İçeriğe geç

ABİS

Bölüm 9 · 6 dk okuma

ABİS

Bölüm 9

9

"Baba,"

"Efendim kızım?,"

"Ben büyüyünce deli doktoru olacağım ve ilk önce seni iyileştireceğim," dedi dört yaşındaki halim.

O gün ben babamın kucağındaydım ve mutluydum. Sıcacık evimizdeydik ve mutluydum. Dahası annem de yanıbaşımızdaydı ve mutluyduk.

"Sen babaya deli mi diyorsun?"

"Değil misin?" deyip güldüm.

"Babalara deli denmez,"

Her zamanki gibi haklıydı. Yüzümü astım. "Tamam baba,"

"Ama ben senin en büyük hastan olabilirim," dedi babam beni kucağından indirip gıdıklayarak. O anda attığım kahkaha sanki bir daha hiç atmayacakmışım gibi gür ve canlıydı.

Ve bir daha asla öyle gülemedim.

"Ağlama artık Derin," dedi Rüzgar bana bir peçete uzatarak. O söyleyene kadar ağladığımın farkında bile değildim. Sanki benden bağımsız birileri gözlerimden aşağı kovalarca su döküyor gibiydi.

"Ölmüş müdür?" diye sordum burnumu çekerken.

"Sanmam. Kurşun tehlikeli yerlere isabet etmemiş."

"Keşke ölse,"

Bunu söylerken içimden kopup düşen acı kütlesi adeta omuzlarıma binip beni arabanın koltuğuna gömdü. O kütleye karşı çıkamayacak kadar yorgundum. Öylece durup Rüzgar'a baktım. Düşünceli görünüyordu.

Bana bir şey söylemeyip sadece sustu. Onun sessizliğine eşlik edip bende sustum. Zaten tek istediğim de buydu. Biraz sessizlik...

Çok geçmeden arabanın içini Rüzgar'ın çalan telefonun sesi doldurunca sessizliğin bile, o kadar kolay elde edilemeyeceğini anladım.

Rüzgar hiçbir şey söylemeden telefonu açıp kulağına tuttu. Telefonu açmıştı ama hâlâ susuyordu. Telefonun ucundaki her kimse ve Rüzgar'a her ne söylemişse hızlanan arabadan bunun iyiye işaret olmadığı açıktı.

Hayır, hayır, hayır. Bir olay daha kaldıramam. Lütfen!

Rüzgar arabayı birden ilerdeki yol ayrımından sola döndürdü. Bakışlarım arabanın ibresine değince yüzseksene doğru yaklaşıyor olması kalp ritimlerimle doğru orantılıydı. Rüzgar telefonunu hızla torpidoya atıp sertçe kapattı torpidonun kapağını.

"Noldu?" diye sordum. Ama korkudan sesim o kadar kısık çıkmıştı ki, kendim bile duymakta zorluk çekmiştim.

"Rüzgar?"

Rüzgar bana bakıp "Hiçbir şey sorma. Sadece sus ve yanımda olduğunu bana hissettir," deyip önüne döndü.

Söylediklerini akıl çemberimden geçirip göz yaşlarımı sildim. Rüzgar'ın, vitesin üzerinde olan elinin üzerine elimi koyup "Yanındayım," dedim demesine ama aklım allak bullak olmuştu. Rüzgar'ı neyin bu kadar sarsabileceğini çok merak etmiştim. Onun gibi sağlam görünen bir adamı ne bu kadar sarsmış olabilirdi ki?

Araba birden durunca Rüzgar benim inmemi bile beklemeden indi arabadan. Elimin altından kayan eli sanki ruhumdan bir şeyler çalıp gitmiş gibiydi. Onun eline hemen alışmak gerçekten tuhaf bir histi. Hemde çok tuhaf!

Bende hızla arabadan inip koşarak Rüzgar'a yetiştim. Tekrar elini tutup geldiğimiz yere baktım.

"Ruh sağlığı merkezi."

Rüzgar'ın annesine gelmiştik. Şimdi her şeyi anlamıştım. Rüzgar'ın titreyen çaresiz sesinin bende aradığı desteği şimdi anlamıştım.

Rüzgar'ın elini daha sıkı kavrayıp ona istediği desteği vermeye çalıştım. Birkaç merdiven çıkıp bir odanın önüne geldik. Rüzgar elimi bırakıp derin bir nefes aldı. Titriyordu. Dağ gibi güçlü gördüğüm adam şuan tir tir titriyordu. Tekrar elini tuttum. Gözlerinin içine bakıp "Yanındayım," dedim. Anlamsız bir şekilde bana biraz bakıp kapıyı açtı. Beni de içeri çekip kapattı. Odaya baktığımda kısa bir koridor vardı. Bir yanında lavobonun olduğu kapı, diğer yanımda ise bir dolap vardı. Önüme baktığımda yatağın dibi görünüyordu.

"Yatmayı hiç sevmez," dedi Rüzgar. İlerlemeye gücü yokmuş gibi görünüyordu. Elini daha sıkı kavrayıp "Yanına uzan," dedim.

Rüzgar, elimi bırakıp yavaşça odanın ortasına doğru ilerledi. Ona destek vermeye çalışıyordum ama bir adım daha ileri gitmeye cesaretim yoktu. Orada durup Rüzgar'a baktım.

Yüzündeki korku iliklerime kadar işlemişti. Adımlarındaki kaçış arzusu onu oraya mıh gibi çakmıştı. Ne ileri gidebiliyordu ne de geri. Öylece durup annesine baktı.

"Eylüldü,

Dalından kopan yaprakların, sararan yanlarına yazdım adını,

Sahte bir gülüşten ibarettin oysa

Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu."

Rüzgar şiir okumaya başlayınca çok şaşırmıştım. Neden böyle bir şey yaptığında dair hiç bir fikrim yoktu ama onun duraksamasından desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüp korkarak da olsa yanını gittim. Elini sımsıkı kavradığım sırada annesinin, yüzü dahil her yerinin beyaz bir çarşafla örtülmüş olduğunu gördüm. O, ölmüştü.

"Eylüldü,

Di'li geçmiş bir zamandı yaşadığımız.

Adımlarımızın kısalığı bundandı,

Bundandı gözlerimin durgunluğu.

Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,

Ellerin kadar ıssız,

Sen kadar zamansız molalar veriyordum.

Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.

Eylüldü,

İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin

Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun.

Çırılçıplak kalakaldım sessizliğin orta yerinde

Sonra,

Sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman,

En çok sesini aradım.

Gözlerinse,

Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ,

Gözlerini sildi zaman.

Dedim ya,

Eylüldü...

Savruluşu bundandı kimsesizliğimin,

Savruluşu bundandı kimsesizliğimin..."

Rüzgar son dizeyi söylerken elimi daha sıkı kavramıştı.

Allah'ım bu nasıl bir acıdır?

Rüzgar yatağa doğru ilerlerken beni de peşinde sürüklemeye başlamıştı.

"Burda gördüğün her şeyi aklının bir kenarına yaz. Ben yıllardır her gün, her gün, her gün aklıma kazıdım çünkü! İntikam duygum bir an bile azalmasın diye babamın, dedemin cansız bedenlerine baktım saatlerce! Şimdi annemin cansız bedenine de bakacağım. Babana karşı daha büyük bir kin duyacağım. Ve onu öldürürken bütün bunların acısını yaşatacağım ona!"

Beyaz çarşafı hızla çekti annesinin yüzünden.

"Sende bak! Bunların tek bir sebebi var. O da baban!"

Ona bir şey söyleyemedim. Haklıydı. Bu kadar ölümün, bu kadar acının tek sebebi babamdı.

"Sen şimdi o şerefsize neden ambulans çağırdığımı merak ediyosundur."

Kafasını iki yana salladı.

"Ölümü o kadar kolay olmayacak. Belki aylarca acı çekecek. Acıdan kafayı yiyecek. Belki de dayanamayıp intihar edecek. Ama ona acı çektirirken ölmemesi için elimden geleni yapacağım."

Rüzgar annesine bakıp bir anda sakinleşir gibi oldu.

Annesi, Derya Özcan...

O kadar güzel bir kadındı ki...

Uzun kahverengi saçları göğüslerini kapatmış, gülümser gibi duruyordu. Solgun teni, mor dudakları bile bu güzelliğe gölge düşürememişti. Ama gerçek şu ki, her güzellik, bir gün toprak olacaktı.

Rüzgar annesinin elini tutup kulağına eğildi.

"Ecel gelip çattığı için yüzün safran gibi sararıp solduysa üzülme.

Ötelerde erguvan renkli lale bahçelerinde oturmaya başlarsın."

Annesini yavaşça öpüp odadan hızla çıktı. Peşinden gitmedim. Olduğum yerde durdum. Derya Özcan'a bakıp elimi ona doğru uzatmaya yeltendim ama elim havada asılı kaldı.

"İntikam alınacak kişi babam da olsa hep Rüzgar'ın yanında olacağım. Size söz veriyorum."

Yatağa biraz daha yaklaşınca yastığın kenarından görünen bir kağıt gördüm. Başımı kapıya çevirip kimsenin olmadığını görünce yavaşça kağıdı aldım. Katlanmış kağıdın üzerinde "Rüzgar'a" yazıyordu.

Merakıma yenilip tam kağıdı açacaktım ki iki tane görevli içeri girince kağıdı hemen arkama sakladım.

"Cenazeyi alacaktık," dedi adamlardan biri.

Başımı sallayarak Derya Özcan'a son kez bakıp odadan çıktım. Elimdeki kağıdı daha da katlayıp südyenimin içine gizledim. Bu kağıttan içindekilere bakmadan Rüzgar'a bahsetmeyecektim. Belki babamla ilgili bir şeyler yazmıştır, diye düşündüm.

Kapının önüne çıktığımda Rüzgar'ı sigara içerken buldum. Yavaş adımlarla ona yaklaşırken o da çatık kaşlarıyla beni inceledi. Bir şey söyleyecek gibiydi. Tamamen yanına gittiğimde sigarasını hastane duvarında söndürüp çöpe attı.

"Babanın evine gideceksin," dedi arabaya doğdu yürüdüğümüz esnada.

"Ne?"

"O şerefsiz hastanedeyken şuan tam sırası."

"Planın ne?"

"Yatak odalarında bir kasa var. Dedemle babamın ölümünün soruşturma dosyaları o kasada. O kasayı bir şekilde açıp o dosyaları almak zorundasın,"

"İyi de o kasanın şifresi vardır. Nasıl açacağım?"

Arabanın kapılarını aynı anda açıp arabaya bindik. Anlaşılan Rüzgar kafasını başka şeylere yorup annesinin ölümünü unutmak istiyordu. Yada babamın hastanede oluşu bu olaya zemin hazırlamıştı.

"Kendinle ilgili bir şeyler dene. Doğum günün olabilir. İlk konuştuğun tarih olabilir. Dene işte bir şeyler. Şimdi seni oraya bırakacağım. Bir şekilde o eve gir ve bana o dosyaları al. Tamam mı?"

"Sen ne yapacaksın?"

"Annemin cenaze işlemleriyle ilgileneceğim. Telefonun açık olsun. Arayacağım seni."

"Tamam," deyip arkama yaslandım.

Yolda hızla giden arabanın içerisinde düşünceli iki farklı ruhtuk o anda. Şu anda sadece Rüzgar ve Derin'dik. Birbirimizin ancak isimleri ve bedenleri yanyana geliyordu. Kafamı Rüzgar'a çevirdim.

Peki ya ruhlarımız ne zaman yanyana gelecekti?

Bölüm sonu

4 yorum