Sylwia kendini karanlık ve kasvetli odadan dışarı attı.
Uzun zaman sonra ilk defa dışarı çıkıyordu , temiz hava ile dolan ciğerleri onu öksürmeye teşvik etti.
Kendini bir anda evin bahçesinde ki çimlere attı.
Tek yapmak istediği bağıra çağıra ağlamaktı. Ve de yaptı.
Gözlerinde ki yaşlardan dolayı etrafı bulanık görüyordu.
Kendini öldürmek isterken, masum bir oğlanın ölümünü izlemişti usul usul.
Kendine küfür etti, eğer onun hayatına girmemiş olsa şuan yaşayacaktı.
Sylwia ise içten içe ölümü tadacaktı ama Dominik, geri gelmeyecekti bir daha
"neden?" diyebildi hıçkırıklarının ardından.
"Dominik, beni yüzüstü bıraktın!" suçlu olan oydu aslında, bunu biliyor ve kabullenmekte zorluk çekiyordu.
"hani ölüm aramızda kalacaktı, seni değil beni alacaktı!"
Genç kız oğlandan hoşlanıyordu, bunu hiç bir zaman dile getirmemiş olmasına lanet etti.
"ne kadar ağlasam boş, geri gelmeyeceksin"
Kendine söylene söylene gözlerini sildi, pembe renkli saçları rüzgarda dağılmışlardı.
Yüzündeki maskeyi çıkardı.
Artık onun için oyun bitmişti.
Hayat tüm gerçeğini onun yüzüne vurup maskesini düşürmüştü.
O bu durumdaydı, kahrolmuştu, peki ya Dominik'in ailesi?
Oğullarının ölümünden Sylwia 'yı sorumlu tutacaklardı. Bunu beklemişti ama olmayabilirdi, kimse bir şey bilmek zorunda değildi ona göre.
"Açık Dünya, kapalı yaralar..."
Kız daha fazla suçluluk duygusu hissetti ve eve doğru gitti, tekrar kendi cehennemine - odasına - girdi.
Yüzünde ki artık şımarıklık olarak düşündüğü saçma makyajı sildi ve hızlıca bir duş aldı.
Üstüne siyah bir kapşonlu ve uzun siyah tayt geçirdi, saçlarından akan suya aldırış etmeden havluyla hafifçe kurulayıp taradı ve evden çıktı.
Dominik'in daha önce vermiş olduğu adrese geldi. Ayakları zangır zangır titriyordu.
Kapıyı tıklattı, Dominik'in annesi olduğunu tahmin ettiği bir kadın kapıyı açtı.
"merhaba " dedi burukça tebessüm etti.
"sen, Dominik'in arkadaşı mısın?" dedi kadın kızarmış gözleri ile. Yüzünde ki acı tarif edilemezdi.
Sylwia kafasını salladı, kadın onu içeri davet etti.
Salonda bir sürü insan oturuyordu, kız hepsine baş selamı verdi. Herkes cenazeden geliyordu. Tabi o gidecek cesaret bulamamıştı kendinde.
İçten içe kendine tekrar kızdı.
"huzur içinde olsun" dedi ailesine bakarak.
Bu hayatta huzurlu değildi ama bir sonra ki yaşamında olmasını temenni ediyordu.
Ailesi o kadar dindar değildiler pek bir şey olmamıştı cenazede, sadece baş sallamak ile yetindiler.
Pembe saçları, siyah kapşonlu ile ona kötü bir izlenim veriyordu. Farkındaydı ama yapacak bir şey yoktu. Bu onun tarzıydı.
'umarım' dedi kız 'beni suçlamazlar' içi içini kemiriyordu.
Ailesinin ona ölümü hakkında soru sormaması için dua etti.
Dominik sırlar içinde kalmalı diye düşündü.
O da kendini öldürecek, cennet olmasa bile cehennem de buluşacaklardı.
Sylwia tekrar iyi dileklerini iletti ve oradan ayrıldı.
Yapması gereken şeyi yapmıştı. En azından içinde ki suçluluk duygusu hafiflemişti.
Eve geldi tekrar, annesi ona her ne kadar soru sorsa bile umursamadan odasına girdi. Annesini uzun zaman sonra ilk ve son görüşüydü bu.
Yavaşça soyundu, çırıl çıplak kalınca kasvetli banyoya girdi. Aynalı dolabı açıp içinden jilet çıkardı. Aynada ki görüntüsü çok iğrenç geliyordu ona artık.
"beynimi dağıtacağım, evet bunu yapacağım. Jiletler dostumdur!"
Jileti kavrayıp boynuna doğru götürdü.
Hiç düşünmeden boylu boyunca derin bir çizik attı.
Acıyla yüzü buruştu. Yere çöktü bir anda.
Her yer kan olmuştu, yavaşça nefesi kesiliyordu.
Çok geçmeden kendi de Dominik gibi sonsuzluğa kavuşmuştu.
Son günün hüznü bitmişti.