Hayat başladığından bambaşka bir şekilde devam ederken bir dakika sonrasında dahi ne olabileceğini tahmin etmek her zaman zordur. Zamanın sana neler getireceğini ve hayatını nasıl değiştireceğini ne siz bilebilirsiniz nede bir baskası. Mesela yolda ilerleyen bir arabanın önüne birden bir adam atlasa, bunu dakikalar öncesinden nasıl tahmin edebilirsiniz ki?
Birden arabanın önüne atlayan bir adamla hızla firene bastı Rüzgar. İçinden zilyon kere önüne atlayan adama küfürü basıp indi arabadan.
"Canına mı susadın kardeşim?" diye sorarak önüne atlayan adamın yüzüne çevirdi bakışlarını.
"Evet susadım." dedi arabanın önüne bilerek ve isteyerek atlayan adam.
"Yiğit?"
"Vaaay kardeşim benim." diye kollarını açıp Rüzgar 'a sarıldı Yiğit. İçindeki şaşkınlığı uzun bir süre üzerinden atamayan Rüzgar'dan sonra arabadan yeni inmiş olan Topra'ta Yiğit'e doğru adımlayıp "Sonunda okumayı bitirebildin?" dedi ve tıpkı az önceki gibi kocaman sarıldılar.
"Bitti valla. Burdaki hastanede göreve başlayacağım. Babama söylemedim geldiğimi. Herkese süpriz yapmak istedim."
"Hoş geldin kardeşim benim." dedi Rüzgar az önceki sinirli halinden eser kalmayarak.
Yiğit tıp fakültesini kazanmış ve yıllar önce bu evden Ankara'ya amcasının yanına gitmişti. Babası Hamdi Bey ise burada kalmayı tercih etmişti. Şimdi oğlunun kalıcı olarak dönmüş olması onu dünyanın en mutlu insanı yapmaya yetecek bir haber olabilirdi.
Rügar'la Toprak birbirlerine baktı bir süre. "Şirkete öğleden sonra gitsek batmayız heralde." dedi Rüzgar. Toprak kocaman gülüp "Bende bunu demeni bekliyordum." dedi.
Üç genç adamda Hamdi abiye yapacakları süprizin heyecanı ile Rüzgar'ın arabasına binerken Yiğit, "Araba yıkılıyor." dedi beğeniyle arabayı süzerek.
"Ee doktor bey. Alırsınız sizde artık bir tane." dedi Rüzgar gülerek.
Rüzgar arabayı geldikleri istikamete sürdüğünde dakikalar geçmeden evin önüne ulaşmışlardı. "Çok özlemişim buraları." dedi Yiğit camdan dışarıyı süzerken. Rüzgar tam ona cevap vereceği sırada evlerinin bahçesine giren kapının yanindaki çöp kutusunun dibinde görünen iki tane ayak, bütün dikkatini kendi üzerinde toplamıştı. Hiçbir şey demeden hızla firene basmış, el frenini çekip hızla arabadan dışarı çıkmıştı. Yiğit ve Toprak birbirlerine şaşkın şaşkın bakarken Rüzgar çoktan çöp kutusunun yanına gelmiş ve hareketsiz yatan adamı görmüştü. Bu dakikadan sonra zihni bütün parçaları bir yapboz gibi birleştirmiş ve adımlarını eve koşmak için yola çıkarmıştı bile. Toprak'ta Rüzgar'la aynı şeyi aynı anda idrak edip ona uymuştu. Yiğit ise her şeyden habersiz sadece onlara ayak uydurmak zorunda kaldı. Hızla eve ulaşan Rüzgar mutfakta hareketsiz yatan Nergis'ten yana hiç bakmayıp "Derin!" nidaları atarak direkt odasının yolunu tuttu. Toprak Yiğit'e Nergis'i işaret edip "Nergis'e bak Yiğit." dedikten sonra o da hızla odaya adımladı. Yiğit, mutfakta hareketsiz yatan kızın yanına gidirken "Burası eskiden de böyleydi." diye geçirdi içinden.
Koşarak odanın kapısının önüne gelen Rüzgar hızla kapıyı açmak istedi ama başarılı olamadı çünkü kapı kilitliydi!
"Derin!" diye haykırdı genç adam karısının kapıyı açmasını umarak. O sırada hem Derin'in hemde içerdeki psikopat herifin bakışları aynı anda kapıya döndü.
"İşte asıl eğlence şimdi başlıyor." dedi ve işaret parmağını Derin'e susmasını işaret ederek dudağına bastırdı. Bakışlarını ve silahın namlusunu Derin'den ayılmadan yavaş adımlarla kapıya ilerledi katil kılıklı herif.
"Erkencisin." dedi adam Rüzgar'a seslenerek.
"Kimsin lan sen? Aç şu kapıyı!" diye haykırdı Rüzgar kapıya bir omuz atarak.
"Eğer bu kapıya bir kez daha vuracak olursan kapının açılmasına kalmaz karının pekmezini aşk yuvanıza akıtırım!" diye tısladı adam.
"Asıl içeri girdiğimde ben senin pekmezini akıtacağım aşk yuvamıza!"
Adam samimiyetsiz bir kahkaha atıp "Kendi pekmezimi ben akıtırım. İnce düşüncen için çok sağol." dedi. Adamdaki bu deli gibi tavırlar hem Derin'i hemde Rüzgar'ı korkutmaya yetecek türdendi.
"Ne istiyorsun karımdan? Onu bırak, beni al!"
Adam Derin'e dönüp "Ne kadar da fedakar bir kocan var böyle?" dedi alayla. Derin hiçbir tepki vermeden sadece oturduğu yatakta olanları seyrediyor ve kendisine doğrutulmuş ölüm aleti ile bakışıyordu.
"Derin! Ses ver güzelim iyi misin?" diye bağırdı Rüzgar sevdiği kadının o cennetten çıkma sesini duymaya ihtiyacı varmış gibi. Adam, hızla konuşmak için ağzını açmış olan Derin'e sunmasını işaret edince Derin dudaklarını geri kapatmıştı.
"Derin!"
O sırada Rüzgar'ın ardında duran Toprak onu dürtüp arka bahçeye geçip terastan içeri girebileceğini el hareketleriyle anlattığında Rüzgar onu onaylayınca hızla merdivenlere yönelip gözden kayboldu.
Odanın içine döndüğümüzde adam yavaşça silahının ucundaki susturucuyu çıkarıp bir yana fırlattı.
"Bu gösteriyi görmeni çok isterdim ama maalesef bunu bir radyo olarak düşünmen gerekecek. Ne yazıkki ses olacak, görüntü olmayacak."
"Ne saçmalıyorsun sen psikopat herif! Aç şu kapıyı!" Rüzgar kapıya bir omuz daha attığında adam, "Sana kapıya vurma dedim!" diye bağırıp rastgele bir yere ateş etti. Kurşun terasın camını tuzla buz ederken bir çığlık döküldü Derin'in dudaklarından.
"Derin! Aç lan kapıyı! Şerefsiz!" Rüzgar kapıyı yumruklama başladığında resmen artık ağlıyordu. Sevdiği kadını bir kez daha kaybedebilecek olmanın korkusu tüm vücudunu sararken bacaklarındaki güç gittikçe çekiliyordu.
"Derin ses ver!" diye bağırdı.
Derin, bu sefer ona sessiz olmasını işaret eden adamı dinlemeyip "Rüzgar!" diye bağırdı. Tesisatçı giyinimli adam sinirle çenesini sıkıp bir el daha ateş etti. Tamda Derin'ın bir karış kadar yakınından geçip giden kurşun genç kızın beyninde büyük bir uyuşukluğa neden olmuştu.
"Geberteceğim seni! Duydun mu lan!" diye bağırdı Rüzgar kapıya bir yumruk daha geçirerek. "Ne istiyorsun Allah'ın cezası? Ne!"
Adam bakışlarını Derin'in gözlerine sabitleyip "Karının canını." dedi zehir akan sesiyle. "Benim sevgilimi öldürdürdüğü gibi bende onu öldüreceğim."
Rüzgar'ın aklına bundan günler önceki ceset gelince içi korku ve acıyla burkuldu. Ne söyleyeceğini bilemedi. Karşısındaki adam acılı bir adamdı ve dünya üzerinde korkulması gereken en tehlikeli şeydi acılı insanlar. Çünkü onların kaybedecek hiçbir şeyleri yoktu. Daha kötü ne olabilirdi ki onlar için?
Rüzgar yöntemini değiştimeye karar verip "Derin'i öldürmen sevdiğin kadını geri getirmeyecek. Bunu sende biliyorsun. Eminim ki çok gençsin. Ömrünü hapiste mi geçireceksin?" dedi.
Aralarında kapı olmasına rağmen adamın alaycı gülüşü bütün evi kaplamış gibiydi.
"Hapse girmeyeceğim." dedi elindeki silaha bakıp iç geçirerek. "Buna emin olabilirsin Rüzgar Özcan."
Rüzgar ne diyeceğini bilmiyordu. Bir an önce Toprak'ın terastan odaya girmesini ve ona kapıyı açmasını istiyordu. Kardeşi gibi gördüğü kuzenine her şekilde güveniyor ve onun varlığından dolayı Allah'a her zaman şükrediyordu. Onun sayesinde bir kere bile yalnızlık hissetmemişti. Rüzgar başını öne eğip umutsuz bekleyişini sürürürken içerideki adam konuşmaya başladı.
"Artık bu oyunu bitirmenin zamanı geldi de geçiyor bile."
Adam kocaman adımlarla Derin'in oturduğu yatağa gelip onu kolundan kavradığı gibi yatak odasının kapısına doğru sürükledi. Hızla Derin'i kapıya doğru firlattığında dengesini sağlayamayan genç kadın kapının dibine adeta yağmurun cama yapışıp aşağıya doğru süzülmesi gibi kayıp yere düştü. Kapıya birden çarpan ve acıyla inleyen karısının sesini duyan Rüzgar hemen tetiğe geçip "Derin!" diye bağırdı. Genç kadın kapıdan tarafa dönüp elini kapının üzerine koydu ve sevdiği adamın ismini belki de son kez aldı ağzına.
"Rüzgar."
O sırada kendine çevrilen silahla burun buruna gelen genç kadın onun için son anın geldiğini düşündü. Tepesinde dikilen adam, "Sen benim sevgilimi benden çaldın. Ona veda bile edemedim. Ama ben sizin vedalaşmanıza izin vereceğim. Çünkü ölümden daha acı olan bir şey varsa, o da vedalaşmaktır. Adam boştaki eliyle bileğindeki saate bakıp sadece iki dakikanız var. Süreniz başladı." dedi.
"Galiba buraya kadarmış Rüzgar." dedi Derin ağlayarak. Rüzgar buna olanak vermiyordu. Asla da vermeyecekti. Dakikalar içinde bu kapı açılacak ve bu adamı ölesiye dövecekti. Her yaptığı için bir yumruk atacaktı o neye benzediğini henüz bilmediği suratına. Karısını korkuttuğu için, onun dokunmaya kıyamadığı o narin bedeni ordan oraya savurduğu için, onu öldürmeye kalktığı için, onu ağlattığı için...
"Hayır güzelim. Bizim hikayemiz daha yeni başladı ve ben böyle bitmesine asla izin vermem."
"O zaman kurtar beni Rüzgar." dedi Derin ağlamaktan boğuk boğuk çıkan sesiyle. Bu ses Rüzgar'ın kalbinde kocaman bir boşluk ve o boşluğun içine hücum eden milyonlarca acı hücresinin hareketleriyle daha da büyüyen bir üzüntü kütlesi oluşturmuştu. Kalbinin her atışında göğsüne saplanan acı onun da göz yaşlarına vesile olmuş, yanaklarını ıslatmaya başlamıştı bile.
"Kurtaracağım." dedi Rüzgar çatallayan sesiyle.
"Son bir dakikanız kaldı. Bence bu süreyi birbirinize boş vaatler vererek değil de vedalaşarak geçirin. Birlikte olduğunuz son bir dakıkanız."
Adamın iğneleyici sesi hem Derin'de hemde Rüzgar'da büyük bir tiksinti uyandırıyordu. Hayatlarının bir bataklıktan öbürüne sürüklenişlerindeki figüranlardan biriydi bu adam da onlar için. Bütün o bataklıklardan kurtulup bir diğerine saplanmadan önceki hayatlarına geri döneceklerine her zaman inanıyorlardı. Ama bu defa başkaydı. Derin'in içinde kurtulacağına dair en ufak bir umut dahi kalmamış, umutsuzlukla ölümü beklemeye kendini ayarlamıştı.
"Rüzgar." dedi Derin kapıya yarım olarak dönerek. İçinden akıp giden bütün düşünceler diline akın etmiş ve kelimeleri kanayan kalbinden Rüzgar'ınkine ulaşmak için görünmez bir yol oluşturmuşlardı kendilerine.
"Yatağı terasın kapısının önüne çevir olur mu?" dedi ölmeden önce son dileklerini sıralar gibi ve devam etti.
"Rabia'da benim bir sürü fotoğrafım var. Birlikte hiç fotoğraf çekilemedik. Onlarla seninkileri birleştirip yatağın başındaki duvara asarsan çok güzel olur."
"Derin," diye sevdiği kadını susturdu Rüzgar.
"Bu söylediklerini birlikte yapacağız. Sana söz veriyorum. Kurtaracağım seni."
Derin'in dudakları histerik bir şekilde yukarı kıvrılırken yeni bir gözyaşı yanağından süzülüp yere damladı. Tepesinde dikilen ve katil olmak için geri sayıma başlamış olan adama bakmadan kapattı gözlerini deniz gözlü kadın.
"Seni çok sevdim Rüzgar ve hep seveceğim."
Rüzgar'ın gözünden akan yaşlar ve Toprak'ın yetişemeyeceği düşüncesi birbirlerine karışıp büyük bir acıyla büzüştürdü genç adamın kalbini.
"Bende seni seviyorum." dedi ilk defa. Sonra içinden "Seni sevmekten korkmayacağım." diye geçirdi. Sevgiden kaçmak, sevmekten korkmak ölümlü insanların yapması gereken son şey bile değildi. Sayılı günlerle misafir oldukları bu dünyada sevmekten korkmak kadar gülünç bir şey olabilir miydi?
"Ve size ayrılan sürenin sonuna gelmek için son beş, dört, üç... iki..."
Derin, gözlerini birbirine sımsıkı bastırıp annesinin hayalini doldurdu zihnine. Ona uzanan eli tutmak için sabırsızlanan küçük masum kız çocuğu oldu o anda. Adımlarını ona yönlendirip elini tutması için kafasını delip geçecek olan kurşunu bekledi.
O sırada duyduğu bir hareketlilikle annesinin beyazlar içindeki bedeni dağılıp yerine önüne geçip ona bir set olan Toprak aldı.
"Bir." diye tamamladı Toprak adamın sözünü. Derin şahit olmasa da çevik bir el hareketi ile hızla silahı adamın elinden almış ve ona doğrutmuştu. Genç kadın hızla ayağa kalkıp yanaklarını ıslatan yaşları sildi. Derin bir nefes alıp onlardan olabildiğince uzağa gitmek için yatağın yanına doğru yürümeye başladı.
"Anahtarı ver." dedi Toprak elini adama doğru uzatarak. O sırada kapının önünden Rüzgar'ın "Toprak!" diye bağırmasıyla "Her şey yolunda abi." diye bir cevabın gelmesi bir olmuştu. Rüzgar birkaç omuz darbesiyle kapıyı kırdığında Toprak'ın anahtarı isteyen eli yavaşca aşağı kaymıştı. Hızla odanın içinde bakışları Derin'i ararken ikisi de aynı anda koşup birbirlerine sanki uzun zamandır sarılmıyorlarmış gibi kocaman sarılmışlardı. Derin'in kolları Rüzgar'ın boynunu sıkıca sarmışken aynı şekilde Rüzgar 'ın kolları da Derin'in belini sarmıştı. "İyisin dimi?"
"Beni yine kurtardın."
"Sana bir şey olmasına asla izin vermem."
Rüzgar'ın bu büyüden kurtulması biraz zaman alsa da sonunda Derin'den ayrılmayı başarınca hızla odada durup olanları izleyen adama doğru adımladı ve sert bir yumruğu adamın yüzüyle buluşturdu. Sonra bir daha bir daha ve onlarca kez daha... Adam acıdan bayılıncaya yüzü kandan tanınmayıncaya kadar devam etti yumruk senfonisine.
"Şerefsiz herif! Bırak karımı, hiçbir kadına el kalkmaz! Hiçbir kadın bir paçavra gibi ordan oraya fırlatılmaz! Kadınlar ağlatılmaz, güldürülür! Kadınlar öldürülmez! Yaşatılır! Anladım desene lan! Anladım desene!"
"Abi tamam bitti işi. Ölecek başımıza dert alacağız."
Rüzgar adamı bırakıp kısa bir süre baktıktan sonra "Yok ben hıncımı alamadım." deyip bir kaç tekme daha savurdu adama. Toprak Rüzgar 'ı tutup adamdan uzaklaştırınca adamı öylece bırakıp karısının elini tuttu ve odadan çıktılar.
İşte böyleydi. Yaşanan kötü olaylar onların parmaklarını hep birbirine daha çok kenetliyordu. Onların karşılaşmaları ölüm kokan bir gecede olmuştu ve bu parmaklar ancak yine öyle bir gecede birbirleninden ayrılabilirlerdi!


