İçeriğe geç

ABİS

Bölüm 6 · 6 dk okuma

ABİS

Bölüm 6

6

Küçüklüğümden beri beni cezbeden hayallerimden asla vazgeçmemek benim hoşuma giden en güzel özelliklerimden biriydi. Bir daha düşündüm de sanırım hoşuma giden tek özelliğimdi. Hayallerim çok çocuksu olsa da benim büyümüş olmam bunları hayal olmaktan çıkarmıyordu. Mesela uçmak...

Şu an sanki masmavi gökyüzünde bütün fizik kurallarına karşı çıkarak süzülüyordum. Ne uçmak için kanadım vardı ne de konmak için bir yer görünüyordu. Sonunu düşünmeden gitmek tam da bu olsa gerek. Nasıl inecektim mesela? Bulutlar altında neyi saklıyordu?

Sanırım hayatımın görünen yüzü buydu. Ya da benim hayata bakış açım mavi gökyüzünden, beyaz bulutlardan ibaretti. Peki ya görünmeyen yüzü?

Yüzüme vuran ıslak ve vücudumu saran üşüme hissiyle yavaşça açtım gözlerimi. Başta ne oluğunu anlamasam da kafamı kaldırdığımda Rüzgar'ın beni kucağına aldığını gördüm. Uyandığımı fark etmemişti. Hafifçe kımıldanıp "Kendim yürüyebilirim." dedim. Kafasını sallayıp beni yavaşça yere bıraktı. Yüzüme bakıp bir şey söyleyecekmiş gibi oldu ama o lafına başlamadan verandanın üstünde duran Toprak ona seslendi.

"Abi kapı açık."

Rüzgar soru işaretini andıran bir bakışla yavaşça kapıya ilerledi. Çok iyi hatırlıyorum biz bu kapıyı kapatmıştık.

"Ayak izleri var burda." diye devam etti toprak verandanın tahta zeminine ışık tutarak. Hakikatten de yerde çamurun bıraktığı ayak izleri vardı. Olanlara anlam vermeye çalışıyordum ama bu sanki biraz aşıyordu beni. Düşünmek canımı yakıyordu. Yavaşça yutkunup bana doğru gelen Rüzgar'a baktım.

"Burda bekle tamam mı?" Toprak'a bakıp "Onunla kal." dedi. Elini beline götürüp o metal ölüm aletini çıkardı. Tetiği çekip yavaşça kapıyı açtı.

O kadar yorgundum ki hiçbir şeye tepki veresim gelmiyordu. İçimdeki korkuyu yorgunluk bertaraf etmiş, sadece dinlenmekten başka bir düşünce kalmamıştı içimde.

"Titriyorsun." dedi Toprak bana bakarak.

Şu anki durumumun ben bile farkında değildim. Titriyor muydum gerçekten? Bir an için beynimi göreve sürünce üzerimdeki mini elbiseyi ve çırılçıplak bacaklarımı fark ettim. Ceketimi Selçuk'un evinde bıraktığımı da ek bilgi olarak hatırlayınca titrediğimi anladım. Hava sıfırın altında olmasa da bu kılıkta olan beni donduracak soğukluktaydı.

Toprak üzerindeki ceketi çıkarıp "Donmaktan ölmezsen başka bir şeyden ölmezsin." dedi. O, ceketini omuzlarıma koyarken yavaşça içeri giren Rüzgar'a bakıyordum. Karanlıkta yüzünü seçemesem de tedirginliğini hissetmiştim. Onun tedirginliği hep bana da yansıyordu.

"Pişman mısın?"

Bir anda aldığım bu soruyla Toprak'a dönüp neyden bahsettiğini anlamaya çalıştım.

"Bizimle burada olmaktan." diye açıkladı.

Duvara yaslanıp olanca nefesimi dışa verdim. "Pişmanım." dedim. "Ama burda sizinle olmaktan değil. Babamdan alacağım intikamı bu kadar geçe bıraktığım için pişmanım."

Toprak bir kaşını kaldırıp sonra tekrar indirdi. Karanlıktan net göremesem de tahminen öyle bir şeyler yaptı işte.

"Bu gece biraz fazla yüklendik sana farkındayım ama bunun daha başlangıç olduğunu unutma tamam mı?"

Başlangıç mı? Oysaki biz daha hiçbir şeye başlamadık ki.

"Bu sadece cinayet içindi sanıyordum." dedim kendimi dikleştirerek.

"Evet öyle ama her şey değişiyor. Dünya durmuyor ve düşman uyumuyor. Mesela, kendini bir piyon gibi düşün. Düşmanın kalesine girersen vezir olursun. Ama eğer giremezsen, senin işini düşmanın tek hamlesi bitirir."

Toprak'ın tam olarak neyden bahsettiğini anlamamıştım. Beynim eror vermiş vücudum çoktan infilâk etmişti. Onun söylediklerini havada kapıp yarın düşünmek üzere beynimin bir köşesine yapıştırdım. Şu an santranç oynamanın sırası değildi. Sıcak bir duş, temiz bir pijama ve güzel bir uykudan başka hiçbir şey düşünmüyordu benim canım beynim.

"Toprak!"

İçeriden bağıran Rüzgar'la yerimden bir anlığına hopladım. Toprak koşarak içeri girerken ben de onların peşinden gittim. İçimdeki çocuk uyumak istiyorum diye haykırırken salonun ortasında kıpırdamadan duran Rüzgar'ı gördüm. Elinde bir şey vardı sanırım. Arkası bize dönük olduğu için tam olarak ne olduğunu göremiyordum. Merakıma yenik düşüp ben de Rüzgar'ın elindeki her neyse onu görmek için Rüzgar'a yöneldim. Yanına vardığımda göz ucuyla baktığım resimler birden tamamen ilgi çemberimin merkezine girmişti.

Resimleri hızla Rüzgar'dan alıp hepsine sırayla baktım.

"Nasıl bir oyun bu?"

Ağzımdan çıkan soru ne Rüzgar'a ne de Toprak'aydı. Ağzımdan çıkan soru sadece kendi benliğime sorduğum yanıtsız bir soruydu.

Elimdeki fotoğraflarda bu gecenin neredeyse her karesi vardı. Rüzgar'la oyunumuz, Selçuk'un evindeki hallerim, Rüzgar'ın Selçuk'un kafasında şişe kırması... Hepsi vardı. Bu resimler bu gecenin özeti gibiydi. Bunların nasıl çekildiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Rüzgar'a bakıp yıpranan sinirlerime aldırış etmeden "Ne demek oluyor bu Rüzgar? Bunlar ne?" diye sordum. Bu resimler de planın bir parçası olamazdı dimi?

Rüzgar bana aldırış etmeden hızla salonun ucundaki tahta masaya yürüdü. Masanın üzerinden bir şey alarak bilgisayarına taktı. Rüzgar bilgisayarla uğraşırken ben hâlâ elimdeki bu resimlere bakıyordum.

"Kediyle fare oyunu. Bildin mi benim pek zeki arkadaşımın yeğeni."

Bilgisayardan gelen sesle Toprak da ben de hızla masaya yöneldik. Bilgisayarın ekranına baktığımda benim Selçuk'un evinde yaptığım her şey resmen bir film gibi sırasıyla düzenlenmiş bu gecemin hikayesi gibiydi. Evin her yerinde kameralar vardı sanırım. Hangi adam evinin her köşesine kamera taktırır ki?

Resimlerin gösterimi bitince tekrar adam belirdi ekranda. Saçları siyahtı ama yer yer beyazlar vardı. Gözleri simsiyah ve ışıktan ötürü biraz korkutucu görünüyordu.

"Duydum ki babanın ve dedenin kanının peşine düşmüşsün. Hatta o savcının kızını bile yanına almışsın. Doğrusunu söylemek gerekirse çok zekice bir hareket." Bakışlarımı bilgisayardan çekip Rüzgar'a çevirdim. O da bana bakıyordu.

"Bilmediğin şeyler var evlat," diye devam etti adam sözlerine.

"Babanın ve dedenin katili Çağrı Bulut değil. Çağrı Bulut dedeni sadece yaraladı. Onun işini bitiren başka biriydi. Sana bunlar hiç anlatılmadı çünkü her şeyi Savcı yaptı diye gösterdiler. Ama o adam da göründüğünden daha zeki tabi, kalktı bunun da altından."

Adam derin bit nefes alıp biraz duraksadı. Ben ise o sırada midemden yükselen o minicik sevinç kırıntısıyla uğraşıyordum. Benim babam katil değildi.

"Velhasıl evlat. Babanın ve dedenin katilini amcan çok iyi tanıyor. İntikam almak isteyeceğin kişi, en yakının bile olsa senden anneni ve babanı çalanlardan hesap sormalısın. Sen güçlü bir adamsın Rüzgar ve ben arkandayım. Bu arada aradığın o video imha edildi. Gönül rahatlığı ile saklandığın yerden çıkabilirsin. Polisler o dosyayı çoktan kapattı. Güven bana oğlum. Sen bana babanın emanetisin. Seni koruyacağım. O fotoğrafları da dert etmeyin olaya biraz ciddiyet katmak, gücümü göstermek istedim. Benden size zarar gelmez." Adamın gülüşünün üzerine Rüzgar bilgisayarı sertçe kapatıp hızla çıkış kapısına ilerledi. Aşırı sinirli görünüyordu. Sanırım biri eve bu flaşı ve fotoğrafları bırakıp kaçmıştı. Bu video Selçuk'un evine boşuna girdiğimizi anlatan saçma derece aksiyonla süslenmiş bir videoydu. Belkide bizi evden uzaklaştırmak ve Rüzgar'ın böyle bir durumda nasıl bir yol izleyeceğini test etmek isteyen bir manyak tarafından oyuna getirilmiştik. Rüzgar bunu kendine yedirememiş olacak ki hızla evden çıktı.

Toprak salona doğru gidip oturdu. Rüzgar'ın peşine gitmek için harekete geçmiştim ki "Bence gitme. Çok sinirli." dedi.

"Yalnız kalmasa daha iyi olur bence."

"Kesinlikle yalnız kalması daha iyi."

"Emin misin?"

"Ne dersem diyeyim gidecekmiş gibi baktığına göre, iyi şanslar."

Toprak arkasına yaslanırken ben çoktan kapıya doğru ilerlemeye başlamıştım. Şu an yaptığım şeye birinin doğru yapıyorsun demesine o kadar çok ihtiyacım vardı ki. Kapıdan çıktığımda Rüzgar'ı verandada görmem artık dönüşü olmayan bir yola girdiğimin kanıtı olmuştu. Derin bir nefes alıp yavaş adımlarla ona doğru ilerledim.

Ayın aydınlattığı yüzü gergin ve bir o kadar da düşünceliydi. Ne yapmam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Doğaçlama davranmak en iyisiydi sanırım.

Elimi Rüzgar'ın verandanın korkuluğunda olan elinin üzerine koydum. Anında bakışları bana döndü. Onun konuşmasına fırsat vermeyip "Duyguların çok karışık biliyorum. Hatta belki de düşüncelerinde kaybolup gidiyosun ve seni kimse görmüyor." Elimi şakaklarına kaldırıp işaret parmağımla şakaklarını okşadım. "Buralarda bir yerdesin. Seni görebiliyorum. Güçlü durmaya çalışan kafasındaki depremlere rağmen enkazlara aldırmayan bir erkek çocuğu görüyorum hemde."

Rüzgar tek kelime etmeyip beni dinliyordu.

"Dedenle baban öldüğünde kaç yaşındaydın?"

Cevap vermedi.

"O kadar mı güçlüsün Rüzgar?Duygularına direnmeyi bırak. Birine derdini anlatmalısın, yardım almalısın." Elimi kalbinin üzerine koyup "Buraya daha fazla eziyet etme." dedim.

Rüzgar biraz gözlerimin içine bakıp elimi göğsünün üzerinden yavaşça itti.

"Bana bu kadar merhametli davranma. Nefret et benden. Anladın mı? Ben insanların sevgisini değil, nefretini hak ediyorum."

İşte belki de bu yüzden sana çekiliyorum. Böyle düşündüğün için. Bu düşüncelerini silmek için.

Rüzgar içeri giderken arkasından bakakaldım. O gece bana tuhaf bir şey oldu. İlk defa yaralarıma rağmen başkasının yaralarını sarmak istedim.

Siz o kadar güçlü değilsiniz bayım. Maskenizi ateşe vereceğim..

Bölüm sonu

1 yorum