3. Bölüm = Benimle Evlen
Hayatta bir anda hiç beklemediğin anlar yaşarsın. Genç adam da hiç beklemediği bir anda hiç beklemediği bir durum içindeydi. Az evvel karşılaştığı kadın asfaltın topraklı kısmına yığılmıştı.
"Hay bir bu eksikti! " Diye diye araçtan inerken fazla ağır olmayan bu bedeni kucakladı. Kırılacak değerli bir cam vozo gibi dikkatle taşıdığı bu ismini dahi bilmediği bu bedeni arka koltuğa uzatırken zaman kaybetmeden şoför koltuğuna geçti. Mazallah belki de durumu ciddi idi. Bir yığın dertlerine yenisini eklemek hiç mi hiç istemiyordu.
Bir vakit sonra baygınlık geçiren genç kızın gözleri yavaş yavaş açılıyordu. Sıcak bir yatakta yatıyordu. Az evelki soğukta olmadığını anımsayınca hızla gözlerini açtı. Şu an tam olarak nerede olduğunu kavramaya çalıştığı esnada bir ses duydu.
"Gayet iyisin. Biraz yorgun düşmüşsün."
Tabii ya yorgun düşmüştü. Kaç gündür ağzına doğru düzgün lokma koyduğu mu vardı? Hafiften doğrulurken birden irkildi. Ardından çığlık attı. Hemşire bu aniden çığlık atan bu genç kıza noldu dercesine baktığında,
"Çantam çantam!" Diye haykırdı. Her şey bir yana çantası bir yanaydı. Çantasız olması telefonsuz, parasız olması demekti.
"Ç-cantam nerede?" Diye sorduğunda hemşire bilmiyorum der gibisinden başını sallayıp oradan ayrıldı. Şimdi ayvayı yemişti. Dımdızlak bilmediği, etmediği koca şehirde dımdızlak kalmıştı. Ağlamaklı gibi dursada o an sakinliğini korumaya çalışmıştı. Tereddütle dizleri titrerken elini cebine götürdü. Allah'tan bileklik cebindeydi. Yapıcak bir şey yoktu. Omuzları çökük bir şekilde hastane kapısından çıkarken mutsuzluğu resmedilecek kadar belliydi.
"Ne param var ne telefonum. Ben şimdi napıcağım, ne ediceğim? Nereye gideceğim." Diye diye söylendiği esnada ardından ses duydu. Sabah duyduğu sesin ta kendisiydi.
"Çantanı orda unutmuş olmalısın."
Ardına baktığında o adamı görmüştü. Bu sefer sert çıkışmayı düşünmüyordu.
"Beni hastaneye getirdiğini için sağ ol."
"Benim seni hastaneye getirdiğimi de nerden çıkardın?"
Kızın şaşkın bakışından sonra bir kahkaha patlamıştı adam. Bu kahkahaya kadında eşlik etmişti.
"Çantanı orda unutmuş olmalıyım. Sen bayılınca çantanı almadan arbaya bindiridm."
"Çok sağ ol ama seninle fazla diolağa giremem. Hemen çantamı almak için o yere geri gitmek gerek. Çok uzak mı acaba?"
"Uzak hem sen gitsen de çantayı bulamazsın. Çantayı bulursun da içindekileri bulamazsın."
Kesinlikle haklıydı. Çoktan çantanın içi boşaltılıp kaldırım taşına firlatılmıştı. Bu acı gerçekle oflayarak kaldırım taşına oturduğunda adam kulağına yaklaşarak konuştu.
"Anladığım kadarıyla buralı değil ve parasızsın. Eğer istersen konaklanman için sana bir yer bulabilirim."
Hüma duyduklarıyla memnun olmuş gibiydi ama o memnuniyeti saklamak istedi.
"Yok ne münasebet! Olmaz!" Yine sert çıkışmıştı. Bu sefer neden sert çıkıştığını anlayamamıştı.
"Pekâlâ üç dakika."
Adam ne üç dakikasından bahsediyordu. Hava kararmak üzereyken Hüma'nın içini koca bir korku kaplamıştı. Parasız pulsuz bu bilmediği sokaklarda ne yapacağını düşünürken az evvel ona iş teklifinde bulunan adam arkasını dönmüş aracına ilerliyordu. Az önceki üç dakikayı anlamıştı. Üc dakikadan çok zamanı gitmişti. Bu sefer seri adımlarla araca ulaşıp,camını tıklattı.
"Nasıl bir işten bahsetmiştiniz?"
"Araca bin."
Bu emrivakiden hiç hoşlanmamıştı Hüma. Ama şu anda başka bir seçeneği yok gibiydi. Araca binerken sabah asla asla dediğini hatırladı. Ne demişti 'asla ama asla başkasının aracına binmem.' hayatta asla asla dememeyi bir kez daha öğrendi.
Yol boyunca sorunan sorular cevapsız kalmıştı. Hüma sorduğu sorunun bir tekine dâhi cevap bulamamıştı. Nihayetinde araç ihtişamlı bir konağın önünde durdu.
Konağın kapısının önünde ikisi dururken birbirlerine bakınmışlardı. Evet Hüma bu adamın zengin olduğunu tahmin edebiliyordu ama böylesine ihtişamlı bir konakta yaşadığını doğrusu tahmin edemezdi.
"Bu konak senin mi?"
Adam etrafını kolaçan edip,
"beni takip et" diyerek sağ tarafa yöneldi. Demek bu konak bu adamın değil diye düşündü ve adamı takip etti.
Adam küçük bir kulübenin önünde durdu. Hüma bu kulübeye kadar gelmişti ama içeri girmeyi aklından bile gecirmiyordu.
"İçeri girmem."
Adam söylediklerini umursamıyordu. İhtişamlı konağa yakın olan bu kulübenin kapısını tıklattı. Demek içerde biri vardı. Nedense Hüma rahatlamıştı. Bir kez daha tahta kapıya vurmasından sonra kapı açılmıştı.
"Buyrun Berzan Ağam."
Orta yaşlı bu kadının söylemi üzerine adamın ismini öğrenmişti. Demek ismi Berzan idi.
"Kızı içeri al. Ve kimseye de bu kızdan bahsetme."
Demek saklayacak beni diye düşündü Hüma. Demek saklanılması gereken biriydi. Peki ama neden? Belki de adamın karısı onu kıskanır diye düşünmüştü. Kıskanılacak kadar güzel olduğunu biliyordu Hüma.
Kapı eşiğindeki orta yaşlı kadın bir adım geri atarak Hüma'nın geçmesi için yol verdi. Hüma başka çaresinin olmadığını idrak ederek içeri girdiğinde,
"Yarın sabah erkenden giderim burdan."
Yarın sabah erkenden olmuştu ve bulunduğu küçük odadan Hüma mutfağa geçmişti. Orta yaşlı kadın etrafta gözükmüyordu. Muhtemelen Zahari konağına Zahari'lere hizmet etmeye gitmişti. Dün uyumadan önce bu orta yaşlı kadınla az biraz sohbet etmiş ve kadının anlattıklarını ağzı açık dinlemişti. Ne Zahari'lermiş be dedirtmişti. Bir an önce buradan uzaklaşmak için bir yudum su içtikten sonra kapıya yöneldi. Kapıyı açtığı esnada o adamı gördü. Ve adam ona acımasızca bakıp,
"Benimle evlen!" Dedi.