İçeriğe geç

Acıbadem Kurabiyesi

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Acıbadem Kurabiyesi

Bölüm 7

Ayn-ür rıza

Ayn-ür rızâ

Sağ elime bir elini,

Sol elime bir elini,

Kalbime bağla kalbini.

Benim gözlerim; ayn-ür rızâ

Ellerim düştü kalemden,

Dilim uzak tek bir kelamdan,

Zehir girdi mi bir, çıkmaz kandan.

Benim gözlerim; ayn-ür rızâ

Zehir bu, aşkın zehiri

Yoktur hiç bir zevahiri

Bulunmuyor bir çaresi

Benim gözlerim; ayn-ür rızâ

Damarda aktı mı bu zehir,

Seni kıskıvrak ele geçirir.

İçten içe yer, tüketir.

Benim gözlerim; ayn-ür rızâ

Bir gün ölümüm olur bu illetten.

Kurtulamıyorum aşkın zehirinden.

Gözlerim kapanacak, bu şeyin hiddetinden.

Benim gözlerim, kapansa bile sana; ayn-ür rızâ

-Safir Mila Anka-

Atlas şiirin yazılı olduğu kâğıdı katladı. Bu şiiri çok seviyordu.

Ayn-ür rızâ: kusur görmeden, muhabbet ile bakan göz demekti. O zamanlar Safir ona öyle bir derinden bakardı ki.... "senin gözlerin ayn-ür rızâ bakıyor" demişti Atlas. O buluşmadan sonraki buluşmada bu şiiri vermişti Safir taş'ı ona.

Atlas Safir'e "Safir taş'ım" derdi,

Safir Atlas'a "Ege Deniz'im"

Safir Atlas'ı çok severdi.

Atlas Şeyma'yı.

Şiirlerle dolu kutuyu kapattı. Bu kutu bir çok koku ile karışıktı. Safir bazen kokulu kağıtlarla verirdi şiirleri, bazen de parfümlerinden sıkarak. Atlas en çok bu benzerliklerinden dolayı sevmişti Safir'i. Şeyma'da ona uygulama yoluyla bir çok şiir gönderirdi. Aynı kalemden yazılmış şiirler gibiydiler. Aslında fiziksel hiçbir özellikleri benzemezdi. İç görünüşleri ise aynıydı.

Şeyma Atlas'ın hem annesinin adı, hem de sevdiği, bu dünyada aşkı olan kadındı. Safir ise oyuncağı kırılan bir çocuğa yeni alınan oyuncaktı. Atlas ortaokuldan beridir Şeyma'ya aşıktı. Yüzünü liseye kadar görmemişti. Lisede annesinin kopyası gibi olan bir genç kız olduğunu gördü. Annesi gibi derin kahve gözlere sahipti. Dudakları dolgun, burnu hafif kemerliydi. Gizemliydi Şeyma. Ailesini, ne iş yaptığını hatta soyadını bile söylememişti. 2014 yılında Şeyma ölmüştü. Mezarını şehrin her yerine bakmasına rağmen bulamadı. Unutmak istedi, unutamadı. Sonra Safir ile tanıştı. Ona aşık mıydı bilmiyordu. Ama kafaları uyuşmuştu. Safir ona hep aşkla baktı. Atlas ise Şeyma gibi.

Atlas babasını görmemişti. Annesi ise kadın doğum uzmanı bir doktordu. Annesi ona hep sevgi besledi. Sonra anneside gitti. Ölmedi, biliyordu Atlas. Ölse sol tarafı aynı kalmazdı.

Atlas vicdansız gibi gözükse bile vicdanlı bir çocuktu. Safir'den ayrılması gerekiyordu. Onun kendisini sevdiğini biliyordu ama o Safir'de başkasını görüyordu. Canını daha fazla yakmak istemedi.

Kor alevi,

Kör alev yapmıştı.

O günden sonra aşka tövbe etti. Bir başkasında daha Şeyma'yı görmek istemiyordu.

Sigarasını mermere bastırarak söndürdü ve camını kapattı. Geniş odasındaki çift kişilik yatağa kıvrıldı. Kimse bilmezdi ama onun oyuncak, peluş ayısı vardı. Annesi almıştı, annesi gibi kokuyordu. Ona sarılarak uyurdu. Gözlerini ayıcığa sarılınca huzurla kapattı.

Ertesi sabah arabasına binip hastaneye gitti. Kalp uzmanı profesör doktor olmuştu. Hastaneye girdiğinde danışmanın yanında Demir ve Gülşah'ı flört ederken görmüştü. Yanlarına gitti. Demir'in omzuna sertçe vurup; "Bana kahve getirir misin cilveli Oray bey?" Demir gülümsedi. "Ben Oray bey değilim. Ben Oray beyin kardeşi Koray beyim-"

"Uzatma Demir! Şekersiz ve zift gibi olsun. Haydi, git durma burada!" Çenesiyle koridoru gösterirken Demir oflayarak uzaklaşmaya başlamıştı. Gülşah ise gülmemek için dudaklarını dişlerken hiç susmayan çenesi konuşmaya başladı. "Atlas hocam, sizde negatif enerji alıyorum. Bugün kafa izni mi alsanız?" Diye şakıdı. Atlas göz devirdi ve yüzünü buruşturdu. "Benim kafamın değil de, senin kafanın izne ihtiyacı var gibi Gülgül. Kafanı kopartmadan sus! 292 numaralı odada kalan hastayı tomografi için hazırlayın. Sezen hocanız ilgilensin. Zaten kendi hastalarını bana yıktı. Birde o gıcık amcayla uğraşamam." Gülşah kahkaha attı. "Ethem amca mı? Hiç güleceğim yoktu hocam! Adam pamuk gibi. Üstelik odasında tütsü yakmama birşey demedi. Sürekli birşeyler ısmarlıyor."

"Ne yaptın Gülgül? Ritüel falan mı? Dur ben tahmin edeyim; Ethem dede Ethem dede. Gömleği keten dede falan mı dedin ne yaptın? Adam beni görünce boğaya dönüşüyor be ne tütsüsü? Elinden gelse doksanlardan kalma emektar tüfeğini götüme sokacak!" Gülşah tekrar kahkaha attı.

"Adamın kalp gözü açık herhalde hocam. Sizin kuyruğunuzdaki şeytan kankitoları görmüştür." Atlas alaylı bir tavırla kaşının birini kaldırdı.

"Yok be! Negatif enerji almıştır. Sen tütsülerinden koklattırdıysan adama, yavaş yavaş mutasyon geçirir zaten. Neyse işte gıcık adam. Odasına bir kere daha girersem saçlarımı keseceğini söyledi. Hayır anlamıyorum. Benim gibi yakışıklı, karizmatik, kaslı bir beye yapılacak şey değil! Biraz daha o adamın yanında kalsam kumral saçlarım beyazlayacak." Atlas elinde kahveyle gelen, suratı flörtü yarıda kaldığı için asık olan Demir'i görünce Gülşah'a gösterdi. "Hadi Gülgül işinin başına. Bizim suratsız pezevenk geldi. Ben biraz onun gönlünü alayım." Gülşah uzaklaşırken Atlas alayla ona göz kırptı.

"Ne oldu Oray bey? Suratın yine bir karış.'' Dedi Atlas, Demir'in uzattığı kahveyi alırken. "Safir hocamı baya mutsuz gördüm. Bugün o gülümsemesi yok. Hiç elinde sigara görmediğim kadın, bir paket sigarayı gözümün önünde bitirdi! Olacak şey değil. Gözleri kıpkırmızı. Rengide biraz solmuş. Bir hastalığı mı var acaba?" Dedi homurdanarak. Atlas duyduklarıyla sersemledi. Demir'i de durdurdu. "Sütlü ve bol şekerli kahve bir getir Demir. Kırmızı ışık alarmı veriyorum." Demir kafasını olumlu anlamda sallayarak uzaklaştı. Birkaç dakika sonra elinde kahve bardağı ile geldi. Atlas teşekkür edip kafeterya katındaki terasa çıktı.

Soğukta bile parlayan yüzüne baktı Safir'in. Dudakları arasındaki sigarayı havaya üfledi. Upuzun saçları, rüzgardan havalanıyordu. Atlas kendine gelip yutkundu ve başını iki yana salladı. Usulca Safir'e doğru yürüdü ve kahve bardağını uzattı.

Safir şaşkınlıkla ona döndüğünde kahve bardağını reddetti. Utandığını biliyordu Atlas. İrdelemedi. Elindeki diğer kahveyi yudumlarken, diğerini ortalarındaki masaya bıraktı.

"Safir," dedi Atlas. "Utanmana gerek yok. Ama bilmek istediğim birşey var." Safir onaylayan bir mırıltı çıkardı. "Şeyma. Senin Şeyma'n. Onun hakkında konuşmak istiyorsun değil mi?" Dedi.

"Evet. Nereden tanıyorsun onu?"

"Sana kafamdaki sesler bana asla yalan söylemez demiş miydim?"

"Bu kadar mı yani? Kafandaki sesler söyledi ve sende Şeyma'nın varlığına inandın öyle mi?"

"Seninle tanışmadan önce biliyordum. Rüyalarıma giriyordu. Sen gittikten sonra ise, varlığına daha çok inandım. Bak, gerçekmiş."

"Bu konu burada konuşulacak bir konu değil Safir. İstersen akşam bizim hep gittiğimiz restorana gidelim. Hem bu konuyu sana açıklayıp, kendimi rahatlatabilirim."

Safir gülümsedi. Kafasını aşağı yukarı salladı. "Atlas?" Dedi safir. Atlas olumlu bir mırıltı çıkardı. "Diğerlerine sormaya utanıyorum. Bildiğin iyi bir psikolog var mı? Gerçekten bunu sana sormak istemezdim ama buradaki insanların bana karşı bakışlarının değişmesini istemiyorum." Atlas duyduklarına şaşırmadı. "Akıl sağlığını bozacak kadar mı sevdin beni?"

"Bozulacak bir aklım kalmayacak kadar sevdim. Kalbimde tek bir damar dahi kalmayacak kadar sevdim. Sana senden daha yakın olacak kadar sevdim. Seni herkesten daha iyi tanıyacak kadar. Kendimi unutup neredeyse Şeyma olacak kadar. Ve sen mutlu ol diye yıldız bile olmayan bir uçaktan dilek dileyecek kadar sevdim. Kelebeğin bir saatini harcayacak, bir saatin sonunda güneşe dokunup eriyeceği ihtimalini göze alarak sevdim. Ne kadar nefret ediyorum desem bile, kalbim senin ismini haykırdığında kapılarımı tekrar açacak kadar sevdim. En sevdiğim kurabiyeyi bir daha yemeyecek kadar sevdim."

Atlas'ın ağzı aralandı. "Ben," diye geveledi. "Sende Şeyma diye beni sevdin işte..." Dedi Safir. Atlas'ın ona aldığı kahveyi geride bırakarak terastan ayrıldı. Atlas iç çekip, uzun saçları uçuşarak yürümeye devam eden kadına baktı. İçinden kendine küfretti.

Hastanede mesai saatleri bitince ikiside hastaneden ayrıldı. Safir siyah bir mine etek, yeşil bir gömlek ve topuklu ayakkabılarını giymişti. Upuzun saçlarını tepeden bir at kuyruğu yaptı. Makyajını yaptığında hazırdı.

Atlas ise asla vazgeçemediği siyah kumaş pantolonun üstüne siyah salaş bir gömlek giydi. Artık o'da hazırdı.

🩺

Restoran onların sevgiliyken en sık gittiği yerlerdi. Birlikte oturup yemek yediler. Yemekleri bittiğinde bir garson elinde beyaz ama kanlı bir mendili masalarına bıraktı.

Atlas'ın kaşları çatıktı. Safir ise şaşırmıştı. Safir mendili ters çevirdiğinde bir yazı olduğunu gördü. Mendilde; "ŞAHİNŞAH'ın selamı var." Yazıyordu. Safir aniden sırtına saplanan bir şeyin acısıyla yana doğru devrildi.

Bölüm sonu

1 yorum