İçeriğe geç

Ağlayan Melek Beyaz Güller ve Bir O Kadar Tuhaf Gariplikler

Bölüm 30 · 5 dk okuma

Ağlayan Melek Beyaz Güller ve Bir O Kadar Tuhaf Gariplikler

Bölüm 30

30. bölüm: birlikte yeniden başlamaya hazır bile değilken çoktan hazır, pek çok şeye hemde

Koydaki sessizliği birkaç adım kesti.

Gece’yi gördüm.

Kafasının sol tarafı…

yanmıştı.

Yanına koştum.

Ellerini beline koydu.

“Önce şu anomali gününde hiçbir şey fark etmemiştim.

Cidden, geçmiş olsun.”

“Sağ ol.”

Ayağını sallayıp etrafa bakıyordu.

“Gece…”

“Efendim.”

“Bak, haklısın… biraz erteledim ama ben cidden—”

Sözümü kesti.

“Bunu daha erken yapman için senden ayrıldım.”

“İllaki yapacaktım.”

“İllaki yapacaktın.”

Gözlerini devirdi.

“Ama ne zaman işte.”

Ellerini tuttum.

“Cidden—”

Yine izin vermedi.

“Eskisi kadar hızlı gitmeyelim sadece.”

“Nasıl yani… flört gibi bir şey mi olacağız?”

“Hayır gerizekalı—”

Güldü.

“Eskisi gibi hızlı, pata küte yaşamayalım bir şeyleri.”

Kafamı salladım.

“Tamam… olur.”

Denize baktım.

“Biraz suya girmeyi arzu eder miydiniz?”

“Her yerim kremli.

Yanıklar için… bir de su yakıyor.”

“O gün girdin ama.”

“O gün iyi gelmişti.

Üstüm başım sönmüştü çünkü.”

Kahkaha attım.

Elimi itti.

“Sen gir, ben seni izlerim.”

“Çok sıkıcı olmaz mı?”

“Çok uzaklaşma.

Konuşuruz.”

“Tamam.”

Suya doğru ilerlerken telefonum çaldı.

“Efendim, Selen?”

“Akşam Gece’yle birlikte onun okulunun oradaki kafeye gelin, tamam mı?”

“Tamam ama bir sorun mu var?”

“Yok.

Ama konuşulması gerek.”

“Tamam.”

Kıyafetleri çıkarmak üzerimi hafifletmedi.

Çünkü o an…

zaten tüy gibiydim.

Konuşma uzadıkça uzadı.

Aynı yere dönüp durduk.

Aynı cümleler, farklı tonlarla.

“senin portreni çiziyordum işte—

sonra koku rahatsız etti…”

Durdu.

Dudaklarını birbirine bastırdı.

“kapıyı açtığım an yere yapıştım.”

Gözüm istemsizce saçına kaydı.

Kollarımı ovdum.

Dişlerim birbirine değdi.

“su soğudu mu la süt bebesi?”

Kaşım kalktı.

“Süt bebesi?”

“Hee, süt bebesi.”

Ona doğru hafifçe su attım.

“Aa! Güneş, yanıyor diyorum!”

Gözleri doldu.

Ben gülüyordum.

Bana sinirli sinirli baktı.

Eline kum aldı, bana fırlattı.

Gözlerime kaçtı.

Ellerimi gözlerime götürdüm.

Tuz daha çok yaktı.

Kumdan çıkarken ayağımın altı sızladı.

Gece dişlerini sıktı.

“ah… yanıyor hâlâ.”

Ben de güldüm ama yarım kaldı.

Omuzlarım düştü.

Yokuşu çıkarken ikimizden de sesler kaçıyordu—

kısa, kesik, istemsiz.

Pencerelerden biri açıldı.

Sonra bir diğeri.

Ama kimse bir şey demedi.

Yürümeye devam ettik.

Kafenin önünde durup içeri baktım.

Selen.

Cemre.

Serhat.

Kapıyı itip içeri girdik.

Sandalyeyi çekerken çıkan ses biraz fazla geldi.

Oturduk.

Selen önce yüzüme baktı.

Sonra geceye.

Gece sırıttı.

“ne bekliyorsun?” dedi.

Başını yana eğdi.

“ne zaman bizden onay aldın?”

Sandalyede geriye yaslandım.

“konuş hadi.”

Selen derin bir nefes aldı.

Parmaklarıyla masaya bir iki kez vurdu.

“güle… genel olarak dedim ki çocuk seni sevmiyor değil—”

Durdu.

Kelime aradı.

“ama gece ona heyecan oldu.”

Gözleri bir an geceye kaydı.

“geceye de kızma dedim. kız ayrılmasını bekledi… siz ayrılmayınca o ayrıldı zaten.”

Omuz silkti.

“tamamen güneşin suçu dedim.”

Kafam hafifçe öne düştü.

“başka ne dedim…” diye mırıldandı.

Sonra toparladı.

“hatası çok yanlış ama düşman olmana gerek yok dedim. ama…”

Gözlerini bana dikti.

“kendini enayi yerine konmuş hissediyor.”

Kısa bir sessizlik.

“haklı da.”

Masadaki kağıt peçeteyi parmağımla katlamaya başladım.

“ilişkinizin prensesi sendin güneş.”

Gece kahkaha attı.

“bu ilişkinin de prensesi güneş.”

Cemreyle serhat birbirine bakıp kıkırdadı.

Gülmedim.

Garson masaya yaklaştı.

“ne var?” dedim, biraz hızlı.

“tatlımız var, tuzlumuz var, içeceğimiz var.”

“bir brownie… bir de latte.”

Kalemini kaldırdı.

“isim?”

“gece.”

Başını salladı.

Bana döndü.

“aynısından.”

Not aldı, uzaklaştı.

Masada bir boşluk oluştu.

Herkes bir şey bekliyor gibiydi.

Boğazımı temizledim.

“paristen arkadaşlarım geliyor.”

Serhat kaşını kaldırdı.

“niye?”

“kısa film işi.”

Masaya baktım.

“onu çekeceğiz.”

“oba biz de oynayak.”

Gözüm ona kaydı.

“ajansla konuşacaktık ama…”

Omuz silktim.

“cidden oynayacaksan olur.”

Cemre öne eğildi.

“ben de oynayacağım abi.”

“olur abi,” dedim gülerek,

“yazarım abi.”

Gece sırıttı.

Elimi omzuna attım.

“kamera arkası sana daha uygun.”

Kaşı yavaşça kalktı.

“nasıl yani?”

“seni kamera önüne çıkartmam.”

“alla alla—”

Geri yaslandı.

“farkındaysan sahne alıyorum ben.”

Omuz silktim.

Selen araya girdi.

“kameraman olayım mı?”

Güldüm.

“ol.”

Garson geldi.

Tabaklar, bardaklar masaya değdi.

Kısa kısa sesler.

“teşekkürler.”

Herkes önündekine uzandı.

Cemre konuşmaya başladı.

Selen ona döndü.

“sizin sınıftaki gamze…” dedi,

“bizim okuldaki neslihanla kavga etti.”

Gece hemen atladı.

“hee— biz de cemreyle çekirdek alıp izledik.”

Cemre güldü.

“yanında gül de vardı—”

Elini havada salladı.

“kızın yanına gittiler.”

Sesini inceltti.

“ee sen ne demişsin boraya dedi.”

Kendi sesiyle devam etti.

“o da ‘sanane, çocukluk arkadaşım’ dedi.”

Gece ellerini çırptı.

“neslihan da ‘ortak profil fotoğrafımı sizin çocukluk arkadaşlığınız’ dedi—”

Cümleyi bitirmeden güldü.

“küfrü bastı.”

Cemre kahkaha attı.

“sonra saç… baş… kalmadı.”

Selen ellerini ağzına götürdü.

“bunların hepsi çıkışta mı oldu?”

Cemre başını salladı.

Masada sesler vardı.

Ama kafam biraz geride kalmış gibiydi.

Tabaklar sıyrıldığında

sohbet de sıyrıldı.

Masada kalan kırıntılar gibiydi—

kimse dokunmadı.

Kalktık.

Serhat.

Selen.

Cemre.

Ben.

Kasaya yürürken sandalyeler arkada kaldı.

İnsanların sesleri bile gelmedi.

“gecenin siparişleri benden.”

Cevap veren olmadı.

Ama kimse itiraz da etmedi.

Dışarı çıktığımızda gece bize baktı.

Kaldırımın kenarında, tek başına.

Kıkırdayarak ayağa kalktı.

“aşklarım ya… hesabı ödediniz mi?”

Dördümüz aynı anda—

“evet.”

Daha çok güldü.

Sanki bir şeyi gerçekten komik bulmuş gibi değil…

Yürümeye başladık.

Adımlarımız aynı hızda değildi.

Serhat döndü.

“şimdi nereye?”

Selen omzunun üstünden baktı.

“aşağı inelim… orada bir şeyler buluruz.”

Gece serhatla seleni kolundan çekti.

Öne geçtiler.

Ben cemreyle yan yana kaldım.

Bir süre sadece yürüdük.

Sonra sohbet kendi kendine aktı.

“senin şu olay ne oldu.”

“bir şey olmadı.”

Omuz silkti.

“gerizekalı, kıskançlığından ayrıldık.”

“ne yaptı?”

Gözlerini devirdi.

“maça çıkıyoruz ya… çocuklar geldi tebrik etmeye.”

Durdu.

“tunayla sarıldık diye laf etti.”

Kısa bir sessizlik.

“sadece o da değil…”

Kendine baktı.

Ellerini beline koydu.

“oyunda çok hareketliyim diye… giydiğim şeylere karışıyor.”

Güldüm.

“oldu paşam.”

Cemre de güldü ama çabuk söndü.

“uğraşamam ben böyle biriyle.”

Serhat geriye baktı.

Yavaşladı.

Yanımıza geldi.

“ne konuşuyorsunuz bakalım?”

“cemre ramazandan ayrılmış.”

“lan siz iyiydiniz…”

Cemre bir anda döndü.

“bana ne dedi biliyor musun?”

Durdu.

“‘serhatla güneşe güvenmiyorum’ dedi.”

Parmaklarıyla işaret etti.

“‘biri zengin piçi, diğeri direkt piç’.”

Serhatın yüzü boşaldı.

Ben cemreye baktım.

Bir şey demedim.

“boşver.” dedi.

“kızdım, bitti.”

Kırmızı ışıkta durduk.

Kimse konuşmadı.

Selen parmağıyla yukarıyı gösterdi.

“şuraya çıkalım mı?”

Kimse “evet” demedi.

Ama kimse de hayır demedi.

İşte bu evet demekti.

Işık yeşile döndü.

Geçtik.

Merdivenler başladı.

Adım.

Adım.

Adım.

Gece koluma girdi.

“görebiliyor musun la?”

“görüyorum gibi.”

Ama tam değildi.

Yukarı çıktığımızda durduk.

Manzara karşımızdaydı.

Işıklar tek tek yanıyordu.

Dağıldık.

Ama çok uzağa değil.

Serhat bir şarkı açtı.

Ses, havaya karıştı.

Geceyi tuttum.

Hafifçe sallandık.

Gülümsedi.

Sonra bıraktık.

Selen şarkıya eşlik ediyordu.

Sesi neredeyse duyulmuyordu.

Ona baktım.

Sonra korkuluğa yaslandım.

Şehir aşağıdaydı.

Ben yukarıda.

Derin bir nefes aldım.

“artık izmirden keyif alabilirim.”

Selen bana baktı.

Bir an durdu.

Sonra aynı cümleyi söyledi—

“artık izmirden keyif alabilirsin.”

Ama…

Aynı değildi.

Rüzgâr esti.

Bir şey değişti.

Adını koyamadım.

Ama hissettim.

Le soleil se couche. C’en est fini.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

31. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.