İçeriğe geç

Aetherbound

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Aetherbound

Bölüm 6

SESSİZ BİR HAPİSHANE

LYSERA

İki gündür ne benimle iletişim kuran ne de gelip giden vardı. Sanki bir hayvanmışım gibi kapının eşiğinden içeri su ve yemek fırlatıyorlardı. Tabi bunlara yemek denilebilirse. Resmen zehir gibiydi. Beni zehirlemek istiyorlar gibiydi.

Evimi… Sarayımı özlemiştim.

Çıkacağım yolun, daha ilk adımımı atar atmaz beni bu kadar zorlayacağını, beni böyle bir yere sürükleyeceğini tahmin edememiştim. Yapayalnızdım. En kötüsü de bana burada hak ettiğim değeri vermemeleriydi.

Kendilerini kim sanıyorlardı? Beni bir eşya parçası gibi buraya attılar ve gittiler. Yetmezmiş gibi bir de kanımı aldılar. Ne yapacaklardı onunla? Ruhumu saran düşünceler zihnimi kemirip duruyordu. O kadar çok düşündüm ki başım zonklamaya başladı. Sürekli kendime aynı soruyu soruyordum. Bunların hepsi benim suçum muydu? Ben sadece halkımı ve kendimi korumak istemiştim. Olayların bu noktaya varacağını kim bilebilirdi ki?

Yere oturmuştum. Bacaklarımı göğsüme çekmiş, kendimi düşüncelerimin içine kapatmıştım. Zihnim yavaş yavaş uykuya teslim olurken kapının kilidinin açılma sesiyle irkildim. Çıkarılacak mıydım?

Derken içeri yine o soğuk bakışlı adam girdi. Kolumdan tutup beni zorla peşinden sürükledi.

Çırpınmaya çalıştım. Beni bırakması için kendimi zorladım. Hâlâ eskisi kadar güçlü değildim ama neredeyse elinden kurtuluyordum. Bunu fark edince kolumu daha da sıkı kavradı. Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Fakat ilerledikçe yüce bir sesin bana seslendiğini duydum.

“LYSERA.”

Onu hissediyordum. O buradaydı.

Koachentia.

Artık zorlamasına gerek kalmamıştı. Kendi isteğimle önden yürümeye başladım. Davranışımdaki değişikliği fark edince adamın eli gevşedi. Küçük bir çocuğun taşıdığı heyecanla Koachentia’ya doğru ilerledim. Tüm bedenim nereye gitmem gerektiğini benden daha iyi biliyordu.

Sonunda.

Varlığı içimi huzurla dolduruyordu.

Kapıyı açtılar ve içeri girdim.

Kitabı gördüğüm anda içim tuhaf bir sevinçle doldu. Ona dokundum. Sayfaları açıktı. Portal büyüsü… Buraya gelmemi sağlayan büyüye çok benziyordu.

Onlar içeri girmeden kapıyı büyüyle kapatmayı başardım. Kapıyı zorladılar, vurdular ama nafile.

Büyüyü okumaya başladım.

İçimde bir güç birikiyordu. Yüreğimi saran farklı bir enerji vardı. Fakat büyü ilerledikçe kalbimin sıkıştığını hissetmeye başladım. Başım dönüyordu.

Yine o his.

Hayır. Hayır… şimdi değil.

Şu an olmaz. Eve gitmem lazım. Gücüm tükeniyordu. Bilincim kapanırken kapının açılma sesini duydum. Bağırışlar. Sonrası karanlık.

Kendime geldiğimde başım hâlâ ağrıyordu. Yine aynı yere getirilmiştim.

Sil baştan.

Ayağa kalkmak istedim ama bedenim bana itaat etmedi. Kendimi zorlamadım. Bir süre daha öylece yattım ve olan biteni düşündüm.

Kapıyı kapatacak kadar enerjim ve gücüm vardı. Ama bir portal büyüsü yapacak kadar güçlü değil miydim? Yoksa bir yerde hata mı yapmıştım?

Tabii ya…

Orvian büyüyü yaparken sadece sözleri okumamıştı. Başka materyaller de kullanmıştı. Bana boş kâğıt, kalem ve ateş yakmak için büyülü taşlar lazım. Ama burada büyülü taşı nereden bulacağım?

Bu dünyada büyüye dair herhangi bir şey olduğunu sanmıyorum. Burası… farklıydı.

Kendime biraz daha geldiğimde etrafı incelemeye başladım. Yatağın başucunda garip görünümlü bir eşya vardı. Üzerindeki düğmelerden birine dokundum. Hiçbir şey değişmedi. Odanın kenarlarında masalar vardı. Her şey neredeyse göz alacak kadar beyazdı. Büyü kullanmadan bu kadar şeye sahip olmaları beni şaşırtmıştı. Masaların üzerinde farklı türde tüpler ve şişeler duruyordu. Eğer büyü yapmıyorlarsa, tüm bunları ne için kullanıyorlardı?

Ben bunları düşünürken kapı tekrar açıldı. İçeri yine o adam girdi. Yanında benimle işaret diliyle konuşan adam da vardı. Dikkatimi onlara verdim. Adam tekrar işaret diliyle konuşmaya başladı. Aslında onların dilini öğrenmek bana avantaj sağlayabilirdi.

“Uyanmana sevindim,” dedi. “Seninle birkaç şey hakkında konuşmak istiyoruz. Eğer senin için sorun olmazsa.”

Bu ilgimi çekmişti. Benimle ne konuşmak istiyorlardı ki?

“Benim de bir isteğim olacak,” diye karşılık verdim. “Dilinizi nasıl öğrenebilirim? İşaret dili konuşmak çok zaman alıyor. Üstelik bizimkilerden de farklı.”

Adam gülümseyerek başını salladı. Yanındaki adama bir şeyler söyledi ve hemen kapıdan çıktı. Odada diğer adamla baş başa kalmıştık. Soğuk bakışlarının altında kendimi huzursuz hissediyordum. Sanki hâlâ kilit altındaydım. Her hareketimi, gözünü bile kırpmadan izliyordu.

Kısa bir süre sonra diğer adam tekrar geldi. Elinde bir kitap vardı. İçinde şekiller ve yazılar bulunuyordu. Sanırım işaret dilinin anlamlarını açıklayan kelimeler yazılıydı.

Dikkatimi tamamen kitaba verdim. Onlarla ilgilenmediğimi fark edince odadan çıktılar.

Saatler sonra dillerinin büyük bir kısmını çözmüştüm.

Kapı tekrar açıldı. Bu kez içeri o girdi.

“Evet,” dedi. “Bir şeyler öğrenebildin mi?”

İlk başta bunu belli etmek istemediğim için sessiz kaldım.

“Hiç mi?” diye sordu. “Bir evet ya da hayır? Hiçbir şey mi?”

Sesi soğuktu. Ama altında yatan gerginliği hissedebiliyordum.

Düşündüğünden çok daha fazlasını öğrenmiştim. Ama bunu belli etmeye niyetim yoktu.

Bir süre daha kitapla oyalanarak onları izlemek istiyordum. Amaçları neydi? Benimle ve Koachentia ile ne yapmak istiyorlardı?

Aklım bu kadar soru işaretiyle doluyken kendimi onlara açamazdım.

Aralarından, tıpkı bir rüzgârın esintisi gibi sessizce geçmem gerekiyordu.

Ve bunu en iyi… susarak yapabilirdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.