Bugün yoğun bir gündü. Çünkü doğu görevim gelmişti. Ve ben doğu görevi için eşyalarımı toparlıyordum. Zaten yalnız yaşayan biri ve kimsesiz biri olarak sessiz sedasız gidiyordum doğuya. Öğretmenlik okumuştum. İlkokul öğretmenliği ve Mardin'de bir okulda göreve başlayacaktım.
Valizini toplayıp evden çıktım. Arabamın yanına geldim. Valizleri arabaya yerleştirirken bir ses duydum. "Vedasız mı gidiyorsun Seray."
Arkamı döndüğümde Buradaki çok yakın arkadaşım olan Burçe'yi gördüm. Birbirimize sıkıca sarılmıştık. Ayrıldıktan sonra ona veda bile ermediğim için üzgün olduğumu belirterek özür dilemiştim.
"Sıkıntı değil canısı. Bugün gidiyormuşsun. Berk'tende duymasak bilmiyeceğiz gittiğini. Sen nasıl arkadaşsın." Haklıydı ona karşı çok mahçuptum. Diyecek hiçbir sözüm yoktu.
Bu arada Berk benim eski sevgilim. Ama daha düne kadar sevgilimdi. Berk'le aramızda sadece ufak bir hoşlantı olmuştu. Sonra konuşmaya başlamış bir ay sonra sevgili olmuştuk. Sekiz aydır sevgiliydik ve gerçekten birbirimizden sıkılmıştık. Bu durumda ise anlaşmalı bir şekilde ayrılmıştık.
"Evet zaten birbirimizden sıkılmıştık. Bu da bahane oldu."dedim geçiştirerek.
"Ne bahanesi kızım çocuk sana resmen aşık. Sen buna sıkılmak mı diyorsun."dedi. Aşık mı? Kendisi demişti ayrılarım diye.
"Kendisi geldi ayrılarım diye. Bu mu aşık?"dedim. O ise bana kınayan bir bakış atmıştı.
"Kızım sen mi malsın? Neyse."dedi devamında ne diyeceğini merak etmiştim. Bu yüzden biraz zorladım ve anlattırdım. Berk aslında beni denemişti. Ben ise oltaya düşüp ayrılmıştım. Ama zaten ayrılmak istiyordum. Ama bir tarafım şu anda çok üzgün dü. Çünkü çocuğu hayal kırıklığına uğratmıştım. Berk iyi çocuktu. Düşünceliydi başta. Bir şey yapmadan karşıdaki insanları düşünürdü. Ama gerçekten beni baymıştı. Bu yüzden ayrılmak ikimiz içinde iyi olmuştu.
"Neyse Burçişim ben gidiyorum tatlım kendine iyi bak. Öpüldün." Dedim. O ise yüzünü buruşturarak. "Burçişim ne lan. Çiş der gibi." Dedi.
Kocaman bir kahkaha attım ve iki yanağından öpüp arabaya atladım. Hava alanına gelince arabadan indim ve valizimi alıp içeriye girdim. Anahtarı ise arabayı getirecek olan adama verdim. Çünkü orada arabasız yapamazdım. Hava alanının bekleme alanındaydım. Ve anonsu duyunca uçağıma gitmek için hazırlandım.
Uçağa binince koltuğuma oturdum. Yolculuk için bütün önlemlerimi aldım ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Duran aşireti
Ayvaz ağa çardakta oturuyordu. Sevkiyatlar bu günlerde iyiydi. Düşman aşiretin çacukalrı durmuyordu. Devamlı işini baltalama derdindeydiler. Ama bu günlerde hiçbir şey yapmıyolardı. Niye böyle davrandıklarını çözemiyordu Ayvaz ağa.
Ayvaz ağanın beş oğlan çocuğu vardı. İsimleri büyükten küçüğe doğru; Aybars, Ali, Seyfi, Sami, Aki ydı. Birde kız çocuğu vardı ağanın. Öldü zannettiği çocuğu Seray. Fakat sonradan öğrendi ki kızı ölmemişti. Ona bir oyun oynanmış babasından ayrı düşürülmüştü.
Aybars ve Ali ilk eşi Afife hanımdan olmuştu. Afife ölünce bir hatun daha almıştı Ayvaz ağa. Seyfi, Sami ve Aki ise o eşi olan Zarife hanımdan olmuştu. Sami ile Seyfi ikizdi. Aki ise en küçükleriydi. Seray ise Aki'den büyüktü. Aki on beş yaşında bir çocuktu. Ayvaz, Zarife ile evliyken Seyra ile tanışmış ve aşık olmuştu. Seyra Yılmaz aşiretinden bir kadındı. İlişki yaşayınca Seyra hamile kalmıştı. Babası Davut ise bu rezilliği örtmek için mersin'den bir iş adamıyla evlendirmişti Seyra'yı.
Daha sonra bebek erken doğuma alınmıştı. Ayvaz'a ise öldü olarak gösterilmişti. Seyra ile Yavuz Mersin'e taşınmış yaşamlarını devam ettirmişlerdi. Ondan sonra Ayvaz karısına çok bağlanmış ve aşık olmuştu. Ayvaz hep bir kız çocuğu beklerdi. Ama hep erkek olmuştu çocukları.
Ayvaz'ın Ünsal aşireti ile bir davası vardı. Bu dava Seyra hamile iken başlamıştı. Eğer Seyra'nın doğurduğu çocuk kız ise Ünsal aşiretinin o zamanlar iki yaşında olan ortanca oğulları Merdan ile evlenecekti. Ama çocuk ölünce dava bitmemişti.
Zarife'nın hamileliğinde de umut etmişlerdi evin en küçük oğluna ama olmamıştı. Yani dava kapanmamıştı. Sonra Merdan Seyra'nın ölümüyle bir kızı olduğunu öğrenmiş. Çaktırmadan test yapmış ve Ayvaz'ın çocuğu olduğunu kanıtlamıştı.
Ayvaz bunu öğrenince etrafı aleve verdi. Yılmaz aşiretini toz etmişti. Onların şirketini çökertmiş kendine muhtaç etmişti. Ve kızını yanına almak istemiş fakat Merdan engel olmuş okulunu bitirip kendisinin gelmesini istemişti. Bu yüzden Ayvaz onu rahat bırakmıştı. Lakin Oğullarının hiç bir haberi yoktu. Kardeşlerinin yaşadığından.
Görültüyle açılan kapının arkasından Bedri çıktı ve:
"Ayvaz ağa! Ayvaz ağa! Geldi o geldi."
Gelmişti Ayvaz ağanın kızı Mardin'e gelmişti.