İçeriğe geç

aft

Bölüm 1 · 3 dk okuma

aft

Bölüm 1

Tanıtım - Kralın Egosu, Cadının Öfkesi

Uğursuzluk. Lanet. Baş kaldırı ve ego.

Hikayemiz bir krallıkta başlar, bu terimler yerine oturduğunda devam ederdi. Bir cadıydı bu öyküyü başlatan. Cadı dediğime bakmayın ya, kötülükten yana hiç mi hiç aklı yoktur. Aslen, bu hikayeye sebep olan da budur.

Kalbi iyilikle dolu fakat bir o kadar da asi ruhlu bu cadımız krallıktan uzak, ormanın derinlerinde yaşardı. Kendi halinde yaşayıp giden bu cadının kaderi ise yaşadığı ormana davetsiz gelen kaybolmuş bir avcı ile başlamıştı.

Avcı da cadı gibiydi, güçlü ve asi ruhlu, bu sebeple ikilinin aşık olması işten bile değildi.

Aşk zamanla büyüdü, büyüdü ve devasa bir hale geldi, artık meyvesini vermeye hazırdı. Bir erkek çocuğu. Altın sarı saçları ve en az orman kadar yeşil gözleri ile ışıltılar saçıyordu. Bu çocukta bir şeyler vardı, cadı oğlunu kucağına aldığı ilk anda hissetmişti, güzel çocuk büyüyecek ve büyülü bir kader izleyecekti fakat yolu dikenlerle kaplıydı. Annesi tüm kalbi ile dua etti, zira bunun için kendisi bile bir büyü yapamazdı, bu yüzden tanrıdan diledi.

Altın saçlı çocuğun kaderine ortak olacak güçlü biri, belki de bir asker. Tanrı duayı kabul etti. Artık ikisinin kaderi birdi.

Yıllar geçip gitti, altın saçlı çocuk yirmi yaşına geldi. Anne babasının aşkı biraz bile eksilmemişti. Sevgi ile büyümüş bu çocuk en az doğduğu ilk andaki gibi parlıyordu. Annesi artık emindi, onun kaderinde ışık saçmak vardı.

Sevgi dolu yıllar paylaştılar ta ki tahta geçen yeni kral aç gözlü birine dönüşene dek. Halka zulmeden bu kral onları az bir para ile çalışmaya zorluyor, üstüne de ağır vergiler alıyordu. İnsan halkının cesareti kırıktı, kimse bundan şikayet etmeye cesaret edemezdi. Elbette ki bu aile hariç.

Birlikte çıktılar yeni kralın huzuruna. Cadı biraz merhamet diledi halk adına, avcı ise öfkeliydi. Sevdiği bu topraklar zulüm ile yönetiliyordu.

Kral ailedeki öfkeyi sezdi. Egosu bu öfkeyi ve karşısına çıkacak cesareti kaldıramadı, onlara bir ceza vermeli ve halka da göstermeliydi, kralın karşısına çıkma cesareti kimsede olmamalıydı.

Hiç şüphesiz idam ettirdi cadı ve avcıyı. Çok şükür ki altın çocuk anne babasına son kez sarılma şansını bulabilmişti fakat ceza burada da bitmezdi. Altın çocuk ileride baş kaldırmaması adına lanetlenmeliydi.

Derhal krallığın en iyi cadı ve büyücüleri çağırıldı. Hepsi birlikte hazırladı büyüyü. İçlerinden gelmiyordu ya, hepsi korkudandı. Kimse idam edilen aile ile aynı kaderi paylaşmak istemezdi.

Altın çocuk uğursuzluk ile lanetlendi. Ömürlüktü büyüsü, ta ki bir cadı ona acıyıp çıkış yolu bırakana dek. Kendisi de anneydi ya, bu yüzden şu sözleri söylemişti son bir büyü daha yaptıktan sonra.

"Lanetini kürelere hapsedeceğim. Koca bir çantayı yanında taşıyacaksın her daim. Kürelere başka eller değdi mi, lanet kalkacak senden fakat başkaları feda olacak bunun için. Kaderin senin ellerinde. Küreleri dağıtıp lanetten kurtulabilir, yada ömür boyu onları yüklenebilirsin."

Altın çocuk sessizdi. Boş gözlerle bir küre dolu torbaya, bir de ellerine baktı. Uğursuzluk bedenini değiştirmeye başlamıştı bile. Yeşil gözleri korkunç bir gri tonuna bürünüyordu. Cadı gözlerinde acı ile baktı uğursuz oğlana ve dua etti, bir gün kurtulacaktı lanetten.

"Unutmadan," dedi zindandan çıkmadan önce. "Her dolunay küreler parlayacak, uğursuzluk böyle işler. Her dolunayda lanetlenmeye devam edeceksin ta ki kürelerden kurtulana dek."

Son bir bakış attı oğlana, ardından ise cübbesini çıkartıp oğlanın sırtına attı. Böylece krallıktan sonsuza dek sürülürken oğlanın elinde bir torba uğursuzluk ve sırtında ise bir cübbe kalmıştı.

Bölüm sonu

1 yorum