İlk ritüelimi 16 yaşımda yaptım. Eski bir kasabada yaşıyorduk gündüzü de gecesi de çok soğuk olurdu her günün bulutlu geçtiğini hatırlıyorum.
Turuncu boyalı evimizin bahçesinde annem kardeşimi kucağına almış yan komşumuz Bayan Larissa ile konuşuyordu. Annem iki üç hafta önce doğum yapmıştı ve Larissa ona bazı bebek tüyoları veriyordu.
Ben o zamanları sisli hatırlıyorum kardeşimin doğduğu sabah beni unutup gecenin bir yarısı hastaneye gitmişler sonradan komşuyu arayıp beni kontrol etmesini istemişlerdi. Ardından minik bir kardeş eve gelmişti.
Bayan Larissa güzel bir kadındı hatta annemden bile güzeldi kıvırcık saçlı insanları hep sevmişimdir. Sanırım bu yüzden kızı Kylee ile bu kadar yakınlaştık. Hem babasının saçlarına benzeyen kızıl saçları vardı hem de kıvırcıktı. O gerçekten çok güzel bir kızdı masmavi gözleri kızıllığıyla o kadar muazzamdı ki.
Onunla, o gün tanışmıştım. Daha önce onu okulda ve evimizin sokağında görmüştüm evet ama hiç konuşmamıştım. Öyle güzel bir kızın benimle konuşmayacağını düşünüyordum. Kafamda insanları sınıflandırmayı o zamandan başlamıştım. Arkadaş olabileceğimizi bile düşünmemiştim.
Arkadaşlar hep ilgi bekler ve sempatik olmayı kestiğinde seni bırakırlar.
Ama o gün bana gülümsemişti ve yeni oyuncak setini göstermişti. Benim ise sadece barbie bebeğim vardı. Onu acayip kıskanmıştım.
Her şeye sahipti. Her şeyi seviyordu. Bir gün bahçede mavi bir kelebeği ezene kadar böyle düşünüyordum tabi. Bunu neden yaptığını anlamadım. Ona sormadım o da söylemedi.
Çocukken hayat basittir ailemiz bizim gördüğümüz şeyleri bile yönetir. Her şey iyi ve güzel derlerse öyledir ters giden bir şey görürsen görmezden gelirsin. Çocuksundur ve yanlış görmüşsündür sana asla inanmazlar. Ama Kylee'nin o kelebeği ezdiğini gören sadece ben değildim. Kucağımdaki iki aylık kız kardeşim Maia da görmüştü.
Sonra onu daha çok izlemeye başladım. Arkasını döndüğünde somurttuğunu ve insanlar konuşurken gülümserken gittiklerinde birden arkalarından göz devirmesine anlam veremedim. Benden bir yaş büyüktü, havalıydı ve bir sürü arkadaşı vardı. Eğer bunlar bende olsaydı cennetteyim derdim.
Ama değildim ve bir zaman sonra cennet hayalim de yok oldu. Neye inanmam gerektiğini bilemiyordum. Mesela neden İsa'nın eti diye her pazar ekmek yiyorduk? Ailem katı olmasa da her pazar kiliseye giden Hristiyanlardandı. Bende giderdim. Başta bir tiyatro gibi geliyordu ekmeği ve şarabı içtiğimde boğazım yandı ve ekmek gırtlağımda kaldı. O an İsa'yı sevmemeye başladım.
Sonra başka dinleri araştırmaya başladım. İslam, Yahudilik... Çoğu din birbiriyle bağlantılı ve bir çıkış yolundaydı, yani ölümden sonrada iyi bir şeyi amaçlamak istiyordu. Ölüm korkusuyla manipüle etme dini sömürme olayları yüzünden dinlerin iyi bir amaca hizmet etmediği inancım büyüdü. Eğer Tanrı varsa ve kitap indirseydi kadın ve erkeğin nasıl davranıp yaşayacağını değil de evrenin sırlarını anlatırdı. Hatta düşününce Yunanlıların ve diğer kıtaların Tanrı'ları öyle ayrıntılı ki belki de onlar bir zamanlar gerçekti.
Lisede felsefeyi keşfettim. Felsefi dinlere merak saldım. Teizm, Ateizm, Deizm, Agnostisizm, Materyalizm...
Tanrı'ya sorduğum soruları kendim yanıtladım. Etrafımdakiler tek bir Tanrı olduğuna ve onun hep yanımızda olduğuna inandı.
Dinimden emin değilim. Ne görürsem inanabilirim hala şekillenmekte olan bir beynim var. Kim olduğumu karakterimi, kişiliğimi, sevdiğim ve sevmediğim şeyleri bulmalı ve öğrenmeliyim. Kendimi çözmeliyim ve ardından Tanrı arayışına koşmalıyım yada yapmamalıyım. Ne de olsa bu benim din seçimim.
Bundan kimseye bahsetmemekle birlikte o yaşta söylesen bile seni havalı olmaya çalışan bir çocuk sanırlardı. Ailemin ilk çocuğu ve şimdi görmezden gelinen ilk çocuk oldum. Kardeşim umrumda değildi ailem umrumda değildi sadece yiyip içip ibadethanelere gidip iş bulup beni sömüren devletin bir parçası olmayı reddettim.
Kylee lisede beni görmezden geldiğinde ve arkadaşlarına bile tanıştırmadığında geleceğime daha çok odaklandım kendi içimde hepsinin geçici olduğuna okul koridorunda gördüklerimin bir daha karşıma çıkmayacağını söylüyordum. Zorbalığa uğradım itildim düşürüldüm ama görmezden geldim. Onları bir daha görmeyecektim buradan çekip gidecektim. Kendi kendime okul tuvaletinde ağlarken hep bunları söylüyordum. Kendimi kandırmıyordum onları bir daha hiç görmedim.
Liseyi yarıladığımızda Kylee bir gün evimizin kapısını çaldı. Maia hastalandığı için o gece annem hastanedeydi babam ise iş yerinden hastaneye geçecekti. Yani evde yalnızdım ve o gün de yağmurlu bir geceydi.
Ona kapıyı açarken olacak korkunç şeyleri bilerek açtım. Kapıyı yüzüne çarpmak istedim.
Okulda sürekli yanında gezen bir kızı getirmişti. "Yağmura yakalandık." Dedi elini başının üstünde tutarken. Yanındaki ciyak ciyak güldü. "İçeri alacak mısın?" Dedi sertçe.
Kapıyı ardına kadar açtım ve onları içeri aldım. Kylee yeşil pullu parlak hırkasını çıkarıp koltuğa hoplayarak oturdu. "Annem yedek anahtarı almış. Diğerini de kaybetmişti zaten." Göz devirip saçındaki ıslaklıkları siler gibi yaptı. Kıvırcık saçları her zamanki gibi çok güzeldi.
Aptal Kylee. Şu ailesinin arabasını kaçıran dar ve üstüne küçük gelen kıyafetler giyip göbeğini kaçamak hareketlerle gösteren şeylerden gitmeye başlamıştı. Erkekler için gece evden kaçıyordu bunu biliyordum çünkü odam onun odasına bakıyordu. O aptal geceyarılarına kadar erkekleri düşünüyor makyajlar yapıp odasının pembe panjurlarının altında dans ediyordu. Cıvıl cıvıl ve hep güzeldi.
Diğer arkadaşı yanına otururken kıkır kıkır gülüyordu Kylee'yi gıdıklamaya çalıştı.
Karşılarındaki masanın sandalyesine oturdum. "Evinizdeymiş gibi davranın" Omuz silktim. "Kimse yok zaten."
“Herkes nerede?”
“Maia hastalandı. Hastanedeler.”
Ufak bir sessizlik oldu.
"Ee." Dedi. "Neler yapıyorsun?"
Tekrar omuz silkip gözlerimi kaçırdım ve dudak büzdüm. Liseden beri benden uzak durup konuşmuyordu ve şimdi evime gelmiş hal hatır soruyordu. "Hiç. Okul, ev. Bazen kütüphaneye gidiyorum."
"Gerçekten mi? Hangi tür okuyorsun?" Diye sordu yanındaki kız heyecanla. "Ben fantastik ve doğaüstüne bayılırım." Saçlarının arasında mavi boyalı bir tutam vardı. Siyah deri ceketi ve cebinden sarkan siyah beresi düşmek üzereydi. "Bende o türden." Dedim.
"Sakın yapma." Dedi Kylee. Ama bu sözü kızı daha da körüklemişti.
"Bunu kütüphanede bir kitabın arasında buldum." Deyip ayağa kalktı ve yüksek belli pantolonunun cebinden yırtık pırtık sararmış bir kağıt uzattı. Elime alıp merakla açtım. Üst üste katlandığından neredeyse yırtıyordum.
"Hadi ama Olivia. Bırak şunu Ramona."
Şimdi düşünüyorum da, bizi daha da gaza getiren Kylee'nin itirazlarıydı. Emin değildim yapmayabilirdim ama ona öfkeliydim ve istemediği her şeyi yapardım. Onca zaman beni görmezden gelmişti şimdi de evime gelip arkadaşıyla gülüşüp bana emir veriyordu.
"Bakacağım." Dedim.
Olivia da konuşmaya devam etti. "Sadece küçük," parmaklarını yakınlaştırır küçük bir aralık bıraktı, "küçücük bir oyun."
"Üç saat sürüyor!" Dediğinde şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. Ama o gece kimse yoktu, hormonları tavan yapmış üç liseliydik dışarıda yağmur yağıyordu kimse gelmeyecekti ve elimizde korkutucu bir oyun vardı.
Olivia yanında getirdiği küçücük sırt çantasının fermuarını açtı. "Gereken eşyalar yanımda yarın geceye seni ikna ederim diye düşünmüş her şeyin almıştım." Kylee ona kızmaya başladı ama sert olmamaya çalışıyordu.
Bende arkamı dönüp karışık eziş bücüş yazılmış harfleri okuyordum. Aralarında çok boşluk vardı ve yamuk yazılmışlardı hiçbirinin doğru bir orantısı yoktu ama harfleri bildiğim için toparlamam kolaydı. Bizim dilimizdi tabi ama bunu yazan alfabeyi yeni öğrenmiş çocuklar gibiydi.
İsmi Gece Yarısı Oyunu diye geçiyordu ve adı gibi, gece yarısında oynanıyordu. Saat 11.35'ti bu yüzden bunu yapacaksak biraz vaktimiz vardı.
"Eşyaları okuyorum. Mum, kağıt, kalem, kibrit yada çakmak, bir paket tuz, bir kapı ve bir damla kan diye yazıyor."
"Evet." Dedi Kylee bana döndü. "Kan diyor! Bunun kötü bir fikir olduğunu göstermesi için daha ne gerekli?"
"Bir damla ama." Dedi Olivia ve mahçup bir ifadeyle bana döndü. "İki mumum var kusura bakma sadece ikimiz için ayarlamıştım bu gece eve geçip yapmayı planlamıştık. Evde mumunuz var mı?"
Başımı salladım. "Var." O an bu işten mumum yok diye vazgeçebilirdim onu durdurabilirdim. Ama bir arayış içindeydim. Başka canlılarla ve garip varlıklarla iletişime geçmekten bahsediyordu. İlginç olması için başka bir şey söylemesine bile gerek yoktu. İçten içe bunun kötü bir fikir olduğunu biliyordum ama bu hislerimi umursamadım annemin odasındaki komidinin en alt çekmecesinden beyaz bir mum aldım ve mutfaktan bir çakmak alıp geri döndüm.
"Çakmağı hallettim." Deyip odaya döndüğümde Kylee göz devirdi. "Korkudan öldüğünüzde göreceğim ben sizi."
Annemin iplik kutusundan bir iğne aldım ve onlara döndüm. Olivia bir kağıdı elinde tutuyordu. "Bunu üçe bölüyorum." Dedi ve uzun tırnaklarını kaldırarak parmak uçlarıyla onu böldü. Birini bana ve diğerini Kylee'ye verdi. "Sonuçlarından siz sorumlusunuz ama." Dedi. "Bir şey olacağı da yok zaten."
"Biliyoruz sadece biraz adrenalin Kylee huysuzluk yapma. Sırada evdeki bütün ışıkları kapatmak var."
Salonun ışığını kapattım ve en son da oturma odasınınkini. Sadece mumlarla etrafımızı aydınlatıyorduk. "Önce kuralları okuyayım." Dedi Olivia. Kylee'nin elini tutuyordu. Kylee mumun yansımasında bile çok güzel görünüyordu.
"Önce neler olacağını ve kuralları anlatayım." Dedi Kylee ve kağıdı eline alıp mum ışığında kağıda odaklandı. Bende o sırada mutfağa gidip tuzları aldım.
"Önce kağıda ismimizi yazıp kanla ıslatacağız sonra kapının dışına koyup mumu da üstüne koyacağız. Sonra gece yarısının tam vaktinde kapıyı 22 kere tıklayacağım, kapıyı açıp mumlarımızı alıp söndüreceğiz. Böylece Midnightman eve girmiş olacak."
Kylee ile bakıştık. Korkuğunu gördüm ben ise bunun bir oyun olduğuna kendimi inandırmıştım bile. Bir şey olmayacaktı sadece küçük en ufak seste kendimizi korkuttuğumuz bir anı olacaktı. Anı mı?
Anı sevdiklerinle olurdu. Bu oyundu. Bu bir kurban oyunuydu ve ikisi de farketmese de baş roldeki bendim.
"Sonra mumları yakacağız. Mumlar sönerse 10 saniye içinde yakmamız gerek.
Elimizle mumla evin karanlık odalarında dolaşacağız ama Midnightman'den olabildiğince kaçacağız. Bunu 03.33'e kadar sürdüreceğiz. Eğer mum sönerse Midnightman yakında demek hemen mumu yeniden yakacaksınız ama eğer bir şey oldu da başaramadıysak tuzla etrafınıza bir çember çizeceksiniz. Bundan sonrası çok karanlık ve korkunç bu yüzden amaç ya mumu yakmak ya da tuzu dökmek. İkisinden birini yapmak zorundasınız yoksa sonucu hiç iyi olmaz ve oyunu kaybetmiş oluruz."
O kısmı okudum. Eğer mumu yakamazsak ve çemberi çizemezsek Midnightman bize en büyük korkularımızdan oluşan bir illüzyon gösterir ve tek tek uvuzlarımızı koparır.
"Midnightman'in yakında olduğunu belli edem işaretlerse-"
"Yeter artık. Duymak istemiyorum." Diye kağıdı attı Kylee. "Bu Midnightman midir nedir çok korkutucu!"
"Amaç da o zaten."
"Oynamak istemiyorum."
Kylee gerçekten korkmuş görünüyordu. Ama sürüye ayak uyduran kuzu gibi daha sonradan kabul etti ve Kylee'nin devam etmesine izin verdi.
"Yakında olduğunu belli eden işaretler, sıcaklıkta ani düşüş."
"Sanki sıcak olduğu var." Dedim kendi kendime. Burada hava hep soğuktur güneş olsa dahi.
"Mum ışığının aydınlatamadığı kapkaranlık bir şey. Nereden geldiği belli olmayan fısıltılar. Eğer bunlar olursa odayı hemen terkedin. Sakın oyun sırasında evdeki ışıklardan birini yakmayın sakın ışık kaynağı olarak başka bir şey kullanmayın."
"Mesela?"
Olivia düşünür gibi baktı. "El feneri, telefon gibi bir şey kullanma işte. Sadece mum." Diye devam etti. "Sakın oyun sırasında uyumayın." Kylee'yi işaret etti. "Kylee sen endişelenme senin horlamanı duyunca zaten hemen kaçar."
Kylee gülüp onun omzuna hafifçe vurdu. Onlar gülerken yüzümde hiçbir mimik oynamadı. İşte o an benim de korktuğumu anladım.
"Işık kaynağı olarak çakmak kullanamıyormuşuz." Dedi Kylee kağıda bakıp. "Bir de Midnightman'i kışkırtmayın diyor. Ne yapacağız gel gel yiyorsa ye beni mi diyeceğiz?" Dediğinde yine sadece ikisi güldü. Olivia diğer yazan şeyleri okumaması için kağıdı çekti. "Süprizi bozmasana." Dedi.
Olivia muhtemelen daha fazla korkmasını istemiyordu. Ama bu beni daha da germişti.
Devamında ne yazdığını biliyordum.
Midnightman oyun bitse de bizi hala izliyor olacak.
Bu detay beni ürpertmeye yetti. Gerçek yada değil. Kanımı donduracak kadar korkuttu.