsam da toplar beni bulmuştu. Üzerimi silkeledim.

"Pardon güzelim."

"Pardon menekşe."

Devam ettiler. İkisini de izlemek istemsiz gülümsememe neden oluyordu. Bir o atıyordu bir o atıyordu. Bazıları yere bazıları onlara isabet ediyordu. Bir süre sonra ikisinin de cephaneliği bitti.

Başladılar bakışmaya. Birden ikisi de ayağa kalktı ve birbirlerine doğru yürürlerken tekme tokat girişeceklerini sanarken Kıraç ve Fırat sağ ellerini birbirilerine geçirdi.

"Paslanmışsın." Dedi Fırat hocam. Kıraçın yüzünü göremesem de sırtı kendinden emin bir duruş sergiliyordu.

"Sen de pek iyi sayılmazdın." Dedi Kıraç hocam. Sonra Fırat başı ile beni işaret edip elini Kıraçtan çekti. Bende artık götüm soğuktan uyuştuğundan kalktım.

"Nereye?" Kıraç söylemek istemiyormuş gibi bir Aura yayarken Fırat cevap bekliyordu.

"Etrafta Arsen boku dolaşırken öğrencimi nereye götürüyorsun." Tamam çocuklaşmaları bu kadardı.

Kıraçın yanına ilerlerken götümdeki karları da temizledim.

"Sen buradasın. Erişebileceği alanları kısıtlıyorsun." Baya kısıtlıyordu. Adama ormanda denk gelmiştim. Ve neler neler demişti. Tabi bunu Kıraça anlatma faslını geçiyordum çünkü bunun için cesaret tohumlarını çiğnemeden yutmam lazımdı.

Fırat derin bir nefes aldı ve verirken bilerek buhar çıkardı. "Zorlama Fırat-"

"Zorlamıyorum Kıraç. Bakmıyorum, dokunmuyorum, yakınlık kurmuyorum. Sınırlarına saygı duyup geriye çekiliyorum. Sana ihanet etmedim. Etmeyeceğim de." Fırat hocam sözlerinde samimiydi. Bunu ona bakmasam bile anlıyordum. İçten içe dolaylı yoldan bahsettiği şeylerin benimle alakalı olduğunu hissediyordum.

Sesimi çıkarmadan onlara baktım. Kıraç bir homurtu çıkarttı ve bir şey söylemek ister gibi kalkan omuzları bir şey söylemeden indi.

"Görüşürüz Fırat. Bir şey olursa haber ver." Başını çevirip elini bileğime atıp yürümemi söylemeden anlatırken hareketlendim.

Ben ona salakça bakmamak için dudaklarımı gerip zoraki bir gülümseme bıraktım. Yanından geçerken Fırat hocama döndüm.

"Görüşürüz hocam." Başını salladı ve karşılık verdi. "Görüşürüz menekşe."

Hızla Kıraçın arkasından oradan uzaklaşırken ona soru sormamak için kendimi zor tutuyordum. "Sor hadi." Dedi kıraç beni arabasının önüne getirirken.

"Hayır. Başka bir zaman anlatmanı isteyeceğim bir şey bu. Şu an emin ol kaldıracak gibi değilim." Arabaya binmeden önce bana kaşlarını çatıp vücudumu süzdü.

"Bilmem gereken bir şey mi var?" Sesi düz çıkarken soğuktan olmasını umduğum bir titreme sardı bedenimi. Anında anlamıştı. Bir bakışımla ne istediğimi anlayan bu adam bunu mu anlayamayacak. Bakışları değişmedi ama çehresi yumuşarken tekrar konuştu.

"Hadi bin. Üşüyorsun." Onu ikiletmeden açtığı araba kilidinin sesi kulağıma geldi. Geldiği gibi de açtığım yolcu koltuğunun içine yerleştim.

Araba da dışarısı gibi soğuktu ama sorun yok. Katlanılabilir. Kıraç da bindi ve ısıtıcıları çalıştırırken bana baktı.

"Bakma şöyle iyiyim." Ellerimi kavuşturup camdan dışarı baktım. Burnundan nefes verip çalıştırdığı arabayı hareket ettirdi. Elleri direksiyondayken kendimi dışarı bakmaya zorladım. Ah o eller.

"Ben bir şey demedim." Diyip kaçamak cevapla başka cevap vermeden sıyrıldı.

"Ama soracağım. İyi-" onun konuşması ile karnımı tutup kıvrıldım. "Siktir o kadar çok sordun ki. Kramp girdi." Dedim. Araba çok ilerlemeden fren yaparken öne gitmeyeyim diye Kıraç elini karnıma doğru kıvırdı. Ani freni beklemediğim için en az onun kadar telaşla ona baktım.

Kramp girdiği falan da yoktu. Sadece karnıma isabet eden kar topu karnımı ağrıtmıştı. No problem.

"Ada. Dalga geçme benimle." Dalga geçmemiştim. Teknik olarak belki ama olsun canım o kadar da.

Gözlerime baktı önce hasar kontrolünü gözlerimde aradı. Sonra karnıma indi bakışlardı. "Dedim ama ben sana." Bir eli direksiyondayken arabayı çevirdi diğer eli ise benim karnıma sardığım ellerimi ittirdi.

"Gerek yo-siktir." Ceketin üstünden bile elinin sıcaklığını hissederken başımı koltuğun başlığına yasladım. "Ceketini çıkar." Demesiyle hareketlenip ceketimi çıkardım. Sonrasına eli karnımı bulmadan onun üzerine eğildim. Gözünü yoldan ayırmadan bakarken üzerine eğilmemle bakışları bana dönüp saniyeliğine koyulaşmıştı.

Emniyet kemerine uzanıp onu bu koca adamın üzerinden geçirip klik sesi ile bağladığımda aynısını kendime de yaptım.

Elleri karnımı bulurken sakin hareketler ile masaj yapıyordu. Kemerin karnıma baskı yapan kısmını genişletmiştim. Klimadan gelen sıcak üzerime üzerime vurunca mayışmaya başladım.

"Niye bu kadar iyisin." Dedim. Oysa sadece dalga geçmiştim. Karnımdaki elinin varlığına bana daha fazla hissettirdi.

"Günahlarımı nötrlüyorum." Gözlerimi devirip başımı ona çevirdim. Apaçık dalga geçen taraf şu an oydu.

Burnumdan güldüm. "Dua et şu an yerim çok rahat." Dedim. Çok rahattı. Bir santim kıpırdasan rahatım bozulacakmış gibi hissediyordum. Buna inat biraz daha yayıldım koltukta.

"Yoksa."

"Yoksa sağa çekmeni söyleyip üzerine otururdum." Karnımdaki eli dururken yandan ona baktım.

"Aniden deme şöyle şeyler." Karnımdaki eli hareket etmeye devam etti. Tamamen mayışmam dışında bir etkisi olmasa da elini üzerimde hissetmek. Güzeldi.

Üstümdekileri çıkarmadan

"Tamam en sevdiğim hocam. Limit çözebilen ayaklı matematikçim. Daha yaratıcısını bulana kadar bundan devam edeceğim." Beni takmadan gülümsedi ve yola bakarken. Aklına bir soru gelmiş gibi başını bana yatırdı.

Bende onun kusursuz yan profiline baktım. "Sen beni ne diye kaydettin sevgilim." Başımı usulca ondan yola çevirdim. Bunu o kadar yavaş yaptım ki farketmemesi imkansızdı.

"Öyle. Normal."

"Nasıl normal?" Diye üsteledi.

"Çok normal." Dedim.

"Umarım resmî bir şekilde kaydetmemişsindir. En sevmediğim şeylerden, birde parantez içinde yanına bir şeyler yazıyolar ya. Nefret ederim." Sesinde alay tonu almadığından biraz tedirgin oldum. Ona çaktırmadan değiştirmem lazımdı ismi.

"Ama benim sevgilim öyle bir şey yapmaz." Dedi. Buna kendini fazlasıyla inandırmış olmalıydı. Sakince gülümseyip başımı sağdaki cama çevirdim.

"Yapmam ben. Asla." Sesimden de anlaşılacağı gibi yapmıştım. Ama ben bütün gerekli olan hocalarımı öyle kaydediyordum. Mesela savaş hoca(school) çok estetik bir kaydetme şekliydi.

"Sen beni ne diye kaydettin?" Başımı camdan ona çevirdim. Şu görüntüsüne hastayım. Yemin ederim kurşun atar kurşun yerim şu adam için. Aşk dolu bakışlarım her yerinde gezerken "Bakma şöyle. Sevgi sözcükleri ile kaydetmek çok klişe geliyor. 'Sarelle Delim' diye kaydettim." Dedi ve beni biraz olsun onu süzmekten uzaklaştırdı.

Eli karnımın üzerinde sabit durdu. "Aa canım ben o kadar da takıntılı biri miyim?"

Yoldan bakışlarını bana çevirmesi ile sustum. Yiğidim. Belki biraz öyleydim. Ama sarelle bir tutkudur. Ben sarelle kadınıyım. Sen seversin sevmezsin beni hiç ilgilendirmez.

"Sen beni ne diye kaydettin Ada hanımım?" Geldik zurnanın zort dediği yere. Ben bunu açıklayamam. Ben bunu cidden açıklayamam.

Cevap vermeden sanki nerede olduğumuzu anlamaya çalışıyor gibi etrafa baktım. Bilmesem de iyi bir oyalanma taktiğiydi. Elini karnımdan çekti ve iki eli ile direksiyonu tuttu. Söylemiyorum diye tavır aldı sanarken tek eli ile şu ana kadar iyi idare ettiğini farkettim.

"Bekliyorum." Ofladım. "Bilerek yapıyorsun." Dedim ve kollarımı göğsüme kavuşturup ona popomu dönmeye çalıştım. Çalışırken de emniyet kemeri boğazımı acıttı ama çaktırmadım. Ulan kemer.

"Neyi yapıyorum?" Bak hala devam ediyordu. Omuz siktim. Görmese de cevap vermediğimden kazanan o oluyordu.

Biraz sessizlikten sonra elini bel kıvrımıma koydu. "Tamam sormadım say. Ama en yakın zamanda da ismimi değiştir." İçim ısındı. Başımı hafifçe ona çevirdim.

"Hani nefret ediyordun?" Normal oturuşuma dönmeden önce biraz onu izledim. Saçları alnına düşerken inanılmaz bir açı ile gözlerine girmiyordu. Ve tek eli ile arabayı idare ederken şişmiş pazısı tırnaklarımı oraya geçirme isteğimi arttırıyordu. Tırnaklarım istekle karıncalandı.

"Ediyorum." Dedi ve bana anlamlı bir bakış attı. Gözlerinde gördüğüm sevgi tomurcukları bana tolerans tanıyacağını gösteriyordu. Bir yandan da canımı acıttı. Anlatmam gereken gerçek o tomurcukları filizlenmeden kömüre dönüştürür müydü?

İşte bu bilinmezlikle başını yola çevirince bende normal bir şekilde insan gibi koltukta oturdum. Eli karnıma gideceği sırada elini tutup parmaklarının arasından parmaklarımı geçirip ellerimizi kenetledim.

Eli benim elime göre büyüktü ve sıcacık. Kalbim bu anın mutluluğu ile tekledi. Adamla küçük bir temasta bile böyle oluyordum. Dün akşamsa-

"Son kez özür diliyorum ve bu konuyu hiç bir zaman bir koz olarak kullanmayacağıma söz veriyorum. Sana daha iyi bir gece yaşatacağım Ada." Ona baktığımda burukça dudakları yukarı kıvrıldı. Kim bilir aklında kaç tane tilki dolanıyordu. Sözü bitmiş gibi gelmemişti ama devam da etmemişti.

Bana koz olarak kullanmayı düşünmesi daha doğrusu düşünmemesini söylemesi gelecekte yaşanacaklara ithaf ediliyordu.

"Kıraç bilmen gerek bir kaç bişey var." Dediğimde bana bakmadı bile dümdüz yola bakarken kendimi kötü hissettim. Cevap da vermemişti.

"Anlatacağın zamanı bekleyerek sana zaman tanıyorum Ada. Başkalarından duymadan önce senden duymak istiyorum." Kalbimi ellerine almış sıkıyordu sanki. Hızlanan kalbim üzüntü ile doldu.

"Hayır üzülme. Burada üzülen taraf sen değilsin."

Sevgilin olunca derdin de olurdu. O ne yaptı? Seni aldatıyor mu? Neden yazmadı? Başkası mı var? Bu sorular seni yiyip bitirirdi. Şimdi ise o aptalca iddanın sonuçlarını görür gibiyim. Tahmin mi ediyordu yoksa zaten biliyor muydu? İşte orası muallakta olsa da üzülen taraf sadece o olmayacaktı.

Bir tesisin önünde durduk. Kendi beynimin içinde o kadar kaybolmuştum ki araba durup Kıraç parmaklarını doladığım parmaklarımdan açtığında farkettim.

"Geldik." Parmaklarımız hala birbirine dolanmış dururken elini kendine çekince benim elim de onun eliyle birlikte ona gitti. Üst tarafa benim elim gelmişti. Elimin üzerine dudaklarını değdirmesiyle içimi kıpırtılar doldurdu. Minik heyecan kıpırtıları.

"Nereye geldik?" Bu sefer gözleri cevabımı verecek gibi parladı.

"Buz pateni." Ve bu sayede tehdit edecek kadar ileri giden ve sınırı belirsiz Arseni, bana söylediği şey yüzünden hayatı tehlikede olan Sevili ve en önemlisi Kıraçın onca dediğini unuttum.

Buz pateni hep yapmak istemiştim. Ama hep denediğimde ne dengede kalabilmiş ne de Annem tekrar alışmam için beni götürmüştü. Kısacası çocukluğumda başarısız girişimlerimle dolu klasöre yenisi eklenmişti. Bunu biliyor muydu yoksa tamamen şansa mı denk gelmişti bilemedim. Yine.

"Şaka yapıyorsun." Dedim. Sesimdeki heyecanı gizleyemeden. Şu an bu ince düşüncesi ile beni bu denli etkilemesi onu öpme isteğimi arttırıyordu.

Yavaşça diğer elimle emniyet kemerini kendimden uzaklaştırdım. "Şaka yapsam bunu anlardın." Bakışmaya başladık. Erkeklerin yüzü beyaz sabunla yıkadıkları için bu kadar pürüzsüz olmalıydı. Onun yüzünün her bir ayrıntısını inceledim. Kararımı vermiş bir şekilde ona yaklaşırken benden önce davrandı. Belki bunu yapması için ekstradan biraz fazla beklemiş olabilirdim.

Dudakları dudaklarıma dediğinde başımın arkasını eli ile kavramıştı. Alt dudağımı çekiştirirken aramızdaki vitesi söküp atmak istedim. Dudaklarımız nefesimiz bitene kadar ayrılmadı. Küçük bir ses ile ayrıldığında "O sevmediğim vıcık vıcık ilişkilere dönüyorum. Karma bu kadar kendini belli edemezdi." Dedim.

Gözlerime bakarken o gözlerinin derinine inersem çıkamayacağımdan biraz kendimi uzaklaştırdım. "Biz vıcık vıcık değiliz. Ama öyle olmak istersen..." sözünü yarıda kesti ve bana şu koltukta inim inim inletecek delici kahveleri ile bakarken parmaklarımızın dolandığı elini sıktım. Tırnaklarım biraz derisine geçmişti.

"Hayır diyemem." Ellerimizi ayırmak istemese de elimin üzerine bir öpücük daha bırakıp kapısını açtı ve ne ara arabayı park ettiğini anlayamadan iki saniye derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

Kapım açıldı ve beni dışarı davet ederken yüzüne yayılan gülümsemede kaybolmak istedim. "Buyurunuz Leydim."

Leydim.

...

Ay vallaha içime sinene kadar sonuna ekledikçe ekledim.

Nasılsınız? Hayat nasıl?

Bunu attıktan sonra 1M olmamızı bekliyorum. 1 milyona özel ne yazabilirim diye düşünmeden duramadım. Soru-cevap mı yapsak. Siz sorsanız, karakterler cevaplasa. Bir aralar öyle bir şeyler vardı.

Siz bana özelden soru atın ben de onları derleyip özel bölümde paylaşayım. Nasıl plan?

Soruları bekliyorum.

Özelden atmaya üşenenler için bu satıra yorum da yapabilirsiniz.

Sizi seviyorum.

Görüşürüz.

Bölüm sonu

1 yorum