O bir günahkârdı. Kendisini eşsiz sanırdı. Sanmak, -eğer hatalıysa- insanı yanlış yola sürüklerdi. Karşımda oturuyordu. Bu tesiste yarattığımız yapay zekâ, bize onun hakkında bilgiler anlatıyordu. Hem dinliyor hem de onu süzüyordum. İçten içe, "Kimsin sen?" diyordum. "Nasıl aramızda girdi bu? Üstelik daha yeni?"
Biz sekiz kişiydik. Büyük bir tesisteydik ve burada yaşadık, burada eğitildik. Annemizi ve babamızı bilmezdik. Bu eşi benzeri olmayan bir dünyada, bir dünya daha yaratmak istiyorduk. Eğer bizim yaşadığımız dünyaysa, "Dünya 2" olarak da dünya yaratmak istiyorduk.
Henüz yaşımız kaçtı bilinmezdi, aslında robotların hiçbir yaşı olmazdı, insanlardan tek farkımız yaşamamızdı. İnsanlar yaşar ve ölürdü; bizler ise hiç yaşlanmazdık, bizler bir robottuk. Bir şirketimiz bile vardı, bir değil, iki üç... Tesislerde robot yapıp -veya bilimsel şeyler- dünyaya sunardık.
Bizi eğiten kişi derdi ki, "Evet, insanlarla tek bir ortak noktamız vardır, o da nefes almamız. Evet, organlarımız yapay değil ama yaşıyor da sayılmayız. Dünya kendiliğinden bir robot aslında, biz sadece gerçekleri sunuyoruz, projeleri değil. İnsanların günlük rutini, bir robotun projesidir. Bir kişi yaşamak istiyorsa neden her gün belli bir saatte kalksın? Neden hep kahvaltı yapsın? Karnımızı doyurmak için değil bu, bir robotun projesi aslında bu; rutin değil, proje. En önemlisi ise," Duraksamıştı. "Neden her gün yaşamak ister? Yaşamak, bir suçtur aslında." Herkes ezberlemişti bu sözü.
Biz robottuk, kodlarımız vardı. Sloganlar birer koddu, ezberlerdik. Kodu olmayan bir robotu... öldürürlerdi. Ezberlerdik; ilk zorunda kaldığım an o andı. Biz denekler, bu yüzden hareketlerimizi kontrol edebiliyorduk. Rol yapabiliyorduk, sadece bizi yaratanlar vardı o kadar. Her kuralı ezberlerdik, sürümünün sonuna kadar unutamazdık.
Danışman olan yapay zekâ, bana sesleniyordu; bense gözlerimi onun gözlerine dikmiştim. İnsanın içini okumak kolaydı robotlar için.
"Denek 1!" dedi yüksek sesle danışman. Sesini biraz kıssam iyi olacaktı.
Boş gözlerle ona baktım. "Ne?" dedim.
"Söylediklerimden ne anladın?" Bana hesap soruyordu.
"Anlarım ben her şeyi."
"Söyle o zaman,"
"Bu melez güzeli bizim gruba ait. Doğru mu duydum?" Başını salladı. Tamamen yapaydı o, tamamen içini açsan yapay organlarını görürdün. Kırk yaşındaki bir adam olarak yaratmıştık onu. "Ve de yeni," Başımı iki yana salladım hayal kırıklığıyla. "O daha yeni!" dedim ayağa kalkıp bağırarak. "Bizim gruba dâhil olamaz, zorla da kabul ettiremezsiniz."
"Denek 1, sakin ol," dedi tesisi yöneten adam. "O iyi bir seçim."
"Hayır, ne yapacaksanız benim üzerimde deneyin. Bu zamana kadar hep bendim deneklerin baş tacı. Şimdi ne oldu?" Tesisin salonda yaklaşık elli kişiyi aşkın vardı. "İlk denek bendim."
"Denek 1, kendine gel!" Kalabalığın arasındaki adam yapay zekanın sahibiydi. En yüksek kişiydi. Herkes onun yüce olduğunu sanıyordu. Karşımda durdu. "Kimseye sesini yükseltemezsin..."
"Onu kabul etmiyorum," dedim. Gözlerime baktı. Herkesin yaptığı tek şey buydu.
"Zorundasın." dedi ve hızlı adımlarla tesisten ayrıldı.
Arkamdaki grubuma baktım, bir de melez güzeline. Onun gelmesiyle dokuz kişi olacaktık. Ona güvenmiyordum.
"Denek 2," dedim karşımdaki kumral, uzun saçlı kıza. "Denek 9'a odasını göster." Melez güzeli ayrılana kadar gözlerim üzerindeydi.
Tesisteki herkes dağılmıştı, grubum da odalarına gidiyordu. Herkes gittiğinde yalnız kaldım bembeyaz odada.
Derken ışıklar kapandı. Gece vakti gelmiş olmalıydı. Nefret ediyordum geceden!
Yalnız kaldım kapkaranlık odada.