Sabahları uyandığımda içimde hep aynı ağırlık olurdu. Gözlerimi açtığımda sanki bütün dünya üzerime çöküyordu. Yatağımdan kalkmak bile zor geliyordu bazen. Aynaya bakmaksa daha beterdi. Gördüğüm şey… ne bileyim, bana ait gibi hissettirmiyordu. Ne saçlarım güzeldi, ne yüzümde bir şey vardı dikkat çeken. Herkes gibi görünmek için elimden geleni yapıyordum ama kimse gibi hissetmiyordum.
Abim yine erkenden işe gitmişti.Mutfak masasına oturduğumda attığı mesaj birazda olsun içimi ısıttı.
“Kahvaltıyı atlama, Zeyno. Akşam geç döneceğim. Paranı masaya bıraktım sandım ama galiba unuttum. Yiğit getirir, ona söyledim.”
Abimin en yakın arkadaşı. 20 yaşında. Çalışıyor. Sert duruşlu, ciddi biri. Yakışıklı, evet. Ama bir o kadar da uzak. Bana genelde sadece selam verir, bir de “dersler nasıl gidiyor” diye sorar. Hepsi bu.
Okula vardığımda kalabalığın içinde kaybolmaya çalıştım. Başım önde yürüyordum, her zamanki gibi. Ama işte hayat beni bırakmıyordu. Ceyda. İri dalgalı saçları, kusursuz makyajı ve her şeyi ele geçirme hırsıyla okulun en dikkat çeken kızı. Beni neden hedef seçti bilmiyorum ama geçen seneden beri adımı her söylediğinde bir diken saplanıyor içime.
“Zeynep!” diye seslendi. Döndüm ama göz teması kurmamaya çalıştım. “Bugün de fakir prenses gibisin. Ne bu hâl?” dedi. Bahar’la Tuğçe kahkahayla güldü. Onlar neye güldüğünü bile bilmeden gülerdi zaten.Bir şey demedim. Alışmıştım. Yutkunup yürümeye devam ettim. Ama o peşimi bırakmadı. “Bir şey soracağım. Sen gerçekten kendini gizlemeye mi çalışıyorsun yoksa doğuştan mı siliksin?” dedi alayla. Omzumdan itip geçti. Çantam yere düştü, defterim açıldı.Eğilirken gözlerim doldu. Ağlamamaya çalışıyordum. Bu kadar insanın ortasında ağlamak… bana daha çok zarar verirdi. Ama bazen insan istemeden kırılır.Tam o anda, bir gölge üzerime düştü. Kafamı kaldırdığımda onu gördüm. Siyah montu, dağınık saçlarıyla kapının önünde durmuş, bana bakıyordu. Yiğit. “Elindekini versene, Ceyda,” dedi sert bir sesle. Ceyda, elimdeki çizimi almış ve dalga geçmeye hazırlanıyordu. “Şakalaşıyorduk Yiğit, ne var bunda?” dedi sesini incelterek. Gülümsedi ama gözlerindeki huzursuzluk gözümden kaçmadı. “Şaka değil bu,” dedi Yiğit. Sonra bana döndü. “İyi misin?” diye sordu.Sustum. Konuşmak istedim ama boğazımda düğüm vardı. Sadece başımı sallayabildim.Ceyda’nın suratı düşmüştü. O an içimde küçük bir zafer hissi doğdu ama hemen kayboldu. Çünkü Yiğit, benim için orada değildi. O, sadece iyi biri olduğu için durmuştu. Bir yabancı gibi, kibarca.Elini cebine attı. “Abin unuttu, ben getirdim,” dedi. Katladığı parayı uzattı.
“Teşekkür ederim,” dedim kısık sesle. Döndüm, hızla yürüdüm. Arkamdan hâlâ bana baktığını biliyordum. Hissettim. Ama dönmedim.Ben onun için sadece kardeşinin küçük kardeşiydim. Korumaya değer bir çocuk.Ama o, orada dururken, içindeki o tanımlayamadığı his büyüyordu. Kendine bile söyleyemeyeceği bir şey… sadece şöyle düşünüyordu:“Bu kızda bir şey var.”
Sınıfa girdim. Herkes kendi grubuna oturmuş, fısıldaşıyordu. Ben yine cam kenarındaki tekli sıraya geçtim. Kimse yanıma oturmazdı zaten. Arkamdan gelen fısıltıları duymamaya çalıştım ama insan bazen istemese de kulak kesiliyor. “Geçen Ceyda ne güzel laf koydu yine buna.” “Kızda bir gariplik var zaten, hiç konuşmuyor.”“Tipi de yok. Anca kitap okusun.”
Ama sadece başımı eğdim. Bu sustuklarım, içimde birikiyordu ama bir çıkış yolum yoktu.
Teneffüste tuvalete gittim. Aynaya bakarken gözlerim doldu. Yüzüm hâlâ sabahki gibi soluktu. Dudaklarımda renk yok, gözlerimin altı uykusuzluktan mor. Saçımı düzeltmeye çalıştım ama olmadı. Saçlarım bile inatçıydı. Kendimi sevemiyordum.Tam çıkarken tuvaletin kapısında Ceyda’yla çarpıştım.
“Yine ağlamış mısın Zeynep? Rimelin bile yok ama suratın ağlamaktan belli oluyor,” dedi sırıtarak. Bahar da arkasındaydı. “Yazık ya, çok hassas bu kız. Ama belli etmiyor sanıyor.”
Kıpırdamadım. Göz göze gelmemeye çalışarak yanlarından geçtim. Tüm vücudumun gerildiğini hissediyordum. Biri omzuma dokunsa düşecektim.Günün geri kalanı da böyle geçti. Konuşmadan, fark edilmeden, içten içe daralarak.
Okul çıkışı geldiğinde artık her yerden yorgundum. İnsan sadece bedenen yorulmazmış; susmaktan, bastırmaktan, görmezden gelinmekten de yoruluyormuş.
Sınıftan çıkarken, o kocaman alandaki öğrenciler biraz daha dağılınca, kendimi tuvalete doğru yönlendim. İçeride yalnız kalacağımı düşündüm. Gerçekten yalnız olmak istiyordum. Çekişmeler, bakışmalar ve zorbalıklar… bunlardan kaçıp, bir anlık da olsa bunlardan uzaklaşmak. Ama tuvalete girdiğimde, beni bekleyen bir gerçek vardı: Ceyda.
“Yine yalnız mısın Zeynep?” dedi alaycı bir tonla. Yanında Bahar ve birkaç başka arkadaşını da gördüm. Kapıyı kapatıp lavaboya yaklaşırken, gözlerim yerden kaçtı. Ceyda’nın yüzündeki sinsi gülümseme o kadar netti ki, o an ne diyeceğimi bilemedim. Bir anlık suskunluk, beni fark etmeleri için daha da uygun hale getirdi. Ve sonra o laf…
“Ya çok garipsin, bir şeyin yoksa neden bu kadar sessizsin? Kimse seni umursamıyor,” dedi Ceyda, sesi kesinlikle alaycıydı, fakat arkasındaki diğer kızlar gülüşlerini bastıramıyordu.
Bir anda Ceyda, gözlerimi tam içine bakarak “Sana bir şey soracağım,” dedi. Bahar ve diğer kızlar gözlerini kısıp, bana bakarken. “Gerçekten sevdiğin bir şey var mı? Yoksa sadece kafanı kitaplara gömüp duruyor musun? Gerçekten bir insan gibi yaşamaya başlamadın mı?” dedi, neredeyse küfürlü bir şekilde. Bir an için kendimi savunamadım. O kadar kötü hissediyordum ki. Ceyda’nın her lafı içimdeki yaraları daha da derinleştiriyordu. İçimden bağırmak, ona bir şeyler söylemek istedim ama sesim boğazımda düğümlendi. Sonra Ceyda, tam yanımda dururken, birden bileğimi sıkıca tuttu ve beni duvara itti. Sanki farkında değildi, ama her hareketi daha da ağırlaşmıştı. Beni gerçekten zorlayarak, soğuk tuvaletin duvarına yapıştırdı. “Sana böyle de vurmamı ister misin, Zeynep?” diye sordu. Gözlerindeki öfke, tüm varlığımı sardı. Bahar gülerek, “Vallahi o kadar da eğlenceli değil. Ama şu an ne kadar boğuluyorsun görmek çok keyifli,” dedi. O anda vücudum dondu. Nefesim daralmaya başladı, ama hiç ses çıkarmadım.
O an, Ceyda’nın parmakları kolumdan kayarken, ona dönebildim. “Bırak… Bırak beni,” diye fısıldadım. Ama Ceyda, kısa bir kahkaha atıp, gözlerini kısıp, “Bırakmamı mı istiyorsun? Bunu hak etmiyorsun, Zeynep,” dedi. Ceyda’nın ve arkadaşlarının gülüşleri kulağımda yankı yaparken, yalnızlık ve çaresizlik duygusu öylesine sarstı ki beni, sadece tuvaletin köşesine oturup gözlerimi kapadım. Yavaşça ağlamaya başladım, ama kimse görmesin diye dudaklarımı ısırarak, gözyaşlarımın her damlasını sessizce içime çekmeye çalıştım. Sonunda, tuvaletten çıktım. Koridordan tek başıma yürürken, Ceyda’nın hala arkamda alaycı bir şekilde gülüşlerinin yankılarını duyabiliyordum.
Ve sonra… her şey aniden değişti. O an bir ses duydum. Arabaların sesinden değil, o kadar keskin bir şekilde, bir adımın ardından, Ceyda’nın gülüşünün kesildiği an, önümde beliren siluetle karşılaştım. Yiğit.
O an, gerçekten şok oldum. Yiğit mi? Neden? Hangi şansı elde etmiştim ki, şimdi bu şekilde? Beni bu kadar izlediğini bilmiyordum, ama o an, gözlerimdeki çaresizliği görebiliyordu. Kollarım gevşedi, bir an için gözlerim karardı. Yiğit arabasından inmişti ve gözleriyle beni süzerken, hiçbir şey söylemeden bana doğru yaklaştı. “Ne oldu?” diye sordu, ama sesi bana o kadar derin geliyordu ki, sorusunun ardındaki anlamı hissedebildim. “Hiçbir şey,” dedim, ellerimi yüzümde gezdirerek. Gözyaşlarımı saklamaya çalıştım, ama yine de onun fark etmesini engelleyemedim. Yiğit, bana doğru bir adım attı. Hemen bir şey söylemesini bekledim ama o da, neredeyse tedirgin bir şekilde durdu. “Beni takip et,” dedi.
Birkaç saniye sonra, arabasına bindim. Sessizlik içinde yol aldık.
Yiğit, “Zeynep, Ceyda’yla neler yaşadığını biliyorum,” dedi, sessizliğini kırarak. Cümlesinin arkasındaki anlamı anlamam biraz zaman aldı. Ama bir şey vardı. Gözleri, bana baktıkça garip bir şekilde doluyordu. “O sana nasıl davranıyor, senin farkında bile olmadan seni sürekli aşağılıyor,” dedi. O an Yiğit, Ceyda’nın bana yaptığı şeyi daha iyi anlamış gibi görünüyordu. Ama benim içimde hâlâ bir boşluk vardı. “Beni niye koruyorsun Yiğit?” diye sordum. “O kızla ilişkin devam ediyor.” Yiğit başını eğdi, derin bir nefes aldı ve bana dönerek, “Biliyor musun? Ceyda’yla olan ilişkimde bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorum. O kadar uzun zamandır ona kendimi verdim ama sanki bana ait değil.
Yiğit, hızla arabasından indi ve ben de arkasından çıkıp onun peşinden gittim. Nereye götürüyordu beni? Neden Ceyda’yla olan ilişkisinin bu kadar içine girmeye başlamıştı?Bir kafeye girdik, ama burada başka biri yoktu. Hava kararmıştı, her şey sessizdi. Yiğit, bir sandalyeye oturdu ve Ceyda’yla olan tüm ilişkisini anlattı. Onunla geçirdiği zamanları, hislerini… Ama bir şey vardı, bir eksiklik. Zeynep’in gözlerinde gördüğü boşluk, her zaman bir soru işareti gibiydi. Yiğit bir süre sessizce oturdu, sonra cebinden telefonunu çıkarıp bana doğru uzattı.Ceyda’nın olduğu bir fotoğraf açıldı ekranda. Bu, çoktan unutmuş olmam gereken bir anıydı. Ceyda, başka bir adamla çok yakın bir şekilde poz veriyordu. Yiğit’in sesi, o an, kalbimde yankılandı: “Bu fotoğrafı gördüm, Zeynep. Ceyda, beni aldattığını…
Gözlerim ekranda. O an zaman durmuş gibiydi. Gözlerim fotoğraftan kalkmak istemedi, ama sonra zorla bakışlarımı Yiğit’in yüzüne çevirdim. Gözlerindeki acıyı görmek çok zordu. “Yiğit, bu… ne zaman oldu?” diyebildim. Sesim titrek, korku ve şaşkınlık arasında sıkışmıştı.
Yiğit, derin bir nefes aldı. “Bilmiyorum Zeynep. Ama bu… Ceyda’nın, başka birini sevdiğini hissedebiliyordum. Sonunda, bunu görmem gerekti.” Gözleri kararmıştı. “Ve şimdi, sana anlatmam gerektiğini düşünüyorum.”
Bir an, her şey geçip gitmiş gibiydi. Bu fotoğraf, Yiğit’in içindeki boşluğu daha da büyütmüş ve sonunda bana gelmişti. Gözlerim, o fotoğrafı tekrar inceledi. Ceyda’nın, Yiğit’in arkasında bir başkasına doğru bakarken gülümsediği o anı, hâlâ kafamda canlandırabiliyordum.
“Yiğit, üzülme. Senin ne hissettiğini anlıyorum.” dedim. Ama o anda bir şey fark ettim: Benim için de zor bir durumdu. Ceyda ile yaşadığı ilişki, çok uzun süre devam etmişti.
Yiğit, bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Beni ne zaman anlayacak, Zeynep? Ne zaman doğruyu görecek?” diye mırıldandı.
Yiğit, başını eğdi. “Zeynep, senin gibi biri için güvenmek daha kolay olurdu. Ama bu durumda bile, seni korumak istiyorum. Ceyda’nın arkasında durmak zorunda kalmadım. Ama artık sana söylediklerimle bir fark yaratmak istiyorum.”
Bunu söylediğinde, içimde bir şey kırılmaya başladı. Yiğit’in gözlerinde, bana olan güvenini hissettim. Ama hâlâ Ceyda, o anların gölgesiydi. Ceyda’nın yaptıkları, Yiğit’in içindeki yarayı açtı ve o yara, her geçen gün biraz daha derinleşti.

