Bernadette, kayaların üzerinden denize doğru sıvışmaya çalışan kuyruğunu zaptetmek için denize döndüğünde bile sanki o kadarcık bir sürede insanda özlem duygusunun uyanması mümkünmüş gibi sevdiği adamın gözlerine bakma ihtiyacı hissetti. Kuyruğunu, sanki şefkatle dize gelebilecek yaramaz bir çocukmuş gibi okşarken sevdiği adama döndü. O da zaten çoktandır ona bakıyordu, hatta bakışları o kadar yoğundu ki bir saniye bile üzerinden ayırmadığı aşikardı.
Bernadette, göğsüne ani bir darbe gibi inen acı ve umutsuzlukla inledi. "Elini tutup seninle buradan kalkıp gidemiyorum bile."
Sevdiği adamın da çok geçmeden aynı acıyı paylaştığını gördü Bernadette. Ama o, hüznünün sevdiği kadına teselli vermesi gereken dudaklarına kilit vurmasına izin vermemişti.
"Ben böyle de mutluyum Bernadette. Sen benimle yan yana yürüyemesen de hayalin gün boyu zihnimde koşturuyor."
Ama bu sözler Bernadette'in içine su serpmeye yetmemişti. Onu tutsak eden deniz zaten onu sudan nefret ettirmişti.
Bernadette yüzünü eğerek sarı uzun saçlarının yüzünü perdelemesine izin verdi. Şimdi içinde tuttuğu gözyaşlarını serbest bırakabilirdi.
Çok geçmeden sevdiği adamın ellerini saçlarında hissetti. Adam, elleriyle Bernadette'in saçlarını kulaklarının arkasına atarak yaşlı yüzüne ulaştı.
Karşılaştığı manzara karşısında kalbine ani bir sızı saplandı ve sanki içine çekeceği o güçlü nefes, o sızıyı kalbinden uzaklara sürükleyecek bir rüzgar estirebilecekmişçesine derin derin soludu.
Sonrasında Bernadette'in başını tam da kalbinin üzerine yatırdı. Onu kendine kuvvetle bastıran elleri, "Ben acımı dile getiremiyorum, bizzat kalbimden dinle." der gibiydi.
Koca dünya, onlara beraber yürüyebilecekleri bir kara parçasını çok görmüştü. Bernadette onunla tanışana kadar denizdeki yaşantısından hoşnutsuz değildi ama şimdi kelimenin tam anlamıyla o sular onu boğuyordu. Bir çıkış yolu yoktu çünkü Bernadette'in o yolu yürüyebilecek ayakları yoktu.
Bir yandan da kızı küçük Adaline'ı düşünüyordu Bernadette. Henüz dünyanın denizaltından ibaret olmadığını anlayamayacak kadar küçük Adaline'ı. Adaline'ın babası Adaline doğduktan kısa bir süre sonra Nuous halkına karşı işlediği büyük suçtan ötürü insanların el birliğiyle adeta bir çöplüğe dönüştürdükleri sulara sürgün edilmişti.
Ordaki diğer sürgünlerle beraber gittiği suları eski berraklığına kavuşturana kadar geri dönemeyecekti. Bu iş belki yıllar alacaktı. Çünkü insanların dünyanın üzerinde gezinen kirli parmakları denizlere dokunmayı bırakmayacaktı.
Bernadette, en büyük sıkıntısının bir çift bacaktan yoksun olması olduğunu düşünürken az sonra göğsüne saplanan mermi bunun tam tersini ispatlamakta gecikmedi.
İkisi de orada saatlerdir onları izleyen sinsi bakışlardan habersizdiler. Otuzlu yaşlarının ortalarında, siyah kısa saçlı bir kadın az önce Bernadette'in göğsüne uğurladığı merminin ayrıldığı silahı tutuyordu, ancak suçu işledikten sonra titreyen elleriyle.
Silahı tutan elini indirmemiş ve hatta öylesine sıkı sarılmıştı ki bu kadarı onun da vicdanını sızlatmayacak olsa ikinci bir mermiye de izin vermekten çekinmeyecek bir haldeydi.
Yüzünde şimdi yalnız kıskançlık değil, biraz da bu hissin sorumlusu olan kişiden kurtulmanın rahatlığı vardı. Kaskatı yüzü yavaş yavaş gevşedi. Kararlılığını sürdüremeyen ifadesi bir an için hissettiği suçluluk duygusunu gözlerindeki dehşetle açık etti.
"Bernadette! Bernadette uyan!" Lucas, göğsünden boşalarak tüm vücuduna yayılan kanları arasında Bernadette'i sarsmaya başladı.
Merminin Bernadette'in az önce müthiş bir canlılıkla inip kalkan göğsüne saplandığını idrak ettiği ilk an müdahale edemeyecek kadar şaşkındı. Onu kendine getiren şey, üzerindeki beyaz gömleği de kirletmeye başlayan kanlar oldu. Önce silah sesiyle irkildikten sonra titremeye başlayan ellerini gömleğine sürdü, sonra da kanlanmış ellerine baktı. Şimdi baktığı her yeri kaplayan o kızıllık onu harekete geçirmeyi sağladı.
Ellerini hızla merminin girişine kapatarak etrafına bakındı. Tüm bu manzaranın suçlusu olan kadın aynı yerde, aynı şekilde dikilmeye devam ediyordu.
Lucas, boğazlarına çökerek onu öksürük krizine tutan öfkesiyle haykırdı. "ÇABUK GİT BİRİNİ ÇAĞIR YOKSA SENİ ÖLDÜRÜRÜM!"
Kadın sonunda bu anı bekliyormuş gibi konuştu. "HAYIR ÇAĞIRMAYACAĞIM Kİ HOŞ ÇAĞIRSAM DA KİMSE BİR DENİZKIZINI TEDAVİ ETMEK İSTEMEZ." Bağırırken sesi bir yandan işittiği tehdit yüzünden inanılmaz öfkeli bir yandan da Lucas'ın çaresizliği yüzünden zevkle dolu doluydu.
Bernadette az sonra belli belirsiz çırpınmalarını da bırakmıştı.
Koca dünya Bernadette'le Lucas'a beraber yürüyebilecekleri bir kara parçasını çok görmüştü ama Bernadette'e toprağı çok görmemişti.