İçeriğe geç

[]_[] • ~••~ • KUKLALARIN DANSI • ~••~ •[]_[]

Bölüm 1 · 4 dk okuma

[]_[] • ~••~ • KUKLALARIN DANSI • ~••~ •[]_[]

Bölüm 1

|_~_|- }{ {} ~••~ GERÇEKLER~••~ {} }{ -|_~_|

|_|~•KADIN OLMAK•~|_| 1.BÖLÜM[]-[]

SORU: Sen Hangisini seçerdin?

[] ALTI YIL ÖNCE __

}{ " Dur, kaçma! Hırsız!"

Arkamdan gelen adamın gür sesine aldırdış etmeden, tuttuğum sebze poşetini daha sıkı bir şekilde kavradım ve fena halde ağrıyan bacaklarıma rağmen var gücümle koşmaya devam ettim.

Zaten, bu hayatta yaptığım en iyi şey belliydi: kaçmak.

Benden daha iri ve kalıplı olabilirdi ama maalesef ki, hız konusunda aynı seviyede değildik. Hem, küçüklüğümü bu sokaklarda geçirmiş birisi olarak, Cihangir'in tüm delikleri ni avucumun içi gibi bilirdim. Bu sayede onu atlatmak pekte zamanımı almayacaktı. Hedef belliydi; İlerde bir ara sokak vardı, o yolun sonunda ise terkedilmiş, derme çatma bir baraka.

" Sana diyorum, buraya gel! Seni şırfıntı velet."

Umursamadım.

Çünkü bunlar her gün duyduğum laflardı.

Güneş ışınlarının vurduğu rutubetli sokaktan sağa döndüm.

Mahellenin; yer yer yıkık dökük, yer yer ise bir harabeden farksız olan evlerini ve daha öğlen vakitlerinde olamamıza rağmen içip içip gelen evsizlerin sızmak için uğrak noktası olan kaldırım taşlarını hızlıca geçip, dar sokaklardan birisine girdim ama dönüşümü iyi ayarlayamadığım için kıyafetlerim ve ellerim duvarın çıkıntılarına sürtünmüştü. Yüzümü buruştururken dudaklarımdan acı bir inilti firar etti. Rezalet bir haldeydim.Sol elimin üstü kanıyordu ama şu an bu önemli değildi. "Seni yakaladığımda, bana yalvaracsksın," satıcının sinirli sesi aramızdaki mesafenin çokda fazla olmadığını gösterircesine net gelmişti.

lanet olsun! Burda fazla zaman kaybettim.

Elimdeki sebze poşetlerine baktım, bunları ne olursa olsun eve götürmeliydim.

Verdiğim sözü tutardım.

Giderek yaklaşan ayak sesleri kaçmam için bir işaretti ama tam ilerlediğimde kendime bir küfür daha savurdum. Bacağımı da burkmuştum sanırım. Ayak tabanımdan başlamak üzere ince ama kesin bir sızı vücuduma yayılırken, sertçe yutkundum. Yine'de hissettiğim acıya rağmen kalan gücümle ayaklarımı ilerlettim. Az kalmıştı.Yolun sonundan sağa döndüm. Yağmurdan arta kalan su birikintilerine hızlıca basıp geçerken, ayakkabımın içinin ıslandığını hissettim.

HADİ AMA! BUNLAR TEK AYAKKABIMDI.

Satıcı adamda benden biraz sonra köşeyi dönmüştü. Hızlanmaya çalıştım ama başım dönerken ve kirli asfalt ayaklarımın altından kaymaya başlarken, işim zordu. Zaten çatallaşmaya başlayan sesinide bir uğultu olarak duyuyordum.

Sabahtan beridir ağzıma giren tek şey yarım bir ekmek ve soda olunca, normaldi.

Bu kovalamaca bir süredir devam ettiği için artık nefes nefese kalmıştım. Kalbim, sanki göğüs kafesimden çıkmak ister gibi atıyor, terler alnımdan boynuma doğru boncuk boncuk iniyordu. Ayrıca sol ayak bileğimi burktuğum içinde canım çok yanıyordu, bu yüzden ara ara sekerek ilerliyordum.Nihayet ara sokak görüş alanıma girince, hareketlerimi iyice hızlandıracaktım ki adamın sesinin kesildiğini farkettim. Arkamdan gelen ayak sesleride olmayınca, bu minik oyunun kazanın ben olduğumu anladım.

zafer benimdi.

Ve durdum.

Planım yine tıkır tıkır işlemişti.

Nihayet! Biraz daha devam etseydi bayılmam an meselesi olurdu.

Ona dönmekte hiç acele etmedim; İlk önce, hâlâ aynı şiddetle atmaya devam eden kalbimin dizginleşmesi için bebekliğimden beri ne zaman korksam, kendi mi sakinleştirmeye çalışırken yaptığım o hareketi yaptım: sağ elimin işaret ve orta parmağını birleştirerek, sol göğüsümün üzerinde yerleştirdim ve aynı anda derin bir nefes alıp usulca verdim.

Ve yine, aklımın bir köşesine kazıdığım o cümleyi tekrar ettim: Bitti, bitti, bitti. Güvende-yim, güvendeyim, güvendeyim.

Başımı çevirdiğimde gördüğüm tablonun taslaklarını önceden atmıştım zaten, şimdi ise karşımda sadece renklenmiş hâli duruyordu.

Satıcı, aramızda bir yermi metre kala durmuştu-ona olan uzaklığım gayet iyiydi, aniden koşmaya başlarsa işim kolay olurdu- çevredeki tek tük insanların meraklı bakışları eşliğinde, bir yandan sağ elini dizlerine koyup hızlı hızlı nefes alıp verirken diğer yandan da, derisi buruşmuş olan sol elini kaldırdırarak etrafındakilere beni gösteriyordu. Sanırım yardım istemeye çalışıyordu.

Sızım sızım sızlayan vücuduma ve yanan canıma rağmen, bu çabasına karşı dudaklarımdan sessizde olsa acı bir kahkaha çıkıverdi. Burada kimse kimseye karşılıksız birşey vermezdi. Günahlarını bile.

Tahmin ettiğim gibide oldu. İnsanlar, adamın çaresiz yardım isteklerine yüz çevirip gittiler. Zamanında banada yaptıkları gibi.

Adamın bakışları beni bulduğunda; terden alnıma yapışan saçlarımı çektim ve elimden içine kan damlayan poşeti havaya kaldırarak gözünün önünde salladım, daha sonra işe sinirden kıpkırmızı kesilen yüzüne gıcık bir gülümseme sundum.

Çaresizliğini izlemek eğlenceliydi.

Gözleri, bir ben bir poşet olmak üzere aramızda mekik dokerken, yapmaya çalıştığı şeyi anladım. Bir hamle yapmasını bekledim ama hayır, yaptığı şey sadece bana nefret dolu bakışlar atmaktı.

Normelde yaşlılara kimseye duymadığım kadar saygı duyardım ama bu pislik, başına gelen herşeyi hakediyordu çünkü karısına ve kızına şiddet uygulayan bir herifti.

Onun pes ettiğini gosterircesine çöken omuzlarını ve geldiği yolu giden siluetini izledim. Bedeni yavaş yavaş görüş açımdan çıkmaya başladı. Etrafıma baktım, her zamanki bir manzara vardı:

Kaldırım köşesinde, kendilerine kartondan yatak yapmış adamlar uyuyordu. Sonra kulaklarım başka bir şey işitti; Mahallenin en meşhur meyhanesineden gelen erkeklerin kahkahaları, tokuşturulan bardak ve sokaktaki bir kaç düzgün evden çıkan, kadınların haykırışları ve birşeylerin kırılıp dökülme sesleri...

Gözlerimi yumdum, bana en çok acı veren de buydu. Cihangir ve alt sokağımız olan Cezayirde kadınlar özgür değildi. Onlar; ya kocalarının eve getirdiği üç beş kuruşla kendini gecindirmeye çalışan ve kafalarını pencereden dışarı uzatsalar veya yemeğin tuşunu az koysalar, akşam kemerle dövülenlerdi.

Ya da...

Yok, burada bir seçeneğin var. Eğer kadınsan; kırarsın dizini oturursun kocanın dibinde, o der gelse gelir ve git dersede gidersin. Hayır, çalışmassın. Hoş görülmez.

Kulağıma dokuluşan tüm bu sesler arasında, evin yolunu tuttum.

Burası benim evimdi, karanlık.

Evet, çünkü karanlıkta haykırışlar sabahın kahkahalarıdır. Evet, çünkü karanlıkta dökülen gözyaşları, insanların gördüğü gülücüklerdir. Evet, çünkü karanlık' a dokebilirisn tüm dertlerini ama gündüz sadece perdenin görünen kısmıdır.

Bölüm sonu

27 yorum