"Bir gönüle ancak bu kadar sevda sığar. Önce ırkım, sonra yurdum, sonra sen..." 2012, Ankara Gece arsız bir sevgili gibi gökyüzünü kapladığında, ayı dar sokakları aydınlatıyor ve yıldızları başı sıkışanlara harita oluyordu. Sokağın başından adım sesleri giderek arttığında peşinden siren sesleri duyuluyordu. Bunun ne anlama geldiğini bilen mahalleli bırakın başını pencereden çıkartmayı ışığını açmaya bile korkuyordu. "Koşun ulan, koşun!" Cılız lambaların aydınlattığı, yaprak bile kıpırdamayan sokaklarda adım sesleri yükseldi. Peşlerindeki polislerden kurtulmak için hayatları buna bağlıymışçasına koşuyorlardı. Burası onların mahallesiydi, onların sokaklarıydı ve güç de yalnızca damarlarında akan deli kandaydı. Ancak fazla kalabalıklardı. Her an enselenebilecekleri bir dezavantajları vardı. Yol ayrımına geldikleri ilk an adam söze girdi. "Koray, siz polisleri tepeye doğru çekin. Biz de mahalleye giriyoruz. İki saat sonra her zamanki yerde." "Tamam abi!" Koray peşinde iki arkadaşıyla sağ tarafa döndüğü an polisleri gördü. Megafondan ihtarda bulunuyorlardı ancak delikanlılar onları dinlemediler. Az önce nefes nefese kalmamış gibi koşmaya ve polisleri peşlerine çekmeye devam ettiler. O sırada diğer grup üç kişi kalmıştı. Polis arabası gözden kaybolur kaybolmaz rahatça bir soluk bıraktılar. Hızla inip kalkan göğüslerini dizginlemek, nefes alışlarını eski haline getirmek için iyice soluklandılar. "Reis ne yaptın la sen?" En büyükleri olan Polat konuştu. "Niye bir başlarına gönderdin Korayları? Yakalanacaklar." "Yakalanmazlar." Dedi adam, sesinde keskin bir eminlik vardı. "Onu ben eğittim. Hem uzun zamandır sorumluluk almak istiyordu. Aradığı fırsat ayağına geldi işte, fena mı?" "Vallahi reis, bu sefer ben de katılıyorum Polat abiye. Yakalanırlarsa başımız büyük belaya girer." "Yakalanmazlar." Dedi bir kez daha. İki adam da sessizce nefeslerini düzene sokmaya çalıştı. İkisi de çok iyi biliyordu ki, eğer reisleri bir karar alırsa bu geri kalanları için en doğru karar demekti. Asla sorgulanmaz veya şüpheye düşülmezdi. Nefes alış verişleri ortamdaki tek sesken adam birden gülmeye başladı. İki adam reislerinin gülüşünü garipseyerek birbirlerine baktılar, fakat daha sonra onlar da gülümsüyordu. "Oğlum şu halinize bakın lan, sirk maymunlarına dönmüşsünüz." Polat, Atilla'ya döndü. Eliyle reislerini işaret ederek, "Bu kendine bakmıyor herhalde." Dedi. "Güldürmeyin oğlum la, dudağımı patlatmışlar insafsızlar." Parmakları dudağına ulaşarak kuruyan kana dokundu. Acıyla kaşlarını çattı. "Sızım sızım sızlıyor anasını satayım." "Hepimizi malamat ettiler." "Öyle deme abi, Koray'ın yüzünde tek sıyrık yok." "Şeytan tüyü var çocukta." Dedi reisleri. "Cinli, cinli." Polat'ın sözleri diğerlerini de güldürdü. Bir süre sonra gülüşmeler kesildi. Reisleri etrafı kolaçan ederek çıkmalarının güvenli olup olmadığını teyit etti. "Gidiyoruz." "Ocağın önünde pusuya yatmışlardır şimdi? Nereye gideceğiz?" Adam kurnazca sırıttı. "Bildiğim en güvenli yere." Dedi ve yanında iki en yakın dostuyla beraber gecenin karanlığında yürümeye başladılar. Bir sokak aşağıdaki mahallelerine vardıklarında artık daha sakinlerdi. Koşmaktan ayaklarının altı ağrımış mıydı, evet. Yedikleri dayak yüzünden canları yanıyor muydu, fevkalade bir şekilde. Ancak bir şekilde bütün bunlara alışmışlardı ve bu tür olaylar artık onları ırgalamıyordu bile. Davalarını güttükleri bu yolda onları hiçbir şey durduramazdı. Geldikleri evin kapılarını çalmadan önce etrafa iyice bakındılar. Onları gören veya daha sonra polise şikâyet edebilecek olan birileri olup olmadığından emin oldular. Daha sonra reis kapıyı çaldı. Onlara kapıyı açan, bir zamanlar tıpkı onlar gibi olan bir adamdı. "Turan?" "Nasılsın Kenan abi?" Adam kapısında, eli yüzü morluk içinde duran üç delikanlıya baktı. Yine başlarını bir belaya sokmuş ve sığınacak yer arıyorlardı. Sıkıntıyla iç çekti. "İçeri girin çabuk!" Bölüm Sonu.
Bölüm 1
Prolog
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.