Soğuk ve kasvetli bir kış akşamıydı, sokakta koşan kızın ayak seslerinden başka ses yoktu. Kız, her yere bastığında çıkan o tok ses evlerin duvarlarına çarpıp ona daha korkunç bir şekilde geri dönüyordu.
Karanlık olmasından korkmuyordu, korktuğu şey eve varınca babasından duyacağı sözlerdi. Biliyordu, bu gece rahat bir şekilde yatağına gidemeyecekti. Kız eve yaklaştıkça hızlı atan kalbi sanki daha fazla hızlandığını göstermek istermiş gibiydi. Her adımında atan kalbinin sesi kulağına Azrail fısıldıyormuş gibi geliyordu.
Lojmanların olduğu sokağa girdi ve etrafına bakmaya başladı, güvenlikten sorumlu olan adam kulübenin içerisinde uyukluyordu, çoğu evin ışıkları kapanmıştı ama kendi evlerinin ışığını görmüştü. Salonda yanan ışık sanki çok parlakmış gibi gözlerini acıtmaya başlamıştı.
Kız, güvenliğin olduğu kapıdan geçti ve evine doğru yavaş adımlarla gitmeye başladı. Az önce koşan ayakları ona ihanet ediyormuş gibiydiler. Titreyen bacakları ona zorluk çıkartmasına rağmen kız, yine de yürüyordu.
Lojmanın ağır kapısını zorlanmayarak açtı ve içeriye doğru adımını attı. Yanan sensörlü ışıkla beraber merdivenleri çıkmaya başladı. Üçüncü kata geldiğinde artık dermanı kalmamış gibiydi, anahtarlarını çıkartmak için çantasının fermuarını açtı ama anahtarını çıkartamadan kapı açılmıştı bile.
Kız, aradığı anahtardan kafasını kaldırdı ve karşısında babasını gördü. Heybetliydi babası, arkanızda durunca cesaret, önünüzde durunca korku verirdi size. Babasının yaşını göstermeyen yüzüne baktı bir müddet, siyah ve sevgisiz gözlerine, asla düz tutmadığı ve sürekli çatılı olan kaşlarına, içeriye çükmüş yanaklarına baktı.
Sinirliydi, biliyordu. "Geç içeriye." Diyen o tok ve kalın sesinden de anlaşılıyordu bu. Kız, yavaş bir şekilde kafasını önüne eğerek içeriye girdi, yanlış bir şey yapmamıştı ama kafasını kaldırıp babasının yüzene daha fazla bakamayacağını biliyordu.
Kafası önünde bir şekilde holü geçip salonun olduğu kısma girdi. Annesi koltukta endişeli bir şekilde kızın eğik kafasına bakıyordu. Kızını böyle bir hayata getirdiği için kendisine kızgındı. Hayatın ona daha renkli ve daha güzel olmasını isterdi. Oysa hayat ona sürekli acımasız davranmıştı.
Adamın yere sağlam basan ayaklarından çıkan o tok ses kızın ürpermesine neden oldu, celladı geliyordu.
Salona giren adam önce karısına baktı. iğrenen ve aşağalayan bakışlardı bunlar. Kadın adamın yüzüne bakmıyordu, kızının umutsuz ve korkan yüzüne bakıyordu. Adamın gözleri kızın olduğu tarafa kaydı ve ona bakmaya başladı. Düşmanına bakıyormuş gibiydi.
"Bu saate kadar neredeydin, kimlerle sürtüyordun?" Diyen adamın sesi durgun bir deniz gibiydi ama fırtınanı çıkmasına az kalmıştı. "Kimseyle değildim, öğretmenin verdiği ödevi yetiştirmek için kütüphanedeydim. Zamanın nasıl geçtiğini-" Yanağındaki yoğun acıyla sözünü tamamlayamayan kız kafasını kaldırdı ve dolan gözleriyle adama baktı.
Adam bu görüntüye daha fazla dayanamıyormuş gibi kızın saçını tuttu ve saçlarına asılmaya başladı. "Bana yalan söyleme, bu saate kadar neredeydin?" Adamın sesi artık sakin çıkmıyordu, bağırıyordu.
"Kimseyle değildim, yemin ederim kütüphanedeydim." Ağlayarak ve titreyerek konuşan kızın sesine yoğun bir acı bulaşmış gibiydi. "Hala yalan söylüyordun bak, sana terbiyeyi öğretemedim mi ben ha?" Adam kızın saçlarını iterek bıraktı ve kemerini çıkartmaya başladı. "Şimdi de yalan söyleyecek misin bakalım!"
Kız bu senaryoyu biliyordu, neler olacağını da biliyordu. Babası, o ne yaparsa yapsın ona inanmayacağını da biliyordu. Artık alışmıştı ama buna alışmak istemiyordu akşamları sırf biraz geç kaldığı için babasının ona bu şekilde davranmasını istemiyordu.
Adam, kızın sırtına geçirdiği ilk kemerle rahatlamış gibiydi. Yüzündeki o gülümseme bundan zevk aldığını gösteriyordu. Kızın köşede izleyen annesine takıldı gözleri, annesi orada elini ağzına koymuş bir şekilde ağlıyordu. Hep öyle yapardı zaten.
Babasına belki biraz karşı çıkmış olsaydı ya da kızını korumaya çalışsaydı işler buraya gelmezdi. Kızın sırtına inen ikinci kemer canını öyle bir acıttı ki kız acıdan bir süre ağlayamadı bile. Adamın sadist gülüşü iyice büyümüştü, her kemer darbesinde daha da büyüyordu.
"Senin gibi bir kızım olduğu için utanıyorum, başıma bela olmaktan başka bir şey yaptığınız yok. Ölseniz de kurtulsam sizden." Adam her kemer darbesinde bir kelimeyi tamamlıyordu. Kız o kadar yoğun bir acının içerisindeydi ki hissedemiyordu kemer vuruşlarını.
"Sizin yüzünüzden gençliğimi çürüttüm ben, siz iki orospu yüzünden gençliğim gitti." Adam bütün hıncını çıkartmak istermiş gibiydi.
Kız artık dayanamadığı acı yüzünden bayılmıştı ama adam durmuyordu her vuruşu bir öncekinden daha şiddetli ve hızlıydı. Adam yorulunca kemeri köşeye attı ve koltuğa oturup bir sigara yaktı. Köşede artık ayakta duramayan ve yere çömelmiş kadına baktı. "Al şu kızını odasına götür gözüm görmesin."
Kadın, kendisine söyleneni yapmak için ayağa kalktı ve kızının yanına doğru aciz adımlarla yürümeye başladı. Kadın artık kendisinden geçmişti ama kızını odaya götürmesi gerektiğinin bilincindeydi. Kızının kan olmuş sırtına baktı, giydiği tişörtün son hali içler acısıydı.
Yavaş bir şekilde yaralarını acıtmak istemiyormuş gibi kızını ayağa kaldırmaya çalıştı ama beceremedi. İkisi birlikte yere düştü. "Bir işi de becer be, nedir benim sizden çektiğim anası ne ki kızı ne olsun." Adamın son sözleri bunlar olmuştu ve kapıdan çıkıp kapıyı sert bir şekilde kapatmıştı.

