Önümdeki devasa radar ekranına kilitlenmiş halde kulağıma gelen cızırtıları dinliyor ve dışarıdaki jet motorlarının sesleri eşliğinde değişen koordinatları inceliyordum. Havalimanının en yoğun saatleriydi, hata yapma şansım yoktu ve mesleğimin ikinci haftasında onlarca canı tehlikeye atmamak için gözümü bile kırpmak istemiyordum. Ekrana dikkatle bakarken hafifçe boğazımı temizledim ve mikrofonun mandalına bastım.
"Anadolu 412, Pist 35 Sağ için iniş izni verildi. Rüzgar iki sıfır sıfır dereceden yedi knot. İyi inişler."
Kısa süre sonra kulaklığıma tekrar bir cızırtı düştü. İşte başlıyorduk.
"İyi günler kule. K-Air 901, üç sıfır sıfır fitte alçalma için hazır. İniş koordinatlarını bekliyoruz."
Elimdeki kalemi bir tur çevirip yanımdaki çaylağa baktım, çay makinesini tamir etmeye çalışıyordu. Önüme döndüm. Ekrana düşen koda bakıp verileri kontrol ettim.
"K-Air 901, anlaşıldı. İki beş sıfır fite alçalın. Pist 35 Sağ için yaklaşmaya devam edin. Altimetre bir sıfır bir üç."
Beklediğim olumlu karşılık gelmeyince birkaç saniye daha nefesimi tutup bekledim. Bir sorun mu vardı? Normalde pilotun beni onaylaması gerekirdi. Sandalyede öne kayıp dudağımı dişledim ve radarları kontrol ettim. O sırada bir kıkırtı duyar gibi olduğumda kaşlarım çatıldı, neydi o? Sırtımdan aşağı bir ürperti beni ele geçirirken iyice duyabilmek için nefesimi tuttum. Ardından o ses, tüm frekanstaki insanların, onlarca pilotun duyabileceği şekilde kelimeleri neredeyse yayarak ve yavaş yavaş sıraladı.
"Anlaşıldı kule, iki beş sıfır fite alçalıyoruz. Harika yönlendiriyorsun. Sağ ol yavrum."
Parmaklarım donakaldı. Zihnim dediklerini algılamayı reddetmeye çalışır gibi kaşlarım çatılırken uluslararası bir frekansta cidden bunu söyleyip söylemediğinden emin olamadım. Çay makinesini tamir etmeyi bırakan Jimin bile şaşkınlıkla bana bakmış ve bıyık altından gülüp önüne dönmüştü. Sesimdeki profesyonelliğin bozulmasına engel olamadan mandala bastım.
"K-Air 901, siz az önce bana 'yavrum' mu dediniz?"
daha uygulamayı anlamadan hikaye yazmaya başladım hadi hayırlısı