Bölüm adı: Vedalar soğuktur
Geçmiş zaman,
Atılan ilk ölüm tarihi: 14/04/2020
Yerde oturan Lorin, öylece yatağının üzerinde uzanmış annesine bakıyordu, annesinin ellerini eline almıştı . Beyaz yorgan ve çarşafın içinde ruhsuz ve soluk bir ten ile uzanan Ceylan Hanım, yorgunluğu ile gözünü kapatmış uyuyordu.
Taktığı maske ile rahat nefes alamayan Lorin, hafifçe maskesini indirip derin bir nefes aldı ve tekrar maskesini burnuna çekti. Öylece yatakta uzanmış annesine baka kalmıştı.
Normalde annesinin güzelliği ile büyülenen Lorin, şuan karşısında, soluk bir ten ve hepsi dökülmüş saç, kirpik, kaşları ile karşı karşıya kalmıştı. Buruk bir gülümseme oluştu yüzünde, o buruk gülümseme ne kadar canının yandığını ve ne kadar acı çektiğini belli ediyordu.
Saat gecenin ikisini, takvim yaprakları ise on iki nisanı gösteriyordu. Lorin hala annesinin başında sesizce gözyaşları döküp, derin derin iç çekiyordu. Annesini çok seviyordu hemde haddinden fazla.
Normalde Lorin yatağında yatar, annesi baş ucunda beklerdi. Fakat işler değişmişti. Bu sefer bekleyen annesi değil, oydu. Hem de can yakan bir bekleyiş.
Annesinin uyuduğundan emindi, ama yine de bekledi, hem Lorin beklemeyi seven biriydi. Özellikle o beklediği annesi olunca daha güzel oluyordu.
Yavaşça başını yatağa yasladı, tükenmişlik etrafını sarmış bitirmişti onu. İnsan sevdiği zarar görünce daha yoruluyormuş oluyordu. Annesinin bir yıldır süren kanser ile mücadelesinden bunu anlamıştı Lorin.
Öylece tükenmiş, öylece bitmiş ve öylece yorgun hissediyordu. Daha, annesinin gün ve gün gözünün önünde erimesine alışmayan ve kabul etmeyen Lorin, nasıl olurda annesinin ölümünü kabul ederdi ki.
Gözleri kapandı Lorin'in, kaç gecedir uyumayan Lorin, sonunda yorgunluktan gözlerini kapatmış ve uykunun onu bir elbise gibi sarmasına izin verip, uykunun kollarına kendini öylece bırakmıştı.
Yatakta hafif kıpırdayan Ceylan Hanım, hissetiği ağrılar gözlerini açtı, ağrılar şiddetini artırırken gözleri dolmuştu. Başını sol eline çevirince, elini tutmuş olan Lorin'i görünce gülümsedi. Acıları hisizleşti.
Sol eli Lorin'in saçlarına gitti, yavaşça okşadı saçlarını. Öyle şefkatle okşuyordu ki, içi gidiyordu kızına. Lorin küçüğüydü onun.
Eli Lorin'in saçını okşarken fark ettiği şey ile gözleri dolmuştu. Lorin'in saçları incelmiş, yer yer oyuklar vardı. Kendisinin canı yanıyor, yanında Lorin, oğlu Umut ve hayat arkadaşı olan Rasim Bey'in de canı yanıyordu, biliyordu bunu nasıl bilmezdi.
Gözlerinden yaşlar dökülürken, Lorin başını yasladığı yatağa hafifçe sürttü ve bir şeyler mırıldandı. Ceylan Hanım ne mırıldandığını duymuyordu, o yüzden yavaşça kızının saçını okşamaya devam etti.
Lorin'in mırıldanmaları artırmış ve Ceylan Hanım korkuyla kızına bakıp onu uyandırmaya çalışıyordu.
"Lorin, annesinin papatya güzeli," diyip hafiften Lorin'i sarsıyordu. En sonunda Lorin çığlık çığlığa uyandı, "Annemi yıkadılar, annemi kefenlediler. Öldü öldü, elimde öldü. Annem öldü."dedi yüksek sesle. Hem ağlıyor, hemde, "Annemi kefenlediler, annem öldü." Diye sayıklıyordu.
"Burdayım, bak burdayım annem." Dedi Ceylan Hanım. Lorin hızla yatağa oturup annesine sarıldı. Sesleri duymuş olan Rasim bey de odaya gelmiş, kapıdan içeriye hafif bir şekilde başını uzatmış sarılan anne kıza bakıyordu.
"Burdayım, ağlama kurban olduğum." Diyordu Ceylan Hanım. Ama Lorin içli içli ağlamaya devam ediyordu. Hıçkırıklar ile ağladığı vakit Rasim bey dayanamamış ve hızla içeri gelip Lorin'in yanına oturup, aynı ceylan Hanım gibi saçını okşamaya başlamıştı.
Öylece başını annesinin omuzuna yaslamış olan Lorin içli içli ağlıyor ve derin nefesler alıyordu. Bitmek bilmeyen bir acı ruhunu öldürmeye ant içmiş gibi kalbine girip yerleşmişti.
Annesi kanser olduğundan beri böyleydi, sürekli annesinin öldüğü rüyaları görür ve uyandırdı. Ama bu gece böyle olmamıştı, evet annesi yine elleri arasında ölmüştü, ama bu sefer yıkayıp kendi elleri ile kefenlemişti.
Düşüne biliyor musunuz? Anneniz her gece rüyanızda ölüyor, bu kabuslar ile uyanıyorsunuz ve bir gece tekrar uyuyor bu sefer rüyanızın devamı geliyor ve kendi elleriniz ile annenizi kefenleyip gömüyorsunuz. Rüyanız hayatınızın en büyük acısı olurdu.
Lorin ise yaklaşık bir yıldır sürekli bu rüyayı görüyor ve son rüyasında annesini kefenleyip gömüyordu. Annesi ölmese bile Lorin bu gördüğü rüyadan sonra ne yaşardı, ne de annesinin yaşadığına inanırdı.
Sonunda gözyaşları kurmuş, yerini içli içli nefes almalara bırakmıştı. Hem Rasim bey hem de Ceylan Hanım suskundu.
Biliyorlardı, kızlarının ne kadar acı çektiğini biliyorlardı, ki oğulları da bu acının fazlasını çekiyor ama dışa vurmuyordu. Umut'a göre erkek adam hiç ağlamazdı. Ama bir bilseydi gerçekleri, ağlamadığı zaman kalmazdı, annesi ölmeden sesiz bir yas tutmazdı.
🗝️
Ayın gidişi ile gece bitmiş, hüzün geceye gömülmüş ve güneşin doğuşu ile Kösek ailesi yine gülümseyen maskelerini takmıştı. Hiç kimse, sanki Lorin dün gece ağlamamış, sayıklayıp, kendini hüzne boyamamış gibi mutluydular.
Umut yine sofrada yoktu, uzun bir süredir zaten böyleydi. Umut geceleri eve gelmez, bir yerde kalır ama her sabah aramayı da ihmal etmezdi.
Her zaman aynı saatte arardı üstelik, sanki annesi öldü mü yoksa yaşıyor mu? Diye arıyordu. Lorin ise hep aynı cevabı verirdi.
Bu sefer de telefon çalmış ve Lorin telefonu açmıştı. "Alo,"dedi Umut. "Efendim abi?"dedi Lorin , sorar gibi. "Ne yapıyorsun?" Diye sordu. "Kahvaltı yapıyoruz. Babam dedi ki, ' Ona söyle kahvaltıya gelsin.' Dedi." Babasının dediğini iletip sustu.
Lorin'in söylediği sözler ile umut derin bir nefes aldı. "Babaya söyle restorantta kahvaltı yapmış." Diyip sustu. Lorin sinyali almış gibi, "Tamam, hadi görüşürüz."dedi ve telefonu kapattı .
Tekrar oturduğu sofrada annesi ve babasının yüzünü asık görünce anlam veremedi.
"Anne,"dedi. "Efendim, annesinin güzeli?"dedi Ceylan Hanım. "Bir şey mi oldu?" Diye sordu lorin. "Yok,"dedi Ceylan Hanım.
Kahvaltı devam ederken Ceylan Hanım'ın yine ağrıları başlamıştı. Ağrıları şiddet kazanırken, elinde ki çatalı tabağa bırakıp, "Ben odaya gidip uzanacağım." Dedi.
Ceylan Hanım ayağa kalkınca Lorin'de hızla ayağa kalkıp annesinin koluna girdi, "Götüreyim seni anne."dedi Lorin ve odaya annesi ile girdi.
Ceylan Hanım öylece uzanmış Lorin ise öylece annesini izliyordu.
Gece olmuştu bile, Lorin yine annesinin elini tutmuş, yatağın ucunda annesini izliyordu. Yavaş yavaş gözleri uykuya dalıyor iken, son bir kaç şey mırılandı, "Anne yarına uyan olur mu?"dedi
🗝️
Ceylan Hanım daha sancılı ağrılar ile uyandı, hafifçe inleyip elini sol yanına attı. Lorin duyduğu inleme sesi ile uyanmış öylece yüzü acı ile dolmuş annesine bakıyordu.
İnsanoğlu ölüm vaktini bilmeden, hayata kolları ile sarılmış bir varlıktı. Ceylan Hanım da o varlıktandı, yaşamayı seven bir kadındı.
Bilmeyenler 50 yıldır yaşıyor çok şey görmüştür diyor, Allah biliyor ya, bir kere bile markete gidip kendine bir çikolata bile almamış insandı. Zaten çocukluğunu yaşamamış 10 yaşında kardeşlerine anne olmuş bir kadındı.
Güçlüydü haddinden fazla hemde, ama bazen fazla güçlü olmakta öldürürdü insanı. Bırakın her yerde güçlü olmayı, sonra bir yerde düşer her yerinizi yara bere yaparsınız.
"Anne," dedi Lorin. Bir şey diyemedi ceylan Hanım. Zaman hızla akıyordu Ceylan Hanım için. Ölüm şah damarına baskı yapıp sesizce"Ölüme bir kaç adım kaldı."der gibi üflüyor ve nefesini kesiyordu. Yaşamı seçmesine rağmen, ölüm peşini bırakmıyor, onu bir kefen gibi sarıp sarmalıyordu. Sonu belli olan bir parkurda koşuyor, yaşama veda etmek istemez iken, şah damarına baskı yapan ölüm buna izin vermiyor, nefesini kesiyordu.
Annesinin dedikleri aklına gelmiş ve hemen elini annesinin ayaklarına uzattı. Soğuktu, ne demişti annesi? "Eğer hasta yatağında bir insanla birlikteyesen ve o insan ölecekmiş gibi duruyorsa ayağına dokun. Ayağı soğuk ise ruhu ayaklarından çıkmış, bedenin üst tarafında sıkışıp kalmış çıkmak için zaman arıyor." Derdi annesi. Öyleydi ayakları soğuk elleri, ise sıcaktı. Dokunduğu eli Cennet , ayakları ise Cehennemdi. Hani annelerin ayaklarının altında Cennet vardı, niye o zaman bu kadar soğuktu.
Bir damla gözyaşı döküldü, sonrası onlarca gözyaşına sebep oldu.
Lorin, "Baba,"diye bağırdı. "Anne beni bırakma tamam mı, bak sakın bırakma?"dedi Lorin. Bir şey diyemedi ceylan Hanım öylece papatya güzeline baktı. "Anne söz ver, anne Yalvarırım söz ver, ne olur söz ver?" Diye bağırdı. "Yapma böyle Lorin,"dedi annesi. "Her şey Allah'a bağlı, öldüren de yaşatan da yüce Allah."dedi Ceylan Hanım. Ağlayan kızına bakıp o da gözyaşları döküyor.
Rasim bey duyduğu ses ile hızla balkonda içtiği sigarayı kül tabağında söndürüp içeri girmişti.
Odanın kapısına geldiğinde başını kapıdan içeri uzattı. Gördüğü şeyler ile gözleri dolmuş, öylece yerde ağlayan kızı ve ona bakan annesi.
Hızla içeri girip eşine baktı, elleri önce ayağına sonra kollarına gitti. Fark etti, ayağı ile elleri arasında ki sıcaklığı fark etti ve elini öyle çekti ki, sanki elini ateşlerin içine koymuş ve o acıyla canı yanmış gibi hızla çekti.
Eşi sanki kendi ölümünü biliyormuş gibi, ona bazı şeyler söylemişti, ama Rasim bey onu dinlememiş susturmuştu. Çünkü eşinin ölümü herşeyin yok oluşu demekti. Pek akıllı bir adam değildi, her şeyi eline bulaştırırdı. Bir de Rasim Bey'in pek adam akıllı babalık görevini yapan biri de değildi, ona her şeyi eşi öğretmiş, şuan ki durumuna gelmesini sağlayan da eşi olmuştu. Şimdi onu bırakıp da gidemezdi, söz vermişti.
"Ceylan, Ceylan Gözlü, söz verdin unutma." Diyip hızla yere çökmüştü o da. "Sözünü tutmazsan bende tutmam, yeminim olsun ki tutmam."dedi tekrar. Daha sona Lorin'e dönüp anneni hazırla hastaneye gidiyoruz, ben arabayı kapının önüne getireyim." Dedi ve ayağa kalktı.
🙂
Hastaneye gelmişlerdi. Lorin yolda abisini aramıştı ve, "Anneyi hastaneye getirdik hızlı sende gel. " Demiş ve hangi hastane olduğunu söylemişti. Daha sonra Umut nasıl hastaneden çıktığını bile anlamamıştı.
Hastaneye vardığında ise annesinin o hâlini görmüş, ilk kez hıçkıra hıçkıra oturup ağlamıştı, hastanenin o soğuk duvarında. En sonunda ağlaması durmuş ve lavabo da elini yıkayıp annesinin yatırıldığı odaya gitti ve sessizce öylece ayakta dikilip annesini izledi.
Rasim bey içeri giren doktor arkadaşı, eşine bakıp çıkınca Rasim bey de arkadaşının peşinden çıktı.
"Durumu nasıl?" Diye sordu. "Bilmiyorum Rasim, herşeye hazırlıklı ol, daha doğrusu olun. Gün bitiyor ve şuan Ceylan yatıyor. Yarın onu uyandırdığında gözlerini açmama ihtimali ve onun için bir sela okunma ihtimali de var, bu olumsuz ihtimallerin yanında, yarın onu uyandırdığında yüzüne bakan ve bu hastaneden elini kolunu sallayarak çıka bilecek bir kadın var." Dedi. Hiçbir şey anlamadı Rasim, aynı bu yazıları okuyan sizler gibi.
"Anlamıyorum, sanki söylediğin kelimeler yabancı bir dilde ve ben öylece dinliyorum gibi geliyor. " Dedi. Haklıydı, her kelime her harf ona o kadar farklı geliyordu ki.
"Dediğim şu Rasim, hazırlığını yap, çünkü şuan oda da yatan kadının ölme ihtimali yaşama ihtimalinden daha fazla." Dedi. Çocukluk arkadaşına öyle şeyler diyordu ki, onu öldürebileceğinden haberi yoktu.
Sustu Rasim bey, öylece sustu. Her şeye hazırlıklı olmalıydı değil mi? Ama o hazırlık yapan bir insan değildi her şeyi en sona bırakır hep geç yapardı.
Arkasında kalan odaya dönüp baktı. Canı yandı, öldü, duydukları ile kimse görmeden toprağın altına gömülüp kendi kumunu kendi üstüne attı.
Sesiz bir kaç adım ile odaya yürüdü. Adımları öyle sessizdi ki , bedeni görünmese kimse varlığını anlamadı.
Kapıyı açıp içeri girdi, etrafa bir göz gezdirdi. Camın önünde yatağa dönük koltukta, başı önünde uyuya kalmış kızı ve hala ayakta küçük uzun dolaba dayalı durmuş ve annesini izleyen oğlu. İçi yandı ciğeri parçalandı. Sanki bütün kaburgaları kırılmış ve ciğerlerine batmış bir acı vardı üstünde.
Ne yapacağını bilemedi, öylece ayakta dikildi. Kızına baktı, zayıflamıştı normal de 68 kilo iken 60'a düşmüştü, boyu ise 1.70' i idealdi. Sadece o boya oranla fazla zayıflamıştı.
Saçları da belli bir şekilde dökülüyordu, saçlarını severdi Lorin tek teline bile kıyamazdı, Lorin nasıl saçına kıyamıyorsa Lorin aynı şekil annesi de babası da kıyamıyordu.
En sonunda durduğu yerden kıpırdayıp elini Umut'un omuzuna attı. "Hadi eve dönün, sen de Lorin de yoruldunuz." Dedi.
"Kalalım baba sorun değil," dedi Umut. "İtiraz etme, sende Lorin'de yorgunsun dinlenin yarın gelirsiniz. "Biraz daha kalıp öyle gidelim o zaman. Hem zaten Lorin uyuyor, uyanmasın." Dedi. Rasim Bey başını aşağı doğru sallayıp, "Peki," dedi.
Lorin'in yanına gitti ve elini başına götürüp hafifçe okşamaya niyetlenmiş ama Lorin hızla yerinden sıçradı. "Baba annemi kefenlediler," diyip aynı şeyleri sayıklamaya başlayıp ağladı. Rasim Bey hızlıca Lorin'i göğsüne çekip, "Ağlama, annen burda yatıyor. Sus uyandırma zaten yorgun." Dedi Rasim Bey. Lorin babasını dinlemiyor, ağlamaya ve sayıklamaya devam ediyordu. "Yal-lllaan söy-yylüyo-ooorsun " dedi. İçli içli nefesler alıp ağlıyordu.
Umut hızla kardeşinin yanına gidip, babasının göğsüne başını yaslamış duran Lorin'i kolundan tutup kendine çekti. "Boş konuşma, burda işte!" Diyip Lorin'in başını yatağın üstünde uyumuş annesini gösterdi.
Durdu Lorin, sonra hızla yatağa ilerleyip annesine sarıldı. O sırada yaşanan olayları duyan Ceylan Hanım sesizce gözleri kapalı bir şekilde durmuş ağlıyordu.
"Anne," dedi Lorin. Sustu Ceylan Hanım, "Anne ses versene, anne!"dedi bu sefer sesi yüksek çıkmıştı. "Anne, yaşıyorsun ama ses vermiyorsun, ne bu ölümüne mi hazırlıyorsun bizi? " Dedi. Ağlamaya devam etti Ceylan Hanım. "Konuş anne konuş, Yalvarırım anne konuş! Böyle alışmam ben senin öldüğüne böyle alışmam! Böyle alıştıramazsın beni!"diye bağırdı. Susmayacaktı annesi tek kelime etmeyene kadar susmayacaktı. "Konuş! Lütfen konuş, öyle sesizce ağlama, sen öleceksin, bizi de kendinle öldürme!"diye bağırdı. Bir yıldır kabullenmediği şeyi dilinden döktü.
"Lorin," dedi Ceylan Hanım sesi kendisine bile gelmedi. "Konuştun, konuş. Ölme, kendinle benide öldürme." Dedi. Öylece durdu, öylece ağladı. Sessizlik, herkes bir köşede delice ağladı.
Herkes ağlıyordu, gidecek biri vardı son gündü, Azrail kapıda onları izliyordu, bitecek bir hayat vardı, o hayatın bitmesi ile kararacak üç hayat daha.
🥺
Lorin ile abisi Umut eve gelmiş odalarına çekilmiş ağlıyorlardı, uzun sürede böyle değil miydi zaten?
Kader kelimesinin iki anlamı vardır, 1. Anlamı, alınyazısı, yazgı.
2. Anlamı ise, genellikle kaçınılmaz olan kötü talih. Herkes 1. Anlamı bilir ve kabul eder, ama Lorin annesi kanser olduktan beri, 1. Anlamı değil, 2. Anlamı kabul ediyordu.
Acı: bir insanı yaşatan ve aynı anda öldüren şeydir. Bir yıldır Kösek ailesini acı kucaklamış, göğsünde yatırıp uyutmuştu.
Lorin başını yastığa koymuş, ama gözleri bir türlü kapanmamıştı. Öylece karşısında ki duvara bakıp ağlamıştı.
Zaman öylece akıp gitmiş, sabah ezanın okuması ile Lorin sonunda gözlerini kapatmıştı. Uyku onu sararken, annesi ruhunu Azrail'e teslim etti.
Biri ertesi güne gözlerini açmak için kapattı, diğeri ertesi güne gözlerini açmamak üzere kapattı. Birisini uyku bir elbise gibi sarıp uyutmuş, diğerini ise ölüm bir elbise gibi sarıp öldürmüş.
😟
Rasim bey, kalktığı sabah namazında abdest almak için odada bulunan banyo tipi lavaboya gitti, Tatvan'ın en lüks hastanesi olduğu için konfor seviyesi oldukça yüksek bir hastaneydi.
Abdestini aldıktan sonra tekrar odaya girdi ve eşini kaldırmak için yanına geldi. "Ceylan," diye seslendi. Ceylan Hanım bir şey demedi, o yüzden tekrar seslendi. "Ceylan, hadi uyan. Ezan okundu, namaz kıl." Bir ses gelmedi. Rasim Bey'in bedenini korku sardı, Ceylan Hanım'ı sarsmaya başladı.
"Ceylan kalk, Ceylan kalk. Ölümü gör kalk, yalvarırım." Diyip hızla ceylan Hanım'ı kendine çekip sarıldı. Ceylan Hanım'ın eli iki yanına düşünce, Rasim Bey için dünya durdu, her şey bitti. "Ceylan kalk! Ceylan yalvarırım kalk, sende onun gibi bırakma! Yalvarırım! Yalvarırım kalk, nasıl hesap vereceğim, oğlun ve kızma!" Dedi. Hep ağlıyor hemde hala sıcak bedene sarılıp konuşuyordu.
"Hala sıcak olan bedenin ölmüş olmaz, kalk kurban olayım!" Diye bağırıyordu. En sonunda aklına dank etmesi ile, "Doktor!" Diye bağırdı, "Doktor! Yalvarırım gel karım öldü gel kurtar!" Diye bağırdı.
Sesi duyup gelen hemşire hızla Ceylan Hanım ile ilgilenen doktoru çağırdı. Zaten nöbette olan doktor hızla gelmiş ve ayakta eşini göğüsüne çekmiş ve bırakmayan Rasim Bey'in yanına gidip hızla elleri arasında Ceylan'ı alıp çıkardı.
"Yalvarırım bir şey ölmüş olamaz! Bedeni hala sıcak hala bir ümit var! Yaşat işte! Bak benim ondan başka ailem yok!" Dedi bağırarak.
Yusuf Bey elini, Ceylan Hanım'ın nabızına attı durmuş olan nabız ile ümitsizce elinde ki saate bakıp, yanında ki hemşireye "Ölüm saat 06.06," dedi.
Duyduklarına inanmadı Rasim Bey, hızla doktorun elini tutup, "Yalvarırım yine bak hatadır yanlıştır ölmüş olamaz, ölmez o yaşar. Söz verdi! Daha yatmadan önce söz verdi! Gitmem dedi, ne olursa olsun kalırım dedi! Yaşarım! Yanlız bırakmam dedi! Sözünü tutar o bırakmaz yanımda kalır, vazgeçmez benden, çocuklarından!" Dedi ve yere çöktü.
Eşi öldü, şimdi nasıl olurda bunu kabullenip çocuklarına söylerdi. Bu ölmek ile eş değerdi.
😔
Başını koyduğu yastığa, telefon sesi ile uyandı. Gözlerini açıp etrafına bakmaya başladı, sesi anlamamış ne olduğunu anlamaya çalışır bir hali vardı. Sonunda sesi anlamış olacak ki, hızla yastığının yan tarafında olan telefonu eline aldı ve gelen aramayı cevapladı.
"Alo," dedi, yeni uyandığı için sesi biraz kısık ve pürüzlü çıkmıştı. "Lorin," dedi telefonda ki ses. Sesi tanıdı annesinin doktoru Yusuf Bey'di.
"Buyrun önemli bir şey yok umarım bu saate aramışsınız." Dedi lorin. Korku sardı, cümleler ağzından yanlış bir şekilde çıkıyordu.
"Lorin, nasıl diyeceğimi bilmiyorum. Doğru kelimeleri seçmekte zorlanıyorum." Dedi doktor ve derin bir nefes aldı. "Lütfen uzatmayın uzattıkca zorlaşıyor." Dedi lorin. Ümidi vardı kötü haber olmazdı ona göre.
"Malesef bu sabah annenizi kaybettik." Dedi tek nefeste. Onun tek nefeste dediğini, Lorin milyon nefeslik olan hayatında ölmesine sebep oldu.
Telefon elinden düştü, "Yalan, yalan. Ölmez benim annem ölmez!" Diye bağırdı. "Ölmez o, yaşar, yaşatır ama ölmez!" Dedi. "Görmem lazım, görmem lazım, bırakmaz ki o beni." Dedi bu sefer bağırmak bir yana, sesi kendisine bile gelmiyordu.
Yataktan hızla çıkıp, odanın kapısına ilerleyip açtı ve abisinin odasına gitti.
Hızla açılan kapı ile yattığı yerden başını kaldıran Umut karşısında ağlayan kardeşini görünce, hızla yerinden kalkıp yanına gitti.
"Lorin bu halin ney, niye ağlıyorsun?" Telaş dolu ses ile söylediği kelimeler ile Lorin'in yere düşmesi bir oldu.
Yerde oturmuş, elleri parkeye dayalı bir şekilde hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. "Lorin, yalvarırım bir şey söyle, ağlama konuş." Diyip Lorin'in yanına çöktü.
"Ö-ööölmüş," dedi Lorin, hıçkırıkları arasında söylediği kelime bir zehir gibi Umut'u sarmış ve nefes alamayacak duruma getirdi.
"Lorin ne ölmesi, yaşar. Benim annem ölmez Lorin! Benim annem beni tek bırakmaz!" Diyip Lorin'in yanına çöküp, omuzlarından tutup sarstı. "Yoktur ölmez o, tek varlığım ölmez bırakmaz beni!" Dedi.
Bir süre sonra pes etti Umut ve ayağa kalktı, hızla baş ucunda bulunan telefon ve arabanın anahtarını aldı.
"Kalk gidiyoruz, görmeden inanmam ben, kesin yine yanlış anlamışsındır." Dedi. Lorin kalkamadı, "Kalksana kızım, aptal gibi kesin yine yanlış duymuşsundur, hadi kalk!" Dedi bağırarak, daha sonra hızla Lorin'in kolundan tutup kaldırdı .
Peşinden sürükleyip kapının önünde durdu, hızla kapıyı açıp ayağına bir terlik giydi, daha sonra Lorin'in ayağına da bir terlik giydirdi.
Asansörü beklemeden hızla merdivenlerden aşağı indiler, Lorin bir kaç kez tökezlesede bir şey demedi. Apartmandan çıkıp binanın önünde duran arabaya bindiler. Lorin hala ağlıyordu. Hiç konuşmadılar yol boyunca.
Sonunda hastanenin önüne gelip durdular. Umut hızla indi, Lorin ise ardından indi. Ama Umut'un hızla gittiği yolda Lorin canı çıkmışcasına yavaş ve ağlayarak gitti.
Umut öylece yerde oturup ağlayan babasına ve yatağın üstünde çarşafla yüzü kapanmış bedene baktı ve öylece yere çöktü. Lorin ise abisinin çöktüğü yere baktı ve hızla annesinin odasına koştu.
"ANNE!" Diye feryat attı. "ANNE! ÖLMEDİN SEN ANNE!" dedi hızla yüzü çarşaf ile kapanmış annesinin bedenine sarılırken. "ANNE UYAN ANNE! KURBAN OLAYIM UYAN!" Dedi. Hıçkırıklar ile ağlarken, Rasim Bey gelip kızına sarılıp annesinden uzaklaştırdı.
"Yapma," dedi, Lorin ile yere çökerken. Onun yası şimdi başlıyordu. "Anne!" Diye çırpındı babasının kolları arasında. "ANNE UYAN! ÖLMEDİN SEN, HANİ ÖLMEZDİN!" Diye bağırdı. Çırpındı babasının kolları arasında. Öylece annesine uzanmaya çalıştı, ama uzanamadı.
Babasının kolları arasında çırpındı, yaşar diye feryat etti annesinin cenazesine, ama bir şey olmadı. Lorin her, "Anne lütfen cevap ver!" Bağırışına karşısında sesiz durmuş cenaze cevap vermedi. Lorin'in annesi öldü, annesi ile o da öldü.
🤧
Lorin, teyzesi ve ik kadın ile annesini yıkayıp kefenliyordu, tamda rüyalarında gördüğü gibi. Annesinin sarılı olduğu kefene baktı.
Aklına annesi ile olan anılar geldi.
"Anne o ne parası?" Diye sordu Lorin. "Kefen parası bu Lorin." Dedi, kızının saçına küçük bir öpücük bırakıp. "Kefen ne ki?" Diye sordu küçük Lorin, iki elini yumruk yapıp çenesinin altına koyarken.
"Kefen, ölen insanların gömülmeden önce sarıldığı beyaz bez, demek Lorin'im." diye cevap verdi Ceylan Hanım.
"Anne boş ver sen kefen parasını, hem zaten kahramanlar ölmez, o yüzden bence bu parayı kumbaraya katalım, hem babam dedi ki para çok olursa bisiklet almama izin verecek." Dedi lorin. Gülümsedi ceylan Hanım.
Kızına kıyamadı, kefen parası diye topladığı parayı kumbaraya kattı.
Lorin yanılmıştı, kahramanlar ölürmüş, hemde öyle ölürmüş ki, kendileri hissetmez ama herkese acı verirmiş.
Annesi yıkandı, kefenlendi. Daha sonra Lorin annesinin kulağına eğilip, "Anne o gün beni uyarmalıydın, kahramanlar da ölür ve onların ölümleri daha can yakar. Beş yaşında ki Lorin'e gerçekleri söylemen gerekirdi. Ona bu koca yalanı söyleyip sonra ölmemeliydin." Diyip ayağa kalktı.
Daha sonra annesini tabuta koydular ve götürdüler, Lorin bir süre tabutun peşinden koştu en sonunda dayanamayıp düştü, dizileri yara oldu annesi gelip kaldırmadı. Elleri kanadı annesi gelip kaldırmadı, gözleri doldu annesi gelip kaldırmadı, annesi bir daha gelmemeye gitti.
"Cenazeyi getrin," dedi imam ve devam etti. "Cenazeyi gömmek için bir kaç kişi gelsin." Dedi.
Cenaze gömüldü, daha sonra cenaze namazı kılındı.
Ondan ilk ismini aldılar, cenaze dediler . Öyle olmaz mı genelde? İnsan ilk öldüğünde ondan alınan ilk şey ismidir. Cenaze derler, "cenazeyi getir, cenazeyi yıka, cenazeyi göm." Derler.
İsmini kullanmazlar, ismini unutmak için cenaze derler, senle birlikte ilk ismin ölür.
Cenazeyi gömdüler, namazını kıldılar. Daha sonra hepsi yavaş yavaş gitti. Evde ki olamadığı için Rasim bey ve umut gitti. Lorin mezarlıkta tekti, saat üçtü. Yerdeki karlar erimiş çiçekler tohum vermişti.
Öylece ağlıyordu Lorin ve duyduğu ses ile başını yasladığı topraktan kaldırdı. "Çok ağlamadın mı?" Diye sordu. Başını sesin geldiği tarafa çevirdi. "Ağlama, ağlayınca gelmiyor, " dedi karşısında ki adam. Lorin anlamaz şekilde baktı konuşan adamın yüzüne.
"Gerçekten bak, bir okyanus kadar ağladım ama gelmedi, giden gelmez üzme boşuna." Dedi karşında duran adam.
"Anne-m," dedi Lorin. Sesli çok ağladığı için fazlaca pürüzlü çıkmıştı. "Ölen annen mi?" Diye sordu adam. "Evet," diyip başını aşağı yukarı doğru salladı. "O zaman bütün göz yaşını tek sefere dökme, çabuk kurur göz yaşın, en ağlamak istediğin yerde kalırsın öyle, donuk bakışların ile insanları korkutursun, insanlar senden iğrenir." Dedi adam ve cebinden bir beyaz mendil çıkarıp Lorin'e uzattı , daha sonra ordan yavaş yavaş uzaklaşıp gitti.
Öylece elinde ki mendile baka kaldı Lorin, adamın söyledikleri aklında bozuk plak gibi tekrarlamaya başladı. "Ağlama, ağlayınca gelmiyor... İnsanlar senden iğrenir... Bir Okyanus kadar ağladım ama gelmedi..." Tekrar eden cümleler ile gözlerini sıkıca yumdu Lorin.
Gözyaşları durdu, elinde ki mendile baktı. Mendilin bir köşesinde 8 yazıyordu, am mendili çevirince o sekiz, sonsuzluk işaretine dönüşüyordu.
Daha sonra ayağa kalktı Lorin, üzerinde ki kumları sirkeledi Lorin ve yavaş yavaş mezarlığın çıkışına ilerleyip mezarlıktan ayrıldı, eve yürüyerek gitmek istediği için yavaş adımlar ile yürümeye başladı.
Yollar o kadar uzun sürdü ki aynı annesinin cenazesi gibiydi, öyle yavaş, öylece acılı ve öylece ölümcül. Fark etmiyordu ama ağlıyordu, elinde ki mendili ise sıkı sıkı tutmuştu.
🥺
Lorin eve gelmiş, yardım etmeye başlamıştı, içerisi tıklım tıklımdı, yemek verileceği için Lorin de yardım ediyordu. Teyzesi ne kadar dinlemesi gerektiğini söylese de dinlemedi, yardım etmek istedi.
İçeri girip serdiği sofradan sonra bir kadının yatan çocuğunu üzerini örtmek için istediği battaniyeyi getirmek için odaya gitti.
Biraz misafir battaniyelerini aradı ama bulamadı daha sonra bilmeden annesine seslendi. "Anne, battaniyeler nerde?" Dedi . Daha sonra aklına düşüşen şeyler ile yere çöktü. Annesi yoktu değil mi? Annesi ölmüştü.
Öylece yerde ağladı Lorin, canı çıktı, annesinin ölümü ile canı çıktı ve bir daha o canını bulamadı.
O gün o evden dört cenaze kalktı ama insanlar sadece tabutta taşınan için ağlayıp ağıt yaktı. İnsanlar diye yerde kalmış o üç cenaze için ne ağladı ne ağıt yaktı.
🗝️
Bitti, ay çok şükür bence bu düzenlemiş hali eski halinden çok daha iyi oldu.
Valla şahsi bir fikir bölüm güzel oldu. Şahsen eğer aklımda ki gibi bir ilerleme olursa çok güzel bir ilerleme olcak.
Sonunda şükürler olsun ki sınavlar da bitti, aktif olurum kesin, şimdi bunu dedim ama aktif pek olamıyacam bak buraya da yazıyorum. JAHDHDYDJEHDJDNDGİJBAHAOZHDHDJDHLORİN.
Neyse aşko kuşkolar, kendinize iyi bakın seviliyorsununuz