İçeriğe geç

ABİS

Bölüm 3 · 7 dk okuma

ABİS

Bölüm 3

3

Rüzgar'dan;

Evin önüne geldiğimde her zamankinin aksine sanki önüme aniden biri çıkmış gibi sertçe bastım firene. Teker sesi mahallede yankılanırken hızla arabadan indim. O kadar hızlıydım ki tekerin sesinin yankısı bitmeden çoktan kapının önüne gelmiş ve kapıyı yumruklamaya başlamıştım.

Çok geçmeden hizmetli açtı kapıyı.

"Amcam odasında mı?"

"Evet efendim."

Ona hiçbir şey söylemeden hızla amcamın odasına yöneldim. Konuşacaklarımız vardı. Daha doğrusu bana açıklaması gereken çok şey vardı. Odanın önüne gelince her zaman yaptığım gibi kapıyı çalmadan girdim içeri. Amcam camdan dışarıyı seyrediyorken içeriye dalınca hızla bana döndü. Yaşlı yüzünde, yorgunluğun belirtileri diğer günlere kıyasla daha belirgindi. Gözlerindeki ifade öfkeden çok korku barındıran cinstendi. Derin bir nefes alıp bir süre sesini dizginlemeye çalışır gibi hareketler yaptı ve pek beceremese de sakin konuşmaya çalıştı.

"Nasıl yaparsın böyle bir şey?"

Asıl hesap sorması gereken benken amcamın bunu yapıyor olması beni sinirlendirmişti. Ben de onun gibi derin bir nefes alıp sakin kalmaya çalıştım. Kendimi dizginlemeyi başarıp sakin ve alaycı yanımı sürdüm oyuna.

"Bakıyorum da haberler benden önce gelmiş."

"Dalga geçilecek zaman mı şimdi Rüzgar? Sen o adamı nasıl vurursun?"

Kaşlarımı çatıp saçları kırlaşmış adamın gözlerinin içine baktım. "Sen nerden biliyorsun?" diye sorduğumda hızlı adımlarla masanın üzerinde duran telefonunu alıp bana doğru gelmeye başladı. Burnundan soluyordu. Telefonu bana verince birinin beni videoya çekmiş olduğunu gördüm. Sokakta kamera yok diye düşünürken bu videoyu görmek beni bir anlığına gafil avlamıştı.

"Ben... Ben fark etmedim," diye gevelemeye başladım. Peşimdeki adamı yakaladım derken oyuna getirildiğimi anlamak kendime olan güvenime büyük bir darbe indirmişti.

"Aklın nerdeydi?"

Bu sorunun amacını anlamamıştım. Amcam bana telefonundan başka bir resim daha gösterip "Bu kızla olan planlarını iptal et. Bu iş olmaz!" dedi. Derin'le benim aynı karede olduğumuz resme bakıp "Bu plan için çok uğraştım. Asla!" dedim. Derin bana intikamım için lazımdı. Ona ihtiyacım vardı. Bunu görmüyor muydu?

"O savcıya bulaşmanı istemiyorum Rüzgar. Ben halledeceğim." Amcama doğru bir adım atıp karşısına dikildim. "Şu zamana kadar neyi hallettin amca! Nerde dedem? Nerde babam? Toprağın altında. Onları öldüren it nerde? Karısıyla kızıyla krallar gibi yaşıyor." Sanki mümkünmüş gibi biraz daha yaklaştım amcama. "Ben intikam istiyorum amca! Anladın mı beni? Babama ve dedeme bunu yapanlardan intikam istiyorum. Beni durdurabileceğini mi sanıyorsun? Ben o herifi öldüreceğim. Tıpkı bugün o herifin adamını öldürdüğüm gibi."

Odadan çıkmak için harekete geçtiğimde amcam ardımdan bağırdı. "Bugünkü adam savcının adamı değildi!" Durdum. Ona doğru dönüp bir şey diyecekse adam gibi lafı gevelemeden söylemesini bekledim. Ama gözlerindeki kararsızlık bir an onu vazgeçirebilecek kadar güçlü göründü gözüme. Amcam bu hissi yutkunarak benim bilmediğim bir yere yolladı. "Bizim tek düşmanımız Çağrı Bulut değil." dedi. Sesinin tonu kısılmış ve sakin bir tınıya bürünmüştü. Bunu beklemiyordum. Bize o heriften başka kimse zarar vermemişti. O anda duraksadım. Peki ya bizim zarar verdiklerimiz?

Amcam, bir süre söylediklerini sindirmem için bekledikten sonra devam etti konuşmasına. "Ondan daha ciddi düşmanlarımız var. Ve bugünkü adam, o herifin adamıydı." Sorular ağzımdan ardı ardına döküldü. "Kim bu herif? Ne saklıyorsun benden?"

Derin bir nefes alıp sanki mümkünmüş gibi daha bir yorgun baktı yüzüme.

"Adı Ümit. Ümit Demiral."

Bu ismi bir yerden hatırlıyordum. Zihnimin, geçmişime kapanan kapıları açılınca gözümün önünde bir görüntü belirdi.

"Gel bakalım buraya," Koşarak sarıldım Ümit dedikleri adama. Babam ve amcamın en yakın arkadaşı Ümit amca bize gelmişti.

"Hoş geldin Ümit Amca,"

"Hoş buldum oğlum."

Bu kadar hatırlama yeterdi. O adam babamın ve amcamın bir zamanlar en yakın arkadaşıydı. Düşman olmalarına olanak dahi olamazdı.

"Bu olamaz. Siz çok yakındınız."

Amcam, masasına doğru yürüyüp "Dostluk mazide kaldı evlat." dedi. Yorgunluğunu sırtından dahi okuyabiliyordum. Sanki gecelerce uyumamış bir konu yada bu konu hakkında kafa patlatmış gibiydi.

"Amca neden lafı ağzında geveleyip duruyorsun? Anlatsana bana her şeyi." Sesim sabırdan fazlasıyla yoksundu. Sinir kat sayım o kadar fazlalaşmıştı ki şu anda kendimi tutmam bir mucize olarak adlandırılabilirdi.

Sandalyesine oturdu. Dik pozisyon alıp bana baktı.

"Sana bunu söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama..." dedi ve sustu. Oyun mu oynuyordu benle bu adam? Ağzındaki baklaya zilyonuncu kez küfrettikten sonra derin bir nefes alıp sinirle ona baktım.

"Geveleme amca. Söyle!"

Sinirlenmeye başlamıştım. Sabırlı bir adam değildim. Hiçte olmamıştım zaten.

"Baban o adam yüzünden öldü."

Amcamın, gözlerini kapatıp tek nefeste söylediği cümle beni beynimden vurulmuşa çevirmişti. Bunca yıldır babamın katilini Çağrı Bulut zannediyorken bir anda öğrendiğim bu gerçek intikam duygumu iki katına çıkarmıştı. Dişlerimi birbirine bastırıp "Nasıl?" diye sordum. "Nasıl olur böyle bir şey. Anlat."

"Kazaydı. Bundan eminim." dedi amcam ama bu beni sakinleştirecek türden bir cevap değildi.

Amcamın söylediklerine olan güvenim babam öldüğü günden beri azalıp yok olmuştu. Yalan konuşuyor olabilirdi. Belki de bu olayı aydınlatacağımdan korkup durumu daha da karışık hale getirmek istiyor olabilirdi. Kafam karmakarışıkken hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Bildiğim tek şey amcama güvenmiyor oluşumdu. Ona daha fazla bir şey sormayıp sinirle çıktım odadan. Peşimden seslenmiş ama yine de durmamıştım. Koşar adımlarla merdivenden inip hızla evden çıktım.

İçimde kabaran intikam duygusunu zerre bastıramıyordum. Her şeyeydi öfkem. Dedemin katiline, babamın katiline, çocukluğumu çalan bu eve, haksızlıklarla dolu bu hayata, her şeye...

Hızla arabama binip Derin'i almak için yola koyuldum. Gözlerimi bir iki saniyeliğine kapatıp derin bir nefes aldım. Aklıma akın eden düşünceleri kovmaya çalışıyordum. Babamın bana şevkatle bakan gözleri gözümün önüne geldikçe sinir katsayım hatsafhaya çıkıyordu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi aklım beni deli edecek derecede karışıktı. Kime ne diyeceğim, kime nasıl davranacağım hakkında zerre fikrim yoktu. Zaten düşündüğüm şeyler de bunlar değildi. Amcamın bana anlattığı masallara inanıyor muyum bunu da bilmiyorum ama bildiğim tek şey bu hikayede birinin bedel ödemesi gerektiğiydi. Bu kadar masum insanın toprağın altına girmesine göz yumacak değildim. Hesap soracak biri yoksa, ben vardım.

Öte yandan bütün bunları bir sıraya sokmam lazımdı. Aceleci davranıp hata yapmak istemiyordum. Ben zeki ve cesur bir adamdım. Onlara Rüzgar Özcan'ın ailesi ile uğraşmak nedir gösterecektim.

Spor salonunun önüne geldiğimde arabayı durdurup biraz spor salonunu seyrettim. Küçük bir spor salonuydu. Kapısında renkli harflerle GÖKKUŞAĞI yazıyordu. Şu anda pek de renkli bir yer gibi değildi. Ölmüştü sanki kapısındaki bütün çiçekler. Rengi solmuştu salonun. Yani tabiki bunlar sadece bana öyle geliyordu. Bir an Derin'in gözünden baktım bu yere. Kesinlikle mezardı. Annesinin ve onun mezarı...

Arabanın kapısını açıp, indim. Spor salonuna doğru yürümeye başladım. O an tam da karşımda olan kapı aralandı ve Derin'in güzel yüzü göründü kapıdan. Beni görür görmez solgun teni beyazlamış gibi hissettim. Bana doğru hızlı adımlarla gelip tam önümde durdu.

"Ne işin var burda?"

Ses tonundan anladığım kadarıyla bana hâlâ sinirliydi. Tabiki benle konuşması bile mucizeydi bana göre. Sonuçta onun gözünde ben bir katildim.

Mavi gözlerine bakınca kendimi dipsiz bucaksız okyanuslarda nefessiz kalmış gibi hissediyordum. Garip bir etkisi vardı gözlerinin. Belki de bu kadar mavi olması bana annemi hatırlatmıştı. İçimden geçen binbir türlü şiirin yüzünde toplanması kadar güzel ve huzur vericiydi o gözler. Hiçbir şekilde karakterinin nasıl olduğunu bilmediğim bir kadına zihnimde binlerce şiir ithaf etmiştim ve bunu sadece iki saniyelik o zaman dilimine sığdırmıştım. Daha fazla sessiz kalmamam gerektiğinin farkına varıp "Gitmemiz gerek, şimdi." dedim. Bakışları soru işaretleriyle dolarken gözlerinin mavisi hâlâ okyanusu andırıyordu.

"Nereye?"

Ona yaptığım hatadan bahsetmek istemiyordum tabiki ama güç kullanmak da istemiyordum. Bir kadının canını yakacağıma kendimi canlı canlı yakardım daha iyiydi. "Az bir şey cinayetten aranıyor olabiliriz," dedim elimi havaya kaldırıp muzip bir tavır takınmaya çalışarak. Sadece bu kadarını bilmesi şimdilik ona yeterdi. Ama tabiki susmadı. Soruları kafama bomba gibi düşerken ben hâlâ okyanusta nefessiz çırpınıyordum.

"Nasıl? Hani kamera yoktu? İntihar şekli vermemiş miydin o adama? Ayrıca ben ne alaka? O adamı sen öldürdün. Beni neden peşinde sürüklüyorsun? Senin git-"

Elimi ağzına kapatıp susmasını sağladım. Elimi itip konuşmaya devam edebilirdi ama etmedi. Donup kalmıştı. Anlaşılan böyle bir şey yapmamı beklemiyordu. Bu durum içten içe hoşuma gitsede ona belli etmedim.

"Biri bizi videoya çekmiş. Her an polise verebilir. Kendimizi riske atamayız. Ayrıca sende görgü tanığısın. Kaçmazsak hapse gireceğim. İntikam almak istemiyor muydun?"

Biraz düşündü. Aslında ne düşündüğünü anlamak çok da zor değildi. Okyanus bana her şeyi fısıldıyordu. Kardeşlerini düşünüyordu, sonra dönüp annesini... Geleceğinden adım gibi emindim ama emin olmadığım bir çok şey vardı. Mesela bu okyanus gözlü kız ölüme geldiğini bilse yine de benle gelir miydi? Onun sonu olacak olan bu planı kendi elleriyle sona yaklaştırır mıydı? Bu planın sonunda ölüme gittiğini bilse... Hayır kesinlinle gelmezdi.

Ama...

Bilmiyordu...

Bölüm sonu

2 yorum