Ruhum daralıyordu. Üzerimdeki ağırlık, her saniye baskısını artırırken göğsüm artık acımaya başlamıştı. Bir çift el boğazımı sıkıyordu sanki. Sıcaktı, çok sıcaktı. Kalkmak istiyordum yattığım yerden. Ama yapamıyordum bir türlü. Neydi beni ele geçiren? Ruhumu avucuna alıp delice sıkan bu his neydi?
Yattığım yerden nefes nefese uyandım. Sanki dakikalardır su altında nefesimi tutuyor gibiydim. Elim refleks olarak boğazıma gitti. Bir şey tüm gece beni boğmuştu sanki. Göğsümdeki ağrı ise hala varlığını sürdürüyordu. Yataktan kalkmadan önce soluklanmaya çalıştım. İlk defa olmuyordu. Stresli geçen her günümün ardından durum bu şekildeydi. Sanki beynimdeki tüm düşünceler, gece boyunca el ele verip üstüme geliyorlardı. Kendime bile açıklayamıyordum bu hissi.
Bugün haftanın ikinci günüydü.
İlk ders matematik, öğretmen Aysun Balat. Tuhaf bir şekilde beni seviyor. Ara sıra farklı birisi olduğumu düşünse bile geleceğim için umutlu.
Bugünün rutini basit. Matematik dersine gir ve dersi dinle. Sonraki ders boş. Kartal hoca karısını aldattı ve boşanma aşamasında izinli. Ama herkese ameliyat olduğu yalanı söylendi. Onun dersinde olacağım yer merdiven boşluğu. Sonrasında beden eğitimi dersi. Öğretmen bizi önemsemiyor. Soyunma odasına git ve ders bitimine kadar orada kal. Ve son ders. Resim dersi. Fazlasıyla sessiz. Gürültülü olanlar müzik dersinde. Sadece resmini yap ve zil çalınca eve git.
Evet, bu kadardı. Haftanın ikinci günü en iyi gündü. İnsanlarla çok az iletişime geçtiğim o yegâne gün.
Yerimde kalkıp banyoya gittim. Yüzümü yıkadım ve dişlerimi fırçalayıp odama döndüm. Saçlarımı taradım. Formamı giyip çantamı taktım. Tüm gerekenleri yapmıştım, artık hazırdım. Çıkmadan önce kapı eşiğinden mutfağa baktım. Annem ve babam kahvaltı ediyorlardı.
"Ben okula gidiyorum."
Annem başını eğdiği yerden kaldırıp yüzüme baktı. Babam ise başını çevirmeye yeltenmemiş sadece göz ucuyla bakmıştı.
"İyi dersler kızım." dedi annem. Sesi fısıltıdan farksız çıkmıştı.
Bakışlarım annemden ayrılıp babama döndüğünde hala masaya baktığını gördüm. Bana çeviremiyordu yüzünü. "Sana da iyi günler dilerim anne. Günün umarım huzurlu geçer."
Kelimeleri bastıra bastıra söylerken babamın yüzünde gördüğüm ifade, istediğimi almama yetmişti. Belki de hayatım boyunca benden korkmasın isteyeceğim tek kişi oydu. Bunu görmek ise tatmin ediciydi.
İkisine son bir kez daha bakıp oradan ayrıldım. Ayakkabılarımı giydikten sonra yavaşça indim merdivenleri. Bugün de yürüyecektim. Dün ve ondan önceki günlerde olduğu gibi. Mesafenin uzunluğu yorucuydu. Fakat otobüsteki sesler daha yorucuydu. Herkes konuşuyordu, herkes bir şeyler düşünüyordu. Ve bütün bunları duymak kusma istediğimi tetikliyordu. Bu yüzden en iyisi yürümekti. En azından sabahın bu saatinde etraf sessizdi. Yol uzun olsa bile daha çekilir bir tercihti benim için.
Yol uzundu. Yerde kaç adet taş var sayabilirdim okula varana dek. Bu sayede daha kısa gibi hissettiriyordu.
Bir taş
İki taş
Üç taş
Dört taş
Ve Osman.
Taşlardan kafamı kaldırdığım an karşımdaydı. Tıpkı din olduğu gibi, gülümsemesiyle bana bakıyordu.
"Günaydın Asena. Şaşırdım seni görünce, buralarda mı oturuyorsun?"
Ne söylersem sohbeti kısa kesebilirdim? Ya da nasıl bir cevap onu hemen sustururdu?
"Evet."
Ağzımdan çıkan tek kelime bu olmuştu. Osman, biraz şaşırmıştı. Ruh hali pozitifti. İyi hissediyordu kendini. Benden çekiniyordu.
"Şey, beraber yürüyelim mi okula kadar?"
Gözlerimi sıkıca yumdum. Onun buradan hemen göndermeliydim. Aksi taktirde bugün hiç iyi geçmeyecekti. Dudaklarımı dün yaptığım gibi gülümsemeye zorladım. Kural biri unutmamamlıydım. Onu kırmayacaktım, nazik bir şekilde reddedecektim.
"Ben şu an okula gitmiyorum. Teyzeme uğrayacağım. Daha sonra geleceğim."
Osman'ın yüzü düşmüştü. Neşesi anbean kayboluyordu.
"Peki." dedi buruk bir sesle. "Okulda görüşürüz o zaman."
Elimle ufak bir selam verip hızla yürümeye başladım. Gideceğim yönü değiştirecektim. Çünkü burada bir teyzem falan yoktu. Adımlarımı yavaşlatıp arkama baktım. Osman ortalıkta görünmüyordu. Derin bir oh çektim. Bugün de kurtulmuştum.
Ya da ben öyle sanıyordum.
~Keşke birlikte yürüyebilseydik. Onun göründüğü kadar korkutucu olmadığına eminim. İnsanlar birlikte geldiğimizi gördüğünde çok şaşırırdı. Yarın tekrar bu yoldan gelsem iyi olur.~
Osman yine başlamıştı. Beynim zonkluyordu.
~Acaba ne kadar güzel olduğunun farkında mı? Okuldaki herkes ondan korkuyor çünkü ona yakından bakmamışlar. Yüzü çok sevimli.~
Başım ağrıyordu, çok ağrıyordu ve ben dayanamıyordum. Yanından geçtiğim apartmanların birinde durmak zorunda kaldım. Midem çok bulanıyordu. Yavaşça yere oturdum. Başımı ellerimin arasına aldım. Ağrı git gide artıyordu.
~Bundan sonra onunla daha çok iletişime geçeceğim. Hiç arkadaşı yok. Kendini yalnız hissediyordur. Onunla arkadaş olmalıyım.~
"Sus artık Allah'ın belası sus!"
İçimden çığlık atıyordum ama sesim dışarı bir fısıltıyla çıkıyordu. "Sus, sus, sus." derken ellerimi başıma vurmaya başladım. Sesi beynimde dönüyordu. Nefret ediyordum her şeyden. Neden tüm düşündüklerini duymak zorundaydım? Neden bunu yaşıyordum?
Artık ağrı dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. Osman'ın tüm düşünceleri aklımdaydı. Sürekli konuşuyordu. Asla durmuyordu. Göz yaşlarım akmaya başlamıştı. Sahi, ne kadar zamandır tutuyordum onları içimde?
"Asena, iyi misin?"
Bu ses fazlasıyla tanıdıktı. Okuldaki İngilizce hocasının sesiydi. Başımı yavaşça kaldırıp karşıma baktım. Doğru tahmin etmiştim. Seslenen oydu. Hemen arkasında da Arslan vardı. İkisinin de gözleri doğrudan benim üzerimdeydi. Şaşkındılar.
"Kızım neden ağlıyorsun?"
İngilizce hocası, yanıma gelip kolumu tutmaya çalıştığında kendimi geri çekip hızla ayağa kalktım. Bana dokunmalarını engellemem gerekiyordu.
Hareketlerim onlara çok tuhaf geliyordu, biliyordum. Ama bu sefer o yadırgayan bakışları yoktu yüzünde. Daha farklı bir ifade vardı.
Acıma. Bana acıyordu.
"Bir sıkıntın mı var Asena? Seni ilk defa bu halde gördüm."
Başımı iki yana sallarken gözlerimi sildim. "İyiyim, başım ağrıyor sadece."
Gözlerimi etrafta gezdirdim. Çantam yaslandığım duvarın dibindeydi. Eğilip yerden aldım hemen. Daha fazla burada durmasam iyi olurdu. Yeni bir baş ağrısını daha kaldıramazdım.
"Başın ağrıdığı için mi ağlıyorsun yani?"
Bu sefer soru yazan Arslan'dı. Başımı sallayarak onayladım onu. Artık gitmeliydim buradan.
"İzninizle ben gideyim. Okula geç kalacağım."
İngilizce hocası bir şey söylemeye hazırlanıyordu ama ben buna fırsat vermeden arkamı döndüm. Tabiri caizse kaçtım oradan. Adımlarım gittikçe hızlandı. O saniyeden sonra arkama bakmadım. Sadece ve sadece kaçtım. Hep yaptığım gibi.