İsyan kaybedilmişti,çocuklar ailelerini kaybetmişti.Barış muhafızları,mıntıkaların her yerinde nöbet tutuyor,etrafa korku saçıyor,terör estiriyorlardı.Bu korkunç;savaşın etkisinde kalmış günlerde bir asinin kızı doğdu.Sapsarı saçları,yemyeşil gözleri ve griye kaçan beyaz teniyle o gece aydan daha parlaktı.Annesi onun ismini Marseliea koydu.
Kızın hayatı tabiki de toz pembe geçmemişti.Annesini daha yürümeden kaybetmiş,babası da barış muhafızları tarafından tutuklanmıştı,Marseliea ona tam olarak ne olduğunu bile bilmiyordu.Çocukluğu,teyzesinin kırık dökük evinde kuzenlerinin eskilerini giyerek geçmişti.Kıyafetlerinde her zaman bir yama olur ve balık kokardı.Çocuklar onu ucube bulurdu,tıpkı diğer kötü giyinen çocuklara yaptıkları gibi onuda zorbalarlardı.Marseliea sakin kalsada içinde bütün kariyerler gibi zenginlere ve onunla dalga geçenlere karşı nefret doluydu.
Okulda bazen birkaç derse girer,günün geri kalanında teyzesine tezgahta yardım ederdi.Bu sayede balık ve tuzlu su kokusu iyice üstüne sinerdi ama teyzesini annesi gibi görür ona yardım etmekten mutluluk duyardı.Ayrıca artık o ‘büyük’ bir kız olmuştu,tam on beş yaşındaydı.Şikayet etmesi uygun olmazdı.
Bugün hasat günüydü.Yatağından yorgunca uyandı,yatağın altındaki fare inliyerek kaçmaya çalıştı.Marseliea,son anda onu kuyruğundan yakaladı ve çırpınan fareyi camdan dışarı attı.Lavaboya gidip elini yıkadı,dördüncü mıntıka eskisi gibi değildi,çok daha kötü bir haldeydi.Salgın hastalıklar son zamanlarda azalmış olsada hala herkes farelere dikkat ederdi.Marseliea buz gibi su ile ilk elini sonra yüzünü yıkadı.Saçını yukarıdan toplayıp kısa kollu tişörtünün üstüne teyzesinin eski yeleğini giydi ve lavabodan çıktı.
Teyzesi mutfakta masayı siliyordu.Kapının kenarında Marseliea’yı görünce ona gülümsedi fakat daha sonra yorgunlukla eskimiş,tahta sandalyeye çöktü.Göz altında gri halkalar çıkmış elleri çatlamış ve yaralarla dolmuştu.Kırk yaşında birine göre oldukça yaşlı gözüküyordu.Dördüncü mıntıkada çocuk bakmak kolay iş değildi.
Kıza derin derin baktı.Marseliea asla sormamıştı ama tahmin edebiliyordu;Ona annesini anımsatıyordu.Teyzesi ayağa kalktı ve elinde ki bezi çeşmenin yanına koyarken Marselia'ya “Tezgahı kurmama yardım et Marseliea.Daha sonra seni güzelce hazırlarız tamam mı canım?” dedi.Sesinde kırılgan bir umut gözlerinde yorgunluk ve panik vardı.Kız başını itaatkar bir şekilde salladı ama içinde fırtınalar kopuyordu.Ya bugün kurada ismi çıkarsa?O zaman kim teyzesine yardım edecekti?Yeni nişanlı Emily mi yoksa küçük kuzeni Steve mi?Soruların hepsini susturdu.Sanki bir düğmeyi çeviriyormuş gibi düşüncelerinin sesini kıstı.
Kız ayakkabılarını giymek için kapıya gitti.Teyzesi kimsenin içeriye ayakkabı ile girmesine izin vermezdi bunun ona ekstra temizlik yapması gerektirdiğini ve zaman kaybettiğini söylerdi.Kapı gıcırdayarak açıldı,Marselia elindeki eski botları yere koydu.Yerdeki tozlar havaya kalktı,Marseliea öksürdü.Botlar o kadar yıpranmıştı ki Marseliea bazen onların elinde parçalanacağından korkuyordu.Bu botlar eniştesinin eski botlarıydı ve Marselia'ya oldukça büyük geliyordu ki Marseliea hiç de kısa boylu bir kız sayılmazdı.Teyzesi botları atmaya kıyamayınca botlar Marselia'ya kalmıştı.Yinede Marseliea botlara gözü gibi bakardı.Eniştesi tıpkı küçük Steve’e benziyordu.Anılar bulanıktı ama duygular hala aynıydı.Marseliea eniştesini severdi o komik ve hayat dolu bir adamdı ama kader ağlarını örmüştü; Robert Gessner sadece barış muhafızlarından biri ile kavga ettiği için kurşuna dizilmişti.Anılar tazeydi dendiği gibi teyzesinin hala kulaklarında yankılanan çığlıkları gibi.
Şimdi deniz kenarındaydılar.Marseliea büyükçe bir kayanın yanına gitti ve altındaki zıpkınları aldı.Birini teyzesine uzattı.Teyzesi beklemeden hemen kumsalda yürümeye başladı.
Marseliea zıpkınındaki harfleri okşadı
H+Z
Annesi ile babasının baş harfleri. Zoe ve Hayden.Kendi baş harfinide kazımayı elbette düşünmüştü ama sonra bozmaktan ve pişman olmaktan korkumuştu.Daha fazla düşüncelere dalamadan teyzesi onu kendisine getirdi.Marseliea küçükken yaptığı gibi zıpkını bir kenara bırakıp elleri ile balıkları yakalamaya çalıştı.Normalde kızan teyzesi bu sefer ona eşlik etti.Tezgahı kurmaya gittiklerinde ellerinde sadece iki tane taze balık olmasının tek sebebi buydu.
Teyzesi bugün Marseliea’yı erkenden rahat bırakmıştı.Kız ona heyecanla teşekkür etti ve dördüncü mıntıkanın küçük ormanına gitti.Ormanın tanıdık kokusu onu sardı,kız derin bir nefes aldı.Kocaman yaprakların arasından geçen ışıklar büyüleyici bir görüntü oluşturuyordu.Marseliea biraz yürüdü, şanslıydı, çalılarda birkaç tane zehirsiz böğürtlen vardı ama ilk başta Meşe Bey’e tırmanmalıydı.Küçükken Marseliea sık sık buraya eniştesi Robert ile gelirdi.Bazen Emily de onlara eşlik ederdi.Robert ile Marseliea eksiden kendilerine birer ağaç seçmişlerdi.Eniştesi burada ki en büyük köklere sahip ağacı seçmiş ve ona Kökhan demişti.Marseliea ise nedenini hala bulamadığı bir şekilde ona Meşe Bey demeyi tercih etmişti.Meşe Bey’in üstünde terk edilmiş bir sincap evi vardı.Marseliea burada bazı küçük eşyalar bulundururdu;harçlıkları,ailesi ile ilgili şeyler ve bir kase.Bu kaseye genellikle böğürtlen ve şanslıysa üzüm koyar bunları küçük kuzeni Steve ile yerlerdi.Elini terk edilmiş sincap evinin içine soktu,kaseyi aldı.Yolda gelirken gördüğü böğürtlenleri topladı ve kaseye doldurdu.Yolda yürürken biraz uzağından tanıdık bir kıkırdama duydu.Daha sonra bir erkek sesi duydu “Senin için her şeyi yaparım” kız tekrar kıkırdadı “Her şeyi?O zaman evimizi süslemek için çoook fazla çiçek istiyorum!Yoksa orada oturmam!” “Senin için her şey Emily,her şey”
Luca,Emily’nin nişanlısı ve onların komşusu idi.Geçen sene kuradan kurtulmuş , o sene Emily’e evlenme teklifi etmişti,düğünleri ise bir hafta sonra olacaktı.Luca şimdi mıntıkanın en zengin ve capitol ile arası en iyi olan ailenin takas merkezinde çalışıyordu.Longdon ailesi dördüncü mıntıkanın iki şampiyon çıkaran ailesi idi ama bu şampiyonlardan biri oyunlardan sadece bir ay sonra intihar etmiş ; diğeri ise zafer turu sırasında bir haracın yakınları tarafından öldürülmüştü.Kurallar eskisi kadar katı değildi yani haraçlarla ilgili kurallar,onların güvenliği ile ilgili olanlar.
Marseliea eve geldiğinde kaseden bir iki tane böğürtlen aldı daha sonra su dolu kovaları sobanın yanına koydu.Kız başını biraz uzatarak “Steve!Buraya gel!” Steve odadan çıktı.Kızıl saçları ve yeşil gözleri ile o aynı Robert idi.Altı yaşında ki Steve babası ile sadece bir yıl geçirebilmişti.Çocuk merakla Marseliea’ya baktı , kız başıyla masada ki kaseyi işaret edince Steve heyecanla kıkırdayarak masaya tırmandı.Tombul parmakları şimdiden açık mavi renge boyanmıştı.Marseliea ona gülümsedi,sobanın yanına koyduğu kovaları aldı ve tuvalete gitti.Duşunu alırken sıcak su kaslarını gevşetti.Gözlerini kapatınca aklına bir kaç yüz geldi;Laker Longdon,Iris Hawthorne,Aiden Voss.Mıntıkanın en çok gelecek vadeden kariyerleri.Konuşmalarından bile kibirleri kendilerini belli ederdi “Onların kellelerini baltamla alacağım!” bir kız kıkırdaması ve “Havalı bir kariyer olacağım öyle değil mi , L.L ?” Kızın daha fazla kıkırdaması.Hepsi mide bulandırıcı geldi.Marseliea hepsinden nefret ediyordu , onların iyi kişiler olabileceğine asla inanmamıştı.Onlar zorba ve küstahtı.Kibirleri boylarını aşmıştı.Duştan çıkan Marseliea sobanın yakınına bir sandalye çekti oturdu
Az sonra kapı açıldı.Teyzesi kazandığı paraları cebinden çıkarıp masaya koydu.Marseliea teyzesi görmeden Steve’i masadan indirdi.O sırada Steve parmaklarını yalıyordu.Yaşına göre hala çocukça davranıyordu,biraz şımarıktıda ama herkes onu severdi.Teyzesi mutfak musluğunda ellerini yıkarken Marseliea’ya baktı memnuniyetle başını salladı “Gidip Emily’e bak , bakalım hazırlanmış mı?” Marseliea başını sallayıp Emily’e bakmak için mutfaktan çıkıp onun odasına gitti.Emily’nin odası solmuş pembe duvar kâğıtları ile kaplı pencereli bir odaydı.Emily kahverengi saçlarını tarıyordu.Her sene giydiği kırmızı , beyaz benekli elbiseyi giymişti.Marseliea onun yanına gitti,Emily ona küçücük gülümsedi.Kız , Marseliea’ya ilk kararsızca baktı ama sonra masasının üstündeki cam şişeyi aldı “Parfüm sıkmak ister misin?” Marseliea kararsız kaldı.Parfüm çok pahalı bir şeydi yinede Emily bunu çok istemiş teyzesi de almıştı sırf bu yüzden geçen ay kiralarını geç ödemişlerdi.Marseliea başını salladı, Emily parfümü onun üzerine biraz sıktı.Odayı tatlı kiraz kokusu doldurdu. Steve mutfaktan bağırdı “Emily!Mary!Annem sizi çağırıyor” dili Marseliea demeye dönmediği için küçüklükten beri kıza ‘Mary’ diyordu minik Steve.Kızlar odaya gitti , teyzesi kızların ellerine sandviç tutuşturdu daha sonra onları kovarcasına dışarı sürükledi “Birazdan Steve ile geleceğim, siz geç kalmayın.Yolda da sandviçlerinizi yiyin.”
Marseliea kendi yaşıtlarının olduğu sırasına geçmeden önce Emily’nin elini rahatlatıcı bir şekilde sıktı.Kendi sırasına geçtiğinde gözlerini yumdu, derin nefesler aldı ve bildiği bütün duaları okumaya başladı.
Görevliler aceleyle son sahne kontrollerini yaptılar.Kel bir adam görevlileri ordan oraya gönderiyordu, kameraların açısını sürekli değiştiriyor “İşe yaramazlar!” diye bağırıyordu.İki tane barış muhafızı sahne önünde bir tanesi sahne kapısının önünde diğer ikisi haraç merdivenlerinin önünde duruyordu.Bir çalışan aceleyle mikrofona parmağıyla vurup çalıştığından emin olduktan sonra sahneden indi.En fazla kırk bel yaşında olan Jack isimli sunucu sahne kapısından çıktı, kollarını dördüncü mıntıka halkına doğru kocaman açtı “Merhaba , millet ! Umarım herkes iyidir.Bu sene 89.Açlık oyunlarında mıntıkamızın şampiyon olmasını umuyorum.Bu yüzden kura aşaması için oldukça heyecanlıyım ama yinede akıl hocamız Sofia Vance‘i dinleyeceğiz.”
Sofia Vance, 82.Açlık Oyunları şampiyonu diğer şampiyonların akıl hocası.23 yaşında çelimsiz bir kadın ama hayatta kalma içgüdüleri güçlü biri.Sofia mikrofona eğildi “89.Açlık Oyunları haraçlarımıza şans, mıntıkamıza bolluk ve bereket getirsin” dedi duygusuzca.Marseliea’nın teyzesi bazen bu kıza acıdığını söylerdi derdiki “O bir açlık oyunları şampiyonu, bu bile kötü bir kader.Şimdi de her sene tanıdığı çocukları arenaya gönderiyor.Kazandırdığı çocuklarda şampiyonluğun tadını çıkarmadan göçüp gidiyor.Yazık oldu, o neşeli bir çocuktu” Marseliea bu konuda teyzesine hak veriyordu.Kendini akıl hocası olarak hayal edemiyordu, o zaman bu korkunç bir şey olmalıydı.Yakın zamanda bu korkunç düşünceleri düşünceden bile sayamayacağından korkuyordu.Arenadan korkuyordu.
Sofia kenara çekildi.Jack kızların kasesine gitti “Önce hanımlar” Capitol aksanı ile ‘r’ uzadıkça uzadı.Jack işkence gibi bir süre boyunca kâğıdı açtı ve çıkan ismi bağırdı “Emily Jones!”