İçeriğe geç

Adımı Rüzgara Yazın

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Adımı Rüzgara Yazın

Bölüm 1

1. Bölüm

Asker silahıyla değil, vicdanıyla ayakta durur. Gücü, haksızlığın karşısında susmamayı seçtiği anda başlar.

Sabah alarmıyla gözlerimi açtım. Telefonumu elime aldığımda saat 06.15'di. Yerimden hızla kalkıp üzerimde ki eşofmanları çıkardım. Siyah belime kadar uzanan saçlarımı sıkıca toplayıp at kuyruğu yaptım. Odamdan çıkarak binanın alt katına indim. Koridorun başında belimi dikleştirerek yürümeye ve bağırmaya başladım.

"Koğuş kalk!" Saat 06.30! İçtima' ya 10 dakika!"

Bazı yatakhanelerden sesler geliyordu fakat herkes uyanmamıştı. Kesin olarak uyandığını bildiğim ismini seslendim.

"Mert Tekin!" Ellerimi arkada bağlayarak Mert'i bekledim. Beş dakikayı geçmeden yanıma geldi.

"Er Mert Tekin emredin komutanım!" diyerek elini başına koyarak selam verdi. "Rahat" dedim. "Bana bir tane sopa getirir misin? Çok uzun olmasına gerek yok." Mert hazır ol komutuna geçerek "Emredersiniz komutanım!" dedi ve yanımda hızla uzaklaştı. Ben koridorda bağırmaya ve askerleri uyandırmaya devam ediyordum. 1-2 dakika sonra yanıma elinde 30 santimetreye yakın bir sopayla geldi. "Komutanım emrettiğiniz sopayı getirdim." Sopayı elinden alarak başımı ile Mert'i onayladım. "İçtima' ya." Mert, başı ile beni onayladıktan sonra merdivenlere doğru yöneldi. Ben her yatakhanenin önünden geçerken elimdeki sopayla kapalı olan kapılara vurup bağırmaya devam ediyorum. "Bu ne uyku koğuş! İçtima' ya benden sonra gelenler 400 şınav çeker bilginize."

Bayılıyorum milleti böyle uyandırmaya

"İçtima' ya son beş dakika!" diye bağırdım ve elimdeki sopayı kenara koydum. Adımlarımı merdivenlere çevirerek aşağıya içtima' nın olduğu bahçeye inmeye başladım. Arkamdan koşan askerler beni görünce yavaşlıyor kendi aralarında konuşuyorlardı. Kenarda durarak onlara baktım. "Geçin hemen hızlı olun." dedim. Başlarıyla beni onaylayarak yanımdan hızla geçtiler. Merdivenleri inip dışarı çıktığımda derin bir nefes aldım. Ankara'nın havası da bir farklı oluyordu. Yavaş adımlarla ilerliyordum ki arkada kalan askerler de içtima' ya yetişebilsin. Askerlerin arka arkaya sıralandığı içtima yerine geldim de askerlerin karşısında durdum ve tek tek hepsini incelemeye başladım. Bazıları askerliklerinin son günlerini geçiriyor bazıları ise acemi birliklerinden yeni gelmişlerdi. "Hazır ol!" diye bağırdığımda tüm askerler hazır ol komutuna geçmiş bana bakıyorlar. Kollarımı önümde bağlayarak Yüzbaşı Kerem Korkmaz'ı beklemeye başladım. Yanımda siluetini görünce ona bakarak başımla onu onayladım. Başım dönmeye başlamıştı. Bugün doktor randevum vardı. Yetişmek umuduyla Yüzbaşı Kerem'in komutlarını dinliyordum. Arkamı döndüğümde Yarbay Serhat Kara'nın yanıma geldiğini fark ettim. Hazır ol konumuna geçip yanıma gelmesini bekledim.

"Binbaşı." diyerek bana baktı. "Emredersiniz komutanım." diyerek selam verdim. "Rahat ol." deyince rahat ol konumuna geçtim. "Bugün hatırladığım kadarıyla doktor randevunuz vardı doğru mu?" Başımla onayladım. " Evet efendim saat 09.30'ta randevum var." Askerle döndü ve hepsini tek tek incelemeye başladı. " Pek iyi gözükmüyorsun Binbaşı. Odana gidip biraz dinlen istersen. Vatanımız bize emanet onu korumak için önce kendi sağlığımızı düşünmeliyiz öyle değil mi?" "Evet efendim." Gülümseyerek bana baktı. "Geçebilirsin Binbaşı." Hazır ol komutuna geçerek Yarbay'a selam verdim. "Emredesiniz komutanım!" diyerek yanından uzaklaştım. Binaya doğru yürürken karşımdan bana doğru gelen birini gördüm. Binbaşı Oğuz Taşdemir. Meymenetsiz Bu adamdan nefret ettiğim kadar başka bir kişiden nefret etmiyorumdur. Allah düşmanımın başına vermesin.

"Binbaşı Asena Göksu. Her zaman ki gibi solgun görünüyorsun. Bugün makyaj yapmadın sanırım." Oğuz'a sert bir bakış attım. "Oğuz seninle şuan hiç uğraşamam gerçekten beni rahat bırak." Alaycı bir şekilde gülümsedi. Beni baştan aşağıya süzdü. Yemin ederim askerliğimin yanmayacağını bilsem şuan çocuklarının olmamasının baş nedeni ben olurdum. "Benden nefret ediyor gibi bakıyorsun. Beni sevmiyormuşsun gibi hissediyorum. Herkes de beni sever aslında. Sen çok nazlısın."

Ego orospusu seni.

Onu umursamayarak yanında geçiyordum ki eliyle kolumu tuttu. "Beni duymamazlıktan gelmeyi bırak." Sinirle soludum. "Sende yavşaklığı bırak." Benden böyle bir cevap beklemediği yüzündeki şok ifadesinden belli oluyordu. Kolumu elinden kurtararak yoluma devam ettim. Göt herif

★

Hazırlanıp odamdan dışarıya çıktım. Üzerimde siyah dar kısa kollu bir tişört, altımda gri eşofman vardı. Ayağımda ise beyaz Nike ayakkabılarım vardı. Saçımı dağınık topuz yapmıştım. Makyaj yapmakla uğraşmamıştım. 2 saatlik uyku bana gerçekten çok iyi gelmişti ama hala biraz midem bulanıyordu. Garnizondan* çıkarak telefonumu elime aldım. Taksicinin numarasını çevirerek telefonu kulağıma koydum. Olduğum yerin adresini vererek telefonu kapattım ve beklemeye başladım. Doktordan sonra babamı aramayı planlıyordum.

Annem, babam ve beni başka bir adam için terk ettiği zaman daha 5 yaşındaydım. Kendimi bildim bileli babamlaydım diyelim. Babam Baş komiser idi. Babamın vatanına ve işine olan aşkı bana da geçmiş olacak ki asker olmak için çok çalıştım ve istediğim gibi de ilerledi. Taksiyi beklerken arkamdan birinin bana seslendiğini duydum.

"Asena?" Arkamı döndüğümde Yarbay Serhat Kara'yı gördüm. " Daha gitmemişsin bakıyorum da." Başım ile onayladım. " Evet abi. Taksi bekliyorum." Serhat abi babamın en yakın dostuydu. Hatta tek dostuydu. Babamla küçüklükten beri tanışıyorlardı. Bazen evimize gelip benimle oyunlar oynar, ödevlerime yardım ederdi. Öz amcam yoktu ancak Serhat abiyi öz amcam gibi görüyordum. Onunla aynı yerde askerlik yapacağımı öğrendiğimde mutluluktan havalara uçmuştum. Her ne kadar kalabalık ortamlarda birbirimize Yarbay ve Binbaşı olarak cevap versek de dışarıda amca ve yeğen gibiydik.

"Babana çok benziyorsun biliyor musun?" Gülümsedim. "Babama benzemeyi çok seviyorum." Elini omuzuma koyarak yeşil gözleriyle mavi gözlerime dikkatle baktı. "Daha iyi gördüm seni. Dinlenmek iyi geldi sanırım." "Evet abi iyi geldi. Biraz daha iyiyim diyelim." Taksici yanımıza gelip durduğunda Serhat abiye veda edip taksiye bindim. "Ankara devlet hastanesi lütfen." Taksici yola koyulduğunda telefonumla ilgileniyordum.

★

"Asena Göksu" diye seslendi hemşire. Yerimden kalkıp doktorun yanına girdim. Doktor bana bakaram gülümsedi. Karşısındaki sandalyeyi işaret ederek oturmamı söyledi. "Evet Asena hanım tahlillerinizin sonucu geldi. Maalesef istediğimiz gibi değil." Anlamaz gözlerle doktora bakıyordum. "Nasıl yani? Bu ne demek?" Doktor boğazını temizleyerek konuşmaya devam etti. "Beyninizde bir tümör fark ettik. Üzgünüm ki iyi huylu bir tümör değil. Kendisini ilk başlarda belli etmemiş ve sonuç olarak yayılmış." Bunu beklemiyordum. Allah kahretsin. "Peki daha fazla yayılmasını engelleyemez miyiz ya da ne bileyim yavaşlatamaz mıyız?" Doktor hayır anlamında başını salladığında gözlerim yaşlanmıştı. Doktora teşekkür edip odadan çıktım. Dışarı çıkıp hava almalıydım. Hastaneden çıktım ve gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Telefonumun titreşimiyle gözlerimi açtım ve telefonu elime aldım. Babam arıyordu. Göz yaşlarımı silerek telefonu açtım.

"Canım kızım nasılsın?" Buruk bir şekilde gülümsedim. "İyiyim babacığım sen nasılsın?" "İyiyim bende ne olsun koşuşturuyoruz." Sağ gözümden bir damla yaş aktı. "Allah kolaylık versin babacığım." "Ne yapıyorsun? Meşgul etmiyorum değil mi seni?" Gülümsedim. "Hayır babacığım dışarıda bir kaç işim vardı onları halletmeye çıktım. Para konusunda sıkışıklığım da yok merak etme." Babamın gülme sesini duyunca içimde bir şeyler kırılmıştı sanki. Baba ben ölüyorum..

"Tam ben soracaktım biliyor musun? Serhat abin nasıl? Onu aradım ama açmadı işi vardı sanırım." "Evet babacığım askerlerin mahallerini kontrol ediyordur." "Canım ben seni daha fazla tutmayayım işlerini hallet geçince bana haber edersin" Gözlerimdeki yaşlar bardaktan su boşalırcasına yanaklarımdan süzülüyordu. "Tabii ki babacığım sen merak etme. Allah'a emanet ol." dedim ve telefonu kapattım. Güçlü kalmalıydım. Hem kendim için hem de babam için. Akasyayı aramalıydım. Telefonumdan Akasyanın telefonunu çevirip telefonu kulağıma koydum.

"Hayatım! Gittin mi doktora? Sonuçlar ne çıktı? İyisin değil mi?" Gülümsedim. Akasya benim en iyi ve yakın dostumdu. Kardeşim diyebileceğim kadar yakındık. "Müsaitsen hastanenin oradaki kafede buluşalım mı?" "Hemen hazırlanıp çıkıyorum." dedi ve telefonu kapattı. Kafeye doğru yol aldım. Kafeye girdiğimde köşede bir yere geçtim. Oturduğumda yanıma hemen garson geldi. Kızıl saçlarını topuz yapmıştı. 1.60 boylarında zayıf bir kızdı. "Hoş geldiniz. Ne arzu edersiniz?"

"Merhaba. Arkadaşımı bekliyordum aslında ama soğuk latte alabilir miyim?" Kız gülümseyerek elindeki deftere siparişimi yazdı. "Tabii ki. Hemen getiriyorum." Kıza gülümseyerek başımla onayladım. Sırtımı sandalyeye yaslayarak gözlerimi kapattım. Biraz kendime gelmem gerekiyordu. Zamanın ne kadar geçtiğini anlamamıştım. Bir adamın bağırma sesiyle gözlerimi açtım ve sesin geldiği yöne baktım. Az önce benden sipariş alan kız ve yanında tanımadığım bir adam vardı. Adam kızın kolunu sıkıca tutmuş ona bağırıyordu. "Bana bak benim çalışanım olduğunu unutma ben ne istersem onu yapacaksın. Benden ayrılınca her şeyin biteceğini mi sandın?!" Kalkarak kızın yanına gittim. "Pardon. Benim siparişim gelmedi ama bir sorun yok öyle değil mi?" Adam beni süzdükten sonra derin bir nefes aldı.

"Şuan çalışanımla bir işim var. Siparişinizi getireceğiz." Başımı dikleştirerek adamı süzdüm. "Bana bir sorun varmış gibi geldi." Adam sinirle bana baktı. "Bu sizi neden ilgilendiriyor?" Adamın bileğini tutarak sıktım ve kızın kolunu bırakmasını sağladım. "Eğer bir kadına şiddet uyguluyorsan evet ilgilendiriyor." Üzerindeki isim etiketini okudum Kerim "Bak kerim ya bu hanımefendiden özür dilersiniz belki bu durumu unutabiliriz. Yaptığınız şeyin arkasındaysanız maalesef olacaklardan ben sorumlu değilim." "Yaptığım hiç bir şeyden pişman değilim. O beni terk etti ve bana geri dönecek. Güvenlik! Alın şu kadını buradan!" Gözlerimi kısarak gülümsedim. "İşimi halledip hemen gidiyorum dedim ve Kerim'e kafa attım. Acıyla yere düştüğünde kıza baktım. "İyisin değil mi?" Kız şaşkın gözlerle bana bakıyordu. "Evet iyiyim ama sen ne yaptın?" Gülümsedim. Olması gerekeni. Kerim ayağa kalkarak bana baktı. Bir eliyle kanayan burnunu tutuyordu. "Sen ne yapıyorsun?!" Kerim'e döndüm. "Doymadın galiba." Kerim, telefonunu cebinden çıkartarak bir numara tuşladı. "Polisi arıyorum." Gözlerimi kıstım. Cebimden kimliğimi çıkartarak Kerim'e gösterdim.

"Polise gerek yok karşında bir Binbaşı duruyor." Kerim korkarak bana baktı ve bir adım geriye attı. "Komutanım ben..." Kimliğimi geri yerine koydum. "Şimdi siktir olup gidiyor musun yoksa kafanı bir daha mı kırayım?" Kerim yutkundu, etrafına bakındı. Kafedeki herkes susmuş, olan biteni izliyordu. Bir anlık gururla dikleşmeye çalıştı ama gözlerimdeki ifadeyi görünce omuzları düştü. "Özür dilerim..." dedi dişlerinin arasından, kıza bile bakmadan. "Daha yüksek," dedim sakin ama net bir sesle. "Özür dilerim," diye tekrarladı bu kez. Kapıya doğru işaret ettim. "Çık dışarı. Bir daha buraya ya da bu hanımefendinin yanına yaklaştığını görürsem rütbem değil, sabrım biter."

Kerim tek kelime etmeden arkasını döndü ve hızla kafeden çıktı. Kapı kapandığında ortamda derin bir sessizlik kaldı.

Kıza baktım. Elleri hâlâ titriyordu.

"Gerçekten iyi misin?" diye sordum bu kez daha yumuşak bir sesle.

Başını salladı. "Evet... Sanırım ilk kez biri beni gerçekten korudu."

Hafifçe gülümsedim. "Yalnız değilsin. Bir daha da olmak zorunda değilsin."

Tam o sırada tezgâhtan bir ses geldi.

"Şey... soğuk latteniz hazır," dedi başka bir çalışan çekinerek. Gülümsedim. "Arkadaşım birazdan gelir bana eşlik eder misin? Bir kahve iyi gelir diye düşünüyorum. "Çok iyi gelir. Teşekkür ederim." Gülümsedim. "Rica ederim."

Garnizondan* Bir kentin savunmasında yer alan ya da bir kentin içinde ve yöresinde yerleşmiş bulunan asker birliklerinin bulunduğu ve sınırları belli bölge, yer.

Bölüm sonu

1 yorum