İçeriğe geç

ACAR AYŞE

Bölüm 3 · 5 dk okuma

ACAR AYŞE

Bölüm 3

Ah Azize! Vah Azize!

Adam öyle bir bağırdı ki oturmayıp ne yapacaktım. Mecbur gözünün içine baka baka kalktığım yere oturdum. O zaten hiç kıpırdamıyordu. Aynı amcam gibi sesiyle korkutuyordu. Şu yaşıma kadar amcamın huyunu suyunu öğrendiğimden az buçuk ne yapacağını bilirdim de karşımdaki kimdi neydi, nasıl davranacaktım işte bunu kestiremiyordum. Katil olsa çoktan duvardaki asılı tırpanla kafamı kesmişti. Irz düşmanı olsa! Aman Allah korusun! Ne bileyim ırz düşmanı nasıl olur. Katile benzer zahir. Katil kesip biçer bedeni ruhtan ayırır. Onlarda canlı bedenden ruhu koparıyordu. Aklıma bunlar gelince içimi çekip ağlamaya başladım. Sesim yazmanın altından boğuk çıktı. Adam sese karşı dönüp, kaşının altından baktı. Sinirle soludu. Saçıyla başıyla oynadı. Sanki son gücünü buna harcıyormuş gibiydi. Az daha diklensem mi dedim. O bir şeyler dedi.

“Burada mı yaşıyorsun?” diye sordu. Ben zırlarken şu sorusu ne garipti. Tepki vermedim.

“Burada mı yaşıyorsun dedim” dedi. Sesi daha baskın ama kırılan ön dişlerinden ötürü tuhaf çıktı. Ağzımın içinde “he burada yaşıyoruz! Karga mıyım ben tarlada yaşayacağım” diye homur homur ettim. Hiçbir şey anlamadı.

“Ağzını açmayacağım! Başımın ağrısıyla bir de senin ciyak ciyak sesini çekemem!” dedi. Sonra ekledi. “Sorularıma başınla cevap verebilirsin!”

“Evin yakınlarda mı?” diye sordu. İyi de ağzım bağlı ona evimin mesafesini nasıl anlatacağım. Yürüyerek bir saate yakın. Dayak yemekten korkup koşarsan belki yarım saat. Amcam pikapla gelirse on dakikada burada olur. Babaannemle aynı yaşıt eşeğimizle dersen iki saati geçer!” Bunlar aklımdan geçerken sinir harbi geçiriyordum. Kendi kendime beni bir gülme tuttu ki. Gözümde yaş, ağzımda yazma sesim içimde boğuk boğuk çıkarken, dakikalardır sıktığım çişimi de neredeyse altıma yapacaktım. Bacaklarımı birbirine kapatıp başladım gülmeye.

Ben güldüm onun şiş gözleri daha da kanlandı. Kanlı dudaklarını ısırıp sinirli sinirli soludu.

“Siktiğimin derdiyle çoluk çocuğun maskarası olduk!” diye küfrederek tek eliyle zeminden destek aldığı gibi ayaklandı. Boynunu sağa sola çevirerek katlattı. “Allah benim belamı versindi. Allah benim canımı alsındı. Hangi akla hizmet karşımdaki adamla dalga geçiyordum. Bana doğru yürüyünce bu kez de ağlamaya başladım. Gözlerimi kocaman açmış, duvara yapışıp çığlık çığlığa ağladım. Sanki bundan haz almış gibi yan yan gülerek yanıma yaklaşıp çömeldi.

“Pekâlâ Deli Kız!” dedi. Dişinin arasından tıslayarak. “Şimdi birkaç şey söyleyeceğim. Sen de söylediklerimi harfi harfine yerine getireceksin. Yok getirmem dersen, yine dalga geçip salak saçma hareketlerde bulunursan şu duvardaki büyük bıçakla seni doğrayacağım” dedi. Sonra kulağıma doğru bağırarak “Anlaşıldı mı?” diye sordu.

İnsanın ödü ağzına gelince hemen anlıyormuş. Başımı öyle hızlı salladım ki sanki bunu ben değil başkası yapıyordu.

“Güzel!” diyerek ağzımdaki yazmayı çekip aldı. Kucağıma fırlatıp omuzlarımdan tutarak arkamı döndürdü. Ellerimi çözerken konuştu.

“Birincisi. Şimdi seni serbest bırakacağım.” diyerek ellerimi çözdü. Sonra bir delilik yaparım düşüncesiyle kollarımla birlikte yüzümü çevirip, tek eliyle ellerimi önümde kilitledi.

“İkincisi. Sen de evin hangi zıkkımdaysa gidip babana haber vereceksin. Ona diyeceksin ki tarlada yaralı biri var. Eğer kimseye söylemeden buraya gelip bana yardım ederse, ona bu tarlanın iki mislini alacak para vereceğim.” Dedi. Dediğine kendi de inanmıyordu sanki. O kadarına aklım eriyordu çünkü ağzının içinde küfreder gibi söylüyordu. Çaresizdi. Olmayan babamdan ve benden medet umuyordu.

“Üçüncüsü de Küçük Hanım! Baban yanında birileriyle ya da jandarmayla gelirse ben onun da planını yaptım. Beni bulamazlar ama ben sizi bulurum. Bunun da cezasını keserim. Anlaşıldı mı?” dedi yine bağırarak. Çok iyi anladım da bu kadar da salak olmaz diye de düşünmüyor değildim.

“Anladım ağabey! Ben gidip babamı getireceğim. Sana yemin ederim para için dinini imanını satar. Bence kabul eder” diye hızla konuştum.

“Satmayanıyla henüz rast gelmedim!” derken imalı bakışı ikimizde birbirimize inanmıyorduk ama bir umut diyorduk.

“Şimdi sorduğum soruları cevapla. Sonra elini hızlı tut. Gelirken de su ve ekmek getirsin”

“Tamam söylerim babama!”

“Bak ne güzel anlaşıyoruz!”

“Tabi tabi!”

“Burada mı oturuyorsunuz?” diye başladı sormaya. Yok dedim köyde oturuyoruz. Ama bizim köyü değil ona en az yedi kilometre uzak köyün adını verdim. Köy içinde eviniz nere dedi. Bunları sorarken de gözümün içine dikkatle bakıyordu. Yalan mı söylüyorum diye. Hiç belli etmedim. Yeşil caminin yanındayız hemen. Mavi kapılı ev dedim. Her köyün camisi yeşil olurdu. Mavi kapı dersen o da renk farklı olsun diye. Adımı sordu. Azize. Babamın adı Muzaffer. Anam Hatice. Kaç kardeşsiniz sekiz. Çüş dedi. Eh öyle canım bizimkiler durmamış dedim.

“Tövbe estağfurullah” diye başını çevirip güldü.

“Tamamdır Azize. Son olarak ilk ve son kardeşinin adını ver ki emin olalım” diye sordu. Öyle ha deyince isim de bulunmuyor ki. Köydekileri de elemem lazım. Oradan anlaşılmasın diye. Aziz dedim ilk olan. Kendi uydurduğuma yakın olsun diye. Atiye de en küçük dedim.” Hızlı söyledim ki anlaşılmasın.

“Maşallah! Hepsi mi kafiyeli?” diye sorarken eli belinde sanki dalga geçiyor gibiydi.

“Yok yarısı! Öbürleri vıttırı vızzık” deyiverdim. Öyle bir baskı yapıyordu ki korkmakla, yalan söylemek arasında gidip geldiğimden bir de durumu sıradanlaştırmanın derdindeydim. Hani tarla alacakmış ya!

“Eyvallah Azize! Hadi git ve çabuk haberin gelsin” derken ağzımı yüzümü patlatan o değilmiş gibi kapıyı açtı ve beni yolcu etti.

Sanki kafesinden fırlamış kuş gibi dışarı attım kendimi. Bir koşuyorum ki bu kez sahiden kanat takmış gibiydim. Geriye dönüp baktığımda da kapıdan beni izliyordu. Tarlayı geçtim mi ağaçların arasından sıyrılırım ondan sonrası Allah’ın izniyle kurtulmuştum. Eve gidip ilk işim babaanneme anlatıp akıl almaktı.

Bundan gayrı ölsem de kafamın dikine gitmezdim.

***

Eve geldim ama evin önü ana baba günü. Vakit akşamı doldurmuş ezan ha okundu ha okunacak. “Onlarca kalabalığı görünce eyvah dedim. Buğdayların yasını tutmaya gelmişler. Zaten ödüm bir yerlerimde can çekişiyordu birde amcam avlu kapısında küfrederek kızgınlığını herkese ilan edince köşeden izledim. Çok sinirliydi çok. Ara ara adım geçiyordu. Babaannem köşeye çökmüş bastonuna dayanmış bekliyordu. Sanki bu buğday meselesi değildi.

“Ayşe abla yandın sen yandın” diyerek arkamdan yaklaşıp eteğimi çekiştiren amcamın en küçük kızı Nur’du. Kız ne oldu dedim.

“Ambarı su basmış. Keçiler de ahırdan boşanıp ambara girince buğdayları yiyip çelermiş. Yirmisi de telef oldu. Babaannem dedi ki ben ahırın kapısını açık unutmuşum keçiler kaçmış. Ayşe’yi peşlerinden yakalamaya saldım. Anam da yalan deme dedi. Bostanı sulayan oydu. Kaş ile göz arası suyu patlatıp kaçmış. Sende arkasını toplamak için keçilerin kapısını kendin açtın. Bence saklan Ayşe abla! Arkayı dolanda tandır evine saklan” diye akıl veriyordu. Zaten bende aynısını düşündüm. Ama tandır evine değil yaz günü kimsenin uğramayacağı odunluğa saklandım. Benden önce mutlaka bakmışlardır oraya.

Kimseye görünmeden odunluğa girip kütüğün üstüne oturdum. Kafamda planlar kurarken asıl amacımı unuttum.

Ama adım Ayşe bahtım kara benim. Asıl amacımı, üç beş dakika sonra karşımda görünce çığlığı bastım.

Aynı şeyi yapıp ağzımı kapattı.

“Ben de seni akıllı bir şey sandıydım. Ah Azize!” dedi. Beni salarken amacı takip etmekmiş anlayamadım.

Bölüm sonu

7 yorum

  • Ne zorlandım ne zorlanıyorum anlatamam.yeni platforma geç okuduğum yazarları araştır okuyacağım romanları nasıl kaydedicem onu cozemedim daha😆 ama azimliyim. Konularına anlatımına karakterlerinin doğallıklarina hayranım Ayşe ismine antipati duysamda karakterine bayıldım tabi en çok başka romanındaki dursun ninenin antipatikligine hayranım o ayrı Ayşe ayrı😆. Seni yeniden okuyabiliyor olmak harika seni derken güzel kalbinle hayal gücünün oluşturduğu kelimelerinden demek istedim.seviliyorsun yazarcim.. imza bir dost 😘

    1Yanıt
  • Bölümler kısa ama çok güzel eline emeğine sağlık ibrahimede yeni bölüm at olur mu