öncelikle bu benim ilk hyunlix romanım iyi okumalar 🐇🐇
Felix hayatını sakince geçiren dine bağımlı bir gencti. Yine sabah erkenden kalkmış kiliseye gitmişti.kilisedeki ilahileri büyük bir zevk ve dua eşliğinde dinlemişti. Kendisi her bu ilahiyi dinlediğinde yenilenmiş gibi hissediyordu.
Azize selam vererek kiliseden ayrılmış çarşıya doğru yola koyulmuştu. Çarşıda bir yandan ihtiyaçlarını alıyor bir yanda da gece yapacağı vardiyayı düşünüyordu.
Alışverişini bitirip evin yolunu tuttu. Eve varınca günlük rutinini yaparak gece için istirahata çekildi. Kısa ama dinlendirici bir istirahata sonra işe hazırlanmaya başladı. Herşey diğer günler gibiydi taki gece vardiyalı çalıştığı işe gidene kadar...
İşe varmıştı. Girişteki hyunguna eğilerek selam verdi
Hyung:iyi işler Felix ben çıkıyorum!
Felix:iyi dinlenmeler hyung kendine iyi bak!
Aralarında geçen bu kısa konuşmadan sonra Felix soyunma odasına geçti. Üniformasını giyerek gerekli ekipmanlarını yanına aldı...
Görevine çoktan başlamıştı. Bi yandan heryeri geziyor Bi yandanda sabaha ne yesem diye düşünüyordu (hyunjini ye bence skssk) Tabloların arasında gezerken

(La Nuit étoilée - Van Gogh)
Bu esere denk gelmişti. Bu esri görünce aklına eski hatıraları gelmişti bir an
...(eski hatırası)
Felixin annesi onu hep geceleyin bir göle götürüp gölün o eşsiz güzelliğini görmesini ayın gölün akıp giden sularına selam verirken bir yandanda Felix e selam vermesini istemişti cünkü bir gölün ay ışığındaki görünümü ona hep kalpte uyanan yeni bir aşk gibi gelirdi. Sahi aşk neydi ki? Ömründe hep düşünürdü aşk diye bir şey varmı diye kendisi hiç aşık olmamıştı zaten aşk gibi şey için vaktinde yoktu. Babası onu sırf üç kuruş için tanımadığı birine satmıştı. Ömrünü hep işte geçirmişti . Artık kendi bile kendi sonunun yaklaştığını yavaş yavaş hissediyordu...
O günün gecesi yine annesi bu düşünceler ile pencereden dışarı bakarken bugünün gecesinin diğer gecelerden daha farklı oldugunu gördü. Hemen Felixe hazırlanmasını istedi. Oğluyla el le tutuşarak evlerinin yanındaki arada kuğuların ziyaret ettiği göle geldiler. Felix heyecanla göle bakıyordu...
Felix:Anne bak göl ne kadarda güzel parlıyor!
Felixin annesi:evet tatlım tıpkı senin gibi... Öhm öhm öhm (öksürük bu kanziler)
Felix:anne iyi misinnn????
Felix annesi: evet hayatım hadi gel içeri geçelim
Bu olaydan yaklaşık 1 ay sonra annesi ölmüştü. Felix annesi dindar bir kadın değildi. Annesi bu kadar erken ölünce annesinin dindar olmadığı için öldüğünü düşünüp kendisini dine adamıştı.
Felix bunları düşünürken gözünden gelen birkaç damla yaşı sildi ve devriyesine devam etti
2 saat sonra
"tangur tungur"
Bir anda etraftan cam kırma sesleri gelmeye başlamıştı. İlk başta maximum içeri kedi felan diye girmiş diye düşünmüştü ama sese yaklaştıkça sesin gürültüsü daha da artıyordu. Felix sesin geldiği yöne baktığında korkudan bağıramamıştı bile. En son kendi sesini zar zor çıkardı...
Felix:h-hey sende k-kimsin!?!?!?
O sırada elinde bir adet kırmızı elma olan hyunjin konuşmaya başladı.
Hyunjin:Ah, ben mi? Hiç öylesine takılan bir meleğim sadece 🪽🪽
Felix:meleksen niye kanatların siyah lan? Onuda geçtim kırmızı saçlı melek mi olur?
Hyunjin:Vah vah zavallı çocuk bilmez misin sadece beyaz kanatlı meleklerin olmadığını? Hem Bi kere kırmızı saç bana çok yakışıyor
Felix oturduğu koltuğun üstünden kalkarak felixe doğru yaklaşır...
Hyunjin : beni güzelimde ne kadar da güzelmiş öyle
Felix: ne güzeli? Ne diyorsun saçmalama!
Hyunjin:onu suan söylemenin zamanı değil küçük prens yakında görüşmek üzere
Hyunjin felixin yanağına minik bir öpücük kondurarak hızlıca pencereden kaçar
Felix o anki öpücükle donup kalmıştı. Donuk bir iki dakikadan sonra hızlıca pencereye koşup hyunjin hala oralrdamı diye baktı. Hyunjinden eser bile kalmamıştı sanki hiç gelmemiş gibiydi. Kimdi acaba o kara melek? Daha adını bile öğrenmemişti. Daha adını bilmemesine rağmen nasıl adını biliyordu?
Bu kişi aklını 2. Gelişine kadar sarıp sarmalamıştı...
Evet ilk bölümün sonuna geldik 2. Bölümde görüşmek üzereee














