🗡
Evin içinde bir anda yükselmeye başlayan kahkaha sesleriyle ne olup bittiğini anlamaya çalışan Jiwoo, kaşlarını çattıktan sonra merak içinde hızlı adımlar atarak merdivenlerden yukarı çıktı.
Felix ve Hyunjin kapıda, Lee Know ve Ha Ra büyük ihtimalle içeride kahkahalarını devam ettiriyorlardı.
Onların bu hallerini görünce kendisi de tebessüm etti ve Felix ile Hyunjin'in arkasına geçtikten sonra iki elini kullanarak Felix'i sağ tarafa Hyunjin'i de sol tarafa iterek ortalarından içeriye girdi.
Hayretler içerisindeydi gördüğü ve işittiği manzara sayesinde ama sadece tebessüm ediyordu. Ha Ra'yı bile kahkaha atacak hâle getirmişlerdi ya?
Aslında o değil de, daha çok kardeşi Lee Know...
Kardeşinin yıllar sonra, annesinin ölümünden bu yana ilk defa bu kadar içten, bu kadar sıcak gülümsemesi şaşırtmıştı onu.
Anneleri... Genç kızın aklına o gün gelince yüzündeki tebessüm yavaş yavaş soldu. Galiba çaktırmadan sıvışmanın vakti gelmişti. Çünkü gözleri istemsizce dolmaya başlamıştı çoktan.
Jiwoo kimsenin karşısında ağlamaz, kendisini zayıf göstermezdi. Çocukken babasından aldığı ve zorlandığı yaşam şartlarında uyguladığı nasihatler arasındaydı bu. Gerçi babaları da ayrı mevzuydu tabii!
Jiwoo, yavaş yavaş arkasını döndü ve kendi odasına gitmek için uyuşuk adımlarla ilerledi.
Annesinin öldüğü gün babası ile beraberdi. Eve geldikleri andaki sahneyi bir türlü zihninden silemiyordu.
Yanaklarından süzülen gözyaşları kaşındıra kaşındıra boynuna yönelirken bir anda kolundan tutulması ve arka tarafa çevrilmesi bir oldu.
Hyunjin'di karşısındaki ve ona bu aptal hâliyle yakalanmıştı.
Genç kız çevik bir hareketle kolunu Hyunjin'in ellerinden kurtardı. Gözünden akan gözyaşlarını elleri yardımı ile silerek:
"Ne var?" diye bağırdı.
"Ne istiyorsun?"
Hyunjin ise bir hayli şaşkındı. Bu kızın ağlayabileceğini hiç düşünmezdi. Geri zekâlıymış! İnsan değil miydi, nasıl biri olursa olsun ağlardı sonuçta. Kendisi de ağlamamış mıydı zamanında?
"Aaa, şey..."
Ne diyecekti ya? Gerçekten ciddi ciddi unutmuştu. Gözlerini yukarı doğru çevirdi, sağ elini kafasına koydu ve hatırlamaya çalıştı.
"Ney?"
"Şey... Hatırlamıyorum."
Hatırlamıyorum kelimesini söylerken şebek şebek sırıtışı yok muydu? Bütün kızlar o sırıtış için izdiham yaratırdı.
Jiwoo hariç.
"İyi o zaman, beni yalnız bırak."
Jiwoo arkasını döndü ve odasının kapı koluna dokundu. Daha sonra ise fikrini değiştirerek hızla merdivenlerden aşağı, mutfağa gitti.
Kendisini ağlarken gören bir erkek... Üstelik Hyunjin gibi manyak bir erkek! Çok ama çok utanç vericiydi.
Genç kız hemen mutfağa indi ve karnı zil çaldığı için çabucak hazırlayabileceği bir şeyler aradı. Bu durumda en iyi seçenek makarnaydı. Kendisi sosunu müthiş yapardı. Onun makarnaları ayrı bir lezzetliydi ve Lee Know bayılırdı.
Şimdi bir tavuk sote hazırlayıp sos olarak bunu kullansa. 'Yeme de yanında yat' derler ya? İşte o misal. Düşündükçe daha da bir iştahı açıldı genç kızın ve hemen makarnaları ocağa koyarak işine başladı.
